Oscar Wilde: Herkes Öldürür Sevdiğini!
-
Oscar Wilde: Herkes Öldürür Sevdiğini!
Herkes Öldürür Sevdiğini!*
Makale Yazarı: Sibel Göğen
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2018, 35. sayıda yayımlanmıştır.
“Ahlaklı ya da ahlak dışı kitap yoktur. İyi yazılmış ya da kötü yazılmış kitap vardır. Hepsi bu.”
#OscarWilde’ın “bir ruhun hikâyesi” olarak tanımladığı, saf bir ruha sahip olan #DorianGray’in sonsuz güzellik ve gençlik uğruna, giderek şeytani bir ruha bürünerek ödediği ağır bedeli anlatan “Dorian Gray’in Portresi”, tıpkı kahramanı Dorian gibi, yazarı Oscar Wilde’ın da çöküşünü ve trajik sonunu hazırlayan bir romandır.
Oscar Wilde (1854-1900), gerek yaşam tarzı, cinsel tercihleri, gerekse yapıtlarında ortaya koyduğu gözü pek yaklaşımla yaşadığı Victoria Dönemi’nde şiddetli tepkilere maruz kalmış bir sanatçıdır. Oldukça pırıltılı kişiliği ve zekâsıyla dönemine damgasını vuran, İngiliz edebiyatının bu parlak zekâsı çağına göre cüretkâr eserler vermiş ancak daha sonra eşcinsel olduğu, güçlü bir İngiliz aristokratı olan sekizinci Queensberry Markizi’nin oğlu genç Lord Alfred Douglas’la ilişkiye girdiği gerekçesiyle yaşamının son yıllarında yargılanıp iki yıl hapse mahkûm edilmiştir.
Üzerinde güneş batmayan imparatorluk, #Victoriadönemi İngiltere’si, bir yandan sanat ve bilim alanındaki gelişmelerle imparatorluğun en parlak dönemi unvanını alırken, diğer yandan toplumsal sınıf ayırımlarının, kilisenin ve dini baskıların en katı şekilde yaşandığı dönem olma özelliğini de gösteriyordu. Haliyle Queensberry davası kamuoyunun ilgisini çeken, yargıçların, savcıların önyargıyla yürüttüğü, mahkeme salonunun adeta tiyatro salonuna dönüştüğü, basının günlerce manşetlere taşıdığı ve kiliselerde vaaz konusu edilen bir dava olmuştu. 3 Nisan 1895’te başlayan dava homoseksüelliğin açıkça ortaya konulması anlamında da bir ilkti. Üstelik bu davada Dorian Gray’in Portresi, edebi eserler, mektuplar ve şiirler de delil olarak kabul edilmiş, mahkemede sorgulanmıştı. Genç ve yaşlı erkekler arasındaki ilişki konusunda düşünceleri hakkında pek çok soru soruldu Wilde’a bu mahkeme boyunca. Oysa dava esnasında Oscar Wilde kırk, Lord Alfred Douglas ise yirmi dört yaşındaydı, yani romandaki Dorian gibi bir yeniyetme değil, yetişkin bir genç adamdı. Wilde’ın avukatı Sir Edward Clarke, davadan çekilmesini ve gizlice ülkeden ayrılmasını şiddetle önerdiyse de Oscar Wilde, Lord Alfred’ in babasına karşı mahkemede kendisini, hatta belki de aşklarını savunacağını ümit etmişti içten içe. 26 Nisan 1895’te başlayan ikinci duruşmada ise #AlfredDouglas’ın yazdığı ve ilk kez The Camelon’da yayımlanan “Two Loves-İki Sevgili” şiiri gündeme getirildi. Cennet bahçesinde geçen bu şiirin son mısrasındaki “Adını söylemeye cesaret edilemeyecek Aşk”ın ne anlama geldiği soruldu Wilde’a. Cevabı öylesine duygulu, edebi, mitolojik ve coşku doluydu ki, Wilde derhal mahkeme tarafından susturuldu. Üçüncü duruşma 22 Mayıs’ta başladı, dostları Oscar Wilde’a ülke dışına çıkmasını önerdiler yine. Ancak Wilde, “bir korkak ya da kaçak olarak görülmek istemediğini” yazacaktı Lord Alfred’e gönderdiği mektuplarında. Oldukça parlak ve zeki savunmasına rağmen, mahkeme sonunda Oscar Wilde’ın tüm mal varlığına el konuldu ve iki yıl ağır kürek mahkûmu olarak Reading Zindanı’na gönderildi. Wilde, ünlü Reading Zindanı Baladı’nı ve Lord Alfred Douglas’a, yani Sevgili Bosie’ye, yazdığı mektupları derlediği De Profundis’i (Derinlik) bu mahkûmiyeti sırasında yazdı. Bu mektuplar “Epistola: In Carcere et Vinculis” diye başlıyordu; hapiste ve zincire vurulmuşken yazılan mektup!
İki yıllık mahkûmiyetinin ardından Fransa’ya yerleşip ismini değiştiren Wilde, Sebastian Melmoth adıyla zor koşullarda yaşadı. Birkaç yıl sonra da sefalet içinde öldü. Cenazesine yalnızca yedi kişinin katıldığını ve onların da mezarlığa kadar gelmediğini yazıyor yakın dostu André Gide De Profundis’in önsözünde ve diyor ki:
“Daha sonraları #Nietzsche beni o kadar şaşırtmadı; çünkü Wilde’ın şöyle dediğini duymuştum: “Mutluluk değil! Kesinlikle mutluluk değil. Zevk! İnsan her zaman en trajik olanı istemeli.”
Tek romanı olan, hedonizm (hazcılık) ve #homoerotik öğeler içeren Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın çöküş sürecinin de başlangıcı kabul edilir. Edebiyatta ve romanda eşcinsellik temasının kullanılması 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarına denk gelir. Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi (1891) adlı romanı ile Wilde’a ait olduğu tahmin edilen #Teleny (1893) adlı anlatı modern eşcinsel edebiyatının oluşumunda öncü rol oynamıştır. Wilde “Teleny” ve “Dorian Gray’in Portresi” uğruna aşağılanmış, toplum tarafından terk edilmiş ama yasakçı bakış açısına karşı durabilmeyi başarabilmiş cesur bir şair ve yazardır.
Oscar Wilde Dorian Gray’in Portresi’ni “bir ruhun hikâyesi” olarak tanımlıyor. Bir ruhun oto portresi olarak okunabilecek olan roman 1890’da Lippincott’s Monthly Magazine’de yayınlandığında eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuş, ahlaksızlık suçlamalarıyla karşılaşmış ve büyük tepki çekmiştir. Yanlış anlaşıldığı kanısına varan ve bundan üzüntü du yan Wilde 1891 yılında roman basıldığında “ilk okur kitlesinin ve eleştirmenlerin ilk tepkilerine yanıt olarak” önlem amacıyla kendi özdeyişlerini önsöz olarak kitaba eklemiştir ki bu önsöz günümüzde de alışılagelmiş “sanat” kavramını yeniden tanımlayan bir manifesto olarak kabul edilmektedir. Oscar Wilde, “Sanat sanat içindir” (Art for art’s sake) anlayışını benimseyen Estetik Akım’ın temsilcilerindendir. Sanatçıyı güzelliklerin yaratıcısı, sanatı ise güzelliği ve hazzı dile getirmek, olarak tanımlar.
Wilde’a göre sanat özünde ahlakdışıdır ve hiçbir sanatçı etik sempatiler peşinde koşmamalıdır. Sanatçının bu tür eğilimler göstermesi bağışlanmaz bir özenti ve abartıdır. “Hayatım bir sanat eseri gibidir. Ben yeteneğimi sanatıma, dehamı hayatıma kattım” der Oscar Wilde. Ama sansürden ve oto sansürden onun gibi cesur bir sanatçı bile tam anlamıyla kaçınamamıştır besbelli. Öyle ki romanın baskılarında neredeyse yüz yirmi yıldır temel alınan metin, eserin ilk kez yayımlandığı Lippincott’s Monthly Magazine’de çıkan, tepki çektiği için bizzat derginin editörleri ve Wilde’ın kendisi tarafından sansürlenerek, yeni bölümler eklenerek yayımlanmış halidir. Ülkemizde de uzun yıllar bu sansürlü metin temel alınarak pek çok baskısı yapılmıştır romanın. Harvard University Press tarafından yüz yirmi yıl sonra ilk kez yayımlanan ve Nicholas Frankel tarafından editörlüğü yapılan sansürsüz versiyonunda ise romanın 1890 yılında Lippincott’s Monthly Magazine’e teslim edilen sansürsüz nüshası esas alınmış, ülkemizde de 2015 yılında #Everest ayınları tarafından ilk kez sansürsüz baskısı yayımlanmıştır.
Roman yayımlandığında heteroseksüel içeriği on dokuzuncu yüzyıl okurları için çok kaba, homoseksüel içeriği ise günahkâr ve yasadışı sayılmıştır. Romanın sansürlü ve sansürsüz metinleri arasındaki farklılıklar, silinen ya da ilave edilen cümleler, eklenen bölümler, yumuşatılarak törpülenen terimler genellikle eşcinsel arzuyu daha açıkça ifade edenlerdir ve roman kahramanlarının ahlaki duruşlarını da ilgilendirmektedir. Sansürlenen, törpülenerek yumuşatılan kısımların çoğu ilk bölümlerde ressam Basil Hallward’ın Dorian Gray’e karşı hissettiği cinsel cazibe ve eşcinsel aşkla ilişkilidir.
Romanın birinci bölümü ressam Basil ve ona poz veren genç ve yakışıklı Dorian Gray arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Sansürsüz metinde ressam Basil’in daha ilk görüşte Dorian Gray isimli gence dostluk ya da hayranlığın çok ötesinde bir tutkuyla bağlandığı apaçık ortadayken; sansürlü metinlerde okuyucunun kafasında daha çok bir ressam ile ona modellik yapan ve eserlerine ilham veren bir gençle aralarındaki dostluk daha ön plana çıkarılmıştır. Örneğin sansürlü ve sansürsüz şu iki farklı ifadede olduğu gibi:
“Her şey senin bana bugün yapacağın modelliğe bağlı, Dorian.”“Bu sana bağlı, bugün uslu durup durmamana, Dorian.”
Yine Oscar Wilde orijinal metinde “worship/tapmak” gibi bir terimi birkaç kez üzerine basa basa kullanmayı tercih etmişken, sansürlü metinde bu kelime daha tasarruflu kullanılmıştır. Oysa “tapmak” ifadesi ressam Basil’in Dorian Gray’e karşı hissettiklerinin ta en başından beri dostluktan çok daha öte, alışılmadık ve karmaşık türden bir duyguyu temsil ettiğini daha bariz bir biçimde hissettirmektedir okura. Elbette ki Viktoria Dönemi’nde iki erkek arasında ahlaki açıdan kabul edilemez bir duygudur bu, üstüne üstlük yasa dışıdır, dolayısıyla sansürlenmiştir.
“Bana biraz Dorian Gray’i anlatsana. Onu ne sıklıkta görüyorsun?”
“Her gün. Onu her gün görmesem mutlu olamam. Tabii bazen ancak bir iki dakikalığına görüyorum. Ama insanın taptığı biriyle geçirdiği bir iki dakika hiç de az değildir.”
“Ama ona gerçekten tapmıyorsundur, değil mi?”
“Tapıyorum tabii.”
Yine sansürsüz metinde o dönemde iki erkek arasında ahlaki açıdan kabul edilemeyecek olan “extraordinary romance-sıra dışı aşk” terimini kullanmıştır Wilde. Oysa bu romantik ve sıra dışı aşk sansürlü metinlerde “tuhaf sanatsal putperestlik” ifadesiyle düpedüz maskelenmiştir.
“Çünkü ben, hiçbir zaman ona sözünü etmeye cesaret edemediğim bütün o sıra dışı aşkı o resme yansıttım. Onun bundan hiç haberi yok. Hiçbir zaman da olmayacak.”
Sonuçta, Basil’in Dorian’a olan romantik aşkını, eşcinsel arzularını tamamen kaldırmak yerine, onun ressamın sanatına ilham veren bir kaynak olduğu vurgulanmıştır ki, bir metni toplumsal açıdan kabul edilebilir kılmak için kelimeleri kaldırmak ve değiştirmek şeklindeki bu tür sansüre “sanitizasyon” deniliyor. Ancak bu sanitizasyon, romanı geç Viktorya dönemindeki okuyucular için daha kabul edilebilir hale getirirken, kahramanlarımızdan Basil’in duygularını sığlaştırıp, muğlaklaştırıyor, Dorian’ı ise ta romanın en başından itibaren ahlaki standartlarını kaybetmiş, duygusuz, acımasız, şımarık, küstah ve şeytani ruhlu bir karaktere dönüştürüyor. Oysa romanın ilk başlarında içindeki eşcinsel dürtüleri henüz yeni yeni keşfeden ve masum bir genç olan Dorian, hem Basil Hallward’ın romantik duygularına hem de Lord Henry’nin hedonist kışkırtmalarına kayıtsız kalamadığı için zamanla şeytani bir ruha dönüşmüştür.Romanın ilerleyen bölümlerinde ilk başlarda portreyi sergilemekten kaçınan Basil Hallward Dorian’a tabloyu sergilemeye karar verdiğini açıklarken, şimdiye dek hiçbir kadını sevmediğini ve yalnızca Dorian’ı sevdiğini ve genç adama karşı olan gerçek duygularını açıkça itiraf etmektedir. Viktoria Dönemi ahlak anlayışına göre elbette ki bu itiraf da kabul edilemez ve sansürlenir.
“Sus, konuşma. Sana söyleyeceklerimi duyuncaya kadar bekle. Bir erkeğin bir arkadaşına karşı hiçbir zaman duymaması gerekenden daha romantik duygularla seni taparcasına sevdiğim doğru. Neden bilmem, sevdiğim bir kadın olmadı hiç.”
Romanda sadece homoseksüel içerik değil, heteronormatif kurallara aykırı bulunan içerikde sansürden nasibini almıştır. Viktoria Döneminde evlilik dışı cinselliğin yasak olması ve tabu sayılan “metres” sözcüğü sansürlü metinlerde yer almazken sansürsüz metinde şöyle geçiyor:
“Söyle şimdi, Sybil Vane senin metresin mi?”
Dorian Gray ayağa fırladı, yanakları al al, gözleri çakmak çakmaktı. “Ne cesaretle böyle bir şey sorarsın, Harry? Korkunç bir şey bu. Sybil Vane kutsaldır!”
“Ama neden rahatsız oldun? Bana kalırsa bir gün metresin olacaktır.”Gelelim romanın asıl kahramanına:
“Korkup kaçtığımız tutkuların, tadına bakmaya cesaret edemediğimiz nefis günahların anısı bize rahatlık, dirlik vermez. Ah, gençlik! Gençlik! Dünyada gençlikten başka hiç, ama hiçbir şey yoktur.”Her ne kadar ressam Basil Hallward tarafından muhteşem bir portresi yapılan ve sonsuz güzellik ve gençlik uğruna “Keşke ben değil de portre yaşlansa” dileği kabul olan genç, güzel ve yakışıklı Dorian Gray romanımızın başkahramanı gibi gözükse de… Roman boyunca muazzam bir değişikliğe uğrayıp giderek çirkinleşen, tüm günahların bedelini ödeyerek iğrençleşen, vicdanın ta kendisi olan Portre de başlı başına bir kahramandır kanımca. Üstelik bu portre hem Dorian Gray, hem Lord Henry, hem ressam Basil Hallward ve hatta Oscar Wilde’dan pek çok şey barındırmaktadır benliğinde ve tüm karakterlerin bir karışımıdır aslında. Zaten romandaki karakterler için şöyle der Oscar Wilde;
“Basil Hallward, ben olduğumu sandığım ki şidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…”Oscar Wilde bu romanda pek çok Helenistik, mitolojik ve dini öğeden de ilham almıştır. Hadrianus’la genç Antinous’un aşkından esinlenerek kurguladığı eserinde, tıpkı yaşlanmakta olan Hadrianus için kendini Nil Nehri’nin azgın sularına bırakarak, kalan ömrünü sevgilisine armağan eden genç Antinous gibi, yaşlanmaktan korkan Dorian’a da portre aracılığıyla sonsuz gençlik bahşedilmiştir. Ressam Basil Hallward’ı yaratıcı Tanrı, Dorian’ı hazcılık ve kötülük fikirleriyle etkileyen Lord Henry’i şeytan, Dorian’ı ise Tanrı’ya başkaldırmış, isyankâr ve günahkâr, düşmüş bir melek gibi görmek de pekâlâ mümkün.
“Hepimizin içinde cennet ve cehennem vardır, Basil” diye haykırdı Dorian.
“Günahın sabahyıldızı olan o yüce ruh cennetten kovulduysa isyankâr olduğu içindir.”
Oscar Wilde, tıpkı Dorian Gray gibi, ikili bir yaşam sürmüş, eşcinselliğini gizlemiş, dönemin kuralları gereği Constance Lloyd ile evlenmiş, Cyril ve Vyvyan isimli iki çocuk sahibi olmuş ama bir yandan da eserlerinde Victoria Dönemi’nin bu ikiyüzlülüğünü eleştirmiştir.
“Aziz dostum, unutma ki bizler ikiyüzlülüğün anavatanı olan bir ülkede yaşıyoruz.”
Romanda ikiyüzlü toplumsal yapı, heteronormatif kurallar, evlilik kurumunun sahteliği ve göstermelik oluşuna da sıkça değinilmektedir.
“Hiç de değil, sevgili Basil. Evli olduğumu unutuyorsun, evliliğin tek cazip yanı her iki taraf için de yalan üzerine kurulu bir hayatı zorunlu kılmasıdır. Karımın nerede olduğunu hiçbir zaman bilmem, karım da benim ne yaptığımı bilmez.”
“Asla evlenme. Erkekler yoruldukları için evleniyor, kadınlarsa merak ettikleri için. Her iki taraf da hayal kırıklığına uğruyor.”
Dünya edebiyatına unutulmaz eserler kazandıran Oscar Wilde ve André Gide, eşcinsel kimliği öne çıkaran eserleriyle kuir (queer) edebiyatın oluşmaya başlamasını sağladılar. Oscar Wilde ve André Gide nadir görüşseler de dostlukları yoğundu. Gide’nin kariyeri Wilde’ın ölümünden sonra başlamış, Wilde’ın genç yazar André Gide üzerinde büyük etkisi olmuştur. Ama korkarım ki aşk, türü ve içeriği ne olursa olsun, galiba sonunda hep ölüme mahkûm.
Oscar Wilde’ın, Kraliyet Atlı Muhafız Alayı subaylarından mahkûm Charles Thomas Wooldridge’in karısı Ellen’i kendisine ihanet ettiği gerekçesiyle boğazını usturayla keserek öldürmesi sonucu Reading Zindanı’nda idam edilmesi üzerine kaleme aldığı ünlü Reading Zindanı Baladı’yla bitirmek isterim sözlerimi. Woolridge idam mahkûmu olarak Reading Zindanı’na getirildiğinde, koğuşlardan birinde tanıdık bir mahkûm vardır ki, o da sıra dışı bir aşk yüzünden iki yıl ağır hapse mahkûm edilmiştir. Wooldridge’in idamından çok etkilenen Oscar Wilde bu baladı yazarak onu ölümsüzleştirmiştir.
İster karşı cinsle olsun ister hemcinsler arasında; çağlar boyunca aşkın zaten hep günahkâr bir duygu kabul edildiğini, uğruna cinayetler işlendiğini, aşk yüzünden gözden düşen, felakete sürüklenen trajik hayatları, hapislere düşen âşıkları en güzel anlatan şiirlerden biridir kanımca. Hadi, Reading Zindanı Baladı’na kulak verelim hep birlikte!
Ancak herkes öldürür sevdiğini
Duymayan kalmasın
Kimi bunu sert bir bakışla yapar,
Kimi de pohpohlayıcı bir sözle,
Korkak, bir öpücükle öldürür,
Cesur ise kılıcıyla!
Bazıları gençliğinde öldürür aşkını
Ve bazıları yaşlılığında;
Kimi Şehvetin elleriyle boğar,
Kimi de Altının elleriyle
En kibarı bıçak kullanır,
çünkü böylece Ölü çok çabuk soğur.
Kiminin aşkı kısa sürer,
kimininki ise çok uzun
Kimileri aşkı satar ve kimileri satın alır;
Bazıları bu işi gözyaşlarıyla yapar,
Ve bazıları bir iç bile geçirmeden:
Herkes öldürür sevdiğini,
Ama herkes ölmez bu yüzden.Kaynakça:
Wilde, Oscar, Dorian Gray’in Portresi (3. Baskı, Sansürsüz Basım), Çev: Ülker İnce, Everest Yayınları, Temmuz 2016.
Wilde, Oscar, Dorian Gray’in Portresi (22. Baskı), Çev: Nihal Yeğinobalı, Can Yayınları, İstanbul, Mart 2016.
Wilde, Oscar, De Profundis (4. Baskı), Çev: Roza Hakmen, Can Yayınları, İstanbul, Ocak 2015.
Olsson, Linda, The Unacceptance of a Sinful Protagonist’s Moral Standards, The Cause and Effect of Censoring Oscar Wilde’s The Picture of Dorian Gray, Karlstad’s University, 2015.
A Textual History Picture of Dorian Gray, Harvard University Press, April 2011. http://harvardpress.typepad.com/hup_publicity/2011/02/ textual-history-picture-of-dorian-gray-frankel. html (Erişim tarihi: 14.07.2017).
Schreiber, Niels, 2013, The Picture of Dorian Gray. A Comparison of the two Versions, Munich, GRIN Verlag, http://www.grin.com/en/ebook/288210/the-picture-of-dorian-gray-acomparison-of-the-two-versions (Erişim tarihi: 14.07.2017).
Wilde, Oscar, Reading Zindanı Baladı, Çev: Yeşim Pirpir
Wilde, Oscar, Şiirler/Tiyatro Oyunları Denemeler, Yay. Haz: Gülperi Sert, Doğu Batı Yayınları, Ankara, Nisan 2017.
“I Will Take Your Answer One Way or Another” The Oscar Wilde Trial Transcripts as Literary Artefacts, Prof. Dr. Peter Paul Schnierer, Ruprecht-Karls-Universität Heidelberg Anglistisches Seminar, January 2010.
http://archiv.ub.uni-heidelberg.de/volltextserver/17145/1/MA-Arbeit-.pdf (Erişim tarihi: 14.07.2017).
Sorry, there were no replies found.
