Orhan Veli Kanık Değişim Arzusunun Şairi

  • Orhan Veli Kanık Değişim Arzusunun Şairi

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:12

    Orhan Veli: Değişim Arzusunun Şairi*

    Makale Yazarı: Gonca Özmen

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Temmuz/Eylül 2019 tarihli 39. sayısında yayımlanmıştır.

    Bir Roman Kahramanı
    Çadırımın üstüne yağmur yağıyor,
    Saros körfezinden rüzgâr esiyordu,
    Ve ben, bir roman kahramanı,
    Ot yatağın içinde,
    İkinci dünya harbinde,
    Başucumda zeytinyağı yakarak
    Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum;
    Bir şehirde başlayıp
    Kimbilir nerde,
    Kimbilir ne gün bitecek mevzuumu.
    (Ülkü, 1.1.1945)

    1914 yılında İstanbul’da doğan Orhan Veli, ilköğretimine başladığı Galatasaray Lisesi’nde dört yıl okur. Ailesinin Ankara’ya taşınması nedeniyle, ilkokul son sınıfı Ankara’da okur ve Ankara Lisesi’ni bitirir. Öğretmenleri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da bulunduğu lisede, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’la tanışır, arkadaş olurlar. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde başladığı yüksek öğrenimini tamamlamadan Ankara’ya dönerek PTT Genel Müdürlüğü’nde memur olarak çalışmaya başlar (1936-1942). Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’na girer (1945) ve 1947’de oradan ayrılır. Ondan sonra yaşamını, yazarlık ve çevirmenlikle sürdürür. 1 Ocak 1949 ve 15 Haziran 1950 tarihleri arasında, 28 sayı yayımlanan Yaprak dergisini çıkarır. 10 Kasım 1950’de, Ankara’da, gece karanlık bir sokakta yürürken belediyenin kazdırdığı bir çukura düştükten dört gün sonra, İstanbul’da beyin kanamasından, henüz 36 yaşındayken ölür. Şiirlerinde trajik olana yer vermemiş olan Orhan Veli’nin genç yaştaki trajik ölümü, şiirimiz için acı ve büyük bir kayıp olmuştur.

    Bir mektubunda, “17 yaşında bara gittim. 18’inde rakıya başladım. (…) Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim.” diyen Orhan Veli, hoş sohbet, arkadaş canlısı, çok nazik, eli açık, çok zeki ve belleği çok güçlü biridir. Âşık olduğu 12 kadından söz eden, tamamlanmamış “Aşk Resmigeçidi” adlı şiirinin elyazması, ölümünden sonra, diş fırçasına sarılı bir kâğıtta bulunur. Âşık olduğu kadınlar arasında ünlü polisiye roman yazarı Agatha Christie’nin de olduğu, mektuplaştıkları, hatta İstanbul’da görüştükleri bile söylenir. Sakalı, giyimi kuşamı ve kimi davranışlarıyla da dikkat çeker Orhan Veli. Pantolonunun paçaları, ayakkabılarının dört parmak üstünde olduğu için “bobstil” şair diye anılır. Melih Cevdet’in anlattığına göre, yakınlarını şaşırtıp güldürmek için iki yüz, üç yüz kadar baharat adı, elli altmış kadar balık adı sayarmış örneğin. Salah Birsel, şairin Kadıköy Halkevi’nde yaptığı konuşma sırasında masanın üstüne boylu boyunca uzanmak benzeri davranışlarıyla ilgi çektiğini yazar. Sabahattin Eyüboğlu, onun Keten Goynek türküsünü tam ağzıyla söylediğinden bahseder. Cemal Süreya da onun, yaşam biçimi, serüvenleri ve hakkında çıkarılan dedikodularla dikkati çektiğini vurgular. Behçet Necatigil’in onun sağlığında kendinden en çok bahsettiren şair olduğunu söylemesi kuşkusuz boşuna değildir.

    Cumhuriyet dönemi şiirimizde en köklü yeniliği yapan, edebiyatımızın öncü şairlerinden Orhan Veli, ilk şiirlerini Aralık 1936 yılında Varlık dergisinde yayımlamaya başlar. Bunlar ölçülü uyaklı, çoğu hece ölçüsüyle yazılmış; mutsuz bir bireyin aşk, özlem, hüzün ve yalnızlığını, düşlemleri ve karamsarlığını, çocukluk günlerini, geçmişe özlem ve doğa sevgisini dile getiren, duygusal şiirlerdir. Eski şiirimizi iyi bilen, o şiirin özelliklerine ve sesine, edasına uygun şiirler yazarak edebiyat dünyamıza giren Orhan Veli, toplumcu gerçekçi şiirin, Ahmet Haşim ve hece şiirinin egemen olduğu bir dönemde, 1940’lı yılların başında, yepyeni bir şiir anlayışıyla o zamana kadar kullanılmamış sözcükleri, işlenmemiş konuları şiire sokarak, alışılmadık bir ses ve edayla, başlangıçta yadırganan şiirler yazmaya başlamıştır. Aynı şiir anlayışını benimseyen Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le başlattıkları bu yeni şiir atılımı, Garip (1941) adlı, üçünün şiirlerini içeren bir kitap da yayımlamalarından sonra Garip şiiri olarak anılmaya başlanmıştır.

    Garip şiiri, gündelik yaşamı, sokağı, yaşayan insanı, öncelikle ezilen, geçim sıkıntısı çeken, kentin kenar mahallelerinde yaşayan küçük insanları kucaklamış ve onların dünyalarını, duygu ve düşüncelerini, beğenilerini, küçük sevinçlerini, sorunlarını konuşma diliyle, ironi ve yergiyle şiire sokmuştur. Garip’in önsözünde Orhan Veli, şiir anlayışını/anlayışlarını açıklamıştır. Alışılmış şiir ve beğeninin dışında, ölçü ve uyağa, söz ve anlam sanatlarına, şairaneliğe karşı, biçimsel ve içeriksel yönlerden yepyeni bir yapı ve söyleyiş getiren bu şiir, dönemin ünlü eleştirmeni Nurullah Ataç tarafından da desteklenmiştir. Doğan Hızlan’a göre ise “… humor da #Garip şiiriyle şiir dünyamıza girdi. (…) Garip’in ince alayı olmasa, sonraki kuşak humoru kullanmada kendine örnek bulamazdı.”(1)

    Garip dönemi şiirlerinde, eski şiire, ölçü ve uyak gibi geleneksel, kalıplaşmış şiir kurallarına, edebi sanatlar ve süslü söyleyişe, imgeye, alışılmış benzetme ve eğretilemelere, sıfat ve betimlemelere, özellikle şairaneliğe karşı bir tutumu benimsemiş olan Orhan Veli, geleneksel kalıpları kırarak, gündelik konuşma diliyle, yalın ve içten bir biçimde halk duyarlığına seslenmiştir. Kısaca, “Eski, kullanılmış, yıpranmış ne varsa yıkmayla başlamıştır Orhan Veli.”(2) Açık ve anlaşılır olması, konuşma dilini ve deyimleri kullanması nedeniyle de halkın beğenisini kazanmış, geniş bir okur kitlesine sesini duyurabilmiştir. Bunda, doğal ve rahat söyleyişinin, şiirini sokağın edası ve argosuyla da zenginleştirmesinin yanı sıra güler yüzlü, esprili, ince alaylı, yaşama ve insan sevgisiyle dolu, sıcak, aydınlık bir şiir yazmasının ve özellikle gündelik yaşam ve sıradan insanlardan söz etmesinin de etkisi olmuştur kuşkusuz.

    İkinci kitabı Vazgeçemediğim’de (1945), Garip çizgisindekiler yanında, döneminde uzak durduğu sözcük yinelemelerine, sıfat kullanımına, duygusallığa, ses ve uyumu, lirizmi önemsemeye doğru bir yönelim görürüz. Bu kitaptaki “İstanbul Türküsü” gibi şiirlerinde, halk şiirinin ses ve söyleyiş olanaklarından yararlanmasına karşın, şiirin gelenekten farklı, yeni bir havası da vardır. Destan Gibi (1946) kitabında da sürdürür folklordan yararlanma, halk deyişleri ve türkülerle iç içe şiirler yazmayı. Ancak bu beslenme, daha çok ses ve deyiş yönündendir. Turgut Uyar’ın “başarısız” (Bir Şiirden, s. 116) bulduğu bu uzun şiirde, folklor ve halk şiirinin kimi olanaklarının, bireyselle toplumsalın, çağdaş bir şiirdeki bireşimini görürüz. Bu arada, Orhan Veli’nin Nasrettin Hoca’nın kimi fıkralarını şiirleştirdiğini de belirtelim.

    Orhan Veli’nin şiiri, bir ‘tepki’ şiiridir ve yenilikçidir. Eskiye, alışılmışa karşı, sürekli yeniyi arayışı, şiirlerinde de sürekli bir değişim ve gelişimi beraberinde getirmiştir. Asım Bezirci’ye göre, “Edebiyatımızda klişeleri kırmaya ve birtakım yenilikler getirmeye onun kadar çalışmış az şair vardır.”, “Şiirin fildişi kulesinden sokağa inerek günlük hayata ve halk arasına karışmasını” sağlamıştır.”(3) Cemal Süreya da Orhan Veli’nin şiirimizde yenileşme için verdiği savaşımı, “edebiyatımızın en büyük kavgası” olarak niteler ve şöyle sürdürür: “Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.”(4) Turgut Uyar’a göre de “şiirimiz onunla, hiç yaşamadığı, tarihi boyunca yapamadığı bir yenilik, bir açılım kazanmıştır. Bir bakıma, tıkanan geleneksel şiirimize yeni bir pencere gibidir. Durulan, yenileşen dilimize de yeni bir alandır. O güne kadar şiir-dışı sözleri ve durumları, itildikleri karanlıktan çekip çıkarmıştır. (…) Bana kalırsa, getirdiği insan anlayışı -hem şiir, hem insan anlayışı açısından- büyük bir deneydir Türk şiiri için.”(5)

    Özellikle Garip dönemi şiirleri, mizah ve yergiyi önceleyen, okuyanı sarıp gülümseten, sıcak, az sözcüklü, kısa şiirlerdir. Bu kısacık, dört-beş dizelik şiirlerinde bile, bir duygu ve düşünceyi, çoğu zaman ironik, yoğun ve çarpıcı bir biçimde dile getirmiştir. Orhan Burian, “kısa şiiri edebiyatımıza o getirdi,” der.(6) Örneğin politikacılara, vatan sevgisinin sözle olamayacağı yönünde, alaysı bir göndermede bulunduğu, üç dizelik “Vatan İçin” şiirinde vatanı, milleti seviyormuş gibi görünen sözde/sahte milliyetçilere karşı, çarpıcı ve oldukça etkili bir politik yergi yöneltir: “Neler yapmadık şu vatan için! / Kimimiz öldük; / Kimimiz nutuk söyledik.”(7) Orhan Veli çoğu şiirinde sözcük ekonomisi uygulamış, genellikle kısa ve özlü şiirler yazmıştır. Daha önceden hiç kullanılmamış olan, eski şiirin seçkin sözcüklerine, sözcük elitizmine karşı ‘nasır’ gibi alışılmadık sözcükler kullanarak şiirimizin sözcük dağarını çeşitlendirip zenginleştirmiştir. Şiirlerindeki öze uygun biçim ve özellikle söyleyiş ustalığını, başarıyı özellikle kısa şiirlerinde görmekteyiz.

    Gündelik yaşantısıyla sıradan insanı, somut toplumsal ilişki ve sorunlarıyla şiirine taşımıştır Orhan Veli. Ancak toplumsal sorunlara sınıfsal açıdan, onları değiştirmek amacıyla, ideolojik olarak yaklaşmaz; dokunmakla, duyumsatmakla, yermekle yetinir. “Kitabe-i Sengi Mezar”, “Giderayak”, “Şoförün Karısı”, “Montör Sabri”, “Yokuş”, “Altındağ”, “Sucunun Türküsü”, “Güzel Havalar”, “Zilli Şiir” gibi şiirlerinde iyi-kötü, güçlü-zayıf yönleri, tutkuları, özlemleri ve kaygılarıyla emekçilerden memurlara yoksul, küçük insanları; “Pireli Şiir”, “Sizin İçin”, “Galata Köprüsü”, “Bedava”, “Karşı”, “Festival” gibi şiirlerinde geçim sıkıntısı çeken, sıradan insanların günlük yaşamlarından sahneleri, toplumsal haksızlık, eşitsizlik ve adaletsizlikleri, politik baskıyı konu alır. Horlanan, ezilen, sömürülen emekçi çoğunluktan yanadır. Güzel kadınları sevdiğini belirttiği bir şiirinde, “Güzel işçi kadınları / Daha çok severim.” der. (s.59) “Yol Türküleri” şiirinde, Ereğli ve Zonguldak’ın kömür işçilerinden, Tekel İdaresi’nin tütün ve sigara fabrikalarında çalışan işçi kızlardan söz eder: “Ellerinde yemek çıkınları / Rejiye giden işçi kızlar.” (s.129) 2. Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında, savaşın toplumsal etkilerini, halkın geçim sıkıntılarını, dolaylı yoldan da olsa duyumsatmıştır. Bu şiirlerde, emekçilere karşı duyarlı olduğunu, onlara sevgi beslediğini, eleştirilerinin toplumcu gerçekçi değil, duygusal bir tepki niteliğinde, yergi ve taşlama yoluyla dile getirildiğini görmekteyiz. Yalnızca toplumsal statü farklılıklarını ortaya koyduğu “Ahmetler” benzeri şiirleri yanında, “Bedava”da olduğu gibi, toplumsal eleştiri yaptığı, özellikle toplumsal konu ve sorunları işlerken politik düşüncelerini de şiirine kattıkları, daha çok Yenisi (1947) ve Karşı (1949) kitaplarındakilerle daha sonra yazdığı şiirlerdir. Bu şiirlerde, oldukça yalın, doğal ve rahat bir söyleyiş dikkati çeker. Yüksek sesli şiirler değildir bunlar. Ayrıca “İçinde” ve “Giderayak”tan “Sizin İçin”e toplumsalcı şiirlerinde, bireysel ögenin, ‘ben’ öznesinin yerini ‘biz’in, ‘siz’in aldığını görürüz. Söylediklerimizi destekleyen birkaç örnek verelim: “Sizin için, insan kardeşlerim, /…/ Alınlardan akan ter, / Cephelerde harcanan kurşun; / Sizin için mezarlar, mezar taşları, / Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;” (“Sizin İçin” şiirinden, s.150). “Kimi işinde gücünde, / Kiminin donu yok kıçında. /…/ Bu düzen böyle mi gidecek? / Pireler filleri yutacak; / Yedi nüfuslu haneye / Üç buçuk tayın yetecek?” (“Pireli Şiir”den, s.161). “Dikilir köprü üzerine, / Keyifle seyrederim hepinizi. /…/ Ama hepiniz, hepiniz… / Hepiniz geçim derdinde.” (“Galata Köprüsü”nden, s.154). “Gelir desen dar gelir; / Gün aşırı alacaklılar gelir.” (“Gelirli Şiir”den, s.171). “Sabah akşam gider gider geliriz, / Denizlerimizle ağaçlarımız arasında, / Yokluk içinde.” (“İçinde” şiirinden, s. 139). “Bu güzel dünya içinde / Sevin sevinebilirsen, / İnsanlığın haline karşı.” (“Karşı” şiirinden, s.155). “Hava bedava, bulut bedava; /…/ Otomobillerin dışı, / Sinemaların kapısı, / Camekanlar bedava; /… / Kelle fiyatına hürriyet, / Esirlik bedava; / Bedava yaşıyoruz, bedava.” (“Bedava” şiirinden, s.159). “Altındağ” şiirinde, Ankara’nın bir gecekondu mahallesindeki yoksul insanların düşlerinden söz eden şair, “Galata Köprüsü” üzerine dikilip seyrettiği, kayıkçısından kürekçisine, balıkçısından çımacısına çalışan insanların şiirini yazar ve “Karşı” şiirinde belirttiği gibi, güçlünün güçsüzleri ezdiği dünyada, sabahlara mutlu uyanamaz. “Vatan İçin”, “Karşı”, “Kuyruklu Şiir” gibi şiirlerinde, varlıklı-yoksul, çalışan-çalışmayan benzeri karşıt, çelişkili durumlardan yararlanır.

    Kimi toplumsal göndermelerinin, şiirlerinde bir dekor olarak yer aldığı, dramatik ögenin dolaylı anlatım ya da toplumcu düşünce ve siyasal içerik yerine, duygusal yaklaşımla yumuşatıldığı söylenebilir. Bu tutumunu Cemal Süreya şöyle eleştirir: “Tarihsel, toplumsal verilerle, felsefeyle, coğrafyayla da ilgilenmiyor hiç.”(8) Toplumsal aksaklıkları, sınıfsal düşmanlık, kavga, propaganda ve devrimci romantizme bulaşmadan, alaysı bir biçimde yererek, eleştirel yolla yansıtmıştır. En ciddi toplumsal sorunları işleyip eleştirirken bile, ince alaycı bir anlatımı yeğlemiştir. Yaşama, toplumsal olaylara olduğu gibi, savaşa da mizahla ve alaylı bir anlatımla yaklaşır. Savaş izleğini ideolojik, trajik değil; insancıl, barışçıl bir amaçla işler. Örneğin Hitler’den söz ettiği, ona bir çocuğun ağzından “Hitler amca!” diye seslendiği “Tereyağı” şiirinde, dalga geçerek Hitler’i yerer. Ezilse, horlansa da durumuna başkaldırmayan kahramanlarını, değer ve beğenilerini abartarak, espriyle ve hoşgörüyle şiirlerine katar.

    Orhan Veli, şiirlerine gerçek yaşamı ve somut insanı sokarak halkın ve halktan şiir kişilerinin gündelik yaşantılarından, sorunlarından söz etmiştir. Eski şiirin, soyut izleklerini ve insan anlayışını bir yana bırakarak yaşamı ve insanlarıyla gerçekliği, doğrudan, açık ve anlaşılır bir konuşma diliyle yansıtmayı amaçlamıştır. İnsanla iç içe ele aldığı doğaya yaklaşımı da gerçekçidir. Doğayı ve insanı anlatmada dikkatli bir gözlemci olarak küçük ayrıntılardan, görsellikten yararlanırken; betimlemelerinde süslemeden, çoğu zaman sıfatlardan ve tamlamalardan kaçınır, doğrudan anlatır. Şiir özneleri, “Dalgacı Mahmut”, “Cımbızlı Şiir”deki kadın gibi birkaçı dışında, yaşantıları, zevkleri ve özlemleriyle ezilen, geçim sıkıntısı çeken küçük insanlardır. Örneğin Süleyman Efendi, Montör Sabri, Şoförün Karısı, Beyaz Maşlahlı Hanım gibi şiir özneleri, dünya görüşü, zevk ve alışkanlıklarıyla sıradan, yaşayan, gerçek insanlardır.

    Boyacı sandığında okla yaralı kalp resmi olan ayakkabı boyacısından, akşamüstleri muhallebiciye gidenlere, altın dişli yosmadan “Bunca yılın Halime’si”ne… şiirini yazdığı insanların yaşamını, değerlerini, konuşma dillerini iyi bilen Orhan Veli; şiir öznelerine, konuya uygun biçim ve söyleyişler yaratarak, güncel izlekleri izlemesine karşın, kalıcı şiirler yazmıştır. Melih Cevdet Anday, “Ankara’daki kundura boyacılarının, garsonların çoğunu adıyla bilir, onlar da onu tanır severlerdi.” der bir yazısında.(9) Sadece aydınlara, azınlığa seslenen süslü, coşkulu nutukça ya da haykıran, sesli şiir öznelerinin yaşamlarını yücelten, kimi zaman trajikleştiren, acı ve karamsarlık duygularını yoğunlaştıran şiirler yazmamıştır o. Şiirlerini salt biçimsel ögelerle sınırlamak yerine, doğal söyleyiş ve anlamı önceleyen, ‘kafa’ya, yani akıl ve zekâya seslenen şiir anlayışını benimsemiştir. Ancak onun karşı olduğu yapmacık duygusallık, söz ve anlam sanatlarıyla süslemeciliktir. Yoksa ciddilik adına, duygusal boyutu, lirizmi tamamen göz ardı ederek soğukluğa düşmez; sessel uyuma/ritme dikkat eder, sözcük yinelemeleri ve sıfat kullanımına yer verir ki Garip dönemi son raki şiirlerinde görürüz bu tutumunun örneklerini. “Tahattur”, “İstanbul’u Dinliyorum”, “İstanbul Türküsü”, “Ayrılış”, “Bir Duyma Da Gör” benzeri şiirleri için söyleyebiliriz bunu.

    Düzyazı dilini şiirde en başarılı biçimde kullanan şairlerden biri sayabileceğimiz Orhan Veli, şiirde dizeci değildir; bütünü önemser. Uzun şiirlerinde de sağlam bir anlamsal, yapısal bütünlük görürüz. Ona göre şiir, “tamamiyle mânadan ibaret”tir. Şiirde, ‘bülbül’ ve ‘gül’ devrinin bittiğini, sanatın halkın yararına olmasını, halka, onun zevkine seslenmesi gerektiğini düşündüğü için; halkın diliyle yazar; açık, içten, pürüzsüz söyleyiş ve yalın anlatımının yanı sıra deyimlere, özdeyişlere sıkça yer verirdi. Dilde arılaşmayı, söyleyiş biçimi/edayı önemsediği ve eskide direnmeyi “irtica” saydığı için, arı bir konuşma diliyle yazdı. Basitlik ve “iptidailik”in sanat eserine ve şiire gerçeklik getirdiğini söyler Garip’in önsözünde. Kimi şiirlerinde, konuşur gibi, doğrudan bir söyleyiş vardır: “Heey! / Ne duruyorsun be, at kendini denize; / Geride bekleyenin varmış, aldırma;” (“Hürriyete Doğru” şiirinden, s.153).

    Yaşam biçimiyle de farklı bir kişiliğe sahip olan Orhan Veli’nin şiiri, kendi yaşamından da birçok izler taşır. 20 yaşından sonra “sefalet çekmesini” öğrendiğini ve “çok Bella aşık olduğu”nu söyler.(10) Kişisel yaşantısıyla ilgili şiirleri arasında, “Anlatamıyorum”, “Güzel Havalar”, “Efkarlanırım”, “Illusion”, “Sevdaya mı Tutuldum?”, “Sabaha Kadar”, “Oktay’a Mektuplar” şiirlerini sayabiliriz. “Ankara, 10.12.37, saat 14.30” notunu düştüğü “Oktay’a Mektuplar” şiirinin II. bölümünde “Ve bugünlerde Melih’le ben / Aynı kızı seviyoruz.” der ki Melih Cevdet de doğrular bunu: “Delikanlılığımın hemen en güzel günleri bir arada geç ti. İkimiz birden aynı kıza aşık olduğumuz bile vardır…” der.(11) “Sere Serpe” şiirini ise arkadaşlarından, Tercüme Bürosu’nda da çalışmış olan, çevirmen Erol Güney’in baldızı Bella için yazmıştır. Bella, bir süre Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde İngilizce, Fransızca, Almanca ve jimnastik dersleri vermiş; Orhan Veli, onu Sabahattin Eyuboğlu’nun evinde, bir odada sedire uzanmış, ders çalışırken gördükten sonra o şiiri yazmıştır. Denizi, yüzmeyi, balık avlama ve kürek çekmeyi çok seven Orhan Veli, “İstanbul’u Dinliyorum”, “Hürriyete Doğru”, “Deniz Kızı”, “Denizi Özleyenler İçin” şiirlerinde su ve denizi, doğduğu ve büyüdüğü şehir olan İstanbul’u odağına almıştır.

    Orhan Veli’nin şiirlerinde, çocuklar ve çocukluk anıları da önemli izleklerden biridir. Kimi şiirlerini çocuk ağzıyla, çocukça duygu, düşünce ve davranışları, çocukluğun masalsı dünyası, düşlemler, özlemler ve sorumsuzluğunu yansıtarak yazmıştır. “Ağacım”, “İnsanlar II”, “Saka Kuşu”, “Robenson”, “Rüya”, “Bayram”, “Gemilerim”, “Fena Çocuk”, “Kuş ve Bulut” (O. Rifat’la birlikte yazılmış), “Tereyağı”, “Yaşıyor musun?”, “Ağaç” bu tür şiirlerindendir. Bunlarda kaydırak oynamayı bilen, ağaçtan, kağıt helvadan, güvercin olmaktan, gökyüzüne kaçırdığı balonuna ağlayan çocuktan, haminnesinden, annesinden söz eder; “Kuşçu amca!”ya, “Hitler amca!”ya seslenir; kuşçudan bulut satın almak ister.

    Çağdaş Batı şiirini, özellikle çağdaş Fransız şairlerini iyi bilen ve çeviriler de yapan Orhan Veli, başta Jacques Prevert ve gerçeküstücülerden de beslenmiştir. Kimi şiirlerinde üst gerçekçi ögeler, masalsı bir hava bulunur: Gökyüzünü boyamaktan, yırtılan denizleri dikmekten, alıp götürdüğü gözleri satamadan getiren şeytandan söz eder; ciğercinin kedisine aşk rüyası gördürür; ispiyon cu kargalar benzeri imajlar kullanır; rakı şişesinde balık olmak ister. İçinde La Fontaine’in manzum masal çevirilerinin, Fransız Şiiri Antolojisi’nin de olduğu (12) kadar çeviri kitap yayımlamıştır. Aragon’dan yaptığı “Elsa’nın Gözleri”, Charles Cros’tan “Çirozname” gibi çevirileri, bu alanda oldukça başarılı örnekler olarak gösterilir. Orhan Veli, çevirdiği şiirlerin yapı ve dilsel özelliklerini yansıtmaya dikkat ederken, Türkçede yabansı durmaması için sözcük seçimi, söz dizimi ve söyleyişe oldukça özen göstermiştir. Düzyazılarında, sanat, edebiyat ve şiir üzerine düşüncelerini ortaya koymasının yanı sıra düşünce özgürlüğü, demokrasi ve insan haklarını savunmuştur. Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le birlikte, Ankara’da, iki günlük açlık greviyle, hapishanede açlık grevine başlayan Nazım Hikmet için “Nazım’a Özgürlük” girişimini desteklemiştir. Döneminin önemli dergileri arasında sayılan “Yaprak”taki yazılarında, inanç ve doğrularından, demokrasi için savaşımından ödün vermemiştir. 1940’larda oldukça etkili olan, sevilen ve çok okunan Orhan Veli şiiri, bugün de okunurluğunu sürdürüyor. Bütün Şiirler’i, en çok baskı yapan şiir kitapları arasında. Memet Fuat bir söyleşisinde, “Orhan Veli’nin Bütün Şiirleri tam anlamıyla bir ‘best-seller’… Sürekli yeniden basılıyor… Bir yandan da korsan basımları yapılıyor…” derken12 Afşar Timuçin’e göre, “Her zaman okunacak şiirdir Orhan Veli’nin şiiri. Gelecek kuşaklar da onda çok şey bulacaklar”dır.(13) Ancak onun eski şiirle kavgasını, “şiirlerinde vermek istediği”ni, “eski şiir ne değilse onun çevresinde dolanmaya başladığı”nı söyleyen Cemal Süreya, bu uygulamanın “onu sınırladığı”nı belirtir. Şiirlerindeki eksiklikler arasında, müzik ve imgenin, dramın olmamasını, tarihsel-toplumsal veriler ve felsefeyle ilgilenmemesini de sayar.(14) Mehmet H. Doğan da benzer eleştirilerde bulunur: “Kendinden önceki şiirin alışılmış kalıplarına, mekanik vezin ve kafiye oyunlarına, kim bilir kaç ağızdan arta kalmış imgelerine, toplumsal yapıdan ve somut insandan kopuk temalarına başkaldırırken, bir yerde, şiiri kaçırmıştır elden.”(15)

    Şiirleriyle de yaşamıyla da dikkatleri çekmiş, övgüyü de yergiyi de görmüş; Asım Bezirci’nin yenilik savaşçısı, “şiir devrimcisi” saydığı, Cemal Süreya’nın deyişiyle şiire kasket giydiren, yazmaya neredeyse kendinden öncekileri yıkarak başlamış, değişim arzusunun şairi Orhan Veli’ye bir yeni ışık daha düşürmek, küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedik bu dosya ile. Bugün de güncelliğini koruyan, okurun ilgisini çeken, okura estetik haz veren, esin kaynağı olmayı sürdüren Orhan Veli şiirinin, yeni okumalarla, yeni yorumlarla yeni katmanlar, yeni kollar, yeni yollar edineceğine inanıyoruz. Çabamız bu.

    1 Doğan Hızlan, Saklı Su, YKY, Aralık 1996, s. 21-23.
    2 Mehmet H. Doğan, Şiirin Yalnızlığı, Broy Yayınları, Nisan 1986, s.146.
    3 Asım Bezirci, Orhan Veli, Gözlem Yayınları, Ekim 1979, s. 81 ve s. 118-119.
    4 Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Yön Yayıncılık, 1991, s. 121.
    5 Turgut Uyar, Bir Şiirden, Ada Yayınları, 1983, s. 116, 118.
    6 Orhan Burian, Denemeler – Eleştiriler, Cem Yayınevi, Kasım 1993, s. 93.
    7 Orhan Veli’nin şiirlerinden yapılan alıntılar bu kitaptandır: Bütün Şiirleri, Can Yayınları, 1982.
    8 Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, s. 122.
    9 Asım Bezirci, Orhan Veli, s. 16. 10 y.a.g.e., s.14.
    11 Mahir Ünlü-Ömer Özcan, 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı 3, İnkılap Kitabevi, 1990, s. 96.
    12 Memet Fuat, Biçemden Biçeme, YKY, Ocak 1999, s. 315.
    13 Afşar Timuçin, Yeni Şiirimizin Kısa Romanı, Bulut Yayınları, 2003, s. 207.
    14 Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, s. 122.
    15 Mehmet H. Doğan, Şiirin Yalnızlığı, s. 142.

    #orhanveli

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Orhan Veli: Değişim Arzusunun Şairi* Makale Yazar…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now