Orhan Veli Kanık: BİR ROMAN KAHRAMANI YARAT(AMA)MAK
-
Orhan Veli Kanık: BİR ROMAN KAHRAMANI YARAT(AMA)MAK
ORHAN VELİ’DEN BİR ROMAN KAHRAMANI YARAT(AMA)MAK*
Makale Yazarı: Ürün Şen-Sönmez
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/ Eylül 2019) 39. sayıda yayımlanmıştır.
Biyografik roman melez bir türdür, bu sebeple biyografik romanın sınırlarının çizilmesi, tanımının yapılması biraz güçtür. Biyografinin gerçeklik iddiası ve bilgilendirme amacı ile romanın kurmacaya dayalı olması ve estetik haz gayesi de bazı çelişkiler doğurur. Buna özellikle postmodernizm ile beraber türler arasındaki sınırların muğlaklaşması da eklenince biyografik roman kavramı pek çok açıdan tartışmalı hâle gelir.
“#Biyografi her şeyden önce bir belge toplama işidir.” (Çetindaş, 2016: 92) Dolayısıyla biyografiler de bu toplanan belgelerin tasnif edilmesi, seçilmesi, ayıklanması, sıralanması ile kurgulanan, gerçeğe dayalı metinlerdir. Biyografilerin bir kısmının edebî metin olarak kabul edilmesi, kullanılan dilin ve üslubun sanatkârane olmasındandır.
Oysa #roman, özü gereği gerçeği yaratma ya da yansıtma, öğretme iddialarından bağımsızdır; bir sanat metni olarak da kurmacaya dayanır. Biyografik romanda #gerçeklik problemi tartışmaları, tarihî romandakine benzer şekilde, bu noktada başlar. Bir yandan sanatkârın gerçeği doğrudan nakletmek, yansıtmak, öğretmek gibi bir zorunluluğu yoktur ve roman özü gereği #kurmaca bir metindir; öte yandan romanın merkeze aldığı biyografinin öznesi gerçek bir insandır ve biyografik gerçeğin dışına çıkılacaksa ortaya çıkan anlatı “biyografik” olma vasfını artık taşımayacaktır.
Bütün bu tartışmalara rağmen yine de biyografik roman tanımları arasında bazı ortak noktalardan söz edilebilir. Sözgelimi biyografik roman merkeze olayı değil insanı alır. Merkezdeki bu insanın iç dünyasının çözümlenmesi, biyografi kahramanının yaşayan bir insan olarak yeniden kurgulanması romansal niteliği arttıracaktır. “Roman ile biyografinin ortaklığı ya da veri geçişi noktasında her araştırmacı aynı mesafede değildir. Ancak genel olarak eleştirmenler, biyografik romanın kurgunun kurgusu olduğu konusunda hemfikirdirler. Çünkü modern biyografi ile birlikte yazarın öznesi üzerinde gerçekleri tahrif etmediği sürece bir denetim hakkı olduğu ve yaratıcı olabileceği yönünde bir eğilim mevcuttur.” (Çetindaş, 2016: 90) Yukarıdaki alıntıda ayırt edici bir özellik olarak “gerçeklerin tahrif edilmemesi” öne çıkar. Bu durumda biyografik roman, biyografik olma vasfını öznenin hakikatini korumasından almaktadır. Bunun dışında sanatkârın özneyle ilişkili malzemeyi dilediğince kurgulama şansı vardır. Zaten buradan hareketle biyografik roman için çoğunlukla #Sauerberg’e atıfla “non fiction fiction” tabiri kullanılır.
Türk edebiyatında biyografi ve biyografik romanın -öncül türlerin de birikimiyle- çoğunlukla iç içe geliştiği söylenebilir. Ancak Apaydın’ın saptamasına göre özellikle 1990’lı yıllardan sonra biyografik romanlar sayıca artar. (1) 2000’li yıllarda biyografik roman örnekleri çoğalmaya devam eder. Bu dönemde biyografik romanın popüler romanla iç içe geçtiğini söylemek mümkündür. Son yıllarda kahramanlarını yakın tarihin ya da geçmişin şair ve yazarlarından seçen biyografik-popüler romanlar dikkat çeker. Söz konusu romanlarda #kahraman seçiminde, özellikle sosyal medyada kendilerine ait olan ya da olmayan dizelerle, cümlelerle sık sık anılan sanatkârların bilinirliğinin de önemli olduğu görülmektedir. Bir bakıma, popüler romanın bilinir olana yönelik tercihi ile biyografik romanın kişinin hayatına yönelik merakı tatmin etme eğilimi birleşir ve merkez kişilerini yakın tarihin-geçmişin sanatkârları olan biyografik-popüler romanlar ortaya çıkar. Bu romanlar arasında Orhan Veli’yi yeniden kurgulama iddiasında olanlar da mevcuttur. Bu yazı da daha çok Orhan Veli’nin kurmaca bir karakter olarak yeniden yaratılıp yaratılamadığını tartışmaya odaklanmaktadır. Bu sebeple incelenmek üzere, özellikle biyografik roman olduğu iddiası ve notuyla basılan Unutabilmek Maviler İçinde, Orhan Veli – Mahallemde Akşamlar ve Orhan Veli’nin Karşılıksız Aşkı: Bella esas alınmıştır. Söz konusu romanlar hem romansal nitelik, hem biyografik roman ilkelerine uygunluk bakımından sorgulanmıştır.
Belki sorulması gereken ilk soru, elbette farklı yanıtlar üretilebilecekse de, Orhan Veli bir kurmaca karakter olarak inşa edilirken, onun gerçek kişiliğinin hangi yönü veya yönlerinin vurgulanmasının biyografik roman kurgusu ve iç çözümleme olanakları için gerekli olacağıdır. Sözgelimi, yazılacak biyografik roman Orhan Veli’nin edebî sergüzeştine odaklanabilir, hayat hikâyesini mümkün olduğunca aslına sadık kalarak bir olay örgüsüne dönüştürebilir. Öte yandan onun kişiliğini var eden bir hususiyete de odaklanabilir. Bir başka açıdan, hayatın hakikati karşısında kişiliğin ve kişinin dönüşümleri merkeze alınabilir. Söz konusu Orhan Veli ise ölümüne odaklanmak bile başlı başına bir izlek yaratmaya yetebilir. Bu durumda Orhan Veli’yi kurmaca bir kimlik olarak inşa ederken #yokluk, yoksulluk, #yalnızlık, siyasi ve sosyal ortam gibi değişkenlerin hayatını nasıl biçimlendirdiği üzerinde durulabilir. Orhan Veli hakkında bilgi ve belge toplama, toplananları tasnif etme, seçme, ayıklama ve kurgulama safhaları biyografik bir metin için gereklidir. Ancak metnin türünün biyografiden biyografik romana dönmesi için gerekli olan koşullar da vardır. Eğer ortaya koyulan eser biyografik roman olma iddiasında ise gerçekten kurmacaya taşıdığı ve yeniden yarattığı karakterin bir derinlik taşıması gerekir. Romanın merkezinde insanın olmasının arka planındaki sebepler ve koşullar ile biyografinin merkezinin birey olmasının arka planındaki sebepler ve koşullar arasındaki koşutluk reddedilemez kuşkusuz ancak roman, bir tür olarak belki asıl hususiyetini karakter inşası ve karakterin psikolojik derinliği ile kazanır. Ortaya koyulan yapıt, biyografi olarak sınırlandırıldığında nesnel gerçekliğe dayanacak ve karakterin hayatını nakletmek yeterli kabul edilebilecektir; karakterin derinlikli inşası ve psikolojik derinliği ise yazarın esas meselesi olmayabilir. Ancak yapıtın biyografik roman örneği olarak adlandırılması, karakterin psikolojik derinlik içermesini ve hayat hikâyesinin olaylaştırılmasının ötesinde yaşayan bir kurmaca karakter olarak yeniden yaratımını içermelidir. Bu açıdan bakıldığında aslında Orhan Veli’nin karakter olarak da hayat hikâyesi olarak da biyografik roman için verimli bir kaynak olduğu savlanabilir. Ancak görülen o ki Orhan Veli biyografik romana ancak “malzeme” edilmiştir.
Orhan Veli, Türk şiirini ve Türk edebiyatını dönüştüren önemli isimlerden biridir. Bu yönü göz önünde tutulduğunda hakkında yapılan akademik çalışmaların yeterli olduğunu söylemek pek mümkün değil. Burada, yapılmış akademik çalışmaların niteliğinden söz etmiyorum, Orhan Veli’nin biyografisini tam anlamıyla aydınlatacak edebiyat tarihi çalışmalarının da onun eserlerini merkeze alarak tartışan edebiyat eleştirisi çalışmalarının da yeterli sayıda olmadığından söz ediyorum. Bunun çeşitli sebepleri olabilir ve bu sebepler tartışmaya açık olabilir. Ama genel olarak son zamanlarda çalışma konuları arasında şiirin romana göre daha az yer tutması, Orhan Veli’nin “#garip” şiiri ile ilgili söz söylemenin ciddi bir birikim gerektirmesi ve birtakım itirazlara, tartışmalara hazır olmak anlamına gelmesi etkenler arasında sayılabilir.
Diğer yandan Orhan Veli’nin hayat öyküsünün ilgi çekici, Orhan Veli’nin de “#trajik” olduğunu söylemek herhâlde mümkündür. Bu yönüyle de Orhan Veli’nin bir roman kahramanı olarak tasarlanması oldukça mümkündür. Ayrıca kısa hayatı boyunca yaşadıkları, gerçekleştirdikleri, başardıkları, başaramadıkları, aşkları, şiirleri, edebiyat dünyasında yarattığı etki vs. ile derin likli bir karakter olarak inşa edilmeye ya da bir başka deyişle hem biyografın hayat hikâyesini yazmak için seçeceği bir özne olarak hem de bir roman kahramanı olarak kurgulanmaya oldukça uygundur. Buna rağmen, hâlihazırda Orhan Veli’yi psikolojik derinliği olan bir karakter olarak merkezine yerleştiren bir biyografik romandan bahsetmek mümkün değildir.
James Wood (2010), John Barth’a atıfla postmodern romancının “Unutmayın, bu karakter yalnızca bir karakter. Onu ben icat ettim.” (77) der. Karakterin icadı, karakter inşası gibi konularda #postmodern metinlerin ve kuramın da etkisiyle kalıpların değiştiğinden, değişmekte olduğundan söz edilebilir. Ancak söz konusu biyografik romansa, karakter, romandaki gibi icat edilmiş biri değildir; gerçekte vardır; yeniden yaratılmış, yeniden kurgulanmıştır ama icat edilmemiştir. Bu bakımdan karakter, romanın yazarına ve sonra okuruna ait olmanın öncesinde ilk olarak kendine ait bir insan olarak varlığını kurmuştur. Bu bağlamda Orhan Veli’nin hayatını mercek altına alırsak, kurduğu kimlik, bu kimliği inşa aşamaları ve bu kimlikle inşa edilen yaşam, biyografik romanda aranan en mühim niteliklerin, karakterin iç derinliğinin ve yaşayan bir özne olarak yeniden yaratımının inşasında yanıtlanması gereken sorular oluşturmalıdır. Bu varsayımdan hareketle ele alınan romanlara bazı sorular yöneltilebilir: Roman Orhan Veli’nin hayatının bir kesitini mi yoksa tamamını mı olaylaştırmaktadır?, Olaylar Orhan Veli’nin karakterinin inşasında ne derece önemlidir?, Orhan Veli ile ilgili gerçeğe dayanan anılardan, onunla ilgili izlenimlerden, onun tavır, tutum ve tepkilerinden, karakteristik özelliklerinden ne ölçüde faydalanılmıştır? Orhan Veli’nin kurmaca bir karakter olarak inşasında yazar, Orhan Veli’nin hangi yönlerini ya da hayatının hangi hadiselerini merkeze almaktadır ve bu merkeze alınan yönler ile hadiseler Orhan Veli’nin psikolojik derinliği olan bir karakter olarak inşası için yeterli midir?..
Elbette yazılan bir biyografi değil biyografik roman olunca yazarın yukarıdaki soruları kurmacanın imkânları ile çeşitlendirmesi, elemesi, merkeze alması olağandır. Ancak biyografik romanın niteliğini de seçilen sorular ve yanıtlar belirleyecektir.
Bu çalışmada Orhan Veli’nin hayatını merkeze alan ve onu kurmaca bir karakter olarak tekrar yaratma iddiasında olan üç roman merkeze alınmıştır.2 Unutabilmek Maviler İçinde, Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar ve Orhan Veli’nin Karşılıksız Aşkı: Bella adlı bu üç romanın ilk ikisi biyografik roman iddiasıyla yayımlanmış eserlerdir. Sonuncu eser ise biyografik roman iddiası ile sunulmasa da Orhan Veli’yi bir kurmaca karakter olarak inşa etmesi sebebiyle incelenen eserler arasına dâhil edilmiştir.
Unutabilmek Maviler İçinde, Orhan Veli’nin hayatını, gerçeğe ve kronolojik akışa mümkün olduğunca bağlı kalarak anlatan bir metindir. Ancak söz konusu romanda, hayat hikâyesinin olaylaştırılması dışında Orhan Veli’nin, psikolojik derinliği olan bir karakter olarak kurgulandığını söylemek mümkün değildir. Eser, biyografik romanın yaygınlıkla kabul edilen ilkelerine uygun şekilde Orhan Veli’nin doğumu ile başlar ve ölümü ile sona erer. Bu bakımdan, merkeze alınan kişinin hayatının bir kesiti değil, tüm yaşamı romana dâhil edilmiştir. Yazarın söz konusu hayat hikâyesinden birtakım seçimler yaparak romanı kurgulaması da yine biyografik romanın nitelikleri ile uyumludur.
Roman, Orhan Veli’nin doğumu ile başlar. Şairin çocukluk ve ilk gençlik yılları, Orhan Veli’nin kurbağadan korkması, kardeşi Adnan ile balıkçılık hevesleri, yatılı okul günleri, Ankara’ya taşınma, ilk öyküsünün yayımlanması, evdeki yardımcıyı yanlışlıkla silahla yaralaması, Ahmet Hamdi’nin öğrencisi olması, tiyatro hevesi, Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile dostluğu gibi belli başlı hadiseler etrafında özetlenir. Çoğunlukla Orhan Veli’nin biyografisi ile uyumlu olduğu görülen bu anlatıyı, şairin biyografisinin daha kolay bir okuma için olaylaştırılması şeklinde ifade etmek de mümkündür. Söz konusu kısımda göze çarpan bir kurgu hatasından ise söz etmek gerekir. Orhan Veli’nin okuma ve yazma konusundaki eğilimini ve hevesini fark edip onu yönlendiren öğretmen Sedat Bey ve onun “Çocuk Dünyası”nda yayımlanmasına vesile olduğu ilk öykü, hem Orhan Veli’nin Galatasaray Lisesi yılları hem de Gazi İlkokulu yılları anlatılırken kurgulanmıştır. Roman Orhan Veli’nin üniversiteyi kazanması ile devam eder. Orhan Veli bu yıllarda hayatını hem İstanbul hem de Ankara’da geçirmektedir. Okulu bırakıp Ankara’ya dönmesi ve PTT memuriyetinin anılmasının ardından nihayet şairin ve yakın arkadaşlarının edebiyat dünyasında yaratığı ya da yarattıkları etkilere sıra gelir. Yazar, Orhan Veli’nin yazın dünyasında başlatacağı sarsıcı etkileri, âdet olduğu üzere Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile tamamladığı bir üçgen etrafında anlatmayı tercih eder. Varlık’ta yayımlanan şiirler, bu şiirleri övenler ve yerenler, Garip’in ilk baskısı, Yaprak’ın çıkartılması, sırasıyla sunulur. Romanın bu kısımları, devrin edebiyat ortamını ve edebiyat olaylarını yansıtması, önemli edebiyat insanlarını derinliksiz de olsa karakterize etmesi bakımından önemlidir. Bu yönüyle eser, biyografik romandan beklenen “gerçek” kişileri romana dâhil etme işlevini de yerine getirmiştir. Benzer bir başarı, Orhan Veli’nin askerliğin ve PTT’deki memuriyetinden istifasının ardından başladığı Tercüme Bürosu’ndaki ortamın yansıtılmasında da söz konusudur. Sabahattin Ali, Sabahattin Eyüboğlu, Nurullah Ataç, Yaşar Nabi, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi, Yusuf Ziya, Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Sabahattin Kudret, Salah Birsel, Sait Faik, Cavit Yamaç, Erol Güney gibi isimler hem edebiyat dünyasının, hem tercüme faaliyetleri sırasında dâhil olunan ortamın, hem Orhan Veli’nin dost ve arkadaş çevresinin, hem Orhan Veli’yi destekleyenlerin hem de onu yerenlerin gerçekçi bir çerçevesini çizmek amacıyla ancak yalnız bir arka plan oluşturacak şekilde kullanılmıştır.
Romanda Orhan Veli’nin özel yaşantısı neredeyse hiç yoktur. Çocukluğunda bahsedilen aile de ancak bir arka plan oluşturmuştur ve yetişkinlik yıllarında anılmaz olur.
Orhan Veli’nin hem Nahit Hanım’la ilişkisine hem de #Bella ile olan bağına ise ancak değinilir. Yine Orhan Veli’nin işsizliği, parasızlığı ve bunların yarattığı maddi ve manevi yıkım derinlikli iç çözümlemelerle değil yüzeysel örneklerle okura deyim yerindeyse bildirilir. Roman, kronolojik akışa uygun olarak Orhan Veli’nin Ankara’da bir çukura düşerek yaralanması, İstanbul’a dönmesi, fenalaşıp hastaneye kaldırılması, ölüm sebebinin alkol zehirlenmesi olarak saptanması ancak daha sonra şairin beyin kanaması geçirdiğinin anlaşılmasının aktarılması ile sona erer.
Genel olarak roman, gerçekle uyumludur, roman karakteri olarak tasarlanan Orhan Veli’nin tartışmaya açık bir yanı pek yoktur. Zira yazar hem olabildiğince tarafsız ve gerçeğe dayalı olaylarla romanı inşa etmiş hem de bu olayları aktarmakla yetinerek Orhan Veli’yi psikolojik derinliği olan bir karakter olarak yeniden inşa etmekle pek ilgilenmemiştir. Bu bakımdan eser, olaylar ve diyaloglar ile okunması daha kolay ya da “zevkli” kılınmış bir biyografi olarak da değerlendirilebilir. Öte yandan Orhan Veli’nin hayat akışını ve edebiyat tarihindeki yerini aktarmak konusunda yeterlidir.
Orhan Veli – Mahallemde Akşamlar, “biyografik roman” iddiasıyla yayımlanmıştır. Ancak eserde Orhan Veli’nin anlatının merkezinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Hâl böyle olunca ortaya psikolojik derinliği olan kurmaca bir Orhan Veli karakteri de çıkamamıştır. Hatta psikolojik derinliği olmasa dahi, Orhan Veli, yalnız belgesel gerçeklikle inşa edilmiş bir karakter olarak bile kurgulanmamıştır. Eser, Orhan Veli’nin biyografik romanı olmaktan çok kurmaca anlatıcının otobiyografisine odaklanan bir metindir. Orhan Veli bu romanda biyografik romanın öznesi ya da kahramanı değildir, belki anlatıcıyı şiir ve edebiyat yolunda yönlendiren konumu sebebiyle “norm karakter”e yakındır.
Apaydın (2010), “biyografik romana en yakın roman çeşidi olarak nitelendirebileceğimiz tarihi romanlarda gerçekten yaşadığı bilinen figürlerin yanında kurmaca figürler ve kurmaca olaylar da yer alır. Biyografik romanlarda ise biyografisi yazılan kişinin etrafında bulunan, onunla ilişki içindeki kişilerin hepsi ‘gerçek’ kimlikleriyle, isimleriyle yer alırlar” (s. 479) diyerek hem tarihî romanla biyografik roman arasında bir ayrım yapar hem de biyografik roman tanımı için bir nitelik sunar. Buna göre, Orhan VeliMahallemde Akşamlar, biyografik bir roman olarak anılamaz. Öte yandan, türler arası çizgilerin belirsizleştiği çağdaş edebiyatta biyografik romanın ya da tarihî romanın keskin tanımlarını yapmak ve metinleri buna göre adlandırmak yeterli midir yoksa söz konusu tanımları belirsizleşen türler arası çizgiler etrafında yeniden tanımlamak mı gerekir, tartışılabilir.
Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar, kapağında biyografik roman notu ile okura sunulur. Ancak söz konusu romanın biyografik roman olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Biyografik romanın, elbette merkeze alınan kişinin tüm hayatını kronolojik olarak anlatması ya da hayatındaki önemli olayların tamamının dökümünü yapması beklenmez. Merkez kişinin hayatından bir kesit de bu türün izleğini kurması için yeterlidir. Ancak söz konusu eserde Orhan Veli merkez kişi de değildir. Roman daha çok Adil Nadi Güzelson adlı kurmaca anlatıcının hayatına odaklanmakta ve zaten anlatı da birinci tekil anlatıcı ile şekillenmektedir. Orhan Veli, söz konusu romanda İstanbul’da, Sarıyer’deki evindedir ve anlatıcı ile aynı mahallede yaşamaktadır. Edebiyata ilgili olan anlatıcı, Orhan Veli ile rastlaşmalara ve rastlantılara dayanan bir yakınlık geliştirir. Orhan Veli karakteri bu romanda, tüm nitelikleri itibarıyla değilse de başkişiyi yönlendirmesi bakımından norm karakteri andırır. Bir başka deyişle Orhan Veli bu romanda merkez kişi değildir ve roman da iddia edildiği gibi Orhan Veli’nin biyografik romanı değildir. Durum böyle olunca Orhan Veli’nin psikolojik derinliği olan bir karakter olarak inşa edilmesi de mümkün olamamıştır. Orhan Veli anlatıda ara sıra beliren ve yüzeysel şekilde tanıtılan bir karakter olarak çizilmiştir. Romanda Orhan Veli’nin kendi hâlinde sürdürdüğü yaşamı, Nahit Hanım’la mektuplaşmaları, alkole “düşkünlüğü”, parasızlığı, çekingenliği değinilen konular arasındadır. Öte yandan özellikle romanın sonlarına doğru Orhan Veli’den farklı bir dünya görüşünü benimsediğini vurgulama ihtiyacı duyan anlatıcı, Orhan Veli’ye bir çeşit minnet duygusu ile bağlıdır. Anlatıcının gelişimi, karakterini inşa etmesi sürecinde Orhan Veli hem edebiyatla ilgili konularda hem de anlatıcının sevdiği kadının ailesini ikna etme konusunda toplumsal tanınırlığını anlatıcı lehine kullanarak ona ağabeylik etmiştir.
Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar’ın önsözünde yazar, “Mahallemde Akşamlar, her ne kadar hayal ürünü olsa da Orhan Veli’nin hayatı ve yaşadıkları tamamen gerçektir.” der. Eser, bazı bölümlerde Orhan Veli’nin hayatından kesitleri gerçekle örtüşür şekilde sunar ancak Orhan Veli’nin hayatına dair gerçekleri sunmak eseri biyografik roman yapmaya yetmez zira Orhan Veli roman boyunca merkez kişi değildir ve Adil Nadi Güzelson’un rastladığı, ziyaret ettiği anlar dışında bir roman kişisi olarak belirmez. Buna rağmen, anlatıcı rolünü de üstlenen Adil Nadi Güzelson’un tanıklıkları ve “Orhan Ağabey”inden dinledikleri ile şairin hayatının biyografik bir dökümü çıkarılabilir. Örneğin Orhan Veli’nin doğumu, çocukluğuna dair anıları, ailesi ile ilgili bilgiler şair tarafından anlatıcıya nakledilmiş gibi sunulur. Anlatıcı bu bilgileri kimi zaman özetler kimi zaman da Orhan Veli’nin ağzından doğruca aktarır. Yine Orhan Veli’nin edebî çalışmaları, askerliği, şiirlerinden ve mektuplarından alıntılar, eski ve yeni şiire dair söyledikleri onun kişiliğini tamamlayan unsurlar olarak sunulur. Orhan Veli’nin hayatının belki en trajik hakikatlerinden yoksulluğu, sefaleti, parasızlığı anlatıcının, şairin evini ziyaret ettiği sıralardaki gözlemlerinden hareketle aktarılır. Bu gözlemler sırasında aktarılan önemli verilerden biri Dünyalarının Dışında’nın taslaklarıdır. Öte yandan anlatıcı, şairin Nahit Hanım ile olan ilişkisine ve dostları ile mektuplaşmalarına da ortalıkta bırakılmış mektupları tesadüfen görüp okuyarak tanıklık eder. Orhan Veli’nin biyografik gerçeğini aktarmak konusunda kurmacanın imkânlarından faydalanmak kuşkusuz eseri zenginleştirmiş hatta romanlaştırmıştır ancak burada biyografik roman iddiasını zedeleyen, kurmaca karakterin, Adil Nadi Güzelson’un merkeze yerleşmesi ve Orhan Veli’nin arka planda kalması; yalnız anlatıcıyı yönlendiren, edebî anlamda yolunu çizmesinde ve şahsi hayatında karşılaştığı zorlukları aşmasında ona destek olan bir ağabeyden öteye geçememesi, bunun sonucu olarak psikolojik derinliğinin inşa edilememesidir. Söz konusu ağabeyin yerine norm karakter vasıflarını yüklenen ya da norm karaktere öykünen bir başkası da pekâlâ konabilir. Orhan Veli’nin parasızlığı, alkol ve sigaraya “düşkünlüğü”, çeviriler yaptığının söylenmesi, şiirlerinden alıntılanan dizeler, mektuplarından sunulan kesitler, edebiyat ve “yeni” hakkındaki düşünceleri onun derinlikli bir karakter olmasına yetmez. Orhan Veli’ye kurmacanın imkânlarından faydalanarak kazandırılmaya çalışılan “kişilik” de Orhan Veli’nin biyografinin öznesi olamaması sebebiyle ona özgü kılınmış bir derinliğe ve sahihliğe ulaşamaz. Öte yandan, bu çaba sırasında Orhan Veli’ye kurdurulan cümleler ya da ona atfedilen dil, gerçeğe benzerliği ya da uyumu konusunda oldukça tartışmalıdır.
Roman, anlatıcı ile Orhan Veli’nin aralarına giren soğukluğun ardından anlatıcının onun ölüm haberini alması ve nakletmesi ile biter. Sondaki ölüm anlatısı, Orhan Veli’nin Ankara’da çukura düşerek yaralanması, İstanbul’da konuk olduğu evde fenalaşıp hastaneye kaldırılması ve orada ölmesi, ölüm sebebinin önce alkol zehirlenmesine sonra beyin kanamasına bağlanması ile kurulmuştur ve bu konudaki yaygın anlatıyı yineler.
Orhan Velinin Karşılıksız Aşkı Bella, biyografik roman iddiası ile değil “karşılıksız aşk acısı çekenlerin hikâyesi” olarak sunulur. Roman, Orhan Veli’nin hayatının biyografik bir dökümünü çıkarmaz; kronolojik bir anlatı inşa etmek yerine Ankara yıllarına, Bella ile olan tanışmasına ve ilişkisine odaklanır. Bunun neticesinde ortaya neredeyse yalnız “âşık” bir Orhan Veli ve “âşık oldukça şiir yazan” bir şair çıkar. Romanın merkezinde Orhan Veli’nin yanı sıra Erol Güney, Bella ve Dora gibi “gerçek” kişiler vardır. Şairin romana konu olan yıllarında çeşitli ilişkiler şekillendirdiği Nurullah Ataç, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Abidin Dino, Nahit Hanım, Sabahattin Eyüboğlu, Fazıl Hüsnü, Cahit Sıtkı anılır; Nahit Hanım, Melih Cevdet ve Oktay Rifat gibi “gerçek” kişiler ile kısacık sahneler kurgulanır.
Romanda Orhan Veli ve onun hayatı ile ilgili öne çıkanlar arasında geçim sıkıntısı, alkole ve sigaraya düşkünlüğü, Şükran Lokantası ve Lambo’ya müdavimliği, at yarışı merakı, yolculuklarda dalıp gitmesi, simetri takıntısı, yalnız ve melankolik ruh hâli sayılabilir. Orhan Veli’nin edebî hayatı ile ilgili yer verilenler arasında ise tercüme faaliyetleri, bir anda yazılıveren dizeler, “yeni” şiir ile ilgili tutumu, Yaprak’ın çıkışı vardır. Romanda “Anlatamıyorum” ve “Sere Serpe”nin Bella için yazılışları olaylaştırılır. Öte yandan Orhan Veli’nin şairliğinin kurgulanışı, romanın eleştiriye en müsait taraflarından birini oluşturur. Eserde, Orhan Veli bir anda cebindeki defteri çıkarır ve dizeleri döktürüverir. Yine romandan anlaşıldığına göre Orhan Veli özellikle âşıkken şiir yazar, “şiir onun için bir aşktır” (s. 46) ve Bella’nın “Orhan Bey, gerçekten şair misiniz?” sorusuna “Yazdırana bağlı.” (s. 44) diye yanıt verir. “Sözcük cambazı” olarak tanımlanan ve “hayatı şiirlediği” söylenen Orhan Veli, “şiirim geldi” (s. 76) diyerek ilhamını duyurur. Elbette neredeyse yalnız aşk şairi olmakla, şiiri âşık olan birinin güzel sözleri olarak sınırlandırmakla ve bir estetik yaratım olarak görmek bir yana “yazdıran”ın şiir gibi olmasıyla açıklayıp hiçleştirmekle, Orhan Veli’nin poetikasının da şiirlerinin de anlaşılması ve anlatılması mümkün değildir. Hele “şiirim geldi” diyen bir Orhan Veli, kendilerine ait olmayan dizelerle “meşhurlaştırılarak” kurmaca ya da gerçek kimlikleri yıkılan sanatkârların popüler anlatılar için “malzemeleştirilmesine” belirgin bir örnek oluşturur.
Öte yandan Orhan Veli’ye atfedilen dil, Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar’da görüldüğü gibi gerçekle uyumlu değildir. Yaratılan karakterin dilini kurgulamak için gerekli olan psikolojik derinlik, entelektüel birikim, yaşam görüşü, poetik yaklaşım henüz karakter inşasında dikkate alınmadığından karaktere atfedilen dil de ona ait olamayacak kadar inandırıcılıktan uzak ve yüzeyseldir.
Romanda eleştirilebilir ya da tartışılabilir verilerden biri de Orhan Veli’nin “âşıklığı”dır. Anlatıya göre Bella’ya ilk görüşte âşık olan Orhan Veli, yer yer melodramların ya da romantik komedilerin tatlı, serseri, çapkın, sürprizlerle dolu, “laf cambazı” genç erkeklerini anımsatır şekilde kurgulanmıştır. Bu bağlamda sözgelimi Bella’ya Hasanoğlan’a görevlendirildiği haberini herkesten önce vermek için Tercüme Bürosu’ndan koşarak ayrılışı, Bella’nın verdiği İngilizce dersinde öğrencilerin arasına karışıp ona aşkın İngilizcesini sorması, Bella’nın çalıştırdığı tiyatro oyununda öğrenci eksikliği sebebiyle okuduğu repliğe karşılık olarak ezberden okuduğu ve aşkını duyuran replik, gece yarısı Bella’nın camını taşlayarak onu görmek istemesi gibi hadiseler sayılabilir. Bu hadiselerle çizilen Orhan Veli’nin gerçek Orhan Veli’yi yansıtıp yansıtmaması bir yana kurmacanın olanaklarından yararlanan yazarın inşa etmeyi denediği kurgusal gerçekliği de sarstığı rahatlıkla söylenebilir.
Aslında yazar zaman zaman Orhan Veli’nin iç dünyasına girmeyi dener ancak bu denemelerin derinlikli ve gerçekçi bir Orhan Veli karakteri yaratmaya yettiğini söylemek mümkün değildir. Roman boyunca Orhan Veli’nin psikolojik derinliği haiz bir karaktere belki en yaklaştığı an romanın sonlarına doğru Nahit Hanım ve Bella’nın aynı anda bulunduğu bir yemekte yol ayrımına geldiğini hissettiği andır ancak bu sahne oldukça kısa kurgulanmış ve karaktere derinlik kazandırmaktan uzak kalmıştır.
Romanda dikkate değer bir nokta olarak bir akşam yürüyüşü sırasında Orhan Veli’nin iç konuşma yoluyla sarf ettiği “Ailemin neden beni bu kadar sahipsiz bıraktığını düşünerek yürüdük.” (s. 102) cümlesidir. Ancak bu ifadenin kapsayabileceği tüm anlamlar da etkiler de yalnız söz konusu cümleden ibaret kalır.
Roman, yaygın kabul görmüş ölüm anlatısı ile sona erer: Orhan Veli #Ankara’da çukura düşer ve #İstanbul’da ölür.
Sonuç olarak üç romanın da derinlikli ve gerçekçi bir Orhan Veli karakteri inşa edemediği ortadadır. Romanlarda olay örgüsünün ve Orhan Veli’nin hayatının dökümünün onunla ilgili hazırlanmış biyografilerden yola çıkılarak kurulduğu, şairin mektuplarının ve çevresinin onunla ilgili anılarının biyografik malzemeyi toplamak için yararlanılan kaynaklar arasında olduğu görülmektedir. Unutabilmek Maviler İçinde zaten Orhan Veli’nin kurmaca bir karakter olarak inşasından ziyade onun biyografisini roman tekniklerini kullanarak aktarmaya odaklanmıştır. Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar biyografik roman olduğu iddiasıyla okura sunulsa da Orhan Veli bu eserde merkez kişi değildir, dolayısıyla ne derinlikli bir karakter ne de kendine özgülüğü vurgulanan bir özne olabilmiştir. Orhan Veli’nin Karşılıksız Aşkı Bella ise yalnız âşık-şair olan bir Orhan Veli çizer. Şairin biyografik dökümüne en az yer verilen bu eserde odaklanılan yıllar Orhan Veli’nin Ankara’da Tercüme Bürosu’nda çalıştığı ve Bella’ya ilk görüşte âşık olup Nahit Hanım ile Bella’nın aşkı arasında kaldığı döneme ait olarak kurgulanmıştır. Bu eserdeki temel sorun da gerçekçi, inandırıcı ve derinlikli bir Orhan Veli karakterinin kurgulanamamış olmasıdır. Yine Orhan Veli’ye atfedilen dil, onun poetikası ile ilgili aydınlatıcı ya da fikir verici olabilecek detaylar, Orhan Veli’nin kişiliği bir yana edebî üretimleri ile uyumsuz, dolayısıyla inandırıcılıktan da uzaktır. Bu bağlamda Orhan Veli’nin söz konusu üç romanda aslında yalnız “malzeme” olarak kullanıldığı ve bu malzeme seçiminde şairin “meşhurlaşmasının”, ayrıca son zamanlarda oluşturulan Orhan Veli kitaplıklarının ve Orhan Veli’nin biyografisini inşa etme girişimlerinin etkisi olduğu savlanabilir. Ne yazık ki popülerbiyografik romandan öteye geçemeyen özellikle son iki eser, Orhan Veli’nin kurmaca bir karakter olarak inşa edilmesi bir yana onun biyografik gerçeğini aktarmaktan uzak kalmış ve özellikle ona atfedilen dil ile kişilik özellikleri dikkate alındığında onu biyografinin öznesi değil #popülerbiyografik romanın malzemesi olarak kullanmaları sebebiyle niteliksiz anlatılar olmanın ötesine geçememişlerdir.
NOTLAR:
* Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Arel Üniversitesi.
(1) Biyografik romanın Türk edebiyatındaki seyri için bkz.: Apaydın, M. , “Biyografik Roman Türünün Türk Edebiyatındaki Gelişimi Üzerinde Bazı Dikkatler”, Hece-Türk Romanı Özel Sayısı, 475-485, Ankara, 2010.
(2) Metinler, yazının amacı gereği biyografilerden değil romanlardan seçilmiştir; yazı da Orhan Veli’yi merkeze alan romanlar olarak saptanabilmiş üç romanın etrafında şekillenmiştir.KAYNAKÇA
-Akyüz, B. , Orhan Veli’nin Karşılıksız Aşkı Bella, Nokta, İstanbul, 2016.
-Apaydın, M. , “Biyografik Roman Türünün Türk Edebiyatındaki Gelişimi Üzerinde Bazı Dikkatler”, Hece-Türk Romanı Özel Sayısı, Ankara, 2010.
-Bezirci, A. , Orhan Veli, Oluş, İstanbul, 1972.
-Borobey, B. E. , Orhan Veli-Mahallemde Akşamlar, Gece, Ankara, 2018.
-Çetindaş, D. , Türk Edebiyatında Biyografik Anlatı ve Romanlar, Kesit, İstanbul, 2016. Doğru, İ. C. , Unutabilmek Maviler İçinde, İndie, İstanbul, 2017.
-Ercilasun, Bilge, Orhan Veli Kanık–Hayatı, Sanatı ve Eserlerinden Seçmeler, MEB, İstanbul, 1998.
-Kanık, A. V. , Orhan Veli İçin, Yeditepe, İstanbul, 1953.
-Kanık, O. V. , vd. , Şevket Rado’ya Mektuplar, Haz. Emin Nedret İşli, YKY, İstanbul, 2002.
-Kanık, O. V. , Yalnız Seni Arıyorum–Nahit Hanım’a Mektuplar, YKY, İstanbul, 2014.
-Oral, H. , Bir Roman Kahramanı: Orhan Veli, YKY, İstanbul, 2016.
-Özsoy, M. Ş. , Kanık’sadığım Biri: Orhan Veli, Ayna, İstanbul, 2001.
-Tatçı, Kurnaz, M. , C. , Yüzüncü Doğum Yıl Dönümü Anısına Belgelerle Orhan Veli, H, İstanbul, 2014.
Sorry, there were no replies found.