Neriman: Bir Tramvay Yolculuğu Kadar Yakın Olan Uzaklık: Fatih Harbiye

  • Neriman: Bir Tramvay Yolculuğu Kadar Yakın Olan Uzaklık: Fatih Harbiye

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:48

    Bir Tramvay Yolculuğu Kadar Yakın Olan Uzaklık: Fatih – Harbiye*

    Makale Yazarı: Altay Ömer Erdoğan

    *Bu makale Roman Kahramanları dergisi 22. sayıda (Nisan/Haziran 2015) yayımlanmıştır.

    “Şarklılar kediye, Garplılar köpeğe benziyorlar.” (s.40) Bu roman cümlesinin Orhan Pamuk’a ait olmadığına dair kanıt, Cumhuriyet tarihi kadar bir farktır. Türk modernleşmesinin erken algısı ile seksen yıllık sonuçlarını kıyasladığınızda, Peyami Safa’nın Fatih – Harbiye’sinden bir kulaç yol alınmamıştır oysa. Buradan da, algının gerçeklikten önde gittiği sonucuna varabiliriz. Algılar, niyet temsilcileridir öte yandan. Niyeti mekân üzerinden okuduğumuzda, Türk modernleşmesinin mekânlar ve özellikle de şehirler üzerinde daha belirgin izler taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. #Foucault’ya göre mekân hem iktidar mücadelesinin bir alanı hem de bir metindir. Dolayısıyla mekânı kurgulayan, baskılayan otorite ile mekânı paylaşan bütün ötekilerin çatışma alanıdır. İktidarın izleri, varlığı, yöntem ve baskılama araçları, şehrin her köşesinde işaret ve şifrelerle beynin yumuşak kıvrımlarına aktarılır. Sonuç; şehirler ideoloji aktaranıdır. Ve Peyami Safa’nın Fatih – Harbiye’sini bu bakış açısıyla yorumlamak yerinde olacaktır.

    Roman kahramanları, kavramlar ve simgeler düzeyinde kendi içeriksel düzlemini kuran Fatih – Harbiye’nin ekseni, “iki medeniyetin zıt telkinleri altında, gizli bir deruni mücadele”dir. (s.52) “Fatih- Harbiye romanı, Türkiye’nin toplumsal değişmelerinden doğan bunalımlarını konu almaktadır. Doğu ile Batı arasındaki değerlerden ve bütün bir yaşayış tarzıyla seçim yapmak zorunluluğundan doğan bunalımlar, dengesizlikler kadın kahraman Neriman’ın aracılığı ile yansıtılmaktadır.”[1] Erkek kahramanlardan Fatihli Şinasi eskiyi, Doğulu hayat tarzını; Macit yeniyi, Batılı hayat tarzını temsil eder. Neriman, bu iki erkek arasında git-geller yaşayacak derecede kararsızdır. Bugüne kadar roman üzerine yapılan eleştiri ve yorumlarda Neriman şahsında kadın kararsızlığıyla Türk toplumunun yaşadığı kararsızlığın simgelendiği söylense de, bu yorum gölgesini erkek egemen söylemden uzağa düşürmez. Kaldı ki Safa’nın modernleşme karşısında kadına bakış açısı da, Sözde Kızlar romanındaki kadar ahlakçıdır. Batılılaşma biçiminde ortaya çıkan Türk modernleşmesi, sancılarını Batılı hayat tarzının gelenekleri, sofu hayat tarzını, musikiyi tehdit ettiği yolundaki algı ile somutlar romanda. Ama özellikle Beyoğlu’nun temsil ettiği hayat tarzının keşfine merak, kadınların ve erkeklerin daha özgür ilişkiler sürdürmesinin çekiciliği ile dünyayı dinsel ve ahlâki vecibelerden kurtaran bir kabul genç kadının gözlerini kamaştırmakla kalmaz, iç dünyasında çalkantılara da neden olur. Dünyayı ve hayatı yeni olanın sözlüğüyle kavramlaştırmaya girişir. Bu, başta Şinasi ve babası Faiz Bey olmak üzere erkeklerde bir korku, endişe olarak karşılık bulur. Ne var ki bir mahalle baskısına da dönüşmez. Çünkü “doğru yolu” hayatı deneme / yanılmayla kendisinin bulması istenir. Aynı Türk toplumundan beklendiği gibi. Oysa Türk toplumunun genç bir kız olmadığı, defalarca dul bırakıldığı siyasi tarihle ortadadır.

    Sağcılar neden toplumsal ilişkiler düzenini kadın üzerinden muhafaza etmek isterler? Kadınının özgürleşme olanaklarını gelenekselden kopuş olarak algılamalarındaki niyet okuması mıdır bütün çaresizlikleri? Bir sosyolojik birim olan ailenin çözülmesini toplumsal çözülmeye endeksledikleri içindir ki, kadının değişimi toplumsal değişimi tetiklediği oranda bir endişe yaratır muhafazakâr düşüncede. Burjuva değerler karşıtlığı görüntüsünün altına sığmayan bir nitelik sığlığının eşlik ettiği geleneksel toplum yapısında kadına biçilen roller ve beklentiler toplamı, tarihsele değil tarihe; öte yandan ahlâksala değil ahlâka bağlanır. Tarihselden çok tarihçi, ahlâksaldan çok ahlâkçı Fatih – Harbiye, yine de sancılı modernleşmenin anlaşılır kılınmasına elitlerin cephesinden değil taşradan gelen içerlikli bir bakış sunan önemli bir yapıttır.

    Peyami Safa, bu romanını “Şark-Garb davasına biraz olsun ferahlık vermekten çok uzak” bulur; konusunun ise “henüz tekemmül etmemiş” olduğunu; Batı-Doğu karşıtlığı ve sentezi ile ilgili düşüncelerinin “bir inkişaf merhalesi daha geçireceğini umduğunu” yazar. Bu romanında ise “Bir tramvay hattı ile iki kıt’ayı, iki metafiziği ve iki hayat anlayışını birbirine bağlamaya” özen gösterdiğini belirtir.[2] Fatih Doğu’yu, Harbiye Batı’yı temsil ettiğinden, tramvayın gidiş istikametinin Harbiye oluşu, yolculuğun sonunda varılacak değerler dünyasını gösterdiğinden dikkat çeker. Tramvay’ın ilk ve son duraklarının ucundaki İstanbul semtleri arasındaki fark, bu iki metafiziğin, iki hayat anlayışının farkından da daha fazla bir farktır. Bir saat bile sürmeyen bir tramvay yolculuğu kadar yakın olan bir uzaklıktır söz konusu olan:

    Neriman Beyoğlu’na çıktığı vakit, halis Türk mahallelerinde oturanların çoğu gibi, kendini büyük bir seyahat yapmış sanırdı. Gene Fatih uzakta, çok uzakta kaldı. Tramvayla bir saat bile sürmeyen bu mesafe, Neriman’a Efgan yolu kadar uzun görünüyordu ve Kâbil’le New York arasındaki farkların çoğuna İstanbul’un iki setmiş Arassında kolayca tesadüf edilir. Bir İstanbul kızı olduğu için Neriman’ın bu farklar karşısındaki hayreti azalmıştı; fakat bir zamandan beri kendisinde yeni bir hayatın iştiyakı ve yeni bir medeniyetin şuuru uyanmağa başladığı için, bu farkların her birine ayrı ayrı dikkat etmekten hoşlanıyordu. (s.24)

    Neriman’ın imrenerek seyrettiği Beyoğlu’ndaki ıtriyat mağazalarının camekânları da romanda yeni medeniyetin pencereleri olarak betimleniyor. “Bir insanın ne kadar mes’ut olabileceğini hissettiren imkânlara doğru açılmış pencere”. (s.24) Oysa bir gün Şinasi ile bu ıtriyat mağazalarından birinin camekânı önünde durmuşlar ve Şinasi demişti ki: “Bu camekânlar kimbilir kaç Türk kızını baştan çıkardı ve çıkaracak!” (s.24) Ama şunu söyleyebiliriz ki roman, Türk toplumunun yeni bir hayat tarzı karşısında dayanıklılığını sorgulamayı denemiyor. Çünkü modernleşmenin erken sancılarına tepki olarak kaleme alınmış. Türk halkının doğasında, kişiliğinde, kimliğinde yer almayana karşı telkin niteliği ağır basıyor. Yapamasa da eline bir taş alıp Beyoğlu’ndaki mağazaların vitrinlerine fırlatmak hissi uyandırıyor okuyanda. Neriman’ın iki semt hakkındaki düşünceleri ise oldukça farklı. Fatih semtini, meydan kahvelerinde oturan softa makulesi adamlarla, kahveci ve ahçı dükkânından öteye gitmeyen esnafın zevksizliğiyle yererken, Beyoğlu’nu “Dün Tünel’den Galatasaray’a kadar dükkânlara baktım. Esnaf bile zevk sahibi. İnsan bir bahçede geziyormuş gibi oluyor. Her camekân çiçek gibi” (s.21) cümleleriyle övüyor. Bu cümleleri takip eden cümle ise, romanın modernleşmeye bakışını temsil ettiği için kilit öneme sahip; “En adi eşyayı öyle biçime getiriyorlar ki mücevher gibi görünüyor.” (s.21)

    Tanzimat’tan beri sürüp giden modernleşmenin Cumhuriyet ile birlikte yasalaştığını ve toplum katmanlarına dayatıldığını savunur Safa:

    Lozan sulhundan sonra, resmî Türkiye’nin de kanunla herkese kabul ettirdiği bu asrîleşme, Neriman’ın ruhunda gizli gizli yaşayan bu iştiyaka en kuvvetli gıdasını vermişti. Akraba ve arkadaşlardan, örneklerden, gittikçe medenileşen İstanbul’un dekorundan, kitaplardan, resimlerden, tiyatro ve sinemalardan gelen bu telkinler, yeni kanunlarda müeyyidesini bulmuş oluyordu. Bütün bunlar Neriman’da, anadan babadan gelen tesirleri tamamıyla gidermiş değildi. Genç kız, iki ayrı medeniyetin zıt telkinleri altında, gizli bir derunî mücadele geçiriyordu. (s.52)

    Artık Doğu – Batı, Fatih – Harbiye, Şinasi – Macit çatışması Neriman’ın iç çatışması hâlini almakta, olan Neriman ile olması istenen Neriman’ın farklılıkları yansıtılmaktadır.

    Şinasi’nin “Niçin, sen artık dünkü sen değilsin?” sorusuna “Niçin mi? Çünkü, artık ben bir Fatih kızı olmak istemiyorum, anlıyor musun? Böyle yaşamaktan nefret ediyorum, eskilikten nefret ediyorum, yeniyi ve güzeli istiyorum, anlıyor musun? Eski ve yırtık ve pis ve iğrenç bir elbiseyi üstümden atar gibi bu hayattan ayrılmak, çıkmak istiyorum. İhtiyar adam, bozuk sokak, salaşpur ev, gıy gıy, hey hey, ezan, helvacı… Bıktım artık, ben başka şeyler istiyorum, başka, bambaşka, anlamıyor musun?” (s.63-64) diye yanıt vermek istese de Neriman, sözler boğazında düğümlenir, tek bir söz çıkmaz ağzından. Eski hayatıyla bağlarını koparmakta cesaretsizdir. Beyoğlu’nun ışıl ışıl renk cümbüşü görüntüsü karşısında Fatih sönüktür. “Karanlık bu mahallelere erken basar.” (s.34) Neriman’ın Fatih algısı da travmatikleşmeye başlamıştır; “Arka sokaklarda helvacıların sesleri hâlâ uzanıp gidiyordu; menhus, meş’um sesler. Hastalığa, ölüme ve bunlardan daha korkunç, yüzleri karanlıkta kalan ve hüviyetleri meçhul birtakım felaketlere ait korkular uyandırıyorlardı.” (s.34-35) Maksim salonuyla, Löbon’uyla, Pera Palas’ıyla, baloların kurguladığı gece hayatıyla özlemler uyandıran bir ışıltıdır öte yandan Beyoğlu ve Harbiye. Şerif Mardin, Fatih – Harbiye romanında yapıtın kurgusu içinde Harbiye’yi anlatırken; Harbiye’nin, Mülkiye ile birlikte birer total kurum olduklarını belirtmektedir. Harbiye adını modernleşmenin ilk başladığı kurumun mekânını ve adını taşımaktadır. Mardin’e göre bu özgünlük içerisinde, 19. yüzyılın sonlarında Harbiye’de yetişen gençler, Tanzimat’tan beri izlenen çizginin üzerinde yeni değerlerle donanıyorlardı.[3]

    Yeni değerlerle donanan gençlerin konumlarını ele alışlarındaki farklılaşma, içine gömülü oldukları koşullarla çelişiyorsa – ki Neriman için böyledir-, bu çelişik durum bunalım hâlini almaya başlar. Türk toplumunun bunalımı, daha hayatı kavramlaştırma noktasındadır. Peyami Safa, kavramlaştırma noktasında Türk’ün köklerine bağlılığından yanadır. Bunu Ziya Gökalp’ın etkisiyle hars medeniyete dayandırdığı noktalar vardır. Bunalımın nedeni, Safa’ya göre, yeni değerlerle donanan gençlerin büyük bir kültürlerinin olmamasıdır. Neriman üzerinden bunu yansıtırken Doğu ve Batı insanını da karşılaştırmış olur. Keza ileride bu karşılaştırmadan bir sentez, dahası bir sonuç çıkartacaktır;

    Neriman düşündü ve bir anda Şarklıların kedileri ve Garplıların köpekleri niçin bu kadar sevdiğini anladı. Hıristiyan evlerinde köpek ve Müslüman evlerinde kedi bolluğu şundandı: Şarklılar kediye, Garplılar köpeğe benziyorlar! Kedi yer, içer, yatar, uyur, doğurur; hayatı hep minder üstünde ve rüya içinde geçer; gözleri bazı uyanıkken bile rüya görüyormuş gibidir; lâpacı, tembel ve hayalperest mahlûk, çalışmayı hiç sevmez. Köpek diri, çevik, atılgandır. İşe yarar, birçok işlere yarar. Uyurken bile uyanıktır. En küçük sesleri bile duyar, sıçrar, bağırır. Şark ve Garp’ı temsil eden bu iki remiz, Neriman’ın zihninde iki zıt âlemi, o kadar müşahhas bir hale getirdi ki epey zamandan beri kendi kendine halletmeye çalıştığı muammaların birçok anahtarlarını bulur gibi oluyordu; büyük bir kültürü olmayan Neriman, ancak bu basit remizleri zıddiyetleri arasında mukayeseler yaparak, kendine göre bazı fikirlere daha sahip olmaya başlamıştı. (s.40)

    Sınıflara ve toplumsal tabakalaşmaya dair herhangi bir söylem, gözlem, inceleme barındırmayan Fatih – Harbiye, daha çok halk ile elitler arsındaki farklılaşmaya ve Doğu – Batı ikileminin şehir ve mekânlar üzerindeki görüntüsüne odaklanmasıyla anlamlıdır. Şehirlerin ideoloji aktaranı olduklarına değinmiştik; görüntüler üzerinden bu aktarmanın bir göz boyama olduğuna inanır Safa. “Bizde kadının gözlerini aldatmak kâfidir.” (s.114) Ama kadının gözlerinin aldanmaya niye açık olduğuna dair tek cümle kurmaz. Eskinin devasa donuk bir görüntü biçiminde yer aldığı tabloda yeni, sahne bir pırıltıdan öteye gitmez. Safa’ya göre kadın ve eğer temsil değeri taşıyorsa Türk toplumu, sahte bir pırıltının peşindedir; “Bizim kadınlarımız, şuursuz olarak beriki kültürü seviyorlar ve onlarda şuurlu bir hale gelen bugünlük yalnız şeklin estetiğidir.” (s.114 – 115) Ve yazara göre Batılılaşma eğilimleri çok yüzeyseldir. Safa çözümünü de Ziya Gökalp’e dayandırır; teknikte Garplılaşmak, kültürde Şarklılaşmak…

    Aslında Safa, “Her insan, içinde bulunduğu hayat şartlarıile ve içtimaî tesirlerle beraber karakteristik vasıflarını değiştirmeye mahkûmdur” dese de Fatih – Harbiye’de Neriman’ın, onun şahsında kadının ve sonuçta toplumun değişmesini kabul etmemekte ve onu değişen İstanbul dekoruna yerleştirememektedir.[4] Havada kelebek gibi uçuşan parıltıların gün gelip şehrin ışıkları olacağını kestirmiş olmasına kestirmiştir de, şeklin estetiği adını verdiği şuursuzluğun toplum dokusuna sıkı sıkıya işleyeceğine ve kendinden çok değil seksen yıl sonrasının gündelik hayatını belirleyeceğine ihtimal vermemiştir. Bir toplumun kültürü müze halini aldığında, edebiyat yapıtı ne kadar gerçekçi olursa olsun müze malzemesi olmaya mahkûmdur. Fatih – Harbiye’de ise müzelik olan tek şey 12 numaralı Fatih – Harbiye tramvayıdır. Yapıt, güncelliğini olduğu kadar, algılara karşılık gelen toplumsallığını da korumaktadır. Orhan Pamuk, “Eski apartmanların, yıkılan ahşap konakların bakımsızlık ve boyasızlıktan özel bir İstanbul rengine kavuşan duvarları da bende hoşlandığım bir keder ve seyretme zevki uyandırır”[5] diye yazar nitekim. Oysa Fatih – Harbiye romanı, Neriman’ın odalarında Türk musikisi terennüm edilen ahşap konakları kucaklayıp “Ben alçak değilim” (s.121) çığlığıyla sona erer. Son nokta ise Gazalî’nin “Mazi ve istikbal, taraf taraf uçurumdur” (s.127) sözüyle konur.

    ———————–
    * Kitaptan yapılan alıntılarda Alkım Yayınları’nın 2008 tarihli 3. baskısı kaynak alınmıştır.

    [1] Nan A Lee, Peyami Safa’nın Eserlerinde Doğu-Batı Meselesi, Ötüken Yayınevei, İstanbul 1997, s.102

    [2] Peyami Safa, “Şark Garb Münakaşasına Bir Bakış”, 20. Asır Avrupa ve Biz, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1978, s.217; Aktaran: Ayten Genç, “Peyami Safa’nın ‘Fatih – Harbiye’ Adlı Romanında Doğu – Batı Çatışması”, H.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 7, 1992, s.352

    [3] Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum ve Siyaset, İletişim Yayınları, İstanbul 1991, s.191

    [4] Peyami Safa, “Tiyatroda ve Romanda Karakterlerin Şahsiyetleri”, Evrensel Ay (Resimli Şark) dergisi, Sayı:6, Haziran 1931, s.33; Aktaran: Genç, agy, s.354

    [5] Orhan Pamuk, İstanbul, Hatıralar ve Şehir, YKY, s.38

     

    #sayı22 #şark #garb #fatih #harbiye #istanbul #istanbulromanları #peyamisafa #fatihharbiye #altayömererdoğan #nerimanharbiye #fatihharbiye

    romankahramanlari replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Bir Tramvay Yolculuğu Kadar Yakın Olan Uzaklık: F…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now