Nartlar-Çerkez Halk Destanları
-
Nartlar-Çerkez Halk Destanları
Nartlar-Çerkez Halk Destanları*
Makale Yazarı: Özdemir Özbay (Yismeyl)
*Bu makale, ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2011 8. sayıda yayımlanmıştır.
“Nart Destanları Kuzey Kafkasya’nın otokton halkı olan Çerkez boylarının binlerce yıldan bu yana ürettikleri ulusal destanlar bütününün adıdır.”
Ulusların sinesinde, benliğinde derin izler bırakan doğal afetler, savaşlar, işgaller halkın dilinde uzun yıllar söylene söylene günümüze dek ulaşırken bir yandan da destan kalıbı ve biçimi içerisinde şekillenirler. Kırgızların Manas, Finlilerin Kalevala, İran’ın Şehname; Oğuz Kağan, Ergenekon, Dede Korkut isimli Türk destanları ile Alp-er Tunga adlı İskit destanı bu türden destanlardır. Bunlara orta Amerika’daki Maya Uygarlığının İspanyol kültürü ile kaynaşmasından doğan Guatemala Destanlarını da ekleyebiliriz. Öte yandan Sümer destanlarından olan Gılgameş, Hint destanları olan Mahabharata ve Ramayana yine bu tür halk destanlarındandır.
#Çerkez Mitolojisi’nin bütününü kapsayan #NartDestanları, İsa’dan önceki çağlardan bugüne Kuzey Kafkasya boylarının dilinde, müziğinde, sanatında yer etmiştir. Başlangıcını tarih çağları içinde tam olarak saptamak çok zordur; ancak doğanın ve evrenin çözülemeyen sırlarının dile getirilmesi olan Mythos’un insan dilinin ve sözcüklerin ortaya çıkması ile başladığı dikkate alınırsa, Nart Destanlarının başlangıcı hakkında bir fikir edinilebilir kanısındayız.
Bu savımızı kanıtlayan bilimsel çalışmalar giderek artmaktadır. Gerçekte, halkın anonim sanat ürünü olan destanların başlangıcını kronolojik olarak saptamak olanak dışıdır. Akademi üyesi İ.A. Orbeli’nin bir halk destanının tarihinin saptanması konusundaki şu sözü ilginçtir; “Destan biçiminde yazılan halk yapıtının tarihini saptamak, suyunu tuzlu bir denize akıtan ırmağın, tuzluluğuna, rengine ve akışına göre incelenerek, denizden kaynağa doğru, küçük bir su halinde doğduğu, yeryüzüne ilk çıktığı çağa kadar izlenmesinden daha zordur.”
Bütün bu zorluklara karşın, metinlerde geçen kimi olaylar, o destanın doğduğu, ortaya çıktığı çağlar hakkında yaklaşık olarak bir bilgi verebilmektedir. Örneğin, Nart Tlepş’in Bizans Sarayı’na silah yapıp hediye etmesi öyküsü, bu destan metninin İsa’dan sonraki çağlarda Çerkez halkı arasında söylenmeye başladığının kanıtlamaktadır.
Kuzey Kafkasya Halk destanlarına ad olan “Nart” sözcüğü hakkında da bir açılım yapmakta yarar vardır: “Ne=göz”, “Tın veya ten=vermek” anlamına gelir. Abhaz ve Adığe şivelerinde de vermek fiili aynı köktendir. “Yıstep=ona veririm”, “A-tere=vermek” karşılaştırmalarında olduğu gibi. “Ne=göz” ile “Ten=vermek” fiili mastarının birleşmesinden oluşan “Netin” veya “Nertın” göz vermek, gözünü budaktan esirgememek, mitoloji kahramanlarına ad olmuştur.
“Nartlar” adlı 7 ciltlik ünlü yapıt Hadağatle Asker’in yıllarca süren sistemli çalışmaları sonucu birebir halktan derlenerek tamamlanmıştır. Önsöz, konuya giriş, yazım kuralları, metinler, şarkı melodileri, destanlardaki anlatımcıların biyografileri, şarkıcılar, anılar ve sona eklenen bir sözlükten oluşan bu büyük yapıt Adığe dilinin çeşitli şivelerinde söylenen destan metinlerinin asıllarına sadık kalınarak 1946-1971 yılları arasında hazırlanıp basılmıştır. Maykop Adığe Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü yayınlarındandır.
Nart Destanlarında ana unsur, insan yaşamını daha mutlu, daha renkli kılacak olan insan sevgisinin dile getirilişidir. Batı dünyasında hümanizmin edebiyata ve sanata yansıdığı dönem göz önüne alınırsa Kuzey Kafkasyalıların yaşamının ve edebiyatının binlerce yıl öncesi hümanizme yönelik olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Bu aynı zamanda atalarımızın tarih süreci içerisinde ulaştığı uygarlık düzeyini ve ölçüsünü de göstermektedir.
Nart Destanlarında taş devrinden maden devrine, göçebelikten tarıma, yerleşik uygarlığa geçiş izlerini bulmak çok kolaydır. Başlangıçta yarı tanrı, yarı insan olarak nitelendirilen destan kahramanlarında üretim ve tüketim kolektiftir. En azından başlangıçta bu böyledir. Nart Tlepş’in orağı bulma öyküsü, halkın yerleşik uygarlığa ve tarıma geçiş süresi açısından çok önemli izler taşımaktadır. Destan metinlerinde Nartların ağaçtan yapılmış sabanlarla toprağı işledikleri, meyve ve üzüm yetiştirdiklerini, şarap (saneps) mayaladıklarını, arı yetiştirdiklerini öğrenmekteyiz. Nartların ateşi bulmaları (Özellikle Nesren Jak’e ve Sosrıqua ile ilgili metinlerde) çeliğe su vermeleri, metal silahlar yapmaları, bir toplumun maden çağı uygarlığına geçişi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında destanlar geçirilen çağların izlerini taşımaları açısından da ilginçtir. Matriarkal (Anaerkil) düzen çağının gelenek, görenek ve özellikleri, Seteney Guaşe’nin toplumsal görevlerinden anlaşılmaktadır. Seteney akıllıdır, bilgedir, Nartların danışma organıdır. Tüm destan metinlerinin başkahramanıdır.
Son çağlarda üretilen destanlar yeni kahramanlar yaratmıştır. Destanların en önemli isimlerinden olan Sosrıqua (Sawsı-rıko) Seteney’i gölgelemese bile Kuzey Kafkasya Boylarının erkek kahramanı olarak Patriarkal (Ataerkil) düzenin simgesi haline gelmiştir. Hatta Nart halkının tek danışma makamı olan annesi Seteney’in karşı olduğu kimi konularda “Kadın sözünün kılavuz olmayacağı” biçimindeki sözü ile artık toplumun ataerkil çağa geçilmekte olduğunu müjdelemektedir.
Halk arka arkaya gelen evrimleşmelerle ilerlemeye yöneliktir. Artık ünlü “Nart Destanlarının” çağı geride kalmıştır. Bir Abazin atasözü “Nartların sonu yaklaşırken toplantıları artar” der. Mitolojideki Nartların sonu gelmiştir. Ancak onların isimleri, destanları, tarihleri, etnografık özellikleri ve öz kültürlerinin mirası olan “Nart Destanları” ölümsüzleşmiştir.
Antik çağlardan bu yana Kuzey Kafkasyalıların tüm sanat verilerini aydınlığa çıkaracak olan bu destanlara ilişkin çalışmalar süregelmektedir. Kafkas dilleri uzmanlarından P.K.Uslar 1896’larda “Nart destanlarının derlenip yayımlanmasının çok gecikeceği, bu gecikmenin dünya uygarlığı açısından büyük bir zaman kaybı olacağını” ileri sürmüştür. Yüzyıl sonra bu bilim adamının arzusunun Hadağatle Asker, Şortan Askerbiy, Yinalipa Şalva, Meremkuıl Vladimir gibi araştırmacılar tarafından yerine getirilmesi, geç de olsa ulusal kültür açısından mutluluk veren bir aşamadır.
KAFDAĞI
Tüm dünya uluslarının sözlü edebiyat ürünlerinde, masallarında bir “Kaf Dağı” sözüdür sürüp gelir binlerce yıldan bu yana… Peri padişahının o görkemli sarayı Kaf Dağı’nın ardındadır. O sarayda yaşayan güzel prensese ulaşmak olanaksızdır. Saraya giden yolları dokuz başlı ejderhalar, kartallar bekler. Bütün hayal ürünü güzellikler, mutluluklar bu dağın aşılmaz geçitlerinin arkasındadır. Bu durum insanoğlunun ulaşmak istediği, olan değil olması lazım gelen hedeftir. Belki de çağımız insanının aradığı evrensel barış ve mutluluğun bir anlatım tarzıdır. Bu mutluluk, barış, sevecenlik doludur. Güneş hep Kaf Dağı’ndan doğar, uygarlık ateşi bu kutsal dağa çivilenen kahramanlar sayesinde ulaşmıştır insanoğluna…Antik Yunan’da Tanrılara baş kaldırıp ateşi insanoğluna veren Prometheus Yunanistan’daki Olimpos dağına ya da Anadolu’daki Tanrıların şölen sofrası olan Uludağ’a değil de Kaf Dağı’na zincirlenir nedense…
Altın Postu bulmak için çalışan antik dünyanın denizcileri Argonot’lar Kaf Dağı ülkesinin bir bölgesi olan Kholkidia’ya (Bugünkü Abhazya ya da Acaria) sefer düzenlerler. Şimdilerde bile, aranan en ince kumaşlar metinil dünyasında Kabardin adını taşır. Bu masal ülkesi ile antik dünya arasında Karadeniz’in (Pontus Euxinius) aşılması kahramanlıklar yaratacak güçte bir engeldir. Kısacası Kaf Dağı binlerce yıldan bu yana Dünya toplumlarının rüyalarını süsleyen bir masal ülkesi olma özelliğini günümüze dek sürdürmüştür.
KAFKASLAR, ÖN ASYA VE AKDENİZ KÜLTÜRLERİ
Nart Destanları daha önce de belirtildiği gibi Dünya Halk Destanlarının en eskilerindendir. Toplumun sınıfsız bir bütün olduğu çağlarda üretilmeye başlanmıştır. Toplumun o çağlardaki yapısı, ilk destan kahramanları olan Seteney ve Sosrıqua tiplerinden anlaşılmaktadır. Bu parçalar, din, etik, ahlak, düşünce sistemi ve gelenekler bakımından geçmiş çağların tüm izlerini taşımaktadır. Halkın yaşamını etkileyen, düşüncelerinde, değer yargılarında derin izler bırakan olaylar kuşaktan kuşağa aktarılarak gelirken destan havasına bürünmüştür. Daha başka bir deyişle destanlaşmıştır.Ön Asya-Akdeniz ve Kafkasya tarih boyunca birbirleri ile ilişkisi olan coğrafi isimlerdir. Bu bölgelerde yaşayanlar birbirlerinin varlığından haberdar olmuşlar ve aralarında çok sıkı bir kültür alışverişi gelişmiştir. N.Y.Marr’ın araştırmalarına göre Akdeniz kültürünün oluşmasında Kafkasya kültürünün etkisi şöyle anlatılmaktadır: “Bilim adamları iki klasik dilde birkaç kültür ismine rastladılar. Bu durum küçük Asya’da yaşamış fakat özellikleri bilinmeyen bir dilin varlığına inanmaya itti onları… Ancak bu durumda karşımıza başka bir engel çıkmaktadır. Hatta buna başka bir realite de diyebiliriz. Bu ise sözünü ettiğimiz klasik dilin Hint-Avrupa kökenli olmayan bir zenginlikle beslendiği gerçeğidir.”(1) Marr bu konuyu daha da açarak şöyle demektedir: “Akdeniz kültürünün yaratılmasında Kafkas toplumu kendini ilk etnos element olarak sayabilir.”(2)
Oluşumu ve özellikleri Kafkas dil grubu etnos elementi ile yakın ilişki halinde olan ve Mezopotamya kültürü içerisinde yerini alan Sümer kültürünü konumuz açısından ele almak zorunlu olmaktadır. Sümerler Finike alfabesinin, Mısır’dan Kafkasya’ya kadar, o çağlar dünyasının her yerinde, bazı değişikliklere uğramasına karşın çivi yazısı olarak kullanılmasını sağlamışlardır. İlyada ve Odysseia’dan bin yıl önce söylenmiş ve yazılmış olan ünlü Sümer Destanı Gılgameş’te yaşayan, bizim Seteney Guaşe’mizin neredeyse özdeşi olan yarı tanrıça yarı insan özellikte olan bir kahraman vardır; Ninsuri, Nanesur olarak adlandırılan bu kahramanın doğurmadan edinmiş olduğu oğlu Gılgameş ile olan ilişkisi Seteney-Sosrıqua ilişkisine benzemektedir. Ninsuri ya da Nanesur isminin Nin ya da Nane bölümleri bu kahramanın ana tanrıça olduğunu belirtmektedir. Anne’nin Kuzey Kafkas dillerinde Nane olarak tanımlanması ise çok düşündürücüdür. Gılgameş destanında “Deniz kıyısında yaşayan tanrıları besleyen bir kadın vardı…” tümcesi (3) ile tanımlanan Ninsuri: “Tanrılar da sineklere benzerler, kurban kesilen yerde toplanırlar.”(4) diyerek tanrıların oburluğundan ve asalaklığından yakınmaktadır. Seteney; “Sineklerin kurban kanına çöküşmesi gibi, soframa saldırıp her şeyi silip süpürdünüz” şeklinde tanrılardan yakınır.
Julius Mesaros; Ubıkh dili ile ilgili olarak yazdığı kitabında Herodot, Hipokrat, Strabon, Amian Marcelli ve diğer eski yazarların “Tanas=Don ırmağı” kıyılarını ziyaret ettikleri, Antik Grek coğrafyacılarının Küçük Asya ve Ege Havzası uygarlıkları ve demokrasisinin buralara dek uzandığını belirttikleri savunulmaktadır.(5)
Öte yandan Hatti Uygarlığı kalıntıları ve tabletlerinin Kafkasya ile olan ilişkisini tüm dünya tarihçileri artık kesin olarak bilmektedirler. Hatti Ana Tanrıçası “Tavanana” yine Çerkez dilindeki anne sözcüğünün yapısını da taşımaktadır. Öte yandan Tavanana’nın dışında bolluk ve bereket Tanrısı Teşub’un isminin etimolojik açıklamasından “bol veren, çok veren” anlamının çıkması da ilginç bir yaklaşım olmaktadır.
Antik Yunan ve Kafkasya’nın ortaklaşa bildikleri tarih ve coğrafya isimleri, o çağın hukuk kuralları, yine ortaklaşa bildikleri etnolojik bilgiler, kültürel yapıları, halkların yaşam tarzları benzemektedir.
“Kafkasya’nın arkeolojik tabakaları bizi tarihin bilinmeyen çağlarına götürmekte ve bu çağlarla ilgili arkeolojik izlerin özelliklerinin Ön Asya ve Akdeniz havzası kültürlerine benzediğini göstermektedir.”(6)
MÖ IV. yy. sonları ile VIII. yüzyıl başlarına rastlayan dönemde, büyük çatışmalar ve savaşlar o yüzyıl dünyasını çok etkilemiştir. Bu etkilenmeden dolayı eski söyleyiş ve şarkılara yeni katkılar yapılarak “İlyada ve Odysseia” adlı büyük “poem”ler yaratılmıştır.(7)
Bu tarihten iki yüzyıl gibi bir süre sonra MÖ VI. yüzyılda Psistratos’un yaşadığı yıllarda bu destanlar yazılı belgeler haline getirilmiştir.
Eski Hindistan’ın “Mahabharata”, “Ramayana” adlı epik poemleri doğdukları çağlarda halkın ezberinde yaşayan sözlü edebiyat ürünleriydi. Bu halleri ile biçim olarak Nart Destanlarına benzemekteydiler. Bu ürünler MÖ VI. yüzyılda yazılı hale getirilmiştir.
Ramayana Destanını söyleyenlerin isimleri destanın içinde günümüze kadar ulaşmıştır. Bu destanda konunun kahramanı olan “Roama”nın oğulları “Kuşş” ile “Lav”dır. Mahabbarata da destanı yaratanların isimleri günümüze taşınmıştır.(8) Bu destanı söyleyenlerden “Ugramrava” destan söyleme alışkanlığını kazanmak için babası “Lomaharşan” tarafından eğitildiğini anlatır destanın bir bölümünde…(9)
Dünya durdukça ölmeyecek olan büyük poemler “İlyada ve Odysseia’yı ilk çağların büyük ozanı “Homeros”un yazdığı söylenir. Bu bilinen bir gerçektir. Yazı alışkanlıklarının ve alfabelerin olmaması ya da bu güne kadar bulunamamış olması nedeniyle Kuzey Kafkasya Halklarının hiçbirinin Nart Destanlarını yazılı hale getirme olanağı olmamıştır. Bunun sonucu olarak yeni söylenmiş metinler destanların içersine girmemiş ve destan metinleri orijinal hali ile günümüze ulaşmıştır. Zira yazı her zaman sözlü edebiyatın farklılaşmasında etkendir.(10)
Nart Destanlarında da Grek destanlarında olduğu gibi Matriarkal (anaerkil) süreç izlerine rastlanabilmektedir. Bu iki grup destanlar arasındaki analojik paralellik belirgindir. Bu özellikler Grek mitolojisinde de tek başına doğmamıştır. Homeros’un poemlerinde Grek tarihinin bilinen ilk yüzyıllarına rastlamak olanak dışı değildir.(11) Bu durum Nart Destanlarında da böyledir. Örneğin, insan eti yiyen devlerin işlendiği öyküler vardır. (Tek gözlü dev, Hağur’un kardeşlerinin hepsini yemiş, Hağur da devin tek gözünü oymuştur. Mağaradaki devin koyunlarının tüyleri içine saklanarak mağaradan kaçmıştır). Homeros’un büyük destanı Odysseia da ise tek gözlü Cyclop Polifem’in serüvenlerini anlatan metinler ile Nart Destanlarında anlatılan Hağur ve tek gözlü devin savaşı birbirine benzemektedir.
Nart Halk Epos’unun en ünlü kahramanlarından Sosrıqua’nın annesi Seteney’in önerisiyle suya batırılarak çelikleştirilmesi olayı ile Akhilleus’un (Aşil) annesi Tanrıça Thetis tarafından Ctyks (İskit) ırmağına daldırılarak vücuduna su verilmesi olayında da büyük benzerlikler vardır. İki destan grubu arasında başka paralellikler de bulabiliriz. Örneğin, Thetis oğlu Akhilleus’u ölümsüz yapabilmek için ateşe gömmüştür. Thetis’in aynı şekilde gömdüğü yedi oğlu ölmüştür. Nart Destanlarında da “Naribgia” doğumu yaklaşınca büyük bir ateş yakar, doğan çocuklarının hepsini ateşe atar. Çocukların hepsi ölür. Sonuncu çocuğu Şawey ise kızgın marsık taşını yutarak soğutur, tekrar ağzından çıkarır. Sıcağa karşı dayanıklılık kazandığı için ölmez.
Kuzey Kafkasya Destanlarında halkın mutlu olduğu günlerde, hasat bayramlarında, yortularda ortaya çıkan, keçi kılığında dans eden “Ajeğafe” motifi ile Grek mitolojisindeki “Trayos” motifi de benzeşmektedir. Zira Trayos Yunan dilinde keçi ya da teke anlamına gelir.
Abazince’de kökü binlerce yıl öteye uzanan, tarım ve çiftçiliğe yönelik “Rareyta” adlı bir şarkı söylenir. Bu şarkı ekime başlarken ya da hasat yapılırken söylenirdi. Bizim çocukluğumuzda Uzunyayla’nın Abazin köylerinde nadas yapılırken, tohum ekilirken pulluğun ya da sabanın düzgün çizgiler çizmesi için öküzlerin “Hoo-rey-raaaa… Re-rey-taa…” gibi ünlemlerle yönlendirildiğini anımsamaktayım. Balkar ve Karaçay toplumları Adığe-Abhaz grubundan esinlenerek oluşturdukları “Erirey” adlı bolluk ve bereket şarkısını hâlâ söylemektedirler.(12) Bu örnekler sonradan Antik Yunan’a geçmiş ve “Erehtey ya da Ereftey” haline gelerek bolluk ve bereket tanrısına ad olmuştur. Bu isim sonradan Poseidon (Poseidon Ereftey) Kült’üne karışmıştır.(13) Abazaca’da “Çara-Jıra” (yeme-içme) şeklindeki deyim ziyafet, şölen anlamındadır. Hurama Tepesinde toplanan Nart Kurultayı bu şölenlerle sona erer. Homeros’un destansal şiirlerinde “Hekatomba” adı verilen şölenlere sık sık rastlanır. Hekatomba sözcüğünün anlamı, Abazince’de “Çera-Zik=Yüz-lerce şölen veya yemek”tir. İlyada’nın 7. bölümünde işlenen şölen sahnesi şöyledir:
“Güneş battı
Tamam oldu Akha’ların yapıtı…
Çadırlar boyunca
Sığırlar kesip yemek yediler,
Bir hayli gemi geldi şarap taşıyan…”(14)Nart destanları ile Grek destanlarının benzeşen yönleri bu kadarla da kalmamaktadır. Seteney bilgeliği ile Athena ya da Hera, güzelliği ile Aphrodite’dir. Hatta biraz da Artemis’tir. Demirci Tlepş ile olan ilişkisi, Aphrodite ile ateş ve demirciler Tanrısı Hephaistos arasındaki ilişkiye benzer. Grek mitolojisinde diğer tanrıların kıskançlığına uğrayan Adonis, tanrıların gönderdiği bir yaban domuzunun saldırısına uğrar. Sevgilisinin yardımına koşan Afrodite’in ayağına beyaz güllerin dikeni batar, yaradan akan kanlar tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülleri kırmızıya dönüştürür. Seteney ise devlerle boğuşan oğlu Sosrıqua’nın yardımına koşarken bahçe çiti olarak yetiştirilen güllerin dikeni ile ayağından yaralanır ve bütün beyaz güller kırmızıya dönüşür. O günden bu yana Kuzey Kafkasyalılar “Kırmızı gül” anlamına gelen “Seteney” sözcüğünü kız çocuklarına ad olarak seçerler. Sosrıqua’nın veya Nesren Jak’e’nin insanlığa ateşi armağan edişi, Nesren Jak’e’nin kayalara çivilenişi, Prometheus motifi ile iç içe girmiştir. Bu olayı anlatan destan metinlerinin ortaya çıkışı MÖ IV binli yıllara rastlamaktadır. Belki de insanların ateşi henüz tanıdıkları çağlara uzanmaktadır. Kuzey Kafkasya’da Adığe dilinde “Mefehu Apşi=Ateşin Yansın” en değerli selam anlamında halen yaşamaktadır. Abazince’de de benzeri “Wulağua yımçarağat=Dumanın sönmesin” deyimi vardır. Eve yeni ayak basan gelin için yapılan Huahua’larda, iyi dileklerde, “Wunaç’aşha Mıjetıjeu, Wuthajeu Wupso=Ocağın sönmeden huzur içinde yaşa” denilirdi. Ateşin sönmeden yanması en büyük dilek idi. Bu nedenledir ki gelin odası (Leğune) için kimi zaman “Mafe Wune=Ateş odası” denmiştir. O halde Greklerin Karadeniz kıyılarında göründüğü çağlardan önce de Kuzey Kafkasyalılarda ateş motifleri vardı. MÖ V, IV. yüzyıllarda Kafkasya kıyılarında Grek kolonileri kurulduktan sonra, Grekler bu motifleri alıp kendi dil ve kültürlerine adapte ederek yazıya geçirmişlerdir. Promethus ve Nesren Jake’nin özgürlüğe kavuşturuluşu bile benzeşmektedir. Öte yandan Aiskilios’un Trilojia’sında Prometheus’un çakıldığı yer tanımlanmaktadır:
“Medya suyu kıyısında oturur, Areyan’ın sevgilisi olan, Kafkasya’nın yüksek dağlarında ve geçit kentlerinde oturan Sarmatlar, sivri uçlu mızrakları ile korkusuzca savaşıyorlar…”
#KuzeyKafkasya destanlarındaki motiflerle Antik Grek destanlarındaki motifler aynıdır. Olayların geçtiği yerler aynıdır. Grek dilinde Prometheus’un anlamı “İlk gören, ilk yapan, ilk kalbe ulaşan, ışığı gören” demektir. Yunanlı Prometheus ile Kafkasyalı Nesren Jake’nin ifade ettikleri anlam birbirine yakındır. Ne-s-ren sözcüğündeki göz’ün fonksiyonu ile Yunanca’daki Işığı İlk Gören = Prometheus isimlerinin her iki kültür için işlevleri aynıdır. Hatta daha ileriye giderek (Pn-m-tha=İlk tanrı) sözcüğü ile Prometheus’un aynı sözcük olduğu bile iddia edilmektedir.
Prometheus sözcüğünün Kafkas dillerine akrabalığı bununla da bitmemektedir. Abazince ve Abhazca’da “Pn-mı-tsa = Uçan Ateş” sözcüğü düşünülürse tanrılardan çaldığı ateşi uçarak insanlara ulaştıran mitoloji kahramanına bundan uygun bir isim herhalde düşünülemezdi.
Yukarıdaki bölümlerde birkaç kez yinelediğimiz gibi, milattan önceki yüzyıllarda, Grekler, Adığe- Abhaz grubu, diğer Kafkas boyları ve Gürcülerle ilişki kurmaya başlamışlardır. Ticaret kolonileri kanalı ile sürdürülen ticari ve kültürel alışveriş, içinde Proto-Çerkez döneminin “Meot” düzen ve geleneğini de Akdeniz Havzasına, özellikle de Antik Yunanistan’a taşımışlardır. Destan, öykü ve masallarımız tüm dünyanın tanıdığı Antik Grek Mitolojisine ve dolayısı ile de Latin Mitolojisine kaynak olmuştur. Bu nedenledir ki tüm dünyanın “Kaf Dağı” olarak bildiği o cennet ülkesi, o masal ülkesi olan Kafkasya topraklarının öz çocuğu olan mitoloji kahramanlarımız evrensel kültüre mal olmuşlardır. Bu kültür cennet ülkede yaşamış ve hâlâ yaşayan, sonsuza dek yaşayacak olan halkımızın kültürüdür.
Bu destan metinlerinin ve motiflerin Kuzey Kafkasya’nın öz malı olduğunu, Greklerin bu kültürü sonradan benimsediklerini savunan (V.F.Müller, Hadağatle Asker, Şortan Askerbiy, Yinalipa Şahva, Meremkuıl Vladimir vb.) bilim adamları bulunmaktadır. Ünlü Gürcü yazar Akakiy Çereteli, Antik Yunan Mitolojisinde işlenen Prometheus ve Medea motifleri için “bunlar bizim tarafların, Kafkasların öz evlatlarıdır.” demektedir.
Kafkasya ile Ön Asya kültürünü birbirine bağlılığı Ön Asya kültürüne Kafkasya’nın katkılarını, ölü Ön Asya dilleri (Sümer, Hatti, Urartu, Hurri, Mittani) ile Kafkas dilleri arasında akrabalık bağı bulunması hususlarında bugün birçok bilim adamı birleşmektedir.
Abazin dili ve folklorunda, ilk çağ yaşamının bıraktığı izlerden Tanrılar Panteonu’nda bulunan kimi isimleri çıkartma olanağı vardır. Bilindiği gibi, geçmiş tüm halkların yaşamında “Güneş Kültü” vardır. Tanrılar toplumunda veya tanrılar çevresinde “Güneş = Tanrı” özelliği gösteren ve MÖ II bin yıllarında yaşayan üç isim vardır. “Ra” veya “Re” Heliopolis kentinde, “Amon” ya da “Aton” ise Fiva kentinde yaşam bulmuştur.(15) Amon ya da Aton, Fiva kentinde diğer tanrıları etkisi altına almış, onların özelliklerini kendisine mal etmiş; kendini, halkın ve diğer tanrıların türediği baba Tanrı saydırmış, diğer tanrı kültlerini kendi kişiliğinde birleştirmiştir. Bu hali ile Heliopolis’li rahipler, Amon’u Greklerin “Zeus”una benzetmişlerdir. Heliopolis’li din adamları Tanrılar hanedanın ve insanların müşterek babası Amon-Ra için dualar ve ilahiler söylemişlerdir.(16-17)
Abazince’de (Mara=Güneş ve Abhazca’da Amra=Güneş) sözcükleri söylendiğinde “Amon-Ra” ismini anımsamamak olur mu? Ambrogio Donini adlı İtalyan bilgini bir başka açıklama getirmektedir: MÖ 332 yılında Büyük İskender’in Mısır’ı ele geçirmesi sırasında Amon Rahipleri bu yeni hükümdarı, Olimpiya adlı annesinden ilginç bir biçimde doğan Tanrı Zeus-Amon”un oğlu olarak halka kabul ettirmek istemişlerdir.(18) Konumuzda bizi daha çok ilgilendiren Amon isminin etimolojik özelliğidir. Abazince de güneş anlamına gelen “Mara” sözcüğünün türevleri olan “Merey-Mon veya Mereym”, Maryam’ın oğlu sözcüklerine dikkatimizi çekmektedir N. Dubrovin.(19)
Eskilerin “Güneş Buzağı” olarak adlandırdıkları (Abazince’si Amara Ahuıs) Marduk ismi Abazince’de şöyle ayrışabilmektedir: Amara = Buzağı. Bu tanrı kavramı Totemizm ile yaratılış kült’ünü içeren iki faz’lık sürede yaşayan (Marduk) adlı tanrı kavramı ile eş anlamdadır.(20) Amacımız bu sözcüklerin etimolojik açıklamasını yapmak değildir. Ancak, “Marduk” sözcüğünün ilk yarısının Abazince’de güneş anlamına gelen “Mara” sözcüğünü vurgulamak isteriz. “Ra” sözcüğü ise eski Mısır dili olan Kopt dilinde güneş (Re=Mara=Güneş) anlamındadır. Burada etimolojik araştırmadan da önemli olan, dillerde olduğu gibi mitolojide de benzeyen elementlerin bulunduğunun açıklanmasıdır.
Kuzey Kafkasya Mitolojisinin en belirgin kahramanlarından olan Sosrıqua’da da bilginler Solarizm (Güneş Motifi) izlerini bulmaktadırlar.
Bu bilginlerin başında N.İ.Abaev ve Georges Dumezil gelmektedir. Sosrıqua Motifi ve destanları doğarken, başka yerlerde üretilmiş destanlarla karışmış olabileceği savı da ileri sürülmektedir.(21) Sosrıqua sözcüğü hakkında çok şey söylenmiştir. Etimolojik açıdan açıklığa kavuşturulmak istenmiştir. Birçok yazara göre bu ismin Ön Asya Kültürü ve Akdeniz uygarlıkları üzerinde etkisi çoktur. Bu uygarlıklarla sıkı ilişkisi vardır.
Örneğin Oziris adındaki Mısır tanrı Kült’ü ile Sosrıqua’nın benzerlikleri çoktur. Bilindiği gibi Oziris, ilk çağlarda aşağı Nil bölgesi totemlerindendi. Görünümü ya koç ya da boğa tasviri şeklindedir. Oziris motifi evrim geçirdikçe kendisine yabancı olan Legend’lerle karışmıştır. Yazıdan önceki çağlarda ortaya çıkan yapıtlarda Oziris, güneşle birlikte tasvir edilir. Daha sonra insan biçiminde gösterildiği zaman bu isim her yeniliğin simgesi olarak kabul edilmiştir. Daha geç çağlarda ortaya çıkan dinlerin hepsinde ve en sonunda Hıristiyan dininde de rastlandığı gibi ölümden sonra yeniden dirilme Oziris’in bu dinlere yansıma şeklidir.(22)
Oziris’in her ölüm olayından sonra canlanarak eski Mısır çiftçisinin yaşamında yardımcı olacağı inancı ile Sosrıqua’dan umulan umutlar ve yardımlar bile benzeşmektedir. Sosrıqua isminin doğuşu ve Güneş Kült’üne yönelik oluşu, başka bir benzeyiştir.
N.Marr’ın söylediği gibi; Ön Asya-Akdeniz Havzası ve Antik Grek Mitolojisindeki ilk etnos element olan Kuzey Kafkasya Kültürünün evrensel kültür içerisindeki yeri ve saygınlığının çağımız insanının bilgi ve açlığa susamışlığına sunulması dileğimizle, en önemli kahramanları sıralayalım: Setenay (Satenay), Savsiriko (Sosriqua), Şebatniko (Badinokue), Peterez…
l N.Y.Marr, (Yafet Kafkasya ile Etnik Açıdan Akdeniz Kültürünün Doğuşu. 1933- Meremkul Vladimir’in Abazince çeviri ve açıklamalarından yararlanılmıştır.)
2 age.
3 Gılgameş destanı, M-L,1961, s.62
4 age. s.6
5 Meszaros J. Die Pakhy Sprache Studies in Ancient Oriental Civilization 9, Chicago 1934
6 age.
7 N, Ştal, Homeros-İliada, Önsöz. Çev. N.İ.
8 Meremkuıl Vladimir, Abazinskıy Narodniy Epos, Çerkezsk,1975
9 P.Grinter, Büyük Destan İliada-Mahabharata-Ramayana (Sanskritçe’den Rusça’ya çeviri) M.l974
10 V.İ.Abaev, Nart Destanları, İzvestia, SONİİ X. Cilt I. Baskı, Dzaujikau 1965 (Abazince çevirisinden yararlanılmıştır.)
11 A.F.Losev, Homeros,M.1960
12 M.İ. Mijaev, Çerkez Mitolojisi üzerine şiirler.
13 Mitolojik Sözlük, M.1961.
14 Prof. Aytek Namitok’a göre Akha’lar bugünkü Ubıkhlerin atalarıdır.
15 Homeros, İliada, A.K. Azra Erhat, Çeviri 1967 İstanbul.
16 Ambrogio Donini, Halklar, İdoller, Tanrılar ve Dinler Tarihi (İtalyanca’dan Rusça’ya çeviri-M.V. Pasajlar halindeki açıklamalarından yararlanılmıştır.) M.1966
17 age.
18 age.
19 N.F.Dubrovin, Kafkasya’da Rus Savaşçıları ve Egemenliği Tarihi, SP-b 1871
20 Meremkuıl Vladimir, age.
21 age
22 A.Donini, age.
Sorry, there were no replies found.