Musa’nın Mapusanesi / Hasan İzzettin Dinamo

  • Musa’nın Mapusanesi / Hasan İzzettin Dinamo

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:29

    Musa’nın Mapusanesi / Hasan İzzettin Dinamo*

    Makale Yazarı: Pınar K. Üretmen

    *Bu makale Roman Kahramanları dergisi 32. sayıda (Ekim / Aralık 2017) yayımlanmıştır.

    Tarihte bazı dönemler vardır ki ağırlığı, yükü, anlamı ancak insan elinin sıcak dokunuşuyla, insanların yaşamlarına iç bakışla kavranabilir. Resmi ideolojiye uygun şekilde yapılan anlatımlar hep biraz soğuk ve uzak kalır. Oysa tarihte öyle dönemler vardır ki tüm gerçekliğiyle çok iyi anlaşılmalı ve unutulmamalıdır. Çünkü zaman, döner dolaşır aynı şeyleri yaşatır insanlara ve milletlere. Tarihte yaşananların önemi ancak insanı, insanın içindekileri, insan gözünden hayatı anlatmakla anlaşılır ve bunu başaran da sanattır.

    İşte Musa’nın Mapusanesi böyle bir dönemin anlatısıdır. Hem Musa’nın hem de bir milletin çok önemli yıllarına tanıklık eder. Cumhuriyet Dönemi’nin, insan yaşamı, duyguları ve düşünceleri üzerinden sıcacık anlatımıdır o. Bir yandan tarihteki çok önemli yıllara, bir devletin kuruluş sancılarına değinirken bir yandan da insanın yaşayabileceği en unutulmaz, sıkıntılı dönemi, hapishane hayatını anlatır. Ve Türk aydınının yıllardır değişmeyen çilesine; düşünceleri ve yazıları nedeniyle cezalandırıIışına tanıklık eder.

    Hasan İzzettin Dinamo

    Bir savaşlar, yokluklar hikâyesidir Hasan İzzettin Dinamo’nun hayat hikâyesi. 1909 doğumlu Haşan, beş yaşına gelince babası ve ağabeyi Birinci Dünya Savaşı’na katılır. Bu savaşta her ikisini de şehit veren Hasan kısa bir süre sonra annesini de yitirecek, çocukluğu yetimhanelerde geçecektir. Savaş ve yokluk yılları şekillendirir onun çocukluğunun resmini. Birçok kez yetimhane değiştirmek zorunda kalır. Açlığı, soğuğu, kimsesizliği tanır. Tüm bunlara rağmen yılmaz, okur ve öğretmen olur. İlk şiirini on dört yaşında yazar ve bu şiir Giresun’da İzler Dergisi’nde yayımlanır. #Faust ve #Werter çevirileri yapar. Ve şiirler yazar, durmadan dinlenmeden. Önceleri insanı, doğayı anlatırken daha sonra toplumsal konulara değinir şiirlerinde. 1935 yılında Türk Ceza Yasası’nın 142. Maddesine aykırı siyasi faaliyet nedeniyle tutuklanır. İşte, Musa’nın Mapushanesi, bu cezaevi yıllarının anlatısı, bir öz yaşam hikâyesidir.

    Musa’nın Mapusanesi

    Hayatı zorluklarla geçen, küçük yaşta öksüz kalan, yetiştirme yurtlarında büyüyen, açlıkla terbiye edilen ama gene de okuyan, kendini yetiştiren, öğretmen ve şair olan bir Cumhuriyet Dönemi aydınıdır Hasan İzzettin Dinamo. Ancak muhalifliği, yazdığı şiirler ve sol düşünceleri nedeniyle de çok çile çeker. Bir bildiri dağıtmak suçuyla 1935 yılında tutuklanır ve dört yıl Ankara Hapishanesinde yatar. Musa’nın Mapushanesi, bu dört yıllın anlatımıdır. Musa cezaevinde yaşadıklarıyla değişirken dışarıda da yeni bir cumhuriyet büyümektedir. Büyük değişimlerin, dönüşümlerin yaşandığı yıllardır. Nice savaşlardan çıkan, iç ve dış düşmanlarla savaşan ve ayakları üzerinde dimdik durabilme savaşı veren bir devlet; tüm bu değişimlere ayak uydurmaya çalışan yoksul ve eğitimsiz bir millet ve kendi doğrularını dile getirmekten çekinmeyen, insan sevgisi ve adalet arayışıyla dolu aydın kesim…

    Musa ve on altı arkadaşı, “Ey Türk işçisi ve köylüsü teşkilatlan” yazan bir beyanname dağıtmaya çalıştıkları için tutuklanır. Aslında yasalara göre ya suçsuz bulunacaklar ya da en fazla altı ayla hüküm giyeceklerdir. Ancak Musa’nın daha önce yazdığı ve hükümeti eleştiren ‘Tren’ şiiri nedeniyle on yedi kişiden dördü ceza alır, hem de tam dört yıl. Devlet babaya karşı eleştiri yapmanın cezası ağır olur. Kararı veren hâkim bile bir sohbette cezayı istemeyerek vermek zorunda olduğunu itiraf edecektir. Ve Hindistan’da ölüleri koydukları Susuş Kuleleri’ne benzeterek bu isimle andığı hapishanede geçecek çileli günler başlar. “Şair, şimdilik, şu çileler evinde, halinden pek öyle yakınmayan senden başkası yok gibi. Dostoyevski buraya ‘Ölüler Evi’ demiş. Burası çileliler evi. Burası ya sömürür, iskelete çevirir, ya da bir kez daha dev yapar bir devi.” (#Musa‘nın Mapusanesi; sayfa 30)

    “Akşam erken iner mahpushaneye,
    Ejderha olsan, kâr etmez
    Ne kavgada ustalığın,
    Ne de çatal yürek civan oluşun.
    Kâr etmez inceden içine dolan,

    Alıp götüren hasrete” dediği gibi Ahmet Arif’in; zordur hayat hapishanede. Hele de o demirler inince, kapılar kapanıp da bir koğuşa sığdırınca seni. Sen sığdıramazken içindekileri, özgürlük özlemini, hasretini, düşüncelerini hiçbir kapı arkasına… “İnsanoğlunun düşleriyle düşüncelerini hapsedebilene aşk olsun” dediği üzere Hasan İzzettin #Dinamo‘nun;

    “Akşam erken iner mahpushaneye,
    İner yedi kol demiri,
    Yedi kapıya.
    Birden, ağlamaklı olur bahçe.
    Karşıda, duvar dibinde,
    Üç dal gece sefâsı,
    Üç kök hercai menekşe…”
    —Ahmet Arif—

    Sevdiklerinin, evinin, sokakların hasreti sarar içini. Özgürlük özlemi yakar. Zordur dilediğince gezememek kırlarda, yollarda. Hele bir de suçlu sayıldığın şey düşüncelerinse… Mayıs ayının ilkyaz sevincini yaşarken doğa, hapishaneye düşmek daha da zor gelir insana. Musa bir mayıs ayında girer Susuş Kuleleri adını verdiği binaya. Dışarıda kırlangıçlar çığlıklar atarak özgürce uçarken, derin bir çaresizlik siner içine.

    İnsan ve Vicdan

    “Burada canlar derin derin yaşamaktadır. Burada insan canavar canavar öfkelenmekte, derin derin düşünmektedir.”

    Musa’nın Mapusanesi’nin odağını ‘insan’ oluşturur; insanı tüm zaaflarıyla kabulleniş ve insana duyulan sevgi. Musa’nın insanların özündeki iyiliği ve güzelliği aramasının nedeni insan sevgisidir. Sömürü düzenine boyun eğmeyen özgür insanların yaşadığı, barışçıl bir dünya istemesinin altında da gene bu insancıllık yatar. Ve vicdan… Adalet ve eşitliğin biricik teminatıdır vicdan duygusu. İnsanca ve kardeşçe yaşamın olmazsa olmazıdır. Onun yokluğuna, yara alışmadır isyanı.

    Eşit, özgür ve eğitimli bir toplumdur amacı. Cehalet en büyük düşmanıdır insanlığın. Okumuş insan düşünerek, aklıyla karar verir. Musa, hep okumamış ve yoksul insanların hapishaneye düştüğünü, siyasal suçların dışında okumuş insanların buraya gelmediklerini gözlemler o yıllarda ve bütün insanoğlu okutulmuş olsa hapishanelerin boş kalacağını düşünür.

    Hapishanede yatan birçok kader mahkumuyla tanışırız kitabın sayfaları arasında. Kimi cinayetten kimi hırsızlıktan yatar. Ancak biz onları en insanca taraflarıyla; yürekleri, özlemleri, pişmanlıklarıyla tanırız. Adaletin elinin uzanamadığı yerlerde, cahil insanın ilk tepkisi olur hasırımın cezasını kesmek. Onlar hep kader kurbanı olduklarına inanır, suçu hep kadere yüklerler. Adam öldürdüğü için idam mahkûmu olan ancak şimdiki aklı olsa böyle bir şeyi asla yapmayacağını söyleyen, pişmanlık duyan, iyi yürekli Karaşarlı Hüseyin ile tanışırız. Dilekçesine bir türlü cevap alamayınca “Türkiye Cumhurbaşkanı Atatürk’ün eliyle Allaha” diye dilekçe yazan ve yaka paça Ankara’dan sepetlenen, sonunda cezayı kendi elleriyle kesmeye kalkan zavallı Dilaver’le. Şevki Usta, Bayram Ağa, Keskinli Ömer’le ve daha niceleriyle. İnsan yanlarını tanır, yüreklerini hissederiz. Onların gözünden bakmayı deneriz dünyaya. Kızarız ama acırız, üzülürüz de çoğu zaman. Affetmenin bir büyüklük değil insanca bir davranış olduğunu görerek ve insan oldukları için severiz onları. Musa’nın dediği gibi, onlar çok da farklı değildir aslında diğer tanıdıklarımızdan; “Mapusanede suçlu insan pek çoksa da kötü insan pek öyle sanıldığı gibi çok değil. Gerçekten bunların yüzde doksanı iyi insan, gerçekten kader kurbanı. Hepsi de dışarıda tanıdığımız kişilere benziyor. Dışarıdakilerin çoğu suçlarını saklayabiliyor. Rastgele bir insanın avuçlarını aç, bak, nice gizlenmiş suçlar göreceksin.” (Musa’nın Mapusanesi; sayfa 32)

    Dil ve Anlatım

    Bir şairin kaleminden dökülen anılardır sonuçta yazılanlar. Onun duyarlı, imgesel ve ince detayların üzerinde yoğunlaşan şair bakışını ve lirik anlatımını yansıtır anlatı. Biz de Musa ile beraber gireriz Susuş Kulelerine, o yedi kol demiri bizim de üstümüze iner gece olunca. Kırlangıçların, tarla kuşlarının sesini dinler, onların hiç farkında olmadıkları özgürlüklerine özeniriz. Ankara’nın sarı bozkırlarını, karla kaplı ayazını, mayısla gelen ilkyazını yaşarız doğaya özlemle. Ve tanırız içerde yatan insanların içini kaplayan kederi, hüznü, çaresizliği. Süslemeden, gerçekçi bir tonla ama imge zenginliğiyle anlatır Dinamo. Hapishanede yaşananlara tanıklık ederken bir yandan da insan ruhunun derininde yatanları, psikolojik durumunu yansıtır bize. Mahpusluğun insanın içindeki kötülüğü beslediğini, en düşmanca davranışların burada sergilendiğini de görürüz. Kin, öfke, nefret gibi duyguların bu karanlık ortamda açığa çıkışına, hakaret ve saldırılara da tanıklık ederiz. Hapis olmanın, dört duvar arasında kalmanın insanın içindeki hoşgörü ve sabrı bitirişini görür, öğreniriz. “Doldurun mapusanenin bir koğuşuna bütün peygamberleri, gün gelecek göreceksiniz, hepsi de zıvanadan çıkıp ağız dalaşına başlayacaklar.” (Musa’nın Mapusanesi; sayfa 55). Bir de işkence, dayak, kötü muamele yapan devlet görevlileri kadar iyi kalpli olanların da var olduğunu. Ancak dirlik ve düzen için adalet duygusu ve devlete duyulan güvenin yitmemesi gerektiğini de fısıldar kulağımıza. Adalet sıtması diye adlandırdığı adaletsiz uygulamaların insanı nasıl da hasta ettiğini. “Kesilmemelidir hiçbir zaman devletin ve kanunun babalığından umut. Devletin ve kanunun babalığı mahpusu külrengi merdivenlerden bilinmez pis uçurumlara doğru inerken durdurur: İşte en ince bilim burada başlar.” (Musa’nın Mapusanesi; sayfa 94)

    Kitapta sık sık volta vurmak deyimi geçer. Volta vurmak önemlidir, özeldir Musa için. Bir avuç gökyüzünün altında, sınırlı bir yol üstünde de olsa yürümek özgürlüğü çağrıştırır ona. Böylece hem biraz yalnız kalarak mahremini koruyabilir hem de düşünebilir. Yürüyerek yoğunlaşır yazıları üzerine. Sanata, edebiyata, şiire uzak kalmamak adına yürür bir anlamda.

    Hasan İzzettin Dinamo’nun kültürel birikimiyle de tanışır okur anlatı boyunca. Felsefe, mitoloji, tarih ve edebiyatla ilgili yaptığı metinlerarası göndermelerle zenginleşir metin. Goethe, Shakespeare, Dostoyevski, Yunan ve Hint mitolojisi… Kurtuluş Savaşı, İspanya İç savaşı, Franco rejimi, Nazi Almanya’sı. Sebahattin Ali’nin hapishaneye Almanca kitaplar getirerek Dinamo’nun okuma ve yazmasının devam etmesine nasıl destek olduğunu da anlatır, Nazım Hikmet’le yaptığı sanat ve toplum sohbetlerini de. “Sabahattin Ali, Hamdi eliyle bana antifaşist Alman şairlerinden derlenmiş acı, acıklı şiirlerle dolu Almanca bir şiir kitabı gönderdi. En baştaki şiirin adı şu: Kaçarken Vurulmuştur. Anladım ki, Nazi Almanya’sında aydınları, yazarları, şairleri öldürmenin bahanesi bu! Kaçarken vurulmuştur.” (Musa’nın Mapusanesi; sayfa 53)

    Toplumcu Gerçekçi Şiir

    Rusya’da devletin resmi sanat görüşü sayılan toplumcu gerçekçilik 1930’larda ortaya çıkmış, ana ilkeleriyse 1934 yılında toplanan Sovyet Yazarlar Birliği Kongresi’nde saptanmıştır. Toplumcu gerçekçi akıma asıl şeklini veren kişinin Maksim Gorki olduğu kabul edilir. Sanatın ne olduğundan çok ne olması gerektiği üzerinde durur. Boris Suçkov’un Gerçekçiliğin Tarihi çalışmasında dile getirdiği üzere “sömürülen, sömürülmekten kurtulmuş ya da kurtulmaya çalışan ve kurtulmanın gerekliliği bilincine ulaşmış insanlara dayanır.” Dünyayı değiştirme, dönüştürme, kapitalizmin insana uyguladığı baskıdan kurtarma amacı güder. Özünü devrimci hareket oluşturur. Güdümlü ve faydacı sanata karşıdırlar. Estetik kaygılarla yapılan bireysel sanat anlayışı yerine ezilen kitleleri, emekçileri savunan toplumsal anlayışı temel alır. Türkiye’deki toplumcu gerçekçi şiirin öncüsü olarak Nâzım Hikmet’in görüşleri kendinden sonraki şairler için belirleyici olmuştur. Dinamo’nun hayatını anlattığı kitabında, Bir süre Faruk Nafiz ve öteki hececi şairlerin beğeni çizgisinde gençlik duyarlılıklarını işleyen Dinamo’nun, 1929’larda Nazım Hikmet’in yüksek sesle okunan şiirlerindeki kuruluş tekniklerini benimsediği görülür, diye yazar Ömer Asan. 1930 yılında 835 Satır adlı ilk şiir kitabı yayımlanır Nazım’ın. Dinamo, “bu şiirin ustası bana Goethe ve Shakespeare’i bile unutturdu” diye tarif eder bu büyük etkiyi. Bundan sonraki dönemde toplumcu şiirlere yönelir ve Adım dergisinde toplumsal konulara değinen şiirleri yayımlanır. “Seni izliyorum adım adım Nazım” dediği gibi bir şiirinde, onun ayak izlerini takip eder diğer toplumcu gerçekçi şairler gibi. Asım Bezirci de Dinamo’nun 1931 yılında Vehbi Cem Aşkun ve Mehmet Cevdet’le beraber yazdıkları Adsız Kitap adlı kitabı için, “Adsız Kitap’ta Dinamo’nun ileride yazacağı şiirlerin tohumları bulunur: Savaştan tiksinme, insan ve tabiat sevgisi, imge zenginliği, içtenlik… Daha da önemlisi, şairin sınıf edebiyatını seçmesi, emekçilerden yana çıkmasıdır” diye yazar. İşte bu anlayış ve bakış onun Musa’nın Mapusanesinde anlattığı hapisliğinin öncüsü olur.

    1935 yılında tutuklanır Dinamo ve on altı arkadaşı. “İşçiler, köylüler, teşkilatlanın” yazılı bildiridir bu tutuklamaya sebep. Ama duruşma sonrası aldığı dört yıllık mahkûmiyetin sebebi bu bildiriden daha çok yazdığı Tren şiirinin bulunması yüzündendir. On yedi kişi yargılanır ancak dört kişi -Eyüp, Muzaffer Erkan, Ruşen Koca Zeki ve Hasan İzzettin- ceza alır. “Sivas Öğretmen Okulu öğrencisiyken trenin ilk kez bu şehre gelişi dolayısıyla yazdığım uzun bir şiir bu tutuklamada ele geçti. Tren şiiri zamanın başbakanı İsmet Paşa’nın tren siyasetine aykırı bulunduğundan, yukarıdan gelme emirle hüküm giydim” diye anlatacaktır daha sonra anılarında.

    Louis Althusser, “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları” adlı eserinde devletin kendi ideolojisini ayakta tutabilmek adına yaptığı uygulamalara değinir ve şiddet de dâhil olmak üzere her türlü yöntemi uygulayabildiğini ileri sürer. Althusser’e göre burjuva devlet hükümetten farklıdır ve elinde basın, eğitim, silahlı kuvvetler ve polis gücü gibi çeşitli baskı unsurları vardır. Ayrıca emperyalist güçlerin uluslararası bir yardımlaşma ağı da bulunur. İşte Musa’nın -ya da başka bir deyişle Dinamo’nun- yazılarını yasaklayan, kilit altına alan, edebiyat dergilerini, kitapları yasaklayan da böyle bir ideolojik devlet bakışıdır. Solcu avı operasyonları yapılırken Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın “Bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz” ünlemesi de tutuklanışı sırasında Dinamo’yadır.

    Adım adım izlediği Nazım ile de hapishane yıllarında tanışır Dinamo. Ankara’nın Susuş Kulelerinde aynı koğuşta kalırlar bir dönem. Tutuklanmadan önce şiirlerini gönderdiği ve ondan bu şiirleri beğendiğine dair bir cevap aldığı büyük şair hemen hatırlar Dinamo’yu. Nazım’la uzun uzun sohbet etme, şiir ve sanat üzerine konuşma olanağı bulur. Kitapta oldukça geniş bir şekilde yer verir Nazım Hikmet’le olan anılarına. Böylece o dönemi Nazım aracılığıyla da yeniden okur, yorumlar ve düşünürüz. Aydın ve sanatçı insanların düşünceleri adına yaşadıklarına tanıklık ederiz bir kez daha.

    Ey Özgürlük

    Bazı şeylerin kıymeti ancak yokluğunda anlaşılır. Özgürlüğün ne denli yaşamsal bir ihtiyaç olduğu da böyle bir deneyimdir. Dinamo’nun hayatı özgürlüğün peşi sıra yapılan bir koşudur âdeta. Büyük bir kurtuluş mücadelesi vererek özgürlüğünü söküp alan vatanı gibi o da yıllarca özgürlüğün kanadına tutunur. Daha ilk çocukluk günlerinde, öksüz kalınca başlar onun tutuklu yaşamı; yetimhanelerde, şehir şehir dolaşarak okuma özgürlüğünü arar küçücükken. Daha sonra yazma mücadelesiyle özgür ve sömürüden kurtulmuş bir halk adına yaptığı mücadele at başı gider. Şiirler yazar özgür bir toplum adına ve bu şiirler nedeniyle alınır elinden özgürlüğü. Ama dört duvar arasına koyulsa da bedeni hapsedilse de düşüncelerinin ve insan sevgisinin mahkûm olmasına izin vermez. Özgür kalemiyle özgür kılmak için halkını, yazar, yazar, korkmadan ve sinmeden hep yazar. Musa’nın hikâyesi, ders alınması gereken bir hikâyedir. Anlatılan öyle bir dönemdir ki tüm gerçekliğiyle çok iyi anlaşılmalı ve unutulmamalıdır. Çünkü zaman, döner dolaşır aynı şeyleri yaşatır insanlara ve milletlere. Tarihte yaşananların önemi ancak insanı, insanın içindekileri, insan gözünden hayatı anlatmakla anlaşılır ve bunu başaran da sanattır. İşte, Musa’nın Mapusanesi böyle bir kitaptır.■

    ———-
    Kaynakça
    • Dinamo, Hasan İzzettin, Musa’nın Mapusanesi, Tekin Yay., 2007.
    • Asan, Ömer, Hasan İzzettin Dinamo, Belge Yay., 2000.
    • Arif, Ahmet, Hasretinden Prangalar Eskittim, Cem Yay., 1998.
    • İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları: Louis Althusser. İthaki Yay., 2013.
    • Edebiyat Kuramları ve Eleştiri: Berna Moran. İletişim Yay., 2016.
    • Toplum-Sanat ve İdeoloji Üçgeninde Toplumcu Gerçekçiliğin Edebiyat ve Siyaset İlişkisine Yaklaşımı: Soner Akpınar. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 7 Sayı: 30

     

    #Sayı32 #AhmetArif #PınarKüretmen #SusuşKuleleri #musa #hasanizzettindinamo #musanınMapusanesi

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Musa’nın Mapusanesi / Hasan İzzettin Dinamo* Maka…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now