Mülksüzler

  • Mülksüzler

    Posted by admin on 11 Temmuz 2024 at 11:56

    Mülksüzler*

    Makale Yazarı: Ayşe M. Kalay

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2014, 19. sayıda yayımlanmıştır.

    İzlediğimiz bir filmi, dinlediğimiz bir albümü, gördüğümüz bir resmi, heykeli, yapıyı, okuduğumuz bir romanı bir kaç sözcükle ya da cümle ile tanımlayabiliriz. Bir film söz konusu ise filmin afişinde ve fragmanında bu tanımlama görsellerle ve müzikle ya da bazı metinlerle desteklenerek verilir; yazın yapıtlarında genellikle kitabın arka kapağında, bazen de ön kapağında böyle kısa tanımlar yer alır. Mülksüzler’i tanımlayan sözcükler ya da cümle ne olabilir? Mark Bould- China Mieville, Kızıl Dünyalar / Marksizm ve Bilimkurgu adlı derleme kitaplarının kaynakçasında adı geçen kitaplar hakkında kısa açıklamalar yaparken #Mülksüzler (#TheDispossessed) kitabını kısaca şöyle tanımlar: “Kıtlığın olduğu bir dünyanın anarşizmiyle, kıtlığın yapay olarak üretildiği bir dünyadaki kapitalizm karşılaştırılırken, bir bilim insanı süreklilik, eşzamanlılık ve belirlilik kavramlarını anlamaya çalışır.” Mülksüzler’in ilk baskısının arka kapağında da yapıtla ilgili şu kısa tanımlama yer almaktadır: “Belirsiz bir ütopyanın muhteşem destanı!” Bu tanımlama pek çok okur tarafından “Belirsiz Bir Ütopya” olarak yapıtla bütünleşen bir ifadeye dönüşmüştür. Hatta bazı baskılarında yapıtın isminin The Dispossessed: An Ambiguous Utopia olduğu görülür. Mülksüzler’in bu belirsiz ya da muğlak ütopyasına Samuel Delany Triton (1976) adlı yapıtındaki “muğlak #heteretopya”sıyla karşılık vermiştir. Fredric Jameson’a göre bunun temelinde muhtemelen şu yatıyordu: Le Guin’in Marksist üretim tarzları görüşü, komünist dünyada eşcinsellik konusunda değişiklikler olacağını ima etmesine karşın, 1960’ların ve 1970’lerin yeni toplumsal hareketlerinin ortaya çıkardığı karşı kültürel meseleleri yeterince kapsamıyordu. (Jameson, 2009:201) Le Guin’in “muğlak ütopya”sının anlatı retoriği her zamanki algılama biçimimizi yadırgatıcı hale getirmek ve alışkanlıklarımızı kırmak, bizi şaşırtarak mevcut zenginliğimizin ve zengin meta sistemimizin mide bulandırıcı tarafarının bir ölçüde farkına varmamızı sağlamak için tasarlanmıştır. (Jameson, 2009:217)

    Mülksüzler’in Türkçe baskısının arka sayfasında ise kitabın yazarı Ursula K. Le Guin şöyle der; “Romanım Mülksüzler, kendilerine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. İsimlerini toplumlarının kurucusu olan Odo’dan alıyorlar… Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil… Aşırı sağın sosyalDarwinist ekonomik özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm; eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin’in, Goldmann ve Goodman’ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir (dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.”

    Buradan anlaşılmalıdır ki Mülksüzler temel olarak anarşizmi odak noktası olarak ele alan bir romandır ve bunu yanı sıra; “Lewis Call, Ursula K. Le Guin’in popüler bilim kurgu ve fantezi romanları tarafından sağlanan anarşist propagandanın başarılı hizmetinin altını çizer: “Le Guin anarşist fikirleri eş zamanlı bir şekilde anarşist geleneğe inançlı ve çağdaş okuyucuya ulaşabilir bir şekilde tarif ederek, çok değerli bir hizmet sunar… #Kropotkin’in kitabını asla eline almayabilecek #bilimkurgu okurlarından oluşan bir topluluğa anarşist fikri tanıtır” der. Lewis Call, Le Guin’in devlet iktidarı eleştirilerini, kapitalizmi reddi ve siyasal ekonomiye alternatif sistemlere açık hayranlığını göz önünde tutarak bu unsurun onu anarşist geleneğe yerleştirmek için yeterli olduğunu düşünür.(Call, 2007:87)

    Le Guin sadece Mülksüzler’de değil başka romanlarında da anarşizmi ele alan anarko- feminist bir yazardır. Lewis Call “Postmodern Anarchism in the Novels of Ursula K. Le Guin” adlı makalesinde anarşist fikirleri genelleştiren Le Guin’in romanlarının deneysel olduğunu, anarşist düşüncenin yeni formlarını geliştirdiğini belirtir ve kurgusunun modern Batının egemen bilimsel, teknik aklını sorgulama yeteneğine sahip olduğunu söyler. (Call, 2007:89) Le Guin’in etkilendiği Emma Goldman( 1869-1940), anarko–feminist akımın annesi olarak görülmekle birlikte hep göz ardı edilmiş, geniş ölçüde bir takipçi ve hatta Kropotkin’in bir öğrencisi olarak yorumlanmıştır.1889-1940 arasında anarşist hareketin önde gelen bir figürü olmasına karşın, kuramcı ve düşünür olarak görülmemiştir. (Weiss P.A.,Kensinger, L., Caroll, B. A., “Digging for Gold(man) What We Found” Weiss P.A.,,Kensinger, L., (ed.by), feminist Interpretations of Emma MGoldman içinde, The Pennsylvania State Uni. Press, Pennsylvania, 2007:5-7’den aktaran; Evren, 2013: 126)

    Paul Goodman (1911-1972) da edebiyatçı, oyun yazarı, şair, psikoterapist, toplumsal konularda çalışan eleştirmen, anarşist felesefeci ve biseksüel bir kişi olarak Le Guin’i etkilemiştir. Le Guin’in etkilendiği bir diğer kişi Pyotr Kropotkin (1842-1921) zoolog, evrim kuramcısı, felsefeci, bilim adamı, devrimci, ekonomist, coğrafyacı, yazar ve bir anarko komünisttir. Kropotkin’in düşünce ve görüşleri kendi zamanının ekonomik, teknik düşüncelerinden ve görüşlerinden öndedir. Pyotr Kropotkin, elektrik iletişiminin ve elektrik gücünün esnekliğinin ve uyarlanabilirliğinin ve aynı zamanda biyodinamik kültürün yoğun metotlarının (insanla doğrudan ilişkide bulunan) ve hem kentin hem köyün avantajlarına sahip küçük birlikler içinde yer alan merkeziyetçilikten arınmış bir kentin gelişiminin temellerini attıklarını anlamıştır. (Mumford L.,The City in History: Its Origin, its Transformation and its Prospects, London, Secker and Warburg, 1961: 14’ten aktaran; Mattelart, 2005: 204)

    Ayrıca Mattelart’a göre Frank Lloyd Wright gibi organik #mimarlık savunucuları Kropotkin’in geleceğe ilişkin görüşlerinden esinlenmişlerdir. (Mattelart, 2005: 204) Le Guin’in gerek Mülksüzler’de gerek diğer kitaplarında sadece toplumsal ve siyasal anlamda değil, mekân ve şehircilik anlamında da yarattığı yaşam alanlarının tasarımlarında etkilendiği kişilerin önemli olduğu görülür. Le Guin’in Mülksüzler’in odak noktası olarak ele aldığı anarşizm ile ilgili birkaç söz söylemek gerekirse; şair George Woodcock’un tanımladığı anarşizmin belirgin nitelikleri şöyledir;

    a)Anarşizm Marksizmin ötekisi, dengesiz kardeşi;

    b)anarşizm hayatta kalır ama bunun bir izlenebilir nedeni yoktur;

    c)anarşist doktrin tutarsızdır ve sürekli değişir;

    d) anarşizmin tarihi sadece Avrupa’ya adreslenebilir. (Evren, 2013:71)

    Ian Adams’a göre anarşizm;

    a) insanlar arasında serbest birliğe ve doğal topluma;

    b) devletin cebren başkaları üzerinde baskı kurduğu ve doğal olmadığı fikrine;

    c) insanlığın aslen iyi olduğu, ancak hükümetler tarafından yozlaştırıldığına; ve

    d) hükümetlerin reforme edilemeyeceğine ve tümden yıkılmaları gerektiği inancına dayanır. (Ian Adams,Political Ideology Today, Manchester Uni. Press, Manchester- New York, 1993: 172’den aktaran; Evren:.86-87)

    “Anarşi, ‘yönetim ya da anayasa biçimidir, bilimin ve hukukun gelişimiyle onda cisimlenen özel ve kamusal bilinç tek başına düzeni sürdürmeyi ve bütün özgürlüklerin garantisini sağlamaya yeterlidir” der Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865). ( Proudhon, P,J., Lettres choisies,(M. Maurice’e Mektup 13 Ağustos 1844), s.350’den aktaran Mattelart, 2005:173)

    Le Guin’in, tüm siyasal kuramlar içinde en idealist kuram olarak gördüğü anarşizm Mülksüzler’deki iki gezegenden biri olan Anarres’in temel felsefesini ve yapısını oluşturur. Proudhon’un sözünü ettiği, anarşinin özel ve kamusal bilinç olarak toplumda cisimleşmesi Anarres’teki toplum düzeninin yapısında açık olarak görülmektedir. Bunun yanında Anarres adının bilinçli olarak Le Guin tarafından konulduğu söylenebilir. Çünkü sözcük anarşiyi açık olarak çağrıştırmaktadır. Mülksüzler’deki diğer gezegen olan Urras ise tam anlamıyla yönetim biçimi ve toplum yapısı açısından Anarres’in (anarşizmin) zıddıdır. Anarşizm kavramının yanında Mülksüzler genel olarak şu kavramları da içinde barındıran çok boyutlu ve karmaşık bir yapıttır;

    a) Ütopya/antiütopya/distopya:
    Andrew Heywood; “Açık ütopyacılığın, doğal iyiliğe olan inancın ya da en azından potansiyel iyiliğe inancın anarşizmin kalbinde yattığını” söyler.( Andrew Heywood, Political Ideologies: An Introduction, Macmillan Press, London, 1992:198’den aktaran; Evren, 2013: 88) Ütopya Darko Suvin’e göre; bilimkurgunun sosyo-ekonomik alt kümesidir. (Suvin, 1979: 61) Kumar’a göre; “Antiütopya hicvi Cesur Yeni Dünya’da, Aldous Huxley’ye en çok malzemeyi sağlayan modern Amerika’ydı. Ursula K. Le Guin’in The Dispossessed (Mülksüzler) ve Marge Piercy’nin Women on the Edge of Time’ında (1976) (Zamanın Kıyısındaki Kadın) Amerika kentseli, eşitlikçi, ekotopyacı ütopyalarının antiütopyacı zıddı olarak kasvetli maddecilik ve vahşi sömürü kâbusudur.”( Kumar, 2005:133) Kumar’ın sözünü ettiği sömürü kabusunun Mülksüzler’deki iki gezegenden Urras’ı nitelediği açıktır. Aslında; “Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’i, eşitlikçi bir ütopyayı, bugünkü Batı toplumunun gerçekliğinin çok benzer bir taklidi olan bir antiütopya ile karşılaştırır. Ütopyada kadınlar siyasette, işte, evlilikte ve eğitimde erkeklerin eşitidir; antiütopyada kadınların enerjisi servet sahibi ve güçlü erkeklerin iyiliği için verilen rekabetçi mücadelede tüketilir. Mülksüzler yalnızca feminist bir ütopya değildir; belki de daha çok bir #ekotopya (Ernest Callenbach’ın Ecotopia’sı (1975) bu biçime ad vermiştir.), bir ekolojik ütopyadır.” (Kumar, 2005:163) Kumar kitabında Le Guin’in özgün adı ‘Belirsiz Bir Ütopya’ olan bu karmaşık eserinde, koşulların haşin bir çevreye yerleşmeye zorladığı ve süreç içinde yeni ahlaki ve toplumsal ilkeler (örneğin aşırılık dışkıdır) keşfeden ademi merkeziyetçi ve eşitlikçi bir toplumun ayrıntılı bir resmini sunduğunu, bunun açık uçlu ve eleştirel bir #ütopya olduğunu belirterek, Le Guin’in The Left Hand of Darkness (1969) (Karanlığın Sol Eli) ve The Eye of the Heron (1978) (Balıkçıl Gözü) gibi diğer yapıtlarında, biçimsel bir ütopya halinde kaleme almasa da sağlam ekolojik fikirler geliştirdiğini ve bu konuda en umut verici emeğinin Always Coming Home (1986) (Hep Yuvaya Dönmek) olduğunu ifade eder. ( Kumar, 2005:166)

    Jameson ütopya kavramını başka bir açıdan ele alır ve Mülksüzler’deki ütopyaya cinsel serbestlik açısından yaklaşır. Romandaki genel kemmer evleri vizyonunun en damardan Faure (Sebastien Faure 1858-1942), Fransız anarşist, sosyalist)’cileri veya cinsel özgürlükçüleri bile heyecanlandırması gerektiğini söyler. ( Jameson, 2008: 265) Bunun yanı sıra, günümüzde klasik olarak görülen 1960’lı yıllara ait ütopyalardan hiçbirinin bilgisayar ve internet gerçeklikleriyle yüzleşemediklerine işaret ederek, çılgın bir çağdaş retorikle karşılaştırıldığında, Le Guin’in Mülksüzler (1974) ve Hep Yuvaya Dönmek (1986)’teki ütopyacı bir sibernetik kullanımına yönelik çağrılarının bile ürkek olduğunu ve arka planda kaldığını; zira bu retori-ğin gerçekten bir ölçüde ütopyacı mı- devasa bir kolektivite olarak internet- yoksa ütopyayı ikame eden ve onun yerine geçen bir şey mi olduğunu kestirmenin zor olduğunu belirtir. (Jameson, 2009: 226) Aslında ütopyanın tüm bu tanımları, nitelemeleri H.G.Wells’in şu cümlesiyle özetlenebilir: “Keşke”, işte budur ütopyanın sol anahtarı…

    Oxford English Dictionary’ye göre; Thomas More’un 1516’da yazdığı yapıtı Utopia karşılığının tam tersi distopya olarak tanımlanırken, Duden sözlüğü bu kavramı bir yazın türü olarak ele almakta ve gelecekte geçen kurgu öykülerin olumsuz bir sonla bitmesi olarak açıklamaktadır. Aslında “dis” (kötü), “topos” (ülke) olarak kavrama yaklaşılırsa her şey daha net olarak görülecektir. Distopik yapıtların büyük bir bölümünün ortak özelliği kötücül ve sürü karakterine sahip toplulukların dışına kaçan, tek başına hayatta kalmak zorunda olan bireyin hikâyesini anlatmalarıdır. Çatışmanın odak noktası aynılaşmak zorlamasına karşı kahramanın eylemleridir. (“Distopya: Yoksa bir gelecek yok mu?”, Ali Rıza Özkan, Aydınlık Kitap Eki,15 Kasım 2013, Sayı:90, s.13) Bu saptama tam da Mülksüzler’in ana karakteri Shevek’in öyküsü ile örtüşmektedir. Distopyan yazın örneklerine bakılırsa; George Orwell1984 (1948), Ray Bradbury- Fahrenheit 451 (1953), Aldous Huxley- Cesur Yeni Dünya (1932), Philip K. Dick- Androidler Koyun Rüyası Görür mü? (1968), Stephen King (R.Bachmann takma adıyla yazmıştır) – The Running Man (1982), H.G.Wells- Zaman Makinesi (1895), Ursula K. Le Guin- Mülksüzler (1974), Margaret Atwood- Antilop ve Şurya (2003), Kurt Vonnegut- Kedi Beşiği (1963), David Mitchell- Bulut Atlası (2004) gibi yapıtlar görülür. Bu distopyan yapıtlardan 1984 George Orwell tarafından 1947-48 yıllarında yazılmış en bilinen örneklerden olmasının yanı sıra, aslında Zamyatin’in 1920’de yazdığı Biz’in bir taklidi olarak görülmesi söz konusudur. Zamyatin’in bu antiütopyasının daha sonraki yıllarda isyancı anlayışa sahip hareketlerde önemli bir yapıt olarak ele alındğı görülür ve asıl önemlisi 60’lı yılların en önemli bilimkurgu yazarlarından olan Ursula K. Le Guin yazmaya Zamyatin’i okuyarak başlamıştır.

    b) Bilimkurgu: Ernst Bloch’un ortaya koyduğu gibi, gerçeğin hiçbir zaman yalnızca kendisi olmadığının, her zaman “gerçek artı barındırdığı gelecek” (Bloch, 1988: 163) anlamına geldiğinin bilişsel bir kabulü ve estetik gösterimi- bilimkurgu tarihindeki (tek olmasa bile) ana eğilim haline gelmiştir. Bu, özellikle H.G.Wells’in The Time Machine’i (1895) ve hatta Olaf Stapledon’un Last and First Men (1930) ve Star Maker’ına (1937) gibi öncülük eden klasiklerde, Philip K. Dick, Ursula K. Le Guin, Samuel Delany, J.G. Ballard, Thomas Disch, Joanna Russ gibi yazarlar sayesinde muhtemelen janrın en yaratıcı dönemi olan 1960’lar ve 1970’lerin başlıca başarılı eserlerinde, daha yakın zamanların önemli başarılarına imza atmış Kim Stanley Robinson’un Mars’ı (1993-96) ve China Mieville’in Bas-Lag’ı (2000-04) gibi janrın en kuvvetli yapıtlarında daha görünür haldedir. (Bould- Mieville, 2013: 89-90) Bir bilimkurgu yazarı olarak Stanislaw Lem “Bilimkurgunun Yapısal Analizi Üzerine” adlı makalesinde bilimkurgu kitaplarında bulunanların yarın gerçekleşmesi mümkün olan değil sonsuza dek imkânsız olan, gerçekçi değil masalsı olanlar olduğunu belirtirken; gerçek dünya ile fantastik dünya arasındaki farkın rastlantısal bir biçimde adım adım ortaya çıktığını söyler. (Güney, (der), 2007: 35 içinde; Stanislaw Lem, “Bilimkurgunun Yapısal Analizi Üzerine”) Le Guin’in yapıtlarının çoğunun fantastik özellikler içermesi ve Mülksüzler’in toplumsal ve gerçekçi konularda eleştirel bir yaklaşımı olması bir bilimkurgu olarak kabul edilebilmesi için yeterli midir? Lem’in şu ifadesi bu sorunun yanıtı olabilir; “Bilimkurgu bir masaldan daha fazlası olduğundan, masal dünyasını ve onun kurallarını ihmal edebilir. Gerçekçilik de değildir ve bu yüzden gerçekçi tasvirin yöntemlerini ihmal etme hakkı da vardır. Bilimkurgu varsayımsal önermeleri sosyo-psikolojik olayların çok karmaşık akışı içine yedirebilme sanatını kullanır.” (Güney, (der), 2007: 36-37 içinde; Stanislaw Lem, “Bilimkurgunun Yapısal Analizi Üzerine”) Aslında Mülksüzler belirsiz bir zamanda ve belirsiz bir galaktik sisteme ait çevresel açıdan birbirine zıt olan iki gezegende ve akıllı canlılarının insan olduğu, bitkilerinin bildiğimiz bitkilere benzemediği, hem bilimsel hem de fantastik bazı özellikler içeren bir yapıya sahiptir. Sonuçta Mülksüzler pek çok yerde ele alındığı üzere bir bilimkurgu yapıtıdır. Bu özelliğine başka özellikler de eklemlenebilmektedir.

    c) Anarko-feminizm: Süreyyya Evren’in belirttiği gibi; Mülksüzler’i anarko-feminist bir bilimkurgu roman ve romandaki anarşist Anarres toplumundaki karakterleri tek eşli olmayan anarşist bir kimliğin görünümleri olarak ele almak söz konusudur. ( Evren, 2013: 169)

    d) Heterotopia: David Harvey “Postmodernist edebiyatta bir arada var olan dünyaların çoğulluğunu vurgulayan McHale, bu edebiyatın betimlemeye çalıştığı şeyi kavrayabilmek açısından #Foucault’nun heterotopia kavramının mükemmel bir imge olduğu kanısındadır. Heterotopia kavramıyla Foucault çok sayıda bölük pörçük olanaklı dünyanın “olanaksız bir mekân”da bir arada var olmasını ya da, daha basit biçimde, ortak olarak ölçülemeyeceği halde birbiriyle üst üste ya da yan yana getirilmiş mekânları anlatır. Karakterler artık temel bir muammayı nasıl çözeceklerini ya da meydana çıkarabileceklerini düşünmemekte, bunun yerine şu sorulara cevap aramaya zorlanmaktadırlar: ‘Bu hangi dünya? Bu dünyada ne yapılması gerekiyor? Bunu benliklerimden hangisi yapacak?” (Harvey, 2003: 64) derken sanki Mülksüzler’in birbirine zıt iki dünyasının durumunu ele almaktadır. Aslında Anarres’te yaşayanlar ve Urras’takiler tümüyle birbirinden kopuk gibidirler, ancak yine de kendilerinde olmayan şeyler konusunda diğer dünyayı gizliden gizliye merak etmektedirler. Hatta romanın ana karakteri Anarres’li Shevek engellenen araştırmasını Urras’ta tamamlamaya giderken bolluk içindeki bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu da görmek istemektedir.

    e) Mülkiyet: Max Stirner’e göre; “İnsanların kendilerine ait şeyleri vardır ve ben bunu kabul ederek kutsal saymalıyım. İnsanların kendilerine ait şeyleri kısmen dışlarındaki, kısmen de içlerindeki değerlerdir, mülklerdir. Dışlarındakiler nesnel, içlerindekiler ise tinsel değerlerdir, düşünceler, kanaatler, asil duygular vb.” (Stirner, 2013: 303) Karl Marx da Kapital’in Üçüncü Cild’indeki önemli bir pasajında kapitalizmin alt edildiği ancak kıtlığın henüz üstesinden gelinemediği bir sosyalist özgürlüğü tanımlar ve şöyle der: “…sosyalist insan, birleşmiş üreticiler, insan metabolizmasını doğayla akılcı bir biçimde yönetir, kör bir güç olarak ona boyun eğmek yerine onu kolektif bir biçimde kontrol ederler; böylece bunu insan doğasına en uygun biçimde ve en az enerjiyi bu iş için harcayarak başarırlar.”Marx’ın bu görüşleri Mülksüzler’de Anarres toplumu olarak yer alır ve bunun somut bir görünümü olarak; “Le Guin Mülksüzler’de mülkiyetin, hiyerarşinin, ataerkil önyargıların olmadığı bir toplumun ifadesi olarak, mevcut dilde varolan sözcük ve terimleri ayıklamış ve kullanım biçimlerini değiştirmiştir.” (Hande Öğüt, “Eril Dilin İçinde Bir Kadın Olarak Yazmak, Roman Kahramanları, Ekim/Aralık 2013, Sayı:16, s.93) Mülksüzler’in bolluk içindeki dünyası Urras’ta gizlenen bir isyanın aktörleri W.J.T. Mitchell- B. E. Harcourt-M. Taussig’in İşgal Et (İtaatsizlik Üzerine Üç Tez) adlı kitaplarında söz konusu ettikleri otoritenin rızasını beklemeden, iktidarla uzlaşmadan Manhattan’da Zucotti Park’ta çadır açan çoğu öğrenci binlerce mülksüz, baldırı çıplak insanlara benzemektedir. (Sol Kitap Eki, 20 Kasım 2013, Sayı: 60, s. 9)

    Tüm bu saptamalara ek olarak her şeyden öte Le Guin yapıtının adını The Dispossessed koyarken aslında mülkiyet ya da mülkiyetsizlik konusundan öte bir şeye sahip olmama ya da sahip olunmamayı düşünmüş olabilir. Mülksüzler’in Türkçe baskısının sonsözünde Bülent Somay romanın İngilizceye The Possessed olarak çevrilen ve #Dostoyevski’nin bir Rus anarşisti olan Neçayev ile bir anarşist grubun maceralarını anlattığı Ecinniler romanına bir yanıt olduğunu söyler. Bu isim yani #Ecinniler sahip olunanlar, ruhuna şeytan girmişler anlamına gelir. Le Guin bu ismi dis ön takısıyla tersine çevirir, olumsuzlar, yani sahip olunmayanlar, sahip olmayanlar, mülksüzler.

    f) #Taoculuk: Mülksüzler bir dizi Taocu zıtlık üzerine kurulmuştur. Bu zıtlıklardan en önemlisi her açıdan zıt iki gezegen Anarres ve Urras’tır. Bu iki gezegen ikili bir sistem oluşturmakta ve birbirlerinin çevresinde dönmektedirler. Hangisinin ay ya da diğerinin uydusu olduğu net değildir, ne taraftan bakıldığına bağlıdır. Bu gezegenlerden biri çorak, diğeri verimli; biri özgür (#anarşist), diğeri sınıf ve sömürücü bir sisteme (devletçi, hiyerarşik) sahiptir. Yapıtta iki yolculuk söz konusudur, bu yolculuklardan biri gidiş (Urras’a), diğeri dönüş (Anarres’e)’tür.

    Bütün bu içerdiği özelliklerin yanı sıra Mülksüzler karmaşık bir ütopyacı ikircikli hikâyedir. Bu ikircikli ütopya ifadesini Judah Bierman, “Ütopyada İkirciklilik: Mülksüzler” başlıklı yazısında ayrıntılı olarak ele almıştır. Belirttiği üzere Mülksüzler birbirinden coğrafi, toplumsal açılardan tümüyle farklı olan Anarres ve Urras adlı iki gezegeni konu alır. Anarres Odo’nun takipçileri tarafından kurulmuş anarşist, mutlak şiddetsizliğe dayanan bir bireysel özgürlük, toplumsal anlamda kârdan bağımsız ve mülksüzlerden oluşan bir ütopyadır, ancak ikircikli bir ütopyadır. Çünkü; bu ütopya, çoraklık ve her açıdan kıtlık üzerine kuruludur. “…en basit anlamıyla Le Guin’in alegorisinin söylediği şey, bütün ütopyacı sicile ve insanın yarattığı cennetlere karşıt olarak ideal bir yerin illa ki bolluk üzerine inşa edilmesi gerekmediği, hatta bunun tercih edilir bile olmadığıdır.”(Güney, 2007: 69 içinde; Judah Bierman, “Ütopyada İkirciklilik: Mülksüzler”) Buradan hareketle romanın başkarakteri Shevek’in öyküsünün özü şöyle ifade edilebilir; ‘toplumun düzenleyici ilkesinin mümkün olanların en iyisi olduğuna ne kadar inanmış olsa da ruhunun ritmi ideal toplumsal yapıyla pek de senkronize titreşemeyen bir adam.’ (Güney, 2007: 71 içinde; Judah Bierman, “Ütopyada İkirciklilik: Mülksüzler”) Bu nedenle üzerinde çalıştığı fizik araştırması için, yaşadığı Anarres adlı çorak ve kıtlık içindeki dünyasından Urras adlı görünürde bolluk ve özgürlük dünyasına gider.

    Mülksüzler’in yazarı Ursula K. Le Guin; 1929 yılında Berkeley, California’da yazar Theodora Kroeber ile antropolog Alfred L. Kroeber’in kızı olarak doğmuştur. 1952’de Columbia Universitesini bitirmiştir. 1953 yılında Charles A. Le Guin ile başlayan evliliğinden üç çocuk ve dört torun sahibidir ve Oregon’da yaşamaktadır. Phi Beta Kappa 1951, Columbia University Fellow 1952, Fulbright Fellow 1953 gibi onur üyelikleri; Bucknell University, Lawrence University, the University of Oregon, Western Oregon State College, Lewis & Clark College, Occidental College, Emory University, Kenyon College, Portland State University gibi onur derecelerine sahiptir. Portland State University, Pacific University, Reading University (England), First Australian Workshop in Speculative Fiction, Indiana University Writers Conference, Revelle College of the University of California, Tulane University Mellon Lecturer, Bennington College Writing Program, Stanford University, San José State University, Malheur Field Station Summer Writing Workshop gibi pek çok üniversite ya da çalışma grubunda eğitmen ve yazar olarak dersler vermektedir. Yazdığı romanların yanı sıra; The New Yorker, Omni, Redbook, Fantasy and Science Fiction, Fantastic, Amazing, Playboy, Playgirl, Tri-Quarterly, Kenyon Review’da yayınlanan pek çok kısa öyküsü, çocuk kitapları, senaryoları, şiirleri ve denemeleri bulunmaktadır.

    Romanları: Rocannon’s World (1966), Rocannon’un Dünyası (1995), Planet of Exile (1966), Sürgün Gezegeni (1999), City of Illusion (1967) (Bu üç kitap tek bir kitap olarak basılmıştır; Worlds of Exile and Illusion) (1998), Hayaller fiehri (1994), A Wizard of Earthsea (1968), Yerdeniz Büyücüsü (1994), The Left Hand of Darkness (1969), Karanlığın Sol Eli (1993), The Tombs of Atuan (1970) (Earthsea II), Atuan Mezarları (1995), The Lathe of Heaven (1971), The Farthest Shore (1972) (Earthsea III), En Uzak Sahil (1995), The Dispossessed: An Ambiguous Utopia (1974), Mülksüzler (1990), The Word for World is Forest (1976), Dünyaya Orman Denir (1996), Very Far Away From Anywhere Else (1976), Her Yerden Çok Uzakta (1995) Malafrena (1979), Malafrena (2013), The Beginning Place (1980), Başlama Yeri (1995), The Eye of the Heron (1983), Balıkçıl Gözü (1995), Always Coming Home (1985), Hep Yuvaya Dönmek (2002), Tehanu (1990) (Earthsea IV), Tehanu (1996), The Telling (2000), Tales From Earthsea (2001) (Earthsea V), Yerdeniz Öyküleri (2001), The Other Wind (2003) (Earthsea VI), Gifts (2004) (Annals of the Western Shore I), Marifetler (2006), Voices (2006) (Annals of the Western Shore II), Sesler (2008), Powers (2007) (Annals of the Western Shore III), Güçler (2010), Lavinia (2008), Lavinia (2009)

    Öyküleri: The Wind’s Twelve Quarters (1975), Orsinian Tales (1976), The Compass Rose (1982), Gülün Günlüğü (The Wind’s Twelve Quarters ve The Compass Rose’dan alınan öyküler) (1992), Buffalo Gals (1987), Searoad (1991), A Fisherman of the Inland Sea (1994), İçdeniz Balıkçısı (2007), Four Ways to Forgiveness (1995), Bağışlanmanın Dört Yolu (2001), Unlocking the Air (1996), The Birthday of the World (2002), Changing Planes (2003), Uçuştan Uçuşa (2004), The Wild Girls (2011), The Unreal and the Real: seçilmiş öyküler (2 cilt) (2012).

    Şiir kitapları: Wild Angels (1974), Walking in Cornwall (1976), Tillai and Tylissos (Theodora Kroeber ile) (1979), Hard Words (1981), In the Red Zone (Henk Pander ile) (1983), Wild Oats and Fireweed (1988), No Boats (1992), Blue Moon Over Thurman Street (Roger Dorband ile) (1993), Going Out With Peacocks (1994), Sixty Odd (1999), Incredible Good Fortune (2006), Finding My Elegy: New and Selected Poems (2012)

    Çocuk kitapları: Leese Webster (1979), Cobbler’s Rune (1983), Solomon Leviathan (1988), A Visit From Dr. Katz (1988), Fire and Stone (1989), Fish Soup (1992), A Ride on the Red Mare’s Back (1992), Tom Mouse (2002), The Catwings Books (1988), Catwings Return (1989), Wonderful Alexander and the Catwings (1994) Kanatlı Kediler Masalı-1 Dört Yavru (2008), Kanatlı Kediler Masalı-2 Yuvaya Dönüş (2008), Kanatlı Kediler Masalı-3 Yeni Arkadaş (2008), Kanatlı Kediler Masalı-4 Kentte Tek Başına (2008), Jane on Her Own (1999), Cat Dreams (2010)

    Antolojiler: Nebula Award Stories (1977), Edges (Virginia Kidd ile) (1980), Interfaces (Virginia Kidd ile) (1980), The Norton Book of Science Fiction (B. Attebery ve K. Fowler ile) (1993).

    Ödüller: Kazandığı edebiyat ödülleri ise şöyledir; 2006 Maxine Cushing Gray Fellowship/Washington Center for the Book, 2004 Margaret A. Edwards Ödülü (YALSA), 2004 Arbuthnot Lecturer (American Library Association), 2003 Grand Master, SFWA, 2003 Locus Okurları Ödülü: “The Wild Girls”, 2003 Asimov Okurları Ödülü: “The Wild Girls”, 2002 Endeavor Ödülü: Tales from Earthsea, 2002 PEN/Malamud Ödülü, 2002 Locus Okurları Ödülü: Tales from Earthsea, “The Bones of the Earth,”, 2002 Locus Okurları Ödülü: Tales from Earthsea, “The Finder”, 2001 Endeavor Ödülü: The Telling, 2001 Locus Okurları Ödülü: The Telling and “The Birthday of the World.”, 2001 Lifetime Achievement Ödülü Pacific NW Booksellers Assoc., 2000 Robert Kirsch Lifetime Achievement Ödülü, L.A. Times, 1997 James Tiptree Jr. Ödülü: “Mountain Ways”, 1996 Locus Okurları Ödülü: Four Ways to Forgiveness, 1996 James Tiptree Jr. Retrospective Ödülü: Left Hand of Darkness, 1995 Nebula Ödülü: “Solitude”, 1995 Theodore Sturgeon Ödülü: “Forgiveness Day”, 1995 Locus Okurları Ödülü: “Forgiveness Day”, 1994 James Tiptree, Jr, Ödülü: “The Matter of Seggri”, 1995 Asimov Okurları Ödülü: “Forgiveness Day”, 1995 Hubbub şiir ödülü: “Semen”, 1992 H.L.Davis Ödülü: Searoad, 1992 Searoad ile Pulitzer Ödülü, 1991 Harold Vursell Ödülü, American Academy & Institute of Arts & Letters, 1991 Pushcart Ödülü: “Bill Weisler”, 1990 Nebula Ödülü: Tehanu, 1988 Hugo Ödülü: “Buffalo Gals”, 1988 International Fantasy Ödülü: “Buffalo Gals”, 1987 Prix Lectures-Jeunesse: Very Far Away from Anywhere Else, 1986 Janet Heidinger Kafka Ödülü: Always Coming Home ,1985 Always Coming Home ile National Book Ödülü ,1984 Locus Ödülü: The Compass Rose, 1979 Gandalf Ödülü, 1979 Lewis Carroll Shelf Ödülü: A Wizard of Earthsea, 1976 Jupiter Ödülü: “The Diary of the Rose”, 1975 Nebula Ödülü: The Dispossessed, 1975 Hugo Ödülü: The Dispossessed, 1975 Nebula Ödülü: “The Day Before the Revolution”, 1975 Jupiter Ödülü: “The Day Before the Revolution”, 1974 Hugo Ödülü: “The Ones Who Walk Away from Omelas”, 1973 Locus Ödülü : The Lathe of Heaven, 1973 Hugo Ödülü : The Word for World is Forest ,1972 National Book Ödülü (Çocuk kitapları dalında): The Farthest Shore, 1972 Newbery Silver Medal Ödülü: The Tombs of Atuan, 1969 Hugo Ödülü : The Left Hand of Darkness, 1969 Nebula Ödülü: The Left Hand of Darkness, 1968 Boston GlobeHorn Ödülü: A Wizard of Earthsea.

    Ursula K. Le Guin’in Yapıtlarının Televizyon ve Sinema uyarlamaları:
    Ursula K. Le Guin’in yapıtlarından çok azı televizyona ya da sinemaya uyarlanmıştır. 1971 tarihinde basılan romanı The Lathe of Heaven, ilki 1979’da Thirteen WNET New York tarafından kendisinin de katılımıyla, ikincisi 2002’de A&E Network tarafından televizyona uyarlanmıştır. 1980’lerin başında animatör ve yönetmen Hayao Miyazaki Earthsea (Yerdeniz)’nin animasyon uyarlaması için Le Guin’e teklif götürmüş, ancak yazar bu teklifi reddetmiştir. Yıllar sonra, Miyazaki’nin My Neighbour Totoro (1988) filmini izledikten sonra daha önce reddettiği teklifi yeniden düşünmüş ve izin vermiştir. Earthsea (3) ve Earthsea (4) 2006’da Tales From Earthsea adıyla ve Miyazaki’nin oğlu Goro tarafından animasyon olarak çekilmiştir. Earthsea (1) ve Earthsea (2) 2004’te Sci Fi Channel tarafından Legend of Earthsea adıyla mini televizyon dizisi olarak uyarlanmıştır. Le Guin’in The Birthday of the World: and Other Stories adlı kısa öyküsü de operaya uyarlanmış ve 2012’de sahnelenmiştir. 2013’te The Left Hand of Darkness (Karanlığın Sol Eli) adlı romanı tiyatroya uyarlanmıştır.

    Ursula K. Le Guin; “Ütopyalar imkânsızdır ama yazabiliriz” der ve görüşleriyle hiç de örtüşmeyen kapitalist bir toplumda bir anarşist ve feminist olarak savaşımını kitaplarına yansıtır. Kitaplarında kişinin kendi bedeni üzerindeki egemenliği, çekirdek aileye ve heteroseksüelliğe alternatifler, ebeveynleri ve çocukları özgürleştirecek yeni yöntemler, ekolojik mücadele, ekonomik özgür irade, mülkiyet, bağımsızlık gibi konuları irdeler. Tüm bu konularla ilgili olmasının yanı sıra her ne kadar anarko-feminist bir yazar olsa da Jameson’nın da saptamasıyla; “radikalden ziyade liberal olan konumu şu iki unsur tarafından destekleniyormuş gibi görünüyor; sessiz ve pasif kahramanlar yaratmaya düşkünlüğü; …Shevek’in düşünceli mizacında antipolitik, anti-aktivist bir tutumu öne çıkarması. Öte yandan iddiasını daha belirsiz ve daha ilginç kılan şey Le Guin’in eserlerinin şiddetin kendisinden çok, şiddetin kurumsallaştırılmasını reddetmesidir…. Başka bir deyişle ütopya, insanlığın şiddetten kurtulduğu bir yer değil, tarihin çeşit çeşit (ekonomik, siyasal, toplumsal) determinizmlerinden kurtulduğu bir yerdir: Tam da kişilerarası ilişkilerde- ister şiddet, ister aşk, ister nefret, cinsellik veya her neyse o olsun- istediğini yapma serbestisi sağlamak için kadim kolektif kadercilikler ile hesaplarını kapatmış bir yerdir.” (Jameson, 2008: 266- 67) Bu istediğini yapma serbestisi, Mülksüzler’de Annares’lilerin her ne kadar evlilik gibi kurumsal bir zorunluluğa maruz kalmadan – kendi cinsleriyle ya da karşı cinsle- ilişki kurmaları anlamına gelse de; cinsiyet rollerine yeni bir pespektiften bakma, bir hemcins arzusu ve cinselliği demek değildir. (Hande Öğüt, “Eril Dilin İçinde Bir Kadın Olarak Yazmak, Roman Kahramanları, Ekim/Aralık 2013, Sayı:16, s.90) Le Guin’in Mülksüzler’de ele almaya çalıştığı cinsellik ve feminizm yaklaşımı diğer yapıtlarında da kendini ortaya koyar. Heyecan verici siyasal girişimi Mülksüzler’in 1970’lerin siyasal tartışmalarına sunduğu katkının yanında, Karanlığın Sol Eli (1969) adlı eseri de feminizm ve toplumsal cinsiyet incelemeleri alanına temel bir katkı mahiyetindedir. (Jameson, 2009: 32) Bunun yanında feminist eleştiri konusunda da geliştirdiği yazım teknikleri, metaforlar ve bir dişil dil önerisi vardır. Le Guin gibi feminizmi savunan Charlotte Perkins Gilman, Karen Blixen, Rita Mae Brown, Margaret Atwood, Emma Tennant, Willa Cather, Zoe Fairbaims, Rokeya Sakhawat Hossain, Doris Lessing, Marge Piercy, Fay Weldon, Christa Wolf gibi yazarların ortak noktası dildeki eril egemenliği sorgulayarak kimi sözcükleri kaldırıp yeni kavramları karşılayacak yeni sözcükler, imgeler, zamirler, metaforlar kullanmalarıdır.

    William Morris (News From Nowhere,1890) gibi hem ütopya hem fantezi yazarlığı yapan çok az kişiden biri de Le Guin’dir. “Fantezinin tarihsel çözülüşünden Novum’un yeniden keşfine, fantezinin büyü güçlerinin temsil edilemez olduğu düşmüş bir dünyadan ütopyanın fantezisinin kurulabildiği yeni bir uzama geçilmesini sağlayan o gizemli köprünün hem Morris’te hem de Le Guin’de yeniden belirdiği görülür.” (Jameson, 2009: 108) Le Guin; fantezinin iç benliğin dili olduğunu, fantezinin de çocuklara ve başkalarına öyküler anlatmak için en uygun gelen yol olduğunu söyler ve Shelley’nin; ahlaki iyiliğin en güçlü aracı hayal gücüdür, sözünü önemsediğini ifade eder. ( Le Guin, 2002: 41) Bir ütopya yazarı olmasının yanı sıra, fantazi yazarı olarak da nitelenen; “Le Guin’in erken dönem eserlerinde büyücülerin ve ejderhaların olduğu, Tolkien benzeri bir kırsal yaşam, diğer gezegenlerden bilimkurgu kâşişeriyle ve uzay gemileriyle garip bir şekilde yan yana yer alır. Le Guin bu eserlerini bizzat gençlik hataları olarak nitelendirmiştir; fakat türsel kategori hatası her birinin güçlü yönlerini net bir şekilde ön plana çıkarır ve iki ayrı sistem üzerine düşünümsel bir tefekkür işlevi görebilir. Dolayısıyla büyünün yaratıcı gücü ve ejderha uçuşunun en saf coşkunluğu, bilimkurgu tarzında maddenin direnciyle ve onun ötekiliği ve yabancı kültürünü sistematik olarak araştırmasıyla keskin bir karşıtlık içerisindedir. Ne var ki bu iki tarzı Le Guin’in galaksi BM’sinde (Ekumen) birleştiren alegorik bir bağ vardır. Ekumen’in barış içinde bir arada yaşamasını mümkün kılan şey ışıktan daha hızlı olan bir iletişim aygıtının varlığıdır; ansible. Shevek’in keşfettiği bu aygıt daha sonra Mülksüzler’de, yalnızca geriye dönük olarak anlatılır.” (Jameson, 2009:112)

    David Harvey oluşturduğu bir mekânsal pratikler şemasında; gösterim mekânları’ (hayalgücü) nın hâkimiyet ve kontrol altına alınması başlığı altında şu özellikleri sıralar; yabancılık çekmek, korku mekanları, mülkiyet ve sahiplik, anıtsallık ve insan yapımı ritüel mekânları, sembolik engeller ve sembolik sermaye, geleneğin üretimi, baskı mekânları. Aynı şemada gösterim mekânlarının üretimini; ütopik planlar, hayali peyzajlar, bilimkurgu ontolojileri ve mekânı, sanatçıların taslakları, mekân ve mahal mitolojileri, mekânın şiiri, arzu mekânları olarak belirtir. (Harvey, 2003: 248-49) Buradan hareketle; ilk aşamada hayal gücünün görünümleri olarak bilimkurgu, ütopya, fantezi yapıtların karakterlerinin yaşadıkları çevrenin, ortamların Harvey’nin sözünü etti- ği gösterim mekânları olduğu görülmektedir. Mülksüzler özelinde konuya yaklaşılırsa Anarres’teki mimarinin ya da şehircilik anlayışının mülkiyet/sahiplik ve ritüel mekanlarından tümüyle bağımsız, Urras’taki mimari ve şehircilik anlayışının ise baskı yaratıcı, mülkiyet/sahiplik odaklı, geleneksel bir yapıda olduğu görülmektedir. Mimari ve şehircilik konusunda yapılabileceklerin düşünülmesi ve tasarlanması için Mülksüzler gibi anarşist, ütopik, bilimkurgu yapıtların önemli olduğu kabul edilmelidir. “Modern şehirciliğin zamanla ilişkisinin baskıcı, totaliter olduğu fikri, 60’lı yıllarda çok çabuk yaygınlaşmıştır. Oysa tam tersine, Constant’ın, Friedman’ın sözünü ettiğim ütopya projelerinin kökeninde, geleceğinde zamana yer olan, kapalı olmayan, Umberto Eco’nun Açık yapıt fikrini sürdürecek bir kent düşüncesi bulunmaktaydı.”(Portzamparc- Sollers, 2010: 120) İkircikli, belirsiz bir ütopya ya da distopya olarak Mülksüzler’in içerdiği çok önemli kavramlar ve onun çok katmanlı karmaşık yapısı günümüzün pek çok toplumsal, politik sorununu anlamamıza yardımcı olmaktadır. Romanın kahramanı Shevek’in kitabın sonundaki şu cümlesi aslında her şeyi açıklamaktadır: “Ama hiçbir şey getirmemişti. Elleri bomboştu, her zaman olduğu gibi…”

    Mülksüzler (The Dispossessed) Ursula K. Le Guin Çeviren: Levent Mollamustafaoğlu 348 Sayfa- Türkçe Metis Yayınları

    Kaynakça
    Bloch, Ernst, ’Marxism and Poetry’, The Utopian Function of Art and Literature: Selected Essays, Cambridge: MIT Press, 1988

    Burnett, Ron, İmgeler Nasıl Düşünür?, Çev: Güçsal Pusar, Metis, İstanbul, 2007

    Call, Lewis, “Postmodern Anarchism in the Novels of Ursula K. le Guin”, Sub Stance, cilt 36, no.2, 2007,s. 87-105

    Evren, Süreyyya, Anarşizmler/Anarşizmin Geçmişi ve Tarihleri, Çev: Barış Yıldırım-Elmas Deniz, İletişim, İstanbul, 2013

    Güney, Murat (der), Başka Dünyalar Mümkün/Bilimkurgu, Siberpunk ve Siyaset, Varlık Yayınları, İstanbul, 2007 içinde: Bierman, Judah, “Ütopyada İkirciklilik: Mülksüzler” ve Stanislaw Lem, “Bilimkurgunun Yapı- sal Analizi Üzerine”

    Harvey, David, Postmodernliğin Durumu, Çev: Sungur Savran, Metis, İstanbul, 2003

    Jameson, Fredric, Modernizm İdeolojisi- Edebiyat Yazıları, Çev: Kemal Atakay, Tuncay Birkan, Metis, İstanbul, 2008

    Jameson, Fredric, Ütopya Denen Arzu, Çev: Ferit Burak Aydar, Metis, İstanbul, 2009

    Kumar, Krishan, Ütopyacılık, Çev: Ali Somel, İmge, İstanbul,2005

    Le Guin, Ursula K., Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, Metis Yayınları, İstanbul, 2002

    Mark Bould- China Mieville, Kızıl Dünyalar/Marksizm ve Bilimkurgu, Çev: Ekin Can Göksoy, Doruk Yayınları, İstanbul, 2013

    Mattelart, Armand, Gezegensel Ütopya Tarihi- Kehanetsel Kentten Küresel Topluma, Çev: fiule Çiltaş, Ayrıntı, İstanbul, 2005

    Öğüt, Hande, “Eril Dilin İçinde Bir Kadın Olarak Yazmak, Roman Kahramanları, Ekim/Aralık 2013, Sayı:16

    Özkan, Ali Rıza, “Distopya: Yoksa bir gelecek yok mu?”, Aydınlık Kitap Eki, 15 Kasım 2013, Sayı: 90

    Portzamparc, Christian de – Sollers, Philippe, Bir Mimar ile Bir Yazar Tartışıyor: Görmek ve Yazmak, Çev: Cem İleri, YKY, İstanbul, 2010

    Sol Kitap Eki, 20 Kasım 2013, Sayı: 60

    Stirner, Max, Biricik ve Mülkiyeti, Çev: Selma Türkis Noyan, Kaos Yayınları, İstanbul, 2013

    Suvin, Darko, Metamorphoses of Science Fiction, New Haven, 1979

    Türkeş, A. Ömer, “Bir Zamanlar Orsinya’da”, Sabitfikir, Ağustos, 2013, Sayı: 30

    http://www.sfsite.com/01b/dis73.htm
    http://en.wikipedia.org/wiki/The_Dispossessed

     

     

    romankahramanlari

    admin replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: admin
Mülksüzler* Makale Yazarı: Ayşe M. Kalay *Bu maka…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now