Muhalefetin Tanımlanmasında Ahmet Kerim’in Tanıklıkları

  • Muhalefetin Tanımlanmasında Ahmet Kerim’in Tanıklıkları

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 16:59

    Muhalefetin Tanımlanmasında Ahmet Kerim’in Tanıklıkları*

    Makale Yazarı: Christina Zenginoğlu

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2018, 35. sayıda yayımlanmıştır.

    Türk edebiyatında siyasi romanın tarifi muğlaktır. Tanım aşamasında muhtelif yoruma rastlanır. Metnin politik kabul edilmesi noktasında belli kıstaslar aranır. Politikten kasıt, bir dönemin siyasetiyle bağdaşacak durumları içermesidir. Bunların mevcut olması halinde, siyasi bir içerikten söz edilir. Ana hatlarıyla bakıldığında, bir romanın bu türe dâhil edilebilmesi için anlatılanların yaşanmış olması, başka bir deyişle gerçekle örtüşmesi gerekir.

    Tarihe sadık kalma, aranan diğer bir özelliktir. Bu bağlamda kronolojik seyir göze çarpan nitelikler arasındadır. Dönem ve kişiler aslına uygun verilir. Kurgu sınırlıdır. Örnekleyecek olursak, bir devrin izahında önemli görülen tüm etkenler hâlihazırda bulunur. Siyasete mal olmuş kimlikler, devlet yöneticileri, siyasal sistemler, bazen de diplomasi kuramları yer alır.

    Somut veriler ön plandadır. Olaylar elle tutulur durumdadır. Hayali unsurlar yok denecek kadar azdır. Yaşanana ayna tutmak istenir. Geçmişin irdelendiği gibi aktüel zamanın da sorgulandığı görülür. Mukayese etmelik söz konusu türe eklenebilir zira karşılıklı kıyaslar üzerinden dönemlerin hatta hükümet politikalarının ele alındığına rastlanır.

    Ulusal ve uluslararası ilişkiler, politikanın temel aktörü kabul edilen devletler üzerinden aktarılır. Savunuculuk eklenebilecek öte bir özelliktir. Nitekim bu tür romanlarda insan hakları gibi birçok olgunun müdafaasına tesadüf edilir.

    Yasalar, hükümler, müzakereler, anlaşmalar, fesihler, bildiriler asli halleriyle vardır. Bu bağlamda siyasi metinler, tarih ve hukuktan olduğu kadar toplum biliminden de beslenir.

    Sınıf, kimlik ve aidiyet nazara ilişen hususlardandır. Çoklukla bir tartışma havası hâkimdir. Tek bir fikrin sivrilmesi gibi birden çok fikrin de eklemlenmesi olasıdır. Karşıtlıklarla birlikte uzlaşma, başka bir ifadeyle uyum gösteren süreç ve edimler belirgindir. Okura ibret verme, eğitme, örnek olma kaygısı yoktur. Olumsuz veya düşkün karakterler cezalandırılırken olumlu karakterlerin ödüllendirilmesi ya da takdir edilmesi söz konusu değildir.

    Kullanılan dil oldukça yalın ve gösterişsizdir. Edebi sanatlara rastlanmaz. Yazarın dolaylı anlatımlar veya söz oyunları yapmaya niyeti yoktur. Aynı şekilde, anlatımda anlam katları göze çarpmaz. Doğrudan kaleme alınan bu metinlerin kaynağı siyasettir. Bazı günlükler de bu türde değerlendirilebilirken anılar hatta röportajlar ara ara siyasi kitapların öteki unsurları şeklinde karşımıza çıkar. Açıklamaya hemen hemen hiç yer verilmeyen siyasi romanlarda gerçek, tüm ağırlığıyla hikâye edilir. Hâliyle olaylar düşündürücü veya gülünç anlatımlarla sunulmaz.

    Siyasi metinlerde bir sistemin veya olgunun meşru kabul edilmesinin esasları üzerinde durulur. Bir vakanın yorumlanmasında tahmin, öncelikli değerlendirme metodu iken edebi metinler, varsayımlarla ilerlemez. Egemenlik ve güvenlik bir devletin hayati unsurları iken söz konusu kavramlar kurmaca metinlerde aynı hassasiyetle verilmez. Politik romanlarda hukuk devleti ve insan hakları doktrinlerinin kökenindeki cumhuriyet, devlet, savaş, barış, demokrasi, erk, otorite gibi olgular dönemin koşullarıyla ele alınmak zorundadır. Öte yandan siyasi romanlar güncelliğini yitirebilirken edebi romanlardaki siyasi arka plan, her yeni kurguda yeniden ve kısmi güncellenir.

    Siyasi metinler kurgulanmış, yarı-kurgulanmış veya kurgulanmamış olmak üzere üç zümreye ayrılabilir. Politikanın, ara bir tema veya tarihi bir devrin tasviri esnasında kullanıldığı romanları “siyasi roman” sınıfına almak güçtür. Benzer biçimde fantastik bir metnin, katıksız politik bir eser kabul edilmesi imkânsıza yakındır. Biyografilere yer verilmesi kurgulanmış bir metni, büsbütün politik bir yapıta dönüştürmez.

    #YakupKadriKaraosmanoğlu’nun “#Hüküm Gecesi” adlı romanı büsbütün siyasi kabul edilemese de siyasetle harmanlanmış, politikaya öncelikli yer verilmiş bir eser olduğu söylenebilir. Yukarıda özetlenen hatlar ekseninde “#yarısiyasalroman” veya “#siyasiiçerikliroman” grubuna alınabilir. Eserde yer verilen şahısların çoğu yaşamıştır. Katledilen gazeteci Ahmet Samim, dönemin siyasileri ve yazarlar, gerçek kişilerdir.

    Yakup Kadri’nin, 1908-1913 periyodunun nitelikli bir portesini çizişi, bu yılların kilometre taşlarını yerleştirme gayreti, bir dönemin derinlerine inme arzusuyla açıklanabilir. Muhalif gazeteci #AhmetKerim ile okur, #İttihatveTerakki yönetiminin farklı yönleriyle karşılaşır. İktidara gelen bu kesimi eleştiren karakterin “muhalifliği” aşamalı bir tahlili gerektirmiştir. Bu kisvede, birbirini tanımayarak veya yok sayarak varlıklarını sürdürmeye koyulan iki keskin fikrin -başka bir beyanla davanın- “ikbal kavgası”na değinilecek, devamında romandaki muhalefete bakılacaktır

    Nitekim ayrılık sadece ideolojik çatışmalar üzerinden ilerlemeyip, basında çıkanlar kadar bireysel tartışmalarla da büyür. Önceden nüfuzu olup konjonktürel durumun dönüşmesiyle, güçten düşenlerle kuvvet kazananların ihtilafı, çok yönlü bir seyir takip eder. Direnç ve ikilik sosyal ilişkilere de yansır. Eski düzen taraftarları daha #muhafazakâr ve gelenekçi tarif edilirken yenicilerin #modernist çıkışları detaylandırılır. İki zümreden bağımsız olanlarla tamamen apolitik olanların karşı karşıya gelmesi ise yetişme ve eğitim açılarından verilir.

    Kâr Amaçlı #Muhalefet
    Hasip Bey, bu kategorinin yeterli bir örneği kabul edilebilir. İttihat ve Terakki üyesi iken sonraki hükümetlerde bu cemiyete muhalif görünmeyi başarır. Nazır namzedi olma yolunda güç sahiplerinin yanında durur ve kişisel menfaatinin zarar görmemesi için birçok hususta suskun kalır. Âdeta bir tip olarak çizilir. Eserdeki birçok kişinin onun gibi davrandığı, terfi veya şan edinme düşüncesiyle mevcut düzene sindiği görülür.

    Samiye’nin ağabeyi Selim Necati, benzer ihtiraslara sahiptir. Bu noktada uluslararası ilişkilerde bir kavram olan “fayda maksimizasyonu” başka bir deyişle “çıkar artırımına” tanık olunur. Mebuslardan paşalara, aydınlardan yazı işleri mensuplarına, hemen hemen çoğunda, bir lakaytlık, bir başıboşluk sezilir. Dönemin mühim kırılmalarındaki söz sahiplerinin bireysel sivrilme arzularına rastlanır

    İç Muhalefet
    Baskı ortamında yapılan 1912 seçimlerinden tek parti olarak çıkan ve bir yıl sonra meclisteki tekil muhaliflerin çoğunu tasfiye eden İttihat ve Terakki yönetimi, siyasi alanda mutlak egemenliğini kurmuş olur. Siyasi partilerin katılmadığı 1908 seçimlerinden hemen sonra hükümranlığını kabul ettirmeye yönelik birtakım kararlar alır. Bu bağlamda, mutlakiyet rejiminin meşruti monarşiye evrilmesi, hüküm simge ve makamlarında bazı değişiklikler gerçekleştirse de otoriter yapının sürekliliğini koruduğu söylenebilir.

    Romana bakıldığında, #IIMeşrutiyet’in ilanından sonra gerek toplumda gerekse orduda tırmanış gösteren kutuplaşmanın bir arada olduğu ve örgütlü hareket etme imkânını yok ettiğine ulaşılır. Perde gerisinden ülkeyi yöneten İttihat ve Terakki’nin baskıcı uygulamalarından duyulan hoşnutsuzluk, gerginliği budaklandırır. Süreli bir propaganda ile alaylı askerler kışkırtılarak ayaklanma çıkarılır.

    Ordu ile askeri izole iki kuvvetmiş gibi ayrıştırmaya, aralarında ikilik yaratmaya yönelik tasarılar devam eder. Hürriyete özlem duyulan bir evrede, sıkıyönetim ve keyfi yaptırımlar sıkça hatırlatılır. Halkı isyana teşvik etme gayretleri çokçadır. Her anlamda bir “güvenlik ikilemi” hissedilir. Dolayısıyla öte taraf, keskin hatlarla tanımlanır. Diğerinin yükselişe geçmesi veya kuvvetlenmesi olası bir tehlike olarak algılanır.

    31 Mart Olayı ile meydana gelen tıkanıklıktan cesaretlenerek, daha etkili bir kalkışmayı arzu edenlerin eski-yeni kavgasını kültürden eğitime değerlendirdikleri, bozulan nizamı hızlı şekilde tesis etmeye koyuldukları görülür. Duygusal çöküşü hızlandıracak söylemler, askıda kalan vaatler ve soyutluklar üzerinden süren görüşmeler az değildir. Özgürlüğe susamışlık hâli, yer yer kullanılmak istenir. İdareciler, hissî açılımlara dokunarak durumu lehlerine çevirme gayretindedir.

    Yurdun ancak anayasalı bir monarşiye dönüşle kurtulabileceğine dönük inançla saraya başkaldırılır. Cemiyet üyelerinin gösterdiği istikrarlı direnç karşısında padişahın gücü zayıflar. Başa gelenlerin müsamahasız yaptırımları halkın büyük çoğunluğunu telaşa sürükler. Mevcut durumu kazanca dönüştürmeye çalışan eski paşaların görüşlerinde ciddi sapmalar olurken soluk aldırmayan yönetimleri reddedenlerin hürriyet uğruna giriştikleri kavga dikkate değerdir.

    Abdülhamit yanlılarının da sonrakiler gibi otoritelerini hâkim güç kılmak üzere uğraş verdikleri söylenebilir. Siyasi şiddetin yükselişe geçtiği süreç, karşıt politik uyarılarla şekillenir. Farklı odakların otoritarizmi muhalefeti beslerken muhalifler sürgüne gönderilir. Günümüzde rahatlıkla antidemokratik denebilecek yönetim biçimini eleştirenler, memleketi siyasal ve toplumsal olarak dönüştüren tepe gücü etkisiz hale getirmek ister.

    Dış Muhalefet
    Büyük güçlerin böl-yönet politikası eser boyunca anımsatılır. #Rumeli’yi ayrıştırarak ele geçirme, topraklarına toprak katma -başka bir deyişle revizyonist stratejileri- tarihi bir seyirle tasvir edilir. Batının ikircikli politikası, güçlüyü destekleyişi ve “öteki” yaratma planları, Yakup Kadri’nin sıraladıkları arasındadır. Balkan bozgununa kadar halkın ayrık yaşaması, ortak paydada buluşamaması ve çok seslilikten kaynaklanan asiliğin, dış kuvvetlerin lehine işlediği örneklendirilir.

    Particilik hırsının doruğa ulaştığı ve hizipçiliğin durmak bilmediği bir anda “ulus olamamanın” dışarıdan epey destek gördüğüne, gelişigüzel atılan adımların birlik ve beraberliğe kastettiğine değinilir. Garp medeniyetinin doğuya hükmetme niyeti canlı bir şekilde aktarılır. Bu bağlamda yazar, Avrupai kültüre eklemlenmeye çalışılan bir devirde şarklı olmayı ve bunun sebep olduklarını özetler. Köşk toplantılarında, memleketin içtimai yapısının büyük ölçüde dış güçlerce yönetildiği görülür.

    Muhalif aydınların, vatan topraklarını çeşitli yöntemlerle tehdit eden devletlere sığınışı, İngiltere gibi tesirli, küresel aktörlerin Osmanlı ileri gelenlerini himaye etme teklifi ve samimiyetsiz koruyuculuğu, #Osmanlıİmparatorluğu’na dayatılanların birkaçıdır. Mağduriyet yaratarak mecbur etmeyi hak sayan dış kuvvetlerin #hegemonik tavrına ışık tutulur. Büyüme ve yayılma amacıyla tutuşan söz konusu güçlerin, işgal ve yağma taktiğine başvurduğu tarif edilir.

    Osmanlı sancağını bertaraf etmenin peşine düşen aktörlerin her biri kitaptadır. İç hengâmeden beslenen harici odakların, içerdeki kaotik havayı, ne surette lehlerine çevirdikleri açıklanır. Arnavut isyanının bağımsızlık çıkışlı olması bir yana, esasında İttihatçı hükümete karşı bir başkaldırı olduğu verilmek istenir. Dalga dalga yayılan milliyetçilik kalkışmalarının Avrupa merkezli olduğu ve silahlı güçlerin katılmasıyla seri bir yayılış gösterdiğine rastlanır.

    Basında Muhalefet
    Ahmet Kerim’in başında bulunduğu Nidayı Hakikat’in yazar kadrosu İttihat ve Terakki’ye mesafeli bir yazı çizgisi izler. Gazete, yayın anlayışı sebebiyle bir müddet sonra kapatılır. Sansür ve otosansürün böylesine kızıştığı bir ortamda, Şurayı Ümmet, Meşveret gibi yurtiçi ve yurtdışında yayımlanan birçok gazete ve mecmua Cemiyet’in neşir organı olduğunu beyan eder. Ismarlama haberciliğin sürdürüldüğü, gazete kapatmalarının arttığı, farklı seslere sansür getirildiği böylesi bir ortamda, susku beklenen bir hassa olarak kayda geçer. Ismarlama habercilik anlayışından hareketle, İttihatçıların herhangi bir ilin aleyhlerine silahlı ayaklanmasından çok, muhalefet basınının geçici kalkınışlarından ürktüğü görülür.

    Öte yandan, Mısır ve Paris’te çeşitli görüşmeler düzenlenir. Cemiyet tarafından düzenlenen toplantılara katılan Sırrı Bey, eski İttihatçılardan olduğundan muhaliflerce “Dönme Sırrı” olarak anılır. Bir nevi #jurnallik yapan ve zamanla Ahmet Kerim’in de yakın arkadaşı olan hafiye, muhalif kalemleri gelişmelerden haberdar eder. Sahip olduğu sosyal muhitten ötürü memleketi alakadar eden durumlar ilk onun kulağına gider. İttihat ve Terakki’nin güncel durumu, izleyeceği politika ve irtibatta olduğu oluşumlar bilgisi dâhilindedir. Muhalefeti etkisiz olmakla eleştiren Sırrı, ihtilal hazırlığında olan komitenin tasarıları hakkında fikir sahibidir.

    Katledilen gazeteci Ahmet Samim’in yazdığı Sada-yı Millet ile Hüseyin Cahit’in çıkardığı Tanin arasında da ciddi bir ayrılık görülür. Karşılıklı polemikler yazarlarca devam ettirilir ve üslup gittikçe sertleşir. Hükümetin caydırma girişimine direnen, suç düzenine itiraz eden muhalif kalemler, uyarı ve tehditle karşılaşır. Gelenekçilerle muhaliflerin çatışması basın üzerinden de sürer. Aynı şekilde karşıt fikirlerin yazı yoluyla halk arasında, kendilerine ideolojik bir dayanak aradığı açıktır.

    Psikolojik Muhalefet
    Ahmet Samim suikastından sonra Ahmet Kerim’in büründüğü ruh hali, Samiye’nin kendini denize bırakmasıyla büsbütün dönüşür. Karakterin kendiyle hesaplaşması, zihninden geçirdikleri özellikle son bölümlerde zirveye ulaşır. Baş gösteren siyasi bunalım, memleketin her yanını etkisi altına alır. Genç gazeteci, şehri Sodom ve Gomore’ye benzetmeye başlar. Dünyaya geldiği toprakları düşünür ve beliren lanete akıl erdirmek istemez.

    Kişiliğindeki başkalaşma aşamaları tezatlar oluşturur. İttihat ve Terakki’nin katı bir muhalifi görünürken diğer yandan Cemiyet’in olumlu yönlerini kabul ettiği, hatta desteklediği görülür. Bu noktada, oluşuma ara ara umut bağlaması, yaşadığı devrin havasıyla açıklanabilir. Nitekim süresiz çoğalıp azalan ruhsal devinimler, karakterindeki tutarsızlıktan çok perişan bir sistemin hemen hemen herkeste yaratabileceği vazgeçmişlikle desteklenebilir.

    Vatanperver gencin, tarihe mal olmuş kahramanları, büyük şahsiyetleri anması manidardır. Yurdu için mücadele etmek, ona kalıcı hizmetler bırakmak ister. Bunu başaramadığını düşünmesinden ileri gelen kızgınlık, milli şuurunun devreye girmesi sebebiyledir. Durumlara anlam verebilmek, onları açıklayabilmek için de tanımlama yapma, adlandırma ihtiyacı duyduğu aşikârdır. Bir ideal uğruna hayatından olanları aklına getirir. Bu idealin ne olduğu veya ne olması gerektiğini sorgular. Gençliğin beyhude kayıp gitmesi onu perişan eder.

    Değerlerine karşı kayıtsızlığı kabullenemez. Ruhsuz adeta gayesiz bir neslin ferdi olmaktan utanç duyduğu olur. Dönem aydınlarının zevk ve eğlence anlayışlarını anlayamaz. Böylesine mühim tartışmaların sürdüğü bir dönemde, işgal şartları altında, sosyal yaşayışından feragat edemeyen kimliklere nefretle bakar. Bulunmak mecburiyetinde olduğu sefahat meclislerini tiksinmeyle aktarır. Kendisi her şeyden evvel, pek başarılı bir gözlemcidir. Muhalefetinin de bu müşahede yeteneğinden geldiğini söylemek yanlış olmaz.

    Yakup Kadri’nin Meşrutiyet devri gençliğinin temsilcisi olarak yarattığı genç, öngörü ve hissiyattan yoksun muhitine ateş püskürür. Hesapsız ve tasasız bir yaşayış tarzı ona oldukça uzaktır. Savaş ortamında süren ayrıksı tavrı idrak edemez. Gönüllü biçimde yurtdışına giden, yabancı ülkelere kaçan fikir adamlarını anlamaya çalışır. Bir insanın bilinçli olarak yurdundan vazgeçişini hatırına getirdikçe irkilir. Özellikle Sinop’ta, sona yaklaştıkça karakterin iyiden iyiye çözülmesiyle, kaygıları kendi ağzından duyulur. Yurdun her karış toprağı onun için kutsaldır, sürgün de olsa.

    Tahsil görmüşlerin cehaletine kederlenen gazeteci, yarı cahilliğin tehlikeleri üzerine akıl yorar. Bilgiyi kullanamayan kimselerin acziyetini tarif eder. Elim olanın, bilgi sahibi kimselerin, birey akabinde yurttaş olmak adına hiçbir arzu duymaması olduğunu haykırır. Eğitimin önemine vurgu yaparken bilhassa aydın geçinenlerin düşüncelerine takılır. İlerlemenin ancak aydınlanmayla tamamlanabileceği görüşünde olan Ahmet Kerim, çağdaşlığa kastı olanları affedemez. Silah ve mühimmatla gelişmiş medeniyetler seviyesine erişilemeyeceğinin farkındadır. Tekniğin ilimle olduğu kadar bilge bir şuurla yoğrulmasını savunur. Dolayısıyla birçok fikri eğreti veya noksan bulur.

    Fikir Muhalefeti
    Osmanlıcılık anlayışının hüküm sürdüğü bir evrede Türkçülük paradigmasının önerisiyle karşılaşan aydın ve yazarlar arasında beliren ihtilaf, #sosyopolitik açılımlarla desteklenir. Osmanlı İmparatorluğu’nun heterojen yapısının, ülkü birliğinin tesisini zorlaştırdığına kanaat getiren modernist kesim, belki de ilk defa kızıl çizgilerinden, yerli ve milli bir harstan söz eder. Ahmet Kerim’i idamdan kurtaran Ziya Gökalp ile Talat Paşa’nın karşılaşması anlamlıdır. Teşkilatlanmadan öte kültür kuvvetlenmesine duyulan gereksinim ile asilere katılmayı, ancak ortak bir kültürün zapt edebileceği, altına alabileceği vurgulanmış olur.

    İttihat ve Terakki’nin muhalefeti tanımlanabilir bir ideoloji seyretmez, zira tek liderli bir oluşum örneği değildir. Bünyesindekilerin birçok noktada muhalif olduğu sıkça verilir. Yasal olarak siyasi parti mahiyetini kazandıktan sonra bile eski komitacı karakterinden ödün vermediği görülür. Kabuk değiştirme ve resmî bir kimlik kazanma evresi hayli sıkıntılıdır. Hürriyet ve eşitlik çıkışlı yapılanmanın içindeki kısık sesler, uzlaşıya engel ana unsurdur.

    Taşradan, çalışmasına uygun adaylar bulmada da sorun yaşayan Cemiyet, aleyhine neticelenebilecek her türlü muhalefet ve muhalifi etkisiz hâle getirmek ister. Homojen bir bilinç inşa etmede başarılı olamamasının yükünü taşır. Süregelen kayırmalar, yaratılan asker-sivil ikiliği, Enver ve Talat paşaların anlaşmazlığı, olumsuz bir dış politika izlenmesine neden olur. İç kargaşadan bunalan halk ise Abdülhamit’in yaptırımlarıyla bu devri karşılaştırmaya koyulur.

    Hürriyetin ilanıyla karmaşıklaşan ortam muhalifliği bastıramaz. İstibdadın yıkılması ve sansürün kalkmasına karşın siyasi açmazlar katlanır. Emperyalist bir büyüme hedefleyen Batı’nın, özgürlük hususundaki ikiyüzlü tavrı resmedilir. Kendi temel hak ve özgürlüklerinin şaşmaz bir savunucusu iken Osmanlı’ya ve “Osmanlı olana”, aynı şansı tanımamaya kararlıdır. Özgürlüğün bu iki sureti, doğu-batı arasındaki politika anlayışıyla ete kemiğe bürünür.

    Diğer muhalefet cephesini ise alafranga yaşayışlarına rağmen gelenekçi olduklarını savunanlar oluşturur. #Tanzimat’ın ilanıyla ülke genelinde Fransa etkisi rol model alınır. Özellikle dilde ve kıyafette görülen bu tesir, temelli yerleşmediği için dönüşüm köklü bir mahiyet taşımaz. Farz-ı misal roman karakterlerinden Ömer Beyefendi’nin, konağındaki toplantılarda, pek batılı bir hayat sürdüğü, -yer yer- kendini böyle yaşamaya mecbur hissettiği söylenebilir. İki yıllık Avrupa seyahatleri sonunda edindiği birtakım alışkanlıklar, ısmarlanan Tanzimat tipinin özelliklerini taşır.

    Rejim meselesi, tereddütlere sevk eden başka bir konu olarak karşımıza çıkar. Babıali’deki memurlar, başa geçenlerin az da olsa onlara serbestiyet tanıyıp tanıyamayacakları, haklarını koruyup koruyamayacakları üzerine tartışır. Abdülhamit yanlısı eski paşaların İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı kurdukları Hürriyet ve İtilaf Fırkası, siyasi olduğu kadar fikrî muhalefeti de körükler ancak zamanla çekirdek yapısındaki ihtilafla çözülmeler başlar.

    Devlet yönetimi hakkında verilen bilgi ve idare tekniklerinin fikrî açıklamalarla desteklenmesi, uygun bir yönetimin nasıl olması gerektiği üzerine düşündürür. Formüller üzerinden tartışmaya açılan rejim hususu muhtelif açılarca doldurulur. Bir hükümeti neyin meşru kıldığı, devletin hangi hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü olduğu irdelenir. Siyasal partilerin kurumsallaşma süreci ise eserde verilenler arasında yerini alır.

    Bir muhalefetin romanı diyebileceğimiz Hüküm Gecesi’nde çetin tartışmalar sürer. Ahmet Kerim’in tanıklıkları şeklinde verilen olaylar, bir devrin panoramasını çizer. Birçok kanattan süren anlaşmazlık ve çatışma, gazetecinin muhalif perspektifine takılır. Yazar, çağın siyasetten sanata yer etmiş mühim şahsiyetlerini, gerçek varlıklarıyla romana kazandırır. Bir mektubunda tanıdığı kimseleri hammadde olarak romanlarına aldığını belirten Yakup Kadri, beyanını uygulamalı biçimde ortaya koymuştur. İflas eden paradigmalarla birlikte memleketin savunmasızlığını, bir bakıma kaybolmuşluğunu anlatmıştır.

    Yazar, birinci baskısının dış kapağında eseri “siyasi roman” olarak nitelese de hissi merkezi ve esnek kurgusundan ötürü tam manasıyla siyasi roman kategorisine alamayacağımız eser, bir dönemi tüm siyasası ile hakikate sadık surette izah ettiğinden ve politik argümanlardan beslendiğinden metnin “siyasi içerikli” olduğu söylenebilir.

    Kaynakça Karaosmanoğlu, Y. Kadri, Hüküm Gecesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1987.

    romankahramanlari replied 1 year, 6 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Muhalefetin Tanımlanmasında Ahmet Kerim’in Tanıkl…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now