Mor Kitaplık ve Şükûfe Nihal: Kadın Roman Kahramanlarına Alternatif Yaklaşımlar

  • Mor Kitaplık ve Şükûfe Nihal: Kadın Roman Kahramanlarına Alternatif Yaklaşımlar

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 08:52

    Kadın Roman Kahramanlarına Alternatif Yaklaşımlar 1
    MOR KİTAPLIK VE ŞÜKÛFE NİHAL/ 1868-1960*

    Makale Yazarı: Gülseli İnal

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan / Haziran 2012, 10. sayıda yayımlanmıştır. 

    Bin yıllık bir geçmişi kuşatan güçlü edebiyat geleneğimiz; edebiyat tarihçilerinin belirledikleri skalalarda: Divan Edebiyatı, Tanzimat Edebiyatı, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Cumhuriyet Edebiyatı gibi dönemlere ayrılır. Sözü edilen, sınıflandırılan bu dönemlerde #ataerkilbilincin #seksistbaskısı nedeniyle #erkekyazını/ #cinsçiyazın, oldukça büyük bir yer kaplar. Divan edebiyatı ve onu izleyen evrelerde hep zirvedeki isimler; kadın yazar ve şairlerin varlığına karşın erkek şair ve yazarlardır. Geleneğimiz boyunca edebiyat tarihçileri cinsçi egemen söylem gereği erkek şairleri yüceltilir, erkek yazınını tarih sahnesinde ileri sürerek sahiplenir ve aidiyeti hep erkek yazarlar üzerinden gerçekleştirirler. Resmi söylem ve edebiyat tarihçileri; tarih boyunca bakışlarını erkek yazarların yapıtları üzerinde odaklayarak değerlendirmiş, onların fikirlerini ve düşünsel kavramlarını onurlandırmış ve en yüksek payeyi erkek yazarlara vermiştir. Geleneksel Divan edebiyatının şair-i azamları Bâki, Nef’î, Fuzûlî olarak sunulurken cinsçi anlayış; dönemin yetenekli kadın şairlerini önemsemeden bir iki sözcükle geçiştirip #Mihrî’yi, #ZeynepHatun’u ve daha nice kadın şairi bir kalemde yok ederler. Edebiyat tarihçilerinin böyle davranma nedenleri zamanların ve dönemlerin kadına bakış ve yaklaşımının resmi devlet söylemiyle sıkı sıkıya bağlı olmasındandır.

    Tanzimat Edebiyatında karşımıza çıkan dev isimler hep erkektir: özellikle politik ve toplumsal yazından üç büyükler Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, öte yandan yine Tanzimat içinde: romantik çağı başlattığı varsayılan Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit’in erkekçe sesleri duyulur. Oysa aynı dönemde bu erkek yazarların çağdaşları kadın yazarlardan Fatma Aliye, Zafer Hanım, Abdülhak Mihrünnisa, Lamia Vicdan, Makbule Leman yine Tanzimat döneminin kadın kalemleri Leyla Saz, Şeref Hanım, Adile Sultan aynı dönemlerde birer #kalemşör olarak eser üstüne eser vermekte, dönemin toplumsal koşullarını tartışan denemeler yazmakta, kendilerine ait yayınladıkları dergilerde özgün fikirlerini ileri sürmektedirler. Ancak onları ne kendi zamanlarında gerçek anlamda gören, ne duyan ne de önemseyen olmuştur. Varsa yoksa erkek yazar ve şairlerin yazdıkları fikirler geçerli kılınarak kadın yazarlar edebiyat ortamları dışına itilmiş ve sadece birer heveskâr olarak algılanmıştır. Bu dışlanmanın dışında ise yalnızca şair #NigârHanım zar zor edebiyat tarihlerinin sonuna eklenir ki onun adına düşülmüş şöyle birkaç nota rastlanır; ‘Kaç-göçün olduğu ve kadınların ulu orta duygularını kâğıda döküp dergilerde yayımlanmasının güç olduğu bir devirde Nigâr Hanım’ın gösterdiği medeniyetten ötürü’ kutlanır ve hemen arkasından erkeksi bir yargıya kurban verilmek üzere Recaizade Ekrem’in tilmizi ilan edilir. Çünkü erkek egemen söylem, cinsçi anlayış güç odaklarını kadınlara kaptırmak niyetinde değildir. Bütün güç ve gündemi belirleyen söylem ellerinde olmalıdır. Yoksa toplumu kim kontrol edecektir, güç odaklarını kim elinde tutacaktır, hiçbir zaman doğru dürüst akıl yürütmeyi bilmeyen, yeteneksiz kadın soyu mu! vs vs…

    Türk edebiyat tarihçilerinin cilt cilt önümüze sürdükleri değerlendirmelerinde, antolojilerinde ve yorumlarında bir iki isim dışında dönemin kadın şair ve yazarlarına hiçbir zaman rastlanmaz. #HalideEdipAdıvar ve Şair Nigâr Hanım’ın dışında hiç kimseye yer verilmediği gibi kadın zekâsının ve duyarlılığının ürettiği edebiyat metinleri onlar için değersiz birer kâğıt parçası, iç dökme metinleri ve kadınca hezeyanlarıdır. Hatta bu metinler isterik bir ruhun feryatları da olabilir. Kısaca hangi dönemde olursa olsun kadın yazarların metinleri; hafife alınır, ileri sürdükleri fikirler geçersiz kılınır ve gereksiz bulunur. Cinsiyet imtiyazlarının yok ettiği, üstünü örttüğü, geriye itelediği, bastırdığı, susturduğu kadın edebiyatına şiddet uygulamasıdır bu. Şimdiki zamanda da bu davranış arketipleşerek sürmüştür, ancak bir farkla ki ataerkillerin hiç beklemediği bir olgu olarak, 1980 tarihi kadın edebiyatında bir dönüm noktasını oluşturacaktır.

    Cinsiyet ayrımının edebiyattaki bu görünümü ve bilinçli uygulanması sonuç olarak yetenekli kadın yazarların günümüze ulaşmamasını sağlamış, toplum ve edebiyat sosyetesi bu yetenekli kadınlardan bîhaber bugüne dek gelmiştir. Üstlerine ölü toprağı atılan bu kadın yazarlar toplumsal ve düşünsel her türlü sistemin dışında tutularak sesleri kısılmış, yazdıkları görmezlikten gelinmiş, hayatlarıyla oynanmış ve uygulanan bu bilinçli şiddet sonrasında yok edilme operasyonu tamamlanarak kadın yazınını susturulmuştur. Ta ki #YaprakZihnioğlu kadın yazınıyla ilgili kapsamlı bir hafriyat başlatana kadar yani 2000 yılına girene kadar.

    2000 yılı yani üçüncü Millenyum’un başı; bize geçmişi ve geleceği sorgulama hakkını verirken aynı zamanda geçmişin potansiyellerini de belirleme ve anlayabilme olanaklarını sunar ve bunu yapmamızı bekler. Artık İki binlerin sonuyla birlikte geleceğe doğru yaratılacak yeni bakışların kökleri; geçmişin yaratılmış zengin değerlerinden filizlenerek, geçmişi ve geleneği şimdiye bağlayacaktır. Böyle bir zaman yapısı kendini öne sürümekte ve kendini dayatmaktadır. Bu algı ve bilinç düzeyinde projesini üretip çalışmalarına 2000’lerin eşiğinde başlayan Yaprak Zihnioğlu’nun hazırlayıp editörlüğünü üstlendiği #MorKitaplık; ülkemiz coğrafyasında yaşayan kadın yazarların ürettiği edebi metinleri, başka bir dille söylersek “#KadınYazını” örneklerini ortaya çıkarmayı kendisine ilke edinmiştir. Mor Kitaplık, sözü edilen tarihi dönemlerle ilgili olarak ulaşabildikleri kadın yazarların bütün eserlerini basmayı ve okura sunmayı hedeflemiş durumda. Bu coğrafyada yaşamış kadın yazarların; Ermeni, Rum, Musevi, Çerkez, Gürcü, Müslüman-Türk kim varsa; Müslim ya da gayri Müslim kadın yazar her türlü etnisite anlayışından uzak tutularak bu projenin içinde yer alıyorlar. Amaç kadın dilini, kadın yazınını ortaya çıkarmak kadın duyarlılığını topluma taşıyabilmek, yeni bir bilinç yaratabilmek ve bunu insanlara taşıyabilme ivmesini kazandırabilmek. Yüce bir görev. ‘Bize şimdiye dek verilen kalıplar çerçevesindeki bilgileri yıkarak bu çalışmayı gerçekleştirdiklerini’ dile getiren Yaprak Zihnioğlu; 4 volum Nezihe Muhiddin , 5 volume Şükûfe Nihal’in toplu eserlerinin basımının ardından Mor Kitaplık dizisinden şimdilerde basıma hazırlanan Fatma Aliye ve ardından gelecek olan Makbule Leman, Nigâr Binti ve Yaşar Nezihe ve Şair Nigâr Hanım’ın eserlerini gün ışığına çıkarmayı planlıyor.

    2006’da Nezihe Muhiddin’in toplu eserlerinin basımı dört cilt olarak planlanarak yazarın bütün eserleri günışığına kavuşmuş oluyor. Ardından 2008’de basılan Şükûfe Nihal, 5 ciltlik bütün eserleriyle raflarda yerini alıyor.

    Bu projenin yaratıcısı ve emektarı aynı zamanda düşünsel platformunu hazırlayan Zihnioğlu için tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolan ‘Kadın Yazını’nı gün ışığına çıkarmak bir görev. Susturulmuş kadınların eserlerini görünür kılmak, kadın tarihinin görünmez tarihini değiştirmek, yok edilen eserleri ulaşılabilir kılmak, işte şimdiye dek yapılması gerekeni üstlenmiş bir öncü, bir hafriyatçı. Bir akıl hastanesinde yapayalnız ve unutulmuş olarak ölen Nezihe Muhiddin dönemin ve cinsçi toplumunun tüm dışlayıcı işkencesine karşı sadece yazarak var olmuş bir kadın. Bir akıl hastanesinde yapayalnız ve unutulmuş olarak ölen bu kadının cenaze törenine bile kurucusu olduğu ‘#TürkKadınBirliği’nden tek bir kişi bile katılmaması zamanın vurdumduymazlığına bir örnek. Ölümünden sonra ise onu anımsayan bir iki kişi dışında hiç kimse yazı bile yazmayarak tarihin karanlıklarına gömüyorlar ya da tarihin karanlığına gömüleceğini sanıyorlar. Ama zaman unutmaz.

    Kadın tarihi ataerkil cinsçi egemenler yüzünden yüzyılı aşkın bir süredir karanlıkta kalmış yeterince anlaşılmamış ve değerlendirilmemiş bir alandır. Günümüz koşullarında da bizlerin benzer zorluklar yaşadığı, geçmişte; kendini var etmek için erkeklerin yüz misli daha çaba sarf edip tek kelimeyle harcanıp gittiği nice kadın tarihin tozlu sayfaları arasından yeniden bu proje sayesinde dirilecek ve dirilmekte. Cinsiyet hiyerarşisini kurgulayan iktidar ve bütün olmasa da bazı erkek aydınlar; kadın yazarlara böyle davranarak ve onları yok etmeye çalışarak sonuçta yaşama ve tarihe ihanet etme sürecini hâlâ sürdürmektedirler.

    Ancak artık yeni millenyum’un zaman dili farklı olgular ileri sürmektedir. 2I. Yüzyıl’ın zaman mekân koşulları artık kadın duyarlılığı çağına girdiğimizi gösteriyor. Bu yüzyılın kavramları arasında; eşitlik, #kadınduyarlılığı ve zekâsı, erotizm, çocuksuluk, saflık, paylaşım ve adalet yükselen değerler olarak ön plana çıkıyor. Böyle bir öngörü bir kehanetten öte hissediştir ve bir gelecek zaman görüsüdür. Artık anaerkil dönem başlıyor ve kadın erkek arasında asırlardır süren amansız savaşların, kadınlar tarafından barışa doğru dönüştürüleceğinin işaretlerini de her yerde yıldız tozu serpintileri gibi görebiliyoruz.

    Mor Kitaplık’tan bundan sonra yayınlanacak olan yazarlar sırayla önce Fatma Aliye ardından, Makbule Leman, Şair Nigâr Hanım, Halide Edip Adıvar ve diğerleri zaman içinde gün ışığına kavuşacaklardır.

    Mor Kitaplık İlkeleri

    Mor Kitaplık projesinin temel ilkelerinden biri; I868’den başlayarak, I960’a kadarki zaman diliminde yaşayan, yazan ve gölgede kalan kadın yazarların yapıtlarını gün ışığının bereketine kavuşturabilmek. Plana göre her yazara ait bir derleme ve külliyat hazırlanarak erkek egemen topluma, bu toplum içinde yaşayan erkek egemen söylemi benimsemiş kadınlara da kültür şoku yaratmak. Dönemin yazınına ait belgeleri roman, hikâye, şiir, deneme, mektup, makale, polemik yazılarını Yaprak Zihnioğlu ve danışmanları; Beyazıt Kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı, Milli Kütüphane arşivlerinden yararlanarak elde ediyor. Bu inanılmaz bir çalışma ve hafriyat sonucu; her kadın yazara ait bir #külliyat hazırlanıyor. Teknik çalışmalara gelince; kitaplarda güncelleştirilmiş basım yöntemi uygulanarak okura ulaştırma kararı alınmış. Bu yöntem eski harfle yazılmış eserleri bugünkü dile, günümüz imlasına uyarlama demek. Osmanlıcada bugün artık kullanılmayan çok sayıda Arapça ve Farsça sözcük bulunuyor. Bir de Osmanlıcanın kendine özgü imla kuralları var. Kaynak metinler günümüze olduğu gibi taşınıyor ve bunun yanı sıra Arapça ve Farsça sözcüklerde ise güncelleştirilmiş basım uygulanıyor. Şöyle ki kaynak metinler günümüze olduğu gibi taşınıyor ancak metnin içindeki Arapça ve Farsça sözcükler güncelleştirilmiş basım yöntemiyle sadeleştiriliyor. Ve bu projede kitaplarının basımı gerçekleştirilecek olan kadın yazarlar ise bir rüyada toplanıp yeniden yeryüzüne kavuşmanın sevincini bizlerle paylaşmak üzere aralarında sevinç kutlaması yapıyorlar. Ve edebi mirasın soyağacı yeniden biçimleniyor.

    Şükûfe Nihal

    Şükûfe Nihal’in toplu eserlerinin ilk volümü yazarın bütün şiirlerini, ikinci ve üçüncü volümler kısa romanlarını (#novella) dördüncü volüm; hikâyeler ve mensureler, gezi ve anılarını, beşinci volüm çeşitli yazılarını kuşatıyor. İki cildi kapsayan yedi yüz sayfalık romanları; Renksiz Isdırap, Yakut Kayalar, Çöl Güneşi, Yalnız Dönüyorum, Çölde Sabah Oluyor, Vatanım İçin, başlıklarını taşıyan eserleri novella tarzında yazılmış kısa romanlardır. Sözü edilen bu yapıtlarda çok sayıda roman kahramanıyla artık tanışma olanağı elde ediyoruz.

    Yazarın ‘Renksiz Istırap’ adlı romanında; #Necla, namı diğer #Handan ve #Vedat, nam-ı diğer #Sahir, platonik bir aşkın kahramanları olarak karşılıyorlar bizi. Aşk ölüm ilişkisinin vurgulandığı romanda Handan’ın yakalandığı #karasevda romanın dilini belirliyor. Romanın asıl kahramanı Handan kendini yazarken Necla adını alıyor, âşık olduğu adam ise gerçek yaşamda Sahir’ken romanda Vedat’a dönüşüyor. #Empresyonist yani izlenimci bir dil kullanan yazar, bu romanında kurgu içinde kurgu gerçekleştirerek; Fazıl’la evli olan Handan’ın ya da kurguda Necla’nın Sahir’e yani Vedat’a karşı yaşadığı umutsuz aşk, içine düştüğü kara sevda nedeniyle; ruhsal durumu, sayıklamaları ve nihayet ölüm döşeğindeki konuşmaları ve ölümüyle sonuçlanan trajedi betimleniyor. Yazarın ‘Çöl Güneşi’ adlı romanında; üç okul arkadaşı olan #Zehra, #Feriha, #Müeyyet’in sıcak ve samimi ilişkileri, okul anıları, paylaştıkları olaylar dile geliyor. Şükûfe Nihal’in ‘#YakutKayalar’ romanı ise birinci tekil şahıs anlatı tekniğinde derin ve olanaksız bir aşkın iç dökmelerini kuşatıyor. ‘Yalnız Dönüyorum’ romanının kahramanları ise Hasan ve Yıldız arasında yaşanan aşk macerası. Duygusal söylemler, acı çekmeler, âşık bireyin toplum karşısındaki sorumluluğu göndeme taşınıyor. ‘Çölde Sabah Oluyor’ Adnan ve Meryem arasındaki tutkulu aşkı anlatan bir roman olarak bu kez yasakların daha az yaşandığı bir ortamda geçiyor. ‘Vatanım İçin’ romanı ise ülküsel bir roman olup, Ali Gördes isimli roman kahramanın bütün bir anlatıda başrolde olduğunu görüyoruz.

    Şükûfe Nihal’in romanlarında hep kadınların başrolde olduğuna tanıklık yapıyoruz. Âşık kadınlar, sıra dışı kadınlar, geleneksel kadınlar hep aşk arayışı içinde ya da hayatında aradığını bulamamış birer mutsuzluk figürü; ancak güçlü, güçlü olduğu kadar onurlu, kentli kadınlardır. Romanların yazılış tarihlerine bakılırsa; Şükûfe Nihal 1926-1955 arası bu romanları kaleme almıştır. Yaklaşık otuz yıllık bir süre içinde altı roman kaleme alan yazarın, içinde yaşadığı toplumsal koşullar Türkiye’de Cumhuriyet’le başlayan ilk Modernleşmenin yaşandığı zaman dilimidir. Batılılaşma süreçlerinin Cumhuriyet’le birlikte hızlanan bir sürece girildiği 20. yy başında birey; Modern süreçlerin bireyi olarak örf ve âdetlerde, ilişkilerde, kendini ifadede yenilenmeye; bazı değişiklikler yaşamaya başlamıştır. Batı tarzı serbest ilişkiler vatan, memleket sevgisiyle arada sırada geleneksel olana bağlansa da, birey erkek olsun kadın olsun artık özgürleşmekte olan bir toplumun üyesidir. Bu açıdan Şükûfe Nihal gibi bir yazar da dönemin trendleri; serbest kadın erkek ilişkilerini büyük bir cesaretle gündeme taşır. Yanı sıra Şükûfe Nihal bir kent yazarıdır. Yarattığı tüm roman kahramanları modernleşme süreçlerinin yarattığı doğmakta olan Batı tarzı yeni burjuvaziyle, yıkılan Osmanlı aristokrat tipleri; romanlarının kahramanlarını oluşturur. Şükûfe Nihal roman figürleri Batılı modern bireyler olarak yeni duygulanımlar, taze algılar içinde bir zamanlar âşık olmanın yasak olduğu coğrafyada; #Adalar, #Boğaz, #Moda semtlerinde özgürce dolaşmakta, özgürce konuşmakta, aşkından ötürü toplum karşısında herhangi bir utanma duymadan yazarın akıcı, romantik, güçlü dilinde var olmaktadırlar. Şükûfe Nihal’in romanlarında o döneme dek içinde yaşadığı toplumda özgür olmayan kadın, özgürleşmekte, sevebilmekte ve özgürce kişiliğini ifade edebilmektedir. Sadece bu ifade tarzı bile neden erkek egemenlerce susturulduğu bize özetlemektedir.

    #kadınromankahramanları #ŞükufeNihal #FatmaAliye #ZaferHanım #AbdülhakMihrünnisa #LamiaVicdan #MakbuleLeman #LeylaSaz #ŞerefHanım #AdileSultan #RenksizIsdırap #YakutKayalar #ÇölGüneşi #YalnızDönüyorum #ÇöldeSabahOluyor #Vatanımİçin #kurguiçindekurgu

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Kadın Roman Kahramanlarına Alternatif Yaklaşımlar…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now