Memduh Şevket Esendal’ın Miras Romanı Üstüne Kısa Bir İnceleme Denemesi
-
Memduh Şevket Esendal’ın Miras Romanı Üstüne Kısa Bir İnceleme Denemesi
Geçmişin “Miras”ı Geleceğin İnşası Memduh Şevket Esendal’ın Miras Romanı Üstüne Kısa Bir İnceleme Denemesi*
Makale Yazarı: Medeni Yılmaz
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2018, 34. sayıda yayımlanmıştır.
#Tolstoy’un ve dünya edebiyatının en önemli romanlarından #AnnaKarenina’nın o pek efsanevi açılış cümlesi, kitabı okuyan hemen herkesin hatırındadır: “Bütün mutlu aileler birbirlerine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır”.
Bir dönem #SovyetRusya egemenliğindeki Azerbaycan’ın Bakü kentinde elçilik görevinde de bulunmuş olan #MemduhŞevketEsendal, (belki de oradan edindiği birikim ve izlenimler neticesinde) #Miras romanında tam olarak böylesi bir tespite olanak tanır. Roman kısaca, 2. Abdülhamit dönemindeki fikri ve siyasi çalkantılar ekseninde bir ailenin çözülüş ve dağılma sürecini ele alır. İlk kez tefrika halinde 1924-1925 yıllarında Mesken gazetesinde; kitap olarak ise yazar öldükten (1952) yıllar sonra, 1988 yılında, #BilgiYayınevi tarafından yayımlanır.
Bir Ailenin Dağılışının Romanı
Tıpkı yukarıda bahis açtığımız Anna Karenina gibi, Miras romanı da bir aile romanıdır. Köklü ve zengin Silahtar Ali Paşa ailesinin hikâyesidir anlatılan. Ailenin büyüklüğü ve sonrasındaki dağılışını, hep birlikte oturdukları Silahtar Paşa Konağı sembolize eder. Zira Konak o derece büyüktür ki, yıllar sonra yıkıldığında yerine 45 hanelik koca bir mahalle inşa edilecektir! Böylesi görkemli bir konakta yaşayan aileyi bir arada tutan şey ise ailenin en yaşlısı konumundaki büyükannedir. Tıpkı konağın devasa kolonları gibi, büyükanne de aileyi maddi ve manevi olarak ayakta tutan yegâne unsurdur. Zira büyükannenin ölümüyle birlikte ailede çözülme de hızlıca başlar. Bir arada yaşayan dört kardeş, önce dairelerini ayırırlar. Daha sonra da teker teker konaktan ayrılmaya başlarlar. Böylece konakta yalnızca Şefik Bey, ağabeyi ve annesi kalır.Sabah pencereden dışarıya bakarken Şefik Bey’in anımsadıkları olarak verilen Silahtar Ali Paşa ailesiyle ilgili bu bilgilerden sonra, Şevki Bey’in ölümüyle üç kardeş kalan Şefik Bey, Fitnat Hanım ve Atiye Hanım’ların birbirinden kopuk yaşayışlarına geçiliyor. Birbirleriyle ilgilenmeyen bu üç kardeşin hikayesini Şevki Bey’in oğlu Asım aracılığıyla izliyoruz. Asım #İstanbul’a, aileden kalma değirmeni kendi üzerine geçirmek amacıyla gelir. Böylece aile bireylerini teker teker ziyaret edecektir. Dolayısıyla romanın merkezinde Asım Bey’in olduğunu söyleyebiliriz. Romanın ilerleyen sayfalarında bu büyük ailenin başta ekonomik olmak üzere, siyasi ve duygusal çatışmaları yoğun diyaloglar vesilesiyle irdeleniyor…
Bir Dönem Romanı Olarak ‘Miras’
Miras romanı her yönüyle bir dönem romanıdır diyebiliriz. Gerek yazıldığı dönemin ağdalı dilinin tercih edilmesi gerek sosyal yaşantıyı yansıtması gerekse arka planındaki siyasi gelişmeleri fon olarak kullanması bu tespiti yapmamıza olanak tanıyor.Memduh Şevket Esendal’ın, Türk öykü ve romancılığının en önemli isimlerinden biri olduğuna dair herhangi bir kuşku yok. Onu bu derece önemli yapan detayların en başında gelenlerden biri de Türkçeyi en yalın ve basit şekliyle kullanmasıdır. Denilebilir ki ‘Sade Lisan’ akımının öncülerinden biri ve dönemdaşı olan Ömer Seyfettin’den bile daha duru bir Türkçe kullanır. Hatta bunu da bir söyleşisinde şöyle bir mütevazılık örneğiyle dile getirir:
“Edebiyatı bilmediğimden, marifetsizliğimden sade yazmışımdır. Bilsem, öyle düpedüz yazar mıydım hiç?”.
Ancak bu söylediklerimiz Miras romanı için geçerli değildir. Miras, daha önce de dediğimiz gibi adeta bir dönem romanıdır! 1920’lerin başında parça parça yazılan bu romanın dili, dönemin edebi karmaşasından etkilendiğinden olsa gerek, bolca yabancı sözcük ve tamlamalar içermektedir. Muzaffer Uyguner’in yayıma hazırladığı kitap olarak yayımlanan ilk baskısına yaklaşık 15 sayfalık sözlük eklemesi de bunun açık bir göstergesi sayılabilir. Zira tefrika olarak yayımlandığı 1925 yılı ile kitap olarak ilk defa basıldığı 1988 yılı arasındaki 63 yıllık süreçte, oldukça eskimiş ve artık kullanımda olmayan sözcüklerin yoğunluğu böylesi bir sözlüğü zorunlu kılmıştır. 1988’den günümüze geçen 30 yıllık süreçte ise, kitabın yeni baskısı yapıldığı takdirde bu sözlüğün genişleyeceği aşikâr!
Esendal’ın gözlem gücü ise, onun dönemini yansıtma hususundaki başarısını tescilliyor. Zira 1900’lerin başında geçen roman, 2. Abdülhamit döneminin yaklaşık bir buçuk yıllık kesitini ele alıyor. Her ne kadar oldukça dar bir zaman aralığı gibi görünse de kahramanların geçmişe dönüşleriyle süreç belirsiz bir genişliğe uzuyor. Dönemin konak hayatı tasvirleri, kılık kıyafet betimlemeleri, dadılar, azınlıklar gibi detaylar hep buna hizmet ediyor.
Dönem kitabı olduğuna dair üçüncü gerekçemiz de temelde bir aile romanı olmasına rağmen siyasi çalkantılara da kısmi yer vermesindendir. Kitabın 2. Abdülhamit döneminde geçtiğini belirtmiştik. “İstibdad Dönemi” olarak da anılan bu dönemdeki baskıcı politika ve onun halk nezdindeki yankısını, bu kitabın satır aralarında görmek pek ala mümkün. Olayların merkezinde yine Asım Bey bulunmakta. Asım, halası Fıtnat Hanım’ı ziyaretinde damadı Ferruh Bey ile tanışır. Ferruh Bey ise padişaha karşı bir ayaklanma planlayan gruplarla iç içedir. Bu Asım Bey’i derinden etkileyecek ve o da peşinden giderek çeşitli toplantılara katılacaktır. Okur ise Asım Bey’i takip ederek, dönemin siyasi karmaşasına tanık olacaktır. Kendisi de eski bir İttihad Terakki üyesi olan Memduh Şevket Esendal, kitabın bu siyasi tarafını bizzat kendi şahsi deneyimlerinden hareketle kurgulamıştır denebilir.
Tefrika Kaynaklı Sorunlar
İlk kez 1924 yılında haftalık yayın yapan Meslek gazetesinde tefrika olarak yayınlanan kitap, gazetenin 38. sayı sonrasında kapatılması neticesinde yarım kalmıştır. Gerçi kitabın çok sonraları yazarı tarafından tekrar ele alınıp bitirildiği iddiaları da mevcut. Araştırmacı yazar Mustafa Şerif Onaran Türk Dili Dergisi “Türk Öykücülüğü Özel Sayısı’nda” ‘Memduh Şevket Esendal’’ı incelediği bölümde, kitabın bizzat yazarı tarafından bitirilip, Ankara Ulus Basımevi’ndeki bir çalışana teslim edildiğini, ancak o kişinin metnin var olan tek nüshasını kaybettiğini dile getiriyor. Şair Cahit Külebi ise, bunu doğrularcasına, metnin tamamlanmış halini bizzat Memduh Şevket Esendal’ın kendisine Paris’te okuduğunu belirtiyor. Sonuç itibariyle bir hayli maceralı ve meşakkatli bir süreçten sonra Miras, ancak 1988 yılında yarım kalmış haliyle yayımlanabilmiştir. Esendal’ın ailesinin istekleri doğrultusunda kitabın oldukça ağdalı olan diline dokunulmadığı, yayına hazırlayan Muzaffer Uyguner tarafından önsözde belirtilmiştir. Ancak kitabın tefrika halinde yayımlanmasının yarattığı tek sorun bu değildir şüphesiz ki..Tefrika şeklinde yayımlanmasındaki bir diğer sorun, metindeki dil ve anlatım bozukluklarının yoğunluğudur. Gazete haftalık olarak çıkarıldığından olsa gerek, romanda savruk cümlelere sık sık rast geliriz. Yazarın, romanın sonraki bölümünü bir hafta içerisinde yetiştirme telaşıyla pek disiplinli ve kontrollü bir süreç geçirmediğini anlayabiliyoruz. Zira onun sonraki yapıtlarında pek alışık olmadığımız yoğunluk ve basitlikte dilbilgisel ve anlamsal hatalara, bu romanın tefrika olarak yayımlanması sebebiyle imkân tanıdığını görebiliyoruz. Örneğin kitapta;
“Evde herkes ondan korkuyorlardı.”
“Pek çok kadınlar arkasından koşmuş…” gibi daha pek çok basit hata yer alır. Bunun gazeteden kaynaklı dizgi yanlışı olarak yorumlanamayacağı ve yazarın kitabı baskıya yetiştirme gayesiyle aceleci üslupla yazmasından dolayı olduğu fikrini taşıyoruz.Tefrika nedeniyle olduğunu düşündüğümüz bir diğer sorun ise romanın tamamen olaylara ve diyaloglara endekslenmesi yönündedir. Romanda akıcılık ve sürükleyicilik olayların bolluğuyla sağlanmaya çalışılmıştır. Hatta roman o derece yoğun bir olay örgüsüyle örülmüştür ki, olaylar arasındaki geçiş oldukça yavan ve yapaydır. Çatışma zemini tam oturtulamamıştır denebilir. Üstelik psikolojik ya da sosyolojik çıkarımlara neredeyse hiç yer verilmemiştir. Karakterler sırayla sahneye çıkıp kendilerini uzun uzun tanıtır gibidirler. Bunun tefrika kaynaklı olduğunu düşünmemizin gerekçesi ise, yazarın sonraki sayıda merak uyandırmak için gazetedeki takipçilerini boşlukta bırakma zorunda hissetmesinden dolayıdır. Tıpkı #CharlesDickens ya da bizden #HüseyinRahmiGürpınar gibi, Esendal da olayların zenginliğine önem vermek ve okuyucunun merak duygusunu sonraki sayıya kadar rehin almak durumundadır. Dolayısıyla bu durum yukarıda andığımız çeşitli sorunları beraberinde getirir.
Geçmiş’in Miras’ı Geleceğin İnşası!
Memduh Şevket Esendal’ın yazdığı ilk roman olan Miras, onun sonraki yıllarda öne çıkacak pek çok özelliğinin yer aldığı ilk kitabıdır aynı zamanda. Gerek üslup gerekse kurgu anlamında çok başarılı bir roman olmasa da yazar adına geleceği inşa eden bir ilk kitaptır. Bu bakımdan oldukça önemlidir.
Osmanlıca kelime ve tamlamaların yoğunluğuna rağmen diyalogların zenginliği ve akıcılığı kitabı sürükleyici kılmaya yetecek olgunluktadır. Ayrıca kısa cümlelerle akışkanlığı sağlayan yazarın, yoğun olaylarla örülü kurgusu ise metinde sürükleyici öğe olarak öne çıkıyor. Sonraki iki romanı Ayaşlı ile Kiracıları
ve Vassaf Bey’de dilin daha da sadeleşmesi neticesinde üslubu da iyice gelişecek, öykülerinde ise zirveye ulaşacaktır. Dolayısıyla bu ilk romanına geleceğin inşası olarak bakabiliriz.
Sorry, there were no replies found.