MEDİHA’NIN KÜLLERİNDEN DOĞAN ÇARESAZ
-
MEDİHA’NIN KÜLLERİNDEN DOĞAN ÇARESAZ
“MEDİHA”NIN KÜLLERİNDEN DOĞAN “ÇARESAZ”*
Makale Yazarı: Çiğdem Sezer
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.
Halide Edip’in “#Çaresaz”* adlı romanı ilkin 1961’de Cumhuriyet gazetesinde “#tefrika” edilir ve 1971’de de “Akile Hanım Sokağı” ile bir arada basılır. Romanın ilk bağımsız basımı 2011’de Can Yayınları tarafından gerçekleştirilir.
Romanın adını hemen her defasında önce “#Biçare” diye düşünüşüm boşuna olmasa gerek. Sonda söylenmesi gerekeni başta söylemiş oluyorum böylece: Mediha -yani kahramanımız “Çaresaz”- “hayatını etrafına vakfetmesi dolayısıyla bütün mahalle ondan” bu adla söz etse de gerçekte “biçare” bir kadındır.
Halide Edip’in bu romanı için “kendini başkalarına adayan bir kadının hayatı” denilebilir denmesine ama bu oldukça eksik bir değerlendirme olur. Kahramanımız böyle bir kadındır, evet. Zaten bütün mahallenin ona “Çaresaz” demesinin nedeni de budur. Oysa #Münir’in de dediği gibi “Mediha dünyaya Çaresaz olarak gel(me)mişti.” (s.69)
Mediha’nın çocukluğu, #Abdülhamid’in tahttan indiği döneme denk gelmektedir; bu tarihlerde başlayan roman, Cumhuriyet sonrasını da kapsar. Mediha, -Halide Edip’in kendisi gibi- Osmanlının son dönemine ve #Cumhuriyetsonrası sosyal-kültürel sarsıntılara tanıklık eder. Sarayda iyi bir konumda görevli olan baba Selim Bey, Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle işinden olur. Beş-altı yıl sonra Mediha doğar ve annesi onu doğurduktan sonra fazla yaşamaz. #SelimBey, birkaç yıl sonra, elde avuçta ne varsa tükenmek üzere olduğundan, hizmetçiyi de göndermek zorunda kalır. #Babakız, baş başa yaşarlar. Mediha’nın Çaresaz’a dönüşünün hikâyesi de başlamış olur. Gerçekte, annesinin kaybıyla süreç çoktan başlamıştır!
İyi bir okur olan, kızına da #masallar, şiirler okuyan, hatta “#memlekettarihi”ni anlatan, kendisi de şiir yazmaya çalışan ama bunu başaramayınca #hayvanhikâyeleri yazan Selim Bey, Mediha sekiz yaşına geldiğinde “Belki yalnızlık yüzünden, belki de karısının yokluğunu düşündüğünden akşamları biraz rakı içmeye başlamış, asabı da bozulmuştu.” (s. 16)
Selim Bey’in dışarıda içki içtiği akşamlarda, o dönemde henüz sekiz yaşında olan kızını da yanında götürüyor olması ilginç bir ayrıntı! Mediha, babasının zil zurna sarhoşluğundan, içtiği içkilerin karşılığında verecek parası olmayınca karısından #yadigâr saati emanet bırakışına ve bu süreçteki tuhaflıklarına tanıklık etmek durumunda kalır. Ardından da hastalanan babasının bakımını üstlenir: “Geceleri bütün yük bu çocuğun üstündeydi. Babası uyumuyor, Mediha’yı ayakta tutuyor, o da babasına bir küçük ana şefkatiyle bakıyordu.” (s. 19)
Birkaç yıl bu şekilde geçtikten sonra Mediha, baba dostu #NikolakiEfendi tarafından “#ÜsküdarKoleji’ne bulaşık yıkamak ve sair işleri görmek karşılığında parasız” yazdırılır. (s.19) Mediha on bir yaşına gelmiştir ve eve hafta sonları gelmektedir. Babası Selim Bey “neredeyse şuurunu kaybetmiş gibi”dir ve “Küçük Mediha bütün gece onun bazen Mestinaz, bazen Çaresaz, bazen da Emine diye feryadını dinler.… /
Hatta bir aralık:
-Anne; sen geldin mi? Bana meme ver, diye bağırınca, bir çocuktan umulmayan bir zeka ile gidip parmağını babasının ağzına koydu. O da parmağını eme eme uyudu.” (s.19)Bunlar, Mediha’nın adım adım Çaresaz’a dönüşümünün habercisi ayrıntılardır. Annesiz geçen çocukluğunda kendini “vakfettiği” babasının ölümünden sonra da başka hayatlara dahil olup onların sıkıntılarına çare bularak sürdürecektir yaşamını.
Sözü; yazar-psikanalist Clarissa P. Estes’e vermek zamanıdır:
“Başka türlü gelmeyeceğine inandığı şeyleri elde etmek amacıyla diğerlerine hoş bir şekilde davranması gerektiği kanısındadır. Bu, #nazik olmanın habis bir şeklidir. …/ başkaları ona nazik olsunlar, onaylasınlar, kayırsınlar, ona ihanet etmesinler vb. diye onlara kendini iyi hissettirmeye çalışır. Kendisi olmamaya razı olur. Şeklini kaybeder ve başkalarının en çok ister gibi göründükleri maskeyi takınır. …/ eğer kadın, bu konumda olmak için gönüllü nedenler buluyorsa, çok ciddi bir şekilde kendini kandırmaktadır ve ana güç kaynağından, kendi adına içtenlikle konuşmaktan vazgeçmiş demektir.”**
Bu alıntıdan sonra Çaresaz’la ilgili bazı ayrıntıları verelim kitaptan: “Erkek-kadın bütün mahalleli ona selam verir, onu görünce yüzlerinde bir muhabbet havası eserdi. Ne kadınlarda bir kıskançlık ne de erkeklerde bir ihtiras sezilirdi.” (s.13)
“Okulda çocuklar ona tapınır.” (s.14)
Buraya kadar her şey yolunda gibi; Mediha, “Çaresaz” olmakla, kendini başkalarına kabul ettirmiş ve sevdirmiştir! Ama Clarissa P. Estes’in de belirttiği gibi Mediha böyle yapmakla “ana güç kaynağından, kendi adına içtenlikle konuşmaktan vazgeçmiş”tir ve “Çaresaz” olmak, onu mutlu etmeye yetmeyecektir. Gerçekte Çaresaz, toplumumuzda pek yabancı olmadığımız özellikleri taşıyan bir kadın tipidir. Oldukça iyi bir eğitim almış, birkaç dil bilen, öğretmenlik yapan, hikâyeler yazan bir kadın olmasına karşın, böyle bir yaşamı seçmiş olmasını inandırıcılıktan uzak bulmayışımız bundan olsa gerek. Aradan geçen elli yıl, bu konuda istenilen (istediğim mi demeliydim yoksa?) gelişmeyi sağlayamamış yazık ki.
Denilebilir ki başkalarına yardım ederek yaşamanın neresi kötüdür? Bu kadar masum bakamıyorum; bu, yardım etmek değil, kendi olmaya cesaret edememektir ki bir dolu toplumsal sorunun da arka planını yansıtır. Halide Edip, bu konuya değinmemekle birlikte, şu cümlelerle okurun o yöne bakmasını işaret eder: “…#öğretmenlik, yazıp okuma, hasta komşulara yardım gibi işler zamanını dolduruyorsa da (vurgulama benim. ç.s) sade şuuraltında bir yerinin bomboş olduğunu seziyordu. O da şahsi bir bağlılığın eksikliğiydi.” (s.21)
Yazarın “zaman doldurmak” deyimini kullanması rastlantısal olmasa gerek.
Ve nihayet Münir’le tanışır. “Çaresaz”ı yaratan etkenlerin başında, onun ta çocukluğundan gelen sevgi-şefkat-güven eksikliği/ gereksinimi olduğu düşünüldüğünde, bu tanışmanın önemi daha da artar; Münir, âşık olacağı-ona âşık olacak adamdır çünkü. Ne ki Münir, toplumsal bilinçaltının yarattığı klasik erkek tiplerindendir ve âşık olduğu kadının aynı zamanda annesi de olmasını arzulamaktadır. Kendi annesi yaşlı ve hastadır ama artık Çaresaz vardır; hem Münir’e hem de annesine annelik edecektir bundan sonra. Münir, tanıştıkları gün bu isteğini eğip bükmeden iletir Mediha’ya: “Çaresazlığı neden sadece ihtiyarlara, çocuklara, köpeklere inhisar ettiriyorsunuz?” (s.23)
Mediha, Münir’in ve annesinin maddi manevi tüm gereksinimlerini gidermeye gönüllüdür ve öyle de yapar. Önce, her an yakınlarında olup daha iyi “yardım edebilmek” için evlerine yerleşir. Onlara kazanç sağlamak amacıyla Münir’in kitaplarını -ki bunlar da zaten Mediha’nın gayreti ile basılabilmişlerdir okul kapılarında, vapur iskelelerinde satmaya başlar. Hastalanan Münir’e bakmak için, çalıştığı okuldan ayrılır ve evde özel dersler verir. Giderek kazancını artırır ve bu kazancın büyük kısmını ana-oğul için harcar. “Artık ana-oğul kendilerine maddi ve manevi bir sığınak bulmuşlar”dır. (s.35)
Bu tuhaf ilişki yıllarca sürer; aynı evin, odanın içinde, diz dizedirler ama “Münasebetleri hiçbir zaman maddi olmamıştı”r. (s.36) Tanıştıkları gün öpüşen, el ele tutuşan ikilinin bu durumu da oldukça ilginçtir doğrusu.
Bu süreçte Mediha’nın ruh hali ve düşünceleriyle ilgili ayrıntılara rastlamayız pek. Çevrenin tepkisine gelince: “Mahallede bazı kadınlar arasında dedikodular oluyorsa da, gerek ondan ders alan erkekler, gerek komşuların çoğu ona karşı güven ve saygılarını muhafaza ediyorlardı.” (s.35)
Dört yıl sonra, bir arkadaşının uyarısı ile Münir, Mediha’ya imam nikâhı kıymayı önerir. Oysa resmi nikâh çoktan yasalaşmıştır! Neden resmi nikâh değil de #imamnikâhı? Münir’den öğrenelim: “…Ben bir aşka tutulursam…/ O zaman bizim Çaresaz’ı boşamak lâzım. Hâlbuki bu vaziyeti muhafaza edeceğimi, benimle evlenmeye razı olan kızcağıza açıkça söylerim.” (s.36)
Münir, ilerde âşık olup evleneceği herhangi bir kadından şu ya da bu şekilde soğuyunca boşandığında Çaresaz’ın yanında olmasını istemektedir ve bu nedenle ona imam nikâhı kıyacaktır (bunları Çaresaz da bilmektedir elbette). Öyle de olur. İmam nikâhından bir süre sonra Münir, başka bir kadına âşık olur ve onunla resmi nikâhla evlenir. Bu süreçte Mediha her zamanki rolündedir ve onların evliliği için maddi manevi seferber olmuştur: “(Münir) Sabah erkenden kalktı, Mediha’nın eski biçim hamamlarına koydurduğu duşun altına girdi. Traş oldu, yeni ütülü elbise ve gömleğini giydi. Ne tuhaf, o gece uyurken, biri gelmiş ve onları hazırlamıştı. Yerde de yeni boyanmış ayakkabıları…” ( s.56)
Münir’in evlilik öncesi hazırlıklarını yapan bu “biri”nin kim olduğunu kestirmek zor olmasa gerek! Mediha, bu kadarla kalmayıp Münir’in karısına da (#Şehnaz) ablalık-annelik yapmaya çalışır. Ama Şehnaz, Çaresaz’ı kıskanır ve evde istemez. Çaresaz, evi terk etmek durumunda kalır. Daha doğrusu “bir hizmetçi gibi” kovulur evden! Bu arada Münir’in annesi de ölmüştür ve Mediha, Münir’e verdiği sözü tuttuğunu düşünerek avutur kendini. Doğrusu, onca yıl o koşullarda yaşamış olmasının tek nedeninin Münir’in annesine bakmak için verdiği söz olduğuna inanmak güç. Buna kendisi de inanmaz ama yıllarını verdiği bir erkekten-hayattan o şekilde ayrılmak durumunda kalmasına da kendince bir gerekçe bulmak durumundadır. Bu süreçte, Şehnaz’ın babası Paşa, iki kadın arasında kalan damadının bir karar vermesi gerektiğini şu sözlerle ifade eder: “Çaresaz gibi bir kadından ayrılmak çok zordur. Fakat, bir karar verip bunlardan birini (vurgulama benim. ç.s) bırakmak lazım. Emin ol, oğlum, Çaresaz’a sadakatini takdir ediyorum ve bizim kızın hırçınlığını beğenmiyorum.” (s.86)
Nasıl bir babaysa, birisi kızı olan iki kadından “bunlar” diye söz ediyor ve damadını neredeyse eliyle Çaresaz’a itiyor! Üstelik Münir ile Şehnaz’ın bir de bebekleri olmuştur!
Hani neredeyse insanın Çaresaz olacağı geliyor!
Romanın erkek kahramanı Münir, Çaresaz’ın geçmişiyle ilgili bazı bilgileri edindiği zaman şöyle düşünür: “Demek, Mediha dünyaya Çaresaz olarak gel(me)mişti.” (s.69)
Ve sıkı durun: “Münir’in gözleri yaşardı.” (s.69)
On yıldan uzun bir süredir aynı evi paylaştığı, âşık olduğu, imam nikâhı kıydığı, hayatını ona ve annesine adayan bir kadının geçmişiyle ilgili bazı bilgileri bu bilgiler sır da değildir üstelik- ancak şimdi öğreniyor olması oldukça manidar doğrusu (Çaresaz kadar Münir de irdelenip yazılması gereken bir karakter). Ama asıl ilginç olan, bütün bunların farkında olan Mediha’nın, onca kültürel ve ekonomik donanımına karşın, böyle bir yaşamı seve seve kabullenişidir. Denilebilir ki ancak aşk böyle bir tuhaflığı mazur gösterebilir. Peki ama bu durumda da Mediha’nın her türlü ortamın uygun -gereğinden fazla- oluşuna karşın, onca yıl boyunca Münir’le tensel bir yakınlık kurmayışına ne demeli! Dönemin koşulları ve kadınlara yüklenen davranış kalıpları vb. ile açıklanacak kadar basit olduğunu düşünmüyorum bunun. Eninde sonunda genç ve sağlıklı bir kadındır ve âşık olduğu, imam nikâhı bile kıydırdığı bir erkekle cinsel yakınlık kurmayışı inandırıcı değildir. Bu ikilemle, Mediha’nın geleneksel ve modern düşünce biçimleri arasında kalışı mı verilmek isteniyor? Belki… Bu durumda Mediha’nın hiçbir akraba bağı olmayan bir erkekle aynı evde kalmaya gönüllü oluşunu, yan yana yatağa uzanmaya varıncaya dek yakınlık kuruşunu nasıl açıklamalı? Şu da var; Mediha evi terk ettikten bir süre sonra Münir, bir gece kendi evinde, bir gece Mediha’nın evinde kalmaya başlar ve bu süreçte “Mediha da artık sadece Çaresaz’lık et(mez), onun hakiki karısı gibi” yaşar. (s. 86)
Onca yıl (Mediha’nın evden ayrılmasından sonraki süreci de hesaba katınca on beş yıla yakın olduğu ortaya çıkıyor ) süren o tuhaf, gelgitli ilişkiden sonra, romanın sonunda Halide Edip’in şu cümlesi belki de içimi en çok acıtan söz oldu: “Çaresaz da daha ateşli bir kadın olmuştu!”
Yani Çaresaz yeterince ateşli olmadığı için Münir’le ilişkileri o tuhaf haliyle sürmüştü!
Artık Çaresaz ateşli bir kadındır ve her şey yoluna girmiştir.
Münir, Şehnaz’dan boşanır ve Çaresaz’ın evine yerleşir.
“Acaba böyle biten bir hayatta onlar ermiş muradına diyebilir miyiz?” (s.87) diye sorar yazar.
Diyebilir miyiz?Yanıt belli belli olmasına ama yine de sözü yazara vermek isterim: “…on beş yılı geçen sabrı ve fedakârlığı canlanıyor, kendi kendine ‘Bana insan değil ağlar melekler’ mısrasını tekrar derken akabinde ‘Bana aptal deyu güler insanlar’ kelimeleri fırlıyordu.”
Çaresaz, Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş sürecinde yaşanan çalkantıları yansıtabilmek için yaratılmış bir kahraman; onun üzerinden toplumun fotoğrafı çekiliyor; geçmiş-gelecek, modern-geleneksel, doğubatı ve daha pek çok ikilem, arada kalmışlık… Çaresaz, bu arada kalmışlığı yansıtma misyonunu üstleniyor. Halide Edip’in, kahramanına sempatiyle yaklaştığını söylemek olanaksız. Kanımca beklentisi, okurun da “Sana aptal deyu güler insanlar” demesidir ve öyle olur. Özverinin bu kadarı aptallıktan başka bir şey olmasa gerektir. Öyledir öyle olmasına ama aradan geçen elli yılda ne değişmiştir? Haksızlık yapmak istemem, pek çok alanda ilerleme sağlanmıştır ama yine de bu toplumda kadın olmak, arada kalmakla eş anlamlıdır çoğu kez. Sorunlar içten içe kabarıp durmaktadır. Çoğu kadın “Çaresaz” olmaya şöyle ya da böyle rıza göstermekte, göstermeyenler her türlü silahla öldürülmekte; zaman zaman, Çaresazlığı kabul etmek de bu öldürümleri önleyememektedir. Öyleyse, kadınların Çaresaz olmaklığını, geçiş toplumu olmanın getirdiği bir durum olarak kabul etmek ne kadar doğru! Bireysellik (bencillik değil ama) temeline oturtulmamış eğitim sistemleri değişmedikçe, geçiş süreci de sürecek demektir. Bu süreçte insanlar uzayda yeni yaşam alanları keşfedecek ve bu kez de oradan pompalanan yaşam biçimlerine geçiş sürecimiz başlayacak! Çaresiz “Çaresaz” olmayı sürdürecek bazı kadınlarımız!
Mediha, kendi benliğini hiçe sayan bir yaşam biçimine neden gönüllü olmuştur?
Bunun en kestirme yanıtı, kadınlık içgüdülerinin çocukken zedelenmiş-yanlış yönlendirilmiş oluşudur kuşkusuz. Annesiz geçen çocukluğu, babasına karşı anne rolünü üstlenmek durumunda kalışı, ücretli bir okulda, çalışarak okumak zorunda kalışı… Yoksulluğun verdiği aşağılık kompleksi beki… Korumasızdır, sevgi ve şefkate, en önemlisi güven duygusuna gereksinimi vardır ki bunlar her insanın temel gereksinimleridir. Özellikle ebeveynlerin vereceği güven duygusundan yoksun büyüyen çocukların sorunlu kişilik yapıları geliştireceği bilinen bir şeydir ve Mediha bunu oldukça yoğun yaşar. Sonunda da Mediha daha gelişmeden ölür-öldürülür ve onun olmayan küllerinden Çaresaz doğar.
* Halide Edip Adıvar, Çaresaz, Can Yayınları, Şubat 2011
#biçarebirkadın #şeklinikaybetmek #kendinikandırmak #zamandoldurmak #babakız #anaoğul

Sorry, there were no replies found.