MAX BROD’UN GÖZÜNDEN FRANZ KAFKA: NASIL BİLİRDİNİZ?

  • MAX BROD’UN GÖZÜNDEN FRANZ KAFKA: NASIL BİLİRDİNİZ?

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:54

    MAX BROD’UN GÖZÜNDEN KAFKA: NASIL BİLİRDİNİZ?*

    Makale Yazarı: Nil Ormanlı

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2017 30. sayıda yayımlanmıştır.

    #Kafka, #Hıristiyan bir toplumda barınmaya çalışan #Çek asıllı bir #Yahudi; Kafka, ait olamayan; Kafka, dominant bir babanın oğlu; Kafka, #bürokrasi ve #otorite karşısında yalnız bir adam; Kafka, #Dönüşüm’ün yazarı; Kafka, #Milena’nın,#Felice’nin, #Dora’nın aşkı; Kafka #Kafkaesk akımının kurucusu, minör edebiyatın temsilcisi… İçine kapanık, karamsar, çekingen, sessiz Kafka; kimine göre varoluşçu kimine göre absürt akımın önde gelen ismi Kafka… Onu tanımlamak için daha birçok sıfat kullanabiliriz, fakat bütün bunların dışında Kafka gerçekten kimdir? Bir yazarın metinleri onu tanımamız için yeterli midir? Günlüklerini, mektuplarını okuyarak onun içine bir okur olarak elifi elifine girebilir miyiz? Yoksa dışarıdan bir göz mü bize onu en iyi anlatır, yazarın kendinde göremediklerini görüp dile getirir?

    Eğer ki bunu yapan 22 senelik, neredeyse her gün görüştüğünüz bir arkadaşınızsa, evet.

    Max Brod, Franz Kafka: A Biography (Franz Kafka: Biyografi) isimli eserinde bizi bambaşka bir Kafka’yla tanıştırıyor. Satırlardan değil, onu bizatihi yaşayarak tanıyan biri, her gün birlikte olduğu dostu olarak bize Kafka’nın daha önce bilmediğimiz yanlarını sunuyor.

    Franz Kafka

    “Kelimeler, yürüyen bir sopa gibi ağzından çıkıyordu.”

    Kafka’nın tanıdıkları bir kişi hakkındaki bu yorumu, Max Brod’un onunla ilgili günlüğüne yazdığı ilk not. Brod, Kafka’nın kim hakkında konuştuğunu hatırlamasa da sadece bu ufak nota bakarak, o gün bile Kafka’nın tavırlarına karşı hayranlık dolu bir şaşkınlık hissettiğini söylüyor ve onu şöyle tanımlıyor: “Ona göre hiçbir şey sıradan değildi, her zaman ve her yerde kendine özgü yaratıcı gözlem yeteneği ve gülüşüyle kendini ifade ederdi. Bunu, yapmacık bir şekilde değil, o dikkat çekici doğallığıyla, tamamen özgür bir şekilde yapardı.” (1) Kafka’nın o kendine özgü ruhunu, doğallığını tek bir cümlesinden bile yakalayan Max Brod, “depresyonda, sorunlu veya pişmanlık duyan bir ruha sahip bir kişinin kaçış yolu olarak seçebileceği, o gergin, karanlık ve çocuksu izlenimlerin, yıkılmışlık veya kendini beğenmişlik hallerinin doğurabileceği yükün Kafka’da asla bir izine rastlanmadığını” öne sürüyor. #BabayaMektuplar’da yazdıklarının dış görünüşüne yansımadığını, sadece bazı ipuçlarında ve daha sonra da oldukça kendine güvenen konuşmalarında kendini gösterdiğini belirtiyor. Max Brod onun bu derin acısını yavaş yavaş anlayabiliyor. Kafka’nın ilk görünüşte genç, sağlıklı, oldukça sessiz, gözlem yeteneği kuvvetli ve çekingen bir adam olarak göründüğünün altını çiziyor. Garip veya grotesk eğilimlerinin olmadığını, daha ziyade “sağaltıcı, akla yatkın, sağlam bir temele dayanan ve basit şeylerle, doğanın yüceliği”yle ilgilendiğini belirtiyor.

    Max Brod’a göre Kafka’yı sadece kitaplarından tanıyan hayranları onun hakkında yanlış bir izlenime kapılıyorlar ve bir arkadaş olarak da onun mutsuz, hatta umutsuz bir kişi olduğuna inanıyorlar. Fakat o, onu satılardan tanımaktan ziyade onunla her gün görüşen biri olarak bunun doğru olmadığını, onunla gayet iyi vakit geçirildiğini öne sürüyor. Genellikle neşeli bir şekilde ortaya koyduğu fikirlerinin zenginliği –tüm çekingen ve sessiz yapısına rağmen− onu, Brod’un hayatında tanıdığı en eğlenceli insana dönüştürüyor. Evet, Kafka az konuşan biri, fakat konuştuğunda da herkesin onu dinlediğini, konuşmalarıyla her zaman doğru noktaya parmak bastığını belirtiyor Brod. İnanılanın aksine gayet eğlenceli ve coşkulu biri olabiliyor Kafka. Max Brod onun “ağız dolusu” güldüğünü ve etrafındakileri de nasıl güldüreceğini bildiğini anlatıyor.

    Bu kitabı Brod, Kafka’nın biyografisini yazmak için değil de sanki her satırda ona olan hayranlığını dile getirmek için kaleme almış. Onun ne kadar yardımsever, güvenilir biri olduğunu, ne kadar insaflı bir ruha sahip olduğunu belirtiyor. Kafka, en küçük adaletsizliği bile görmezden gelemeyen biri olarak tasvir ediliyor. Max Brod, ayrıca Kafka’nın oldukça duyarlı bir kişi olduğunu vurgulayarak #Türkiye’ye dair bir anılarını anlatıyor:

    #İtalya’nın Türkiye’ye savaş açtığı haberleri düşmeye başladıktan hemen sonra Kafka’yla birlikte dışarı çıktığımızı hatırlıyorum. Tiyatroya gitmiştik. Kafka aşırı derecede huzursuzdu. Oyun arasında birdenbire şöyle söyledi: “Yani şimdi, İtalyan savaş gemileri savunmasız bir kıyıda mevzi alıyor…” Bunları söylerken yüzünde hüzünlü bir tebessüm oluşmuştu. (2)

    Brod’un öne sürdüğü üzere, Kafka çağdaş hümanizmin o günkü koşullarının umutsuz ve perişan bir halde olduğuna inanıyor. Her ne kadar derin bir pesimizm içinde olsa da Kafka sağlıklı ve gelişmekte olan her şeyden zevk alıyor, doğal şifa kaynakları ve yeni eğitim sistemleri gibi konulara oldukça ilgi duyuyor. Bu iki zıt duygu birbirini engellemiyor, aksine Kafka’nın daha karmaşık bir vizyona sahip olmasına neden oluyor.

    Kafka her şeyin “tam” olmasını istiyor, bu hem eserlerinde hem de yaşam tarzında kendini gösteriyor. Onun bütün buluşmalara geç kaldığını belirten Brod, bunun dakik olmamasından değil de detaylara takıntılı olduğu için çıkmadan önce her zaman halletmesi gereken işleri olduğundan kaynakladığını öne sürüyor. Kafka için her şeyin önemli olduğunu, hiçbir şey için “Bırak öyle kalsın,” demediğini, dolayısıyla Kafka’yla vakit geçiren bir kişi için hiçbir şeyin bayağı veya alelade olmadığını öne sürüyor. Brod, bu noktadan hareketle övgülerini en üst noktaya taşıyor ve böyle bir özelliğin sadece “aziz”lere ve din adamlarına özgü olduğunu, Kafka’nın hayatının ve eserlerinin sadece “#kutsallık” kategorisi altında incelenebileceğini, henüz “en iyi aziz” olmasa da “olma” yolunda olduğunu öne sürüyor. Ayrıca, insanı büyüleyen utangaçlığının, içe kapanıklığının ve kendini oldukça sert bir şekilde eleştirmesinin de nedenini açıklıyor: Kafka, kendini basit standartlarla değil, insan mevcudiyetinin en üst amacına göre ölçüyor, bu yüzden de kendini yetersiz hissediyor.

    Doğrular dünyası

    Kafka, gerçek dünyayı algılayamayacak kadar zayıf olduğumuzu, aslında gerçeğin orada, her yerde görünür olduğunu öne sürüyor. Kafka’nın her bir detaya yönelik bu derin ilgisinin nedeni de açığa çıkıyor böylece; Kafka detayların içinde gerçeği arıyor. Günlüklerine baktığımızda da bu detaycılığını oldukça açık bir biçimde görebiliyoruz; görünümlerden, özelliklerden, karşısında oturan alakasız insanlardan sayfalar dolusu bahsedebiliyor. Brod, Kafka’nın ilişki kurduğu her şeyde önemli olanı, doğrular dünyasından geleni aradığını; bu yüzden de onun çok iyi bir dinleyici, okuyucu ve kritik olduğunu belirtiyor. Başkalarının “ucuz” olarak değerlendirdiği kitaplarda bile farklı bir şeyler yakalayabiliyor Kafka. #Stüdl yatılı okulunda kaldıkları zamanlarda, kütüphaneden #Ohnet’in bir romanını aldığını ve ona bir pasaj okuduğunu anlatıyor. Belki de başka birinin kolaylıkla yakalayamayacağı, doğal bir şekilde gelişen akıcılığı için kitabı yerlere göklere sığdıramıyor. Müzikal bir komedide veya geleneksel bir filmde geçen tuhaf pasajlar onu ağlatabiliyor.

    Brod, Kafka’nın ağzından hiç “Bak, işte doğru yol bu!” gibi bir cümle çıktığını duymadığını belirtiyor. Fakat kendini bilmiş bir tavra bürünmeden doğru bildiği yolda emin adımlarla, gerçekçi bir şekilde yürüyor Kafka; ayrıntıları da atlamandan tabii.
    22 yıllık bir dostluk hikâyesi Brod ve Kafka üniversitenin ilk zamanlarında, 1902-1903 yıllarında tanışıyorlar (Brod, kış dönemi olduğu için muhtemelen #1903 yılına denk geldiğini düşünüyor). Kafka ondan bir sınıf üstte. İlk olarak Kimya Bölümü’nde öğrenim görmeye başlayan Kafka, iki hafta sonra bölüm değiştirerek bir dönem boyunca Almanca dersleri almaya başlıyor fakat burada da yarım dönem kaldıktan sonra Hukuk’a geçiyor. Brod, ikisinin de sanata eğilimli olduklarını fakat bunu kabul etmediklerini belirtiyor. Sanatı öyle üstün tutuyorlar ki kişinin yaşamını idame ettirmesi için para kazanması gerektiği fikriyle sanatı bir türlü bağdaştıramıyorlar. Ayrıca onlara yol gösteren birinin de olmadığını söylüyor.

    Max ve Brod ilk defa “Alman Öğrencilere Özel Okuma ve Ders Salonu”nda denk geliyorlar. Brod, orada Schopenhauer ve Nietzsche üzerine yazdığı makalesini okuyor. Bu karşılaşmalarından sonra ise birbirlerini yurtta görüyorlar. Brod, daha önce de muhtemelen karşılaştıklarını fakat pek konuşmaması ve dışı görünüşünün de çok fazla dikkat çekici olmaması nedeniyle onu fark etmediğini söylüyor. Fakat o gece, Brod bir şekilde Kafka’nın dikkatini çekiyor ve Kafka hiç olmadığı kadar konuşkan birine dönüşüyor. İlk konuşmaları Brod’un düşüncelerini görgüsüz bir şekilde ortaya koyması üzerine oluyor. Ve konuşmaları –tabii ki− edebiyata evriliyor, sevdikleri yazarlardan bahsedip onları savunuyorlar. Brod o dönemlerde Meyrink’e hayran olduğunu belirtiyor. Lisedeyken “klasik” eserleri kendine örnek alan Brod, “modern” olan her şeyi reddettiğini fakat daha sonraları “olağandışı, ölçüsüz, alaycı ve aşırı sert” olan metinleri de kabullenmeye başlıyor. Brod’un bu fikirlerine Kafka sakince ve zekice karşı çıkıyor, #Meyrink’e ayıracak vakit olmadığını söylüyor. Brod, bu paragrafa eklediği dipnotta Kafka’nın #Wedekind ve #OscarWilde’ı da biraz sevdiğini fakat asıl #ThomasMann’in “#TonioKröger”ına hayran olduğunu; #Hamsun, #Hesse, #Flaubert ve #Kassner’ı büyük bir heyecanla okuduğunu belirtiyor.

    O gece uzun uzadıya sohbet ediyorlar. Brod’un Meyrink’ten okuduğu bir pasaja karşılık Kafka da #Hoffmansthal’dan bir pasaj okuyor ve bir süre sessiz kalıyor, “sanki bu gizli, mümkün görünmeyen bir şey onun yerine konuşacakmış gibi…” Bu Brod’u o kadar çok etkiliyor ki bu konuşmanın geçtiği yurdu, o yurdun bulunduğu sokağı bile hatırlıyor.

    Brod, birçok kişinin Kafka’nın eserlerinin “yaşamın gece tarafı”nda bulunan #Poe, #Kubin ve #Baudelaire gibi yazarlarınkilerle benzeştiğini düşündüğü ileri sürüyor fakat Kafka, bu benzerliğin aksine, Brod’u karışmış ve doğallığını yitirmiş fikirlerinden kendine özgü “basitliği” ve “doğallığıyla” kurtarıp yönlendiriyor.

    Brod ve Kafka’nın arkadaşlıkları entelektüel ve oldukça öğretici bir seviyede ilerlemeye devam ediyor. Yunancayı unutmasınlar diye #Platon’un #Protagors isimli eserini sözlük yardımıyla okuyorlar. Brod, Kafka’ya Platon sevgisi aşılarken Kafka da onun Flaubert’i sevmesini sağlıyor; birlikte Duygusal Eğitim (L’Éducation sentimentale) ve Aziz Anthony’nin Baştan Çıkarılışı (La Tentation de saint Antoine) isimli eserlerini Fransızcasından okuyorlar. Haftada iki-üç gün vakit geçerseler bile çalışmaları yıllar boyu devam ediyor. Bu okuma partileri genellikle Kafka’nın evinde gerçekleşiyor. Brod, Kafka’nın odasını şöyle betimliyor:

    Kafka’nın masasının üzerinde #HansThoma’nın “#ThePloughmen” isimli resminin bir kopyası bulunuyordu. Yandaki duvarda ise küçük bir antika rölyefin sararmış bir alçı kabartması vardı; bir maenad et parçasını − daha doğrusu bir sığır bacağını− savuruyor, etekleri ise kafası olmayan bir figürün üzerinde zarifçe dans ediyor. (3)

    Bunların dışında bir yatağı ve bir de dolabı var Kafka’nın. Küçük, eski, koyu kahverengi masasının üzerinde birkaç kitap ve düzensiz notları duruyor.

    Kafka’nın yazma serüveni Kafka’nın mütevazı kişiliği ve çekingen yapısı Brod’la olan ilişkilerine de yansıyor. Brod, Kafka’nın bir şeyler yazdığını arkadaşlıklarının ilerleyen yıllarında öğreniyor. Bu süre zarfında Brod, bazı gazete ve dergilerde yazdıklarını yayımlatıyor, 1906 yılındaysa ilk kitabı çıkıyor. Brod, Kafka’nın yazdığını, bir Viyana gazetesi olan #Zeit’in düzenlediği bir yarışma için kaleme aldığı kısa öyküyle öğreniyor. Kafka, bu öyküsünü Heaven in the Narrow Street (Dar Sokaktaki Cennet) ismiyle gönderiyor (Brod, bunun, Kafka’nın müstear ismi mi yoksa öykünün başlığı mı olduğunu tam olarak hatırlayamıyor fakat başlık için daha uygun olduğunu düşünüyor). Fakat, ne yazık ki, Kafka’nın bu öyküsü dereceye giremiyor ve unutulup gidiyor.

    1909 yılına gelindiğinde Kafka, #TaşradaDüğünHazırlıkları’ndan bir bölüm okuyor Brod’a. Duyduklarından çok etkilenen Brod, Kafka’nın alelade bir yetenekten ziyade bir deha olduğunu anlıyor. Kafka’nın bunları insanlarla paylaşması gerektiğini hissediyor ve bu konuya yönelik çabaları bu andan itibaren başlıyor. Kafka’nın eserlerini –henüz yayımlanmamış olsalar da− halka duyuran ilk kişi de Brod oluyor. Berlin’de haftalık olarak çıkan Die Gegenwart isimli dergide Kafka’nın ismini, Blei, Mann, Wedekind ve Meyrink gibi önde gelen yazarların olduğu listeye ekliyor. Brod, bunun, muhtemelen Kafka’nın ismine yapılan ilk referans olduğunu öne sürüyor ( 9 Şubat, 1907).

    1909 yılında Kafka’nın yazıları yayımlanmaya başlıyor, ilki Franz Blei’nın #Hyperion isimli dergisinde okurun karşısına çıkıyor. İkincisi, #TheAeroplaneatBrecia, #Bohemia isimli günlük gazetede (28 Eylül 1909), üçüncüsü, Bohemia’nın Paskalya ekinde, 27 Mart 1910 tarihinde basılıyor. Bu ekte, “#Contemplations” başlığı altında Kafka’nın At the Window, At Night, Clothes, The Passenger isimli eserleri bulunuyor. Brod, bu eserleri yayımlatmak için her ne kadar çok fazla enerji harcasa da kimse bunların farkında varmıyor…

    En yakın arkadaşının biyografisini yazmak

    Brod, çocukluk arkadaşı Max Baulm öldükten sonra, Kafka’yla olan ilişkileri daha da güçlendirir. Kafka’nın Prag’da olduğu zamanlarda neredeyse her gün buluşuyorlar. Kafka, her buluşmaya geç kalıyor ama Brod ona bir türlü kızamadığını söylüyor. Sohbetleri asla kesilmiyor, dostlukları da…

    Brod, Kafka’yı eserlerinden tanıyanların onun hakkında görece daha karanlık bir imaj çizdiklerini söylüyor; aslında Kafka’yı tanımanın başka bir şey olduğunu, ona ne ifade ettiğini anlatabilmek için bu kitabı kaleme alıyor fakat bu süreç onun için tabii ki çok da kolay olmuyor. Brod şöyle anlatıyor:

    #KingdomofLove isimli romanımda, #RichardGarta karakterine Kafka’ya dair kalbimde ve hafızamda kalanları yükledim. Kafka hakkında objektif bir biyografi yazmak mı! O zamanlar, ölümünden dört yıl sonra, böyle bir şey yapamayacağımı hissettim. İşte şimdi, bundan 9 sene sonra, felaketten ise 13 sene sonra kendimi toparlayabiliyorum. Bu süre zarfında, unutulmaz arkadaşımla beraber yaşamaya devam ettim, tabiri caizse o her zaman benim yanımdaydı. Bu veya şu duruma yönelik ne söyleyeceğini tam olarak biliyordum, hayatımdaki gelişmeler hakkında tam olarak ne düşüneceğini biliyordum. Ona sorular soruyor ve onun adına kendime yanıt verebiliyordum. İşte böylece eşi benzeri olmayan bu arkadaşımı yaşayan bir sanat eseri formunda yeniden hayata döndürme gerekliliğini hissettim. Tarihleri belirleyerek, olayları bir araya getirerek oluşturulan tarihi bir çalışma olarak değil; bir “#epicfigüre” olarak! Hepsinden de öte onu kendim için, yeni bir tarzda, hayata döndürmek istedim. Bu kitap yaşadıkça, onun üzerine çalıştıkça, o da ölü olmayacaktı, benimle yaşayacak ve hayatımın üzerindeki etkisini devam ettirecekti. (4)

    Brod, kendi Kafka’sını, başta saydığım bütün sıfatlardan ziyade, en yakın arkadaşı, dostu olan Kafka’yı anlatıyor bize; kendi gözünden, kendi deneyimleriyle. 22 yıllık bir dostluğun ondaki yansımalarını görüyoruz bu kitapta ve her satır arasından Kafka’ya nasıl da hayran olduğunu anlıyoruz. Evet, bir yazarı tanımak kolay değil, ama şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki Kafka gibi birini en yakın arkadaşının ağzından dinlemek oldukça etkileyici.

    NOTLAR:
    (1) Max Brod, Franz Kafka: A Biography, Da Capo Press,1995, s. 39.
    (2) a.g.e., s. 48.
    (3) a.g.e., s. 54.

    KAYNAK: Max Brod, Franz Kafka: A Biography, Da Capo Press,1995.)

    #franzkafka #maxbrod #kafkabiyografisi #yazar #birdostlukhikayesi #kafkabiyo

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
MAX BROD’UN GÖZÜNDEN KAFKA: NASIL BİLİRDİNİZ?* Ma…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now