Maurice ve Sarah: Bir Yemin Ettim ki, Dönemem…

  • Maurice ve Sarah: Bir Yemin Ettim ki, Dönemem…

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 11:13

    Bir Yemin Ettim ki, Dönemem…*

    Makale Yazarı: Mahmut Şenol

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2015, 24. Sayıda yayımlanmıştır. 

    Romanlarda yemin etmek, ant içip kasem getirmek geleneğe, ahlaka, vicdan ve ruh hâllerine uygundur.
    Yazılı dünyamızın kahramanları sık sık yemin eder; intikam için, aşk için, vatan için, garez ve kin için, bazen de sebepsiz yere yemin eder.
    Yemin edilince verilen sözden geri dönülmemesi gerekir, yoksa yemin, ördek soba yakıp talaş aleviyle ısınmaya benzer; harareti elbette çabuk geçer.
    O hâlde, yemin ebediyen lanetli -In aeternum damnatus-
    bir şeydir; ondan sakınmak gerekir.
    “Yemin” ile “kararlılığı” da karıştırmamak gerekir diye, düşünsek iyi olur.

    İngiliz yazar, 1904 doğumlu #GrahamGreene’in romanlarında sadakat ve ihanet atbaşı gider.

    Gizlisi saklısı olan sır sahipleri, aslında, bir gün gelip sırrın ortaya çıkacağını bile bile günah işlemeye devam eder. Greene, çalkantılı bir gençlik ve orta yaş yılları geçirip Ateizmden Katolik inanca kadar savrulduğu, siyasî olarak komünist ideolojiden varoluşcu felsefeye kadar pencerelerini her yana açtığı roman dünyasında, sık sık, eşlerine ihanet eden insan karakterlerini de unutmaz, canlı tutar.

    Alınız, mesela, Türkçeye çevrilmemiş bulunan Brighton Rock başlıklı romanda sadist, canî ruhlu sosyopat Pinkie adlı kiralık katil, mahalleden tanıdığı Rose adlı Katolik kızı iğfal ve tecavüz eder, güyâ evlenir, fakat yapacağını yapar.

    “Dikkat!”, Greene, hemen tüm romanlarında karşılaştığımız gibi, yine bir Katolik kahraman kullanmıştır.

    1991’de hayatını kaybeden Greene’in Katolisizme yönelişi onun ilk gençlik dönemlerine dair ruhî bunalımların neticesidir ve daha sonra birçok romanında kahramanlarını din ile, Papa’yla, Katolik kiliseye ait #Stoik filozofiyle ve acı çekip ruhu olgunlaştırmaya ait ne kadar felsefe varsa, tümüyle buluşturur.

    İlk gençlik bunalımları diye hafifsenmeyecek şeylerdir, Graham’ın yaşadıkları…

    Babbling April başlığıyla, henüz yirmisindeyken yayımladığı şiir kitabını, sonradan, idiotic-budalaca görmüş, bunalıma girmiş, kitabı delice tutkuyla bulduğu her yerde satın alıp teker teker yakmaya kalkışmıştır. Yazarların böyle saplantılı tutkuları olur; bilinir…

    İşte cinsel eğilimleriyle, womaniser-kadın tutkusuyla, alkole düşkünlüğü ve huzursuz kişiliğiyle Greene bu çoşkulu dünyasından birçok kahraman çıkartır, bazılarını yerleşik aristokrat ve ardışık burjuva düzenindeki ¨aile müessesine¨ ihanet ettirir. Ama onlar için kaygılanmayınız, hepsi sonunda Katolisizmin teolojisiyle ıslah olacaktır.

    Katolik düşünceye biat eden bütün kitaplarındaki tüm kahramanları arasında, Sarah, kocasını aldatan ünlü kadın karakter, Greene bir roman kahramanından beklediği vazifesini tam olarak, layıkıyla yapacak, okura günah işlememek talihi olmayan insanoğlunun her ne yaparsa yapsın, sonunda Tanrı’ya teslimiyle kurtuluşu bulacağını aktaracaktır. Unutulmaması gereken bir vurguyu buraya eklemeliyim: Graham Greene, moderniteye açıktır, asla koyu bir dindar olmamıştır; yapıtlarını bu düzeyde ele almak gerekir.

    Aslına bakarsanız, #ZorTercih diye, neden bu seçim yapılmıştır bilinemez, Türkçeye çevrili TheEndofTheAffair-İlişkinin Sonu başlıklı romanda aldatan eş Sarah,(1) tek başına roman kahramanı sayılmamalıdır; madem ki, derin bir aşk hikâyesidir, o hâlde âşığı olan erkek de roman kahramanıdır.

    İlişkinin sonu, bir bakıma, romanda kurgunun başı gibidir. Graham, bir hikâyenin ne başlangıcı vardır, ne de sonu diyerek, ilahî sonsuzluğa bir atıfta bulunur, böylece kurgusunun başlangıcı hikâyenin sonunda anlatılır.

    Biri 1955’de, diğeri 1999’da iki defa filme çekilmiş Zor Tercih, geçtiğimiz yüzyılın önemli yapıtları arasında duruyorsa, bunu roman kahramanlarının sıradan evlilik dışı ilişkisinde, yoğun cinsel tutkuyla birbirlerine olan düşkünlüklerinde aramamalıdır. Romanın derinliği, bu derece sığ, yüzeysel değildir; olsaydı, Greene’nin yapıtı sıradan bir best-seller kitabın ötesine geçemez, belki azıcık erotik kabul edilir yahut basit bir aşk hikâyesi denirdi.

    Oysa Zor Tercih’te insan ruhunun günâh ve aşk arasındaki med ve cezirini, sadece insana ait ulvî sevginin verilmiş bir söz karşısında terk edilemeyip tersine çevrilmesiyle nasıl Tanrısallaştığını okuruz.

    Çok meşhur olamamış bir roman yazarıdır, Sarah’ın âşığı Maurice Bendrix; bekârdır, yakışıklı biridir. Romanın ilerleyen sayfalarında Londra’nın Alman uçaklarıyla bombalanıp altı üstüne geldiği o karanlık günlerdeyiz…

    Fakat, Maurice’in kendisine bir roman mevzusu aradığı sırada tanışmış olacağı üst düzey devlet memuru olan Bay Henry Miles’le eşi Sarah’ı, roman başında henüz savaş öncesi günlerde buluruz.

    Roman yazarı olan kahramanımız Maurice, Henry’nin hayatından esinlenerek bir devlet memurunun sıradan yaşamına dair yapıt çıkarmaya niyetlidir, Miles ailesiyle ilgilenir ve Sarah’la ilişkisi, apansızın, böylece başlayacaktır; her ikisi de bu aşk fırtınasına hazırlıksız yakalanır.

    Bu birden bire, bir görüşte âşık olmak hastalıklı bir hâldir; tümüyle mitolojiktir. Kutsal kitaplara dair hikâyattandır: Yahudi Kralı Davut, ki İslamiyete göre peygamberler arasındadır ve bu anlatacağımız hikâyesi gerçek dışıdır, arkadaşı ve subayı olan Uriya’nın karısı Bathseba’yı baştan çıkartır, zina eder, hatta ondan çocuk sahibi olacaktır. Bathseba zinanın unutulmaz ismidir, David’in baştan çıkarıcı ruhuyla baş edemeyip rıza gösterir.

    Sarah da, mutsuz evliliğinden çıkıp terk etmek üzere, kendisini huzurlu olup olma yacağı belirsiz ancak serüven dolu bir hayata davet eden erkeğe gönlünü açar, bedeniyle âşığının tutkularına cevap verir. Maurice’in, Cophetua Tutkusu ve Çelişkisi diye adlandırılan, zor durumdaki kadını yaşadığı çevreden alıp çıkartmak ve eşi yapmak isteğine dair bir saplantısı olsa gerekir ki, Sarah’ı bütünüyle, her şeyiyle benimser.

    Aşkları, savaşın Londra’yı neredeyse harabeye çevirdiği günlerde, yazarın çatı katındaki odasında gündüz gece demeden buluşarak devam edecektir; aldatılan kocası Henry durumdan henüz, doğal olarak, habersizdir.

    Nazi uçaklarından yağan bombalardan birisi, kaldıkları çatı katına isabet eder, Maurice Sarah’ı kurtarmak isterken kendisi merdiven boşluğundan düşerek ölümcül biçimde ağır yaralanır. Sarah, işte o anda, hayatlarını değiştirecek bir yemin eder, aslına bakarsanız pek Tanrı inancı yoktur ama yine de yemin eder: ¨İnandır beni Tanrım, o yaşarsa sana inanacağım!

    Eğer Maurice sağ kalırsa, Tanrı’ya kasem eder ki, bir daha onu aramayacaktır. Zira günahının kefaretini böylece ödemek, kendisini bir tür rahibe gibi kendi içine kapamak ister; ölüm-kalım çizgisinde ilahî adalet ve sonsuzluğa dönüşmüş, ölümsüz aşkı tercih edecektir.

    Maurice hayatta kalır, ağır yaralarına karşın iyileşir, ama bir daha Sarah’a ulaşamaz. Sarah, hiçbir açıklama yapmadan onu terk etmiştir. Sarah, âşığının yaşadığını öğrendiğinde, Tanrı’yla olan pazarlığını bozamayacağını görüp, “keşke ölseydi” diye içinden geçirir. Pazarlığının neticesi onun için sanki ağırlaşmış cezadır…

    Aradan geçen on sekiz aya rağmen Sarah’ı tekrar kucaklayamayan âşığı, sonunda kadını elde etmek veya yok etmek cinnetiyle yaşamı na devam eder; aşk ve nefret ikilemi arasında bir delice tutkuya kapılacaktır. Bu tutku bencilcedir, zaten Sarah ne kadar aşkın samimi ve ruh temizliğine ait yanıyla dopdoluysa, Maurice bir o kadar tensel hazdan yanadır; bu yüzden aşkın uzaktan, birbirlerini görmeksizin yaşanacağına asla inanmaz, sevenler mutlaka birleşmeli, cinsel hazzı yaşamalıdır.

    Sarah ise Tanrı’yı görmeden de sevdiğini söylemekle, ona insan aşkıyla Tanrısal aşkı buluşturan bir buğulu, sihirli, âdeta doğa üstü gelecek önermektedir.

    Aldatılan koca ise, nihayet, Sarah’ın içine kapalı ve ketum tutumundan işkillenip, yakın dostu saydığı Maurice’e durumu açar. Yazar Maurice, aldattığı arkadaşı Henry’nin isteği üzerine dedektif bulmaya karar verecektir; Henry’i de buna razı eder. Saftirik oğlunu da yanında yetiştirip meslek sahibi yapmak isteyen bir özel hafiye kiralar, Sarah’ı izlemeye kalkışır; aslında kendisinin yakalanmasını istemektedir ve bu, karısıyla aldattığı kocaya bir tür itiraftır.

    Baba ve oğul hafiyenin naif halleriyle, bir güldürü yakalayan Greene, onları roman kahramanları arasında katacaktır. Artık romanın polisiye tarzı da belirecektir, böylece… Kocasının adına tuttuğu hafiyeden gelen âşığına ait bilgileri, işine geldiğince, bu kez rakibi Henry’le paylaşır. Bu paylaşım, aslına bakarsanız, zalimcedir, zira aldatılan kocayla kedi-fare oyunu oynamaktadır Maurice; lakin Maurice roman kahramanı olarak kötücül sayılmaz, sayamayız, zira o aşkının tutsağı olmuştur, hoşgörülür.

    Sarah o günlerde, kocasına döndüğü o günlerden birinde hastalanacak ve kısa zaman geçince hayatını hasta yatağında kaybedecektir. Aldatılan kocayla aldatan, darağacındaki cellatla idamlık kurbanı gibidir, birisi ötekisinin parçası olmuştur. Sır dolu bir hikâyenin dostlarıdır her ikisi; Maurice, Sarah’ın ölümünden sonra, mesela, gidip kurbanının evinde kalacak kadar yakınlık, rahatlık duyar. Maurice, bütün çabasına karşılık, neden terk edildiği sorusunun cevabını bulamamış, Sarah’ın Tanrısal Katolik tavrını anlayamamıştır. Bencil roman kahramanımızın aşkı nefrete dönüşmüştür.

    Zinaya ait hikâyelerin #Yunanmitolojisi ve Kutsal kitaplardan beri, insanlığın ortak kültüründe yer eden anlatılar olduğu anımsanırsa, Greene’in Tanrıyı görmeden sevmek insanın kaderidir inancıyla yazdığı romanda, âşık kadın bir yemin sonucu erkeğini kaybedip ona fizikî olarak ulaşmadan sevmeye devam etmeye razıdır; bu yönüyle klasik geleneğin kahramanları modern romanda karşımıza çıkar.

    Fizikî-vücuda ait zinanın, bir yemin tılsımıyla bozulup, değişip, ruhsal-kurgusal zinaya dönüştüğü bu romanın hikâyesinde edebiyat tarihinin en unutulmaz roman kahramanları yaşamaktadır; aralarında Evelyn Waugh gibi isimlerin de olduğu birçok edebiyat eleştirmeni bu değerlendirmeye imza atar.

    Öte yandan, Greene’in romanı için otobiyografik bir yapıt demesi zor değildir. 1951’de romanın Londra’da yayımlanmış ilk baskısından evvel, Amerikalı bir evli kadınla yaşadığı biliniyor. Catherine Watson adlı gazeteci sevgilisinin Katolik olduğu için kocasını terk edemediğinden ilişkileri sürmemişti. Greene’in o aşktan kalmış esintileri bu romanına taşıdığı apaçık kabul görüyor.

    Yine #Londra’nın bombalandığı günlerde, oturduğu binanın çok yakınına düşen bir bomba yüzünden az daha hayatını kaybedecek olan Greene’in bu olayın tesirinden kurtulamadığı da çevresinde aktarılıyor.

    Greene’in başarısız bir yazar olmak tereddüdüyle, korkak ve çekinik adımlar atarak edebiyat dünyasına girdiği, ama bu yapıtıyla, mesela yüzyılın en iyi 100 romanı arasında yer ettiği de biliniyor. Bu yönüyle, Maurice, bir bakıma Greene’nin ilk yazarlık yıllarına ait kendisidir.

    Son olarak, Greene’nin Katolik inancıyla yazıp hemen tüm yapıtlarında roman kahramanlarını Tanrı’yla buluşturması, kendi hayat hikâyesine dair izler taşır.

    Bir dönem İngiliz Gizli Servisi M16 adına casusluk eden, bu yönde şöhret de kazanmış olan Greene’nin, örneğin, Havana’daki Adamımız başlıklı romanı sayılmak üzere, birçok yapıtında casus hikâyelerini ele alması yazarın kendi yaşamından beslendiğinin açık işaretidir.

    “Bir yemin ettim ki, dönemem!” diye şarkı sözünden bildiğimiz aforizmanın altında yatan derin duyguyu, zina ve günah ilişkisinde yorumlamış Greene’nin bu yapıtı, binlerce yıllık aşk üçlemesi, evlilik ve seks, çok eşlilik gibi temaların arasında tercih edilip okunması gereken kitaptır; hasılı, zor bir tercih değildir.

    Yazarın değerlendirme yaptığı baskı:
    “The End Of The Affair”
    Graham Greene,
    Penguin Books, 1979

    Türkçe baskısıyla:
    “Zor Tercih”
    G.Greene, Çev: Mehmet Harmancı
    Oğlak Yayıncılık, 2000, İstanbul, 223 sayfa

    1. İlginç gelebilecek bir ayrıntıyı hatırlatmam gerekiyor: Tevrat’ta yazılı ve İncil’de tekrarlanan bir anlatıya göre, Sarah adlı zina yapan kadının davası Hz.İbrahim peygamber devrinde görülmüştü. G. Greene’nin Sarah adını seçişi, buna ait bir atıf mıdır, diye düşünmekteyim.

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Bir Yemin Ettim ki, Dönemem…* Makale Yazarı…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now