Maksim Gorki

  • Maksim Gorki

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:42

    MAKSİM GORKİ*

    Makale Yazarı: Ayşe Hacıhasanoğlu

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2013, 15. sayıda yayımlanmıştır. 

    Gorki’nin yazarlık yoluna adım attığı dönem, edebiyat yaşamı açısından karmaşık ve çelişkili bir dönemdi. Kitap piyasasında çok sayıda renksiz, kalitesiz, küçük burjuva kitaplar, burjuva yöntemleriyle gelişmeyi ve bu gelişmeyi savunan kişileri öven kahramanların kişisel ilişkilerini yüzeysel olarak, derinlikten yoksun bir biçimde anlatan öyküler ve romanlar vardı.

    Ancak aynı yıllarda Rus edebiyatında eleştirel gerçekçilik eğilimi de varlığını sürdürüyordu. Öncelikle Lev Tolstoy’un, Çehov’un büyük yaratıları, Korolenko’nun yapıtları bu eğilimi temsil ediyordu. Kısa bir süre sonra bir başka isim onların yanında yerini aldı: Maksim Gorki.

    Maksim Gorki, devrimci mücadeleye adım atan proletaryanın düşüncelerinin sözcüsü olmuştu. Gorki’nin ortaya çıkışı tarihsel olarak kaçınılmazdı; proletarya sınıfının isyancı güçlerinin olgunlaştığı bir dönemin gereksinimini ifade ediyordu. Dünya devrimci hareketinin merkezi Rusya’ya kaymıştı ve proletaryanın bu büyük sanatçısının tam da burada ortaya çıkması doğaldı.

    Genç Maksim Gorki’nin öyküleri Rus hayatının geniş bir panoramasını gözler önüne seriyor, sömürü düzeninin insanı nasıl boğduğunu, yok ettiğini gösteriyordu. Ancak Rus edebiyatında yeni bir şey değildi bu. Nekrasov, Tolstoy, Dostoyevski, Turgenyev, F.Reşetnikov, N.Uspenski de aynı konuyu defalarca yazmışlardı. Yeni olan başka bir şeydi: Gorki, diğer Rus yazarlarından farklı olarak yaşamları emekle özdeş olan basit insanların zengin ve çok yönlü bir iç dünyaları olduğunu, büyük düşünceleri, büyük talepleri olduğunu, sadece bir lokma ekmek için değil, dünyanın düzeni hakkında da görüşleri bulunduğunu, halkın bilincinin yavaş, ama şaşmaz bir yükselme gösterdiğini görüyordu. Onun öykülerinde parlak, karmaşık karakterler, farklı inançlar ciddi, sosyal bakımdan önemli çatışmalar içinde karşı karşıya geliyordu.

    Gorki, yaşamda pek çok vahşi, acımasız, korkunç şey görüyor ve bunları yapıtlarında gösteriyordu. Fakat insan doğasının ezeli acımasızlığı, kötülüğün yok edilemeyeceği düşüncesi, dekadan kampın yazarlarınca geliştirilen ve çeşitlendirilen düşünce ona yabancı bir düşünceydi. Gorki, kötülüğün ebedi olduğuna ilişkin kötümser görüşü öfkeyle, hırsla reddediyor, haksızlıkların ve yaşamdaki çarpıklıkların ortadan kaldırılmasında kesin bir yol olarak köklü sosyal değişikliklerin yapılması gerektiğine inanıyordu.

    Onun insana, insanın yaratıcı güçlerine, hüküm süren kötülüklere karşı insanın zafer kazanacağına duyduğu inanç, karşı konulmaz bir şekilde okuru kendine çekiyordu. Bu durum, ülkede devrimin olgunlaşmasıyla ilgiliydi ve Gorki’nin yapıtları o yılların ilerici insanlarının duygularına, düşüncelerine, ruhsal durumlarına uygun düşüyordu. Yazar, dönemin kaçınılmaz toplumsal-politik gereksinimi olan toplumun devrimci dönüşümü uğrundaki mücadeleye emekçi kitlelerin katılması gerektiğini büyük bir ustalıkla sezmişti.

    “Rusya’yı dolaşmam, serserilik etme niyetinden değil, nerede yaşadığımı görme, çevremdeki insanları tanıma isteğinden kaynaklanıyordu,” diyor Maksim Gorki. Henüz bilinçli olmasa da yaşamı gözetleme tutkusu da ona yön veriyordu bu yolculuklarında. Gurbet ellerde dolaşırken yüzlerce insanla karşılaşıyor, dar görüşlü, kurnaz, çıkarcı küçük köylünün, kendi çıkarını ilgilendirmeyen konulara kuşkuyla ve düşmanca bakarak nasıl sabırlı bir yaşam sürdüğünü, kafası köylününkinden daha da zehirli, boş inançlarla dolu düzenbaz, dar görüşlü küçük burjuvanın nasıl yaşadığını, kıllı, besili tüccarın, yeryüzünde tok, vahşice bir yaşamı hiç acele etmeden adım adım kurarken nasıl çalıştığını öğreniyordu.

    Çevresinde gördüğü “manevi yoksulluk”, “benzeri görülmemiş iç sıkıntısı”, “insanların birbirlerine karşı katı yürekliliği” onun insana olan inancını, “insanı insan olarak görme mutluluğunu” öldürmemiş, yüreğini katılaştırmamış, içinde halk yığınlarının maddi ve manevi kurtuluşu için mücadele etme isteği uyandırmıştır. Aslında insanların değil, toplumun ve insanların yaşadıkları koşulların kötü olduğunu anlamış, bu koşulları değiştirmek gerektiğine, ancak o zaman insanların daha farklı olacaklarına inanmıştır. Dönemin fırtınaları ve çelişkileri arasında geçen uzun yaşamı boyunca insana olan bu inancını, insanın adalet ve güzellik yasalarına göre dünyayı yeniden kurabileceği inancını hep içinde taşımıştır. Basının ve bir gazeteci olarak kendisinin en önemli ödevinin, toplum yaşamında olsun, günlük yaşamda olsun bütün olumsuzlukları amansızca kınamak, bir toplumsal girişim başlatmak, insanları kusurlarla, yanlışlarla savaşmaya yöneltmek, onlara erdemli olma duygusunu aşılamak, içlerinde yaşamı yeniden kurma isteği uyandırmak olduğu görüşünü savunmuştur.

    Mal mülk sahibi biriyle gerçek anlamda insan olan birinin aynı kişide bir araya gelemeyeceği düşüncesi, Gorki’nin ilk öykülerinden itibaren en önemli konularından biri olmuştur. “Tuhaflıkları” olan, sürüye dahil olma özelliği taşımayan, çevresindeki küçük burjuvalıklara karşı çıkan, hayat üzerine düşünen, hayattan birtakım talepleri olan insanlar, Gorki’ye hep çekici gelmiştir. Ayaktakımından insanlar diğer yazarların yapıtlarında hayatın genel anlamdaki eksiklikleri içinde renkli bir ayrıntı olarak betimlenmişken Gorki’nin kahramanları, taşıdıkları önemle, dar kafalı küçük burjuvalara karşı sahip oldukları şiirsel üstünlükle gönülleri fethetmişlerdir. Gorki, onları, beş kapiklikten daha büyük bir şey tanımayan küçük burjuva mülkiyet dünyasının karşıtı olarak resmetmekte, bu insanlarda dostluk ve insanlık çizgileri görmektedir. Gorki’nin anlattığı ayaktakımından bu insanların özgürlüğü ham bir özgürlüktür; manevi dünyaları yoksuldur; had safhada bireycidirler; fazlaca toplum dışıdırlar. Gorki’nin tam bir bütünlük gösteren, manevi yönden zengin kişiliklere sahip kahramanları sosyal bakımdan çaresizdirler, hayatı nasıl değiştireceklerini bilmezler. Bu insanların isyanı güçten ve gelecekten yoksundur.

    Gorki’nin bazı yapıtları romantik bir karakter taşır, masalların, efsanelerin yeni anlatımlarını içerir. Yazarın kölelikten kurtulmuş sıradan insanla ve bu insana yaraşır bir yaşamla ilgili hayalleri de bu yapıtlarda izlenebilir. Gorki’nin romantik kahramanlarında yüksek ahlaklı bir kişilik, güçlü, gururlu ve soylu karakterler, özverili ve cesur davranışlar, kahramanlık yapma isteği, güçlü duygular, büyük ihtiraslar, hayattan zevk alma ve hayatı savunma becerisi vardır. Onun kahramanları, iyi bir yaşama özlem duyarlar, para hırsından, “hayatın patronlarından”, küçük burjuvalardan nefret ederler, onları hor görürler. Onur duyguları çok gelişmiştir. Gorki, güçlü ve güzel insanları şiirleştirir, onları gri ve sıkıcı küçük burjuva yaşamının karşısına koyar ve “korkusuzların çılgınlığını” över.

    Gorki’nin gerek “romantik”, gerekse “realist” yapıtları, dünyayı sanatsal açıdan algılama bütünlüğünün bir ifadesi olarak organik bir birlik oluşturur. Romantizm, yazmaya yeni başlamış bir yazarın geçici bir merakı olmayıp, olgunluk dönemi yapıtlarına da organik bir parça olarak girmiştir.

    Yazarın karakteristik özelliklerinden biri, aforizmalara, yani önemli bir düşünceyi kısa ve öz olarak ifade eden, atasözlerini andıran özdeyişlere olan sevgisi daha ilk öykülerinde ortaya çıkmıştır. Gorki, aforizmaları “gerçek Rus dilinin karakteristik özelliği” saymıştır. Gorki’nin bu özelliği, sık sık yazarın kahramanlarına da bulaşır (özellikle de oyunlarında). Buradan, Gorki’nin kahramanlarının hep yazara ait düşünceleri belirttikleri sonucu çıkartılmamalıdır; hayır, yazar kahramanlarının çoğuyla tartışır, onlarla uzlaşmaz. Onun yapıtlarını okurken bu durumu her zaman akılda tutmak, yarattığı tiplerin güzel ve parlak düşüncelerine kapılmayıp bu düşüncelere eleştirel açıdan yaklaşmak gerekir.

    Çocukluğunun ve ilk gençliğinin geçtiği ortam, yazarda doğru estetik taleplerin gelişmesine yardımcı olmamış, ancak sebatla, emek harcayarak, bol bol okuyarak, ünlü sanatçılarla sohbetler ederek yüksek bir sanat zevkine ulaşmış, yaptığı değerlendirmelere Stanislavski, fialyapin, Bunin, Brodski gibi yazarların, artistlerin ve ressamların dikkatle kulak verdikleri bir insan haline gelmiştir.

    Gorki, Sovyet edebiyatının sanat yöntemi olan sosyalist gerçekçilikten sık sık söz etmiş, “sosyalist, devrimci bir dünya görüşünün, dünyayı algılama biçiminin yaratılmasını” sosyalist gerçekçiliğin en önemli ödevi saymıştır. Bugünün doğru betimlenmesi ve anlaşılması için dünün ve gelişme perspektiflerinden hareketle geleceğin net olarak görülmesi ve hayal edilmesi gerektiğine, bugünün ancak geleceğin doğru bilinmesi ve hayal edilmesiyle düzeltilebileceğini göz önünde bulundurarak bugünkü yaşamın doğru gösterilmesi, doğru anlatılması gerektiğine dikkat çekmiştir.

    Gorki gerçeği istiyordu, ama tek bir olayın gerçeğini değil, özgür ve aynı zamanda büyük ideallerle aydınlanmış görkemli yarınların gerçeğini. Onun için sosyalist gerçekçilik, geçirdiği gelişmeler içinde yaşamın Marksist dünya görüşü açısından, gerçekçi açıdan doğru betimlenmesi demekti. “Bilimsel sosyalizm,- diye yazıyordu Gorki,- bizim için en yüksek entelektüel platoyu yaratmıştır. Bu platonun üzerinden geçmiş net olarak görünmektedir ve geleceğe uzanan tek doğru yolun da çizgisi çizilmiştir…”

    Sosyalist gerçekçilik Gorki tarafından bulunan bir yöntem değildi. Hiçbir yaratıcı yöntem bir günde ortaya çıkmaz, tek bir kişi tarafından yaratılmaz, yıllar boyunca, çok sayıda sanatçının sanat çalışmaları içinde üst üste birike birike, geçmişin mirasını yaratıcı yönden ele alıp benimseyerek oluşur. Sanatta yeni bir yöntem, insanlığın yeni yaşamsal ve sanatsal taleplerine cevap olarak ortaya çıkar. Sosyalist gerçekçilik, siyasi mücadeledeki büyümeyle, devrimci proletaryanın bilincinin artmasıyla, proletaryanın estetik kavrayışının gelişmesiyle aynı anda oluşmuştur. Sovyet edebiyatının sanat yöntemi olan ve 1932 yılında ortaya çıkan “sosyalist gerçekçilik” kavramı, artık varlığını sürdürmekte olan bir edebiyat olgusunun tanımı olmuştur. Bu sanat yöntemi, kuramsal konuşmalarla ya da buyruklarla değil, öncelikle bir edebi sürecin sonucunda doğmuştur. Kuşkusuz, edebi olguların kuramsal olarak kavranması da küçümsenemez. Somut sanat uygulamasında olduğu gibi kuramsal alanda da Gorki’nin rolü son derece büyüktür.

    Gorki, sosyalist gerçekçiliği oluşmakta, biçimlenmekte olan ve kesintisiz ilerleyen bir yöntem olarak görüyordu. Ne kendisinin ne de bir başkasının formüllerini ve “yönergelerini” kesin olarak yerine getirilmesi gereken formüller ve yönergeler saymıyordu.

    Gorki, gerçekçi ve romantik esasların sosyalist gerçekçilikte buluştuğunu yazıyordu. Ona göre, romantizmin ve realizmin kaynaşması, büyük edebiyat için karakteristik bir özellikti: “Balzac, Turgenyev, Tolstoy, Gogol, Leskov, Çehov gibi klasik yazarların romantik mi yoksa realist mi olduklarını tam bir doğrulukla söylemek zordur. Büyük yazarlarda realizm ve romantizm her zaman birbiriyle iç içe geçmiştir.” Gorki, kendi kişisel yazarlık tarzını hiçbir zaman sosyalist gerçekçilik yöntemiyle özdeşleştirmemiş; bu sanat yönteminin sahip olduğu geniş çerçevelerin farklı sanatsal kişiliklerin ve stillerin ortaya çıkmasına ve gelişmesine yardımcı olduğu görüşünü savunmuştur.
    Gorki, bir insanda ve bir sanatsal tiplemede sınıfsal ve kişisel özelliklerin bir arada, iç içe bulunduğundan söz ederek insanın sınıfsal işaretlerinin görünürdeki işaretler, “anket sonucu ortaya çıkmış” işaretler olmadığını, bu işaretlerin köklerinin çok derinlerde, bireysel özelliklerle iç içe örülmüş durumda bulunduğunu, sınıfsal işaretlerin bu bireysel özellikleri etkilediğini belirtiyordu.

    Yazarın edebi dille ilgili sözleri ve yazıları da 1930’lu yıllarda büyük rol oynamıştır. Gorki için zengin ve canlı bir dil isteği, yüksek yazarlık kültürü için verilen mücadelenin bir parçasıydı. Kendisi de yazarlığının ilk yıllarında halk dilini ve lehçeli konuşmaları sanatsal bir temele dayandırmadan aşırı ölçüde kullanarak kendi deyimiyle “günah işlemiş”, ancak olgun bir sanatçı olduktan sonra bunları kökünden kazıyıp atmıştır. Sanatsal bakımdan bir dayanağı olmaksızın halk dili ve ağızları kullanmanın gereksizliğini kendi deneyimiyle anlamış olan Gorki, Sovyet yazarlarını da buna inandırmıştır.

    #maksimgorki #biyografi #yazar #edebiyat #rusedebiyatı #ayşehacıhasanoğlu

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
MAKSİM GORKİ* Makale Yazarı: Ayşe Hacıhasanoğlu *…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now