Madencinin Oğlu; D. H. Lawrence

  • Madencinin Oğlu; D. H. Lawrence

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:31

    Madencinin Oğlu; D. H. Lawrence*

    Makale Yazarı: Şirvan Erciyes

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2014, 19. sayıda yayımlanmıştır. 

    Adını duyduğumuz yazarlar vardır bir de eserlerini okuduklarımız. Henüz okumadığımız yazarları, bir gün okuyabilme umudu ve hevesi ile zihnimizin bir kıyısında bekletiriz. Kimi zaman okuduğumuz bir yazı ya da ilginç bir rastlantı adını duyduğumuz yazarın dünyasına dahil olmamızı sağlar. Yıllardır kütüphanemizde sırasını bekleyen bir kitap vardır, birkaç kez yeltenmişizdir okumaya, ama nedense bir türlü kitabın ve yazarının dünyasına girememeşizdir. Sonra, o kitabın günü gelir, vakti, saati… D. H. Lawrence’ın adını duyanlar ve henüz yazdığı hiçbir kitabı okumamış olanlar için umarım bu dosya uygun vaktin geldiğinin habercisi olur. Lady Chatterley’in Sevgilisi, Aşık Kadınlar, Oğullar ve Sevgililer… Hangisi acaba sırasını bekleyen D. H. Lawrence romanı? Belki de öyküleri ya da gezi yazıları?

    David Herbert Lawrence’a ailesi iki ad verirken oğullarının ilerde bu iki adı da sevmeyeceğini ve soyadı ile çağrılmaktan hoşlanacağını bilemezdi elbette. Tıpkı dünya edebiyatında önemli yere sahip büyük bir yazar olacağını bilemeyecekleri gibi. Hindistan’da ki kast sistemi kadar katı mıydı İngiltere’de ki sınıf ayrımı, bundan emin değilim, ancak alt orta sınıf -üst orta sınıf- işçi sınıfı- soylular İngiliz gerçeği olarak çıkıyor D.H.Lawrence’ın ve okurlarının karşısına. Bir madencinin oğlu olan Lawrence neden yalnızca kendi sınıfını anlatmakla yetinmiyor, üst tabakadan insanların hayatlarına da pervasızca dalıyor? Bu soru Lawrence’ın yazarlığının önüne geçiyor yaşamı boyunca. Mina Urgan, D.H.Lawrence‘ı her yönüyle ele aldığı incelemesine, yazarın “Yirminci yüzyılın ilk yarısında işçi kökenli tek İngiliz romancı”1 olduğunu söyleyerek başlıyor.

    Bir madenci çocuğu olan ve romanlarında madencilerin yaşamlarından kesitlere yer veren D.H.Lawrence hakkında dosya hazırladığımız şu günlerde Soma’da büyük bir maden faciası yaşandı. Tuhaf zamanlar içindeyiz. Neredeyse her gün bu kadar da olmaz ki diyor sonra da daha beterine tanık oluyoruz: Akıl tutulması. Ortamı tanımlamak istediğimde “yangın yeri” geliyor aklıma ki çok kullanılmıştır ancak eskimemiştir. Ya da 17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük deprem sonrasında tanık olduğum dayanılmaz manzara. Umutsuzluğun ve acının egemenliğini ilan ettiği günler. Oysa yaşamdan yana olanlar var, direnenler. Büyüyecek çocuklar var, onlara yaşanılası bir dünya bırakma umuduna tutunanlar bir de. Dayanışma duygusu ve edebiyat var. İyi ki var. Böylesi dönemlerde edebiyattan, sanattan bahsetmek snobizm gibi algılanabilir belki. Oysa kendimizi / insanları anlamanın ve değiştirmenin yolu sanattan ve edebiyattan geçer. Okumak direnmektir sürüde olmaya.

    1885’de Nottingham kentine yakın üç bin kişilik Eastwood köyünde, Sherwood Ormanı kıyısında dünyaya gelen yazar, 2 Mart 1930’da Fransız Riviera’sında veremden öldüğünde henüz kırk beş yaşındadır. Kısa sayılabilecek ömrüne birden fazla yaşantı sığdıran Lawrence; on roman, elliye yakın kısa ve uzun öykü, iki şiir kitabı, pek çok deneme, dört yolculuk kitabı, sekiz tiyatro oyunu, dünya görüşünü ve düşüncelerini anlattığı iki kitap yazmıştır. Yemek, bulaşık, çamaşır, odun kesmek gibi ev işleri dışında arta kalan zamanında çeviri ile uğraşmış, arkadaşlarının yazılarını düzeltmiş, sergi açmasına yetecek kadar resim yapmıştır. Yazdıkları gibi çizdikleri de sansüre uğrayan yazarın tabloları toplatılarak bir daha sergilenmeme koşulu ile yazara iade edilmiştir.

    Ölümüne de neden olacak olan akciğer hastalığı ve zor yaşam koşulları, yazara nereye giderse gitsin sadakatle eşlik etmiştir. Ancak ne parasızlık ne hastalık ne sansür ne de anlaşılmamak yılgınlığa düşürmemiştir Lawrence’ı. Dâhilere özgü bir inatçılıkla üretmeye devam ederken, gerçek bir mülkiyetsiz olduğunu da kanıtlamıştır. D. H. Lawrence; evsiz ve eşyasızdır. Birkaç bavulun içindedir neyi varsa, göçmen kuşlar gibi o ülkeden diğerine gezer durur. Kira evlerde ya da dostlarının/okurlarının evlerinde, onların yardımlarıyla yaşar. Konfor ve para ruhları teslim alan, ideallerin önüne geçen bir Mephisto’ya dönüşebilme potansiyelini barındırırken, D. H. Lawrence konfor ve paraya tamahın fersah fersah uzağındadır

    Yaşarken ve öldükten sonra hakkında çokça konuşulup tartışılan yazarın hayatına herhangi bir biçimde dahil olmuş neredeyse herkes Lawrence hakkında bir kitap yazmıştır. Hayatı, düşünceleri, eserleri inceleme kitaplarına, makalelere, tezlere konu olmuştur. Yazarın yakın dostu Aldous Huxley, Ses Sese Karşı adını verdiği romanında Lawrence’ı Mark Rampion2 adı altında yüceltmiştir. Ancak bu durum yine Mina Urgan’dan öğrendiğimize göre, yazarın pek hoşuna gitmemiştir.

    D. H. Lawrence’ın kişiliği, yaşadıkları ve yazdıkları bitmek bilmez bir otopsiye tabi tutulmuştur. Maruz kaldığı yıkıcı eleştirilere ve hakaretlere hiç aldırış etmemiştir denilemez elbette, morali bozulmuş, üzülmüş yazdıklarını ve yaşadıklarını savunmak zorunda kalmıştır. Bu üretken dehanın, uğraşmak zorunda kaldığı böylesine tatsız şeyler, yazarı yolundan alıkoymaya yetmemiştir çünkü o yazdıklarına; iman edenlere özgü bir coşku ve romantizmle ve de çocuksu bir yürek temizliği ile inanmaktadır. Peki yazarın böylesine iman ettiği şey nedir? Bir din mi? Yoksa ideoloji mi? Yine Mina Urgan’ın incelemesinden ve yazarın romanlarından anladığımız kadarıyla yazarın bir dine ya da ideolojiye tutkunluğu söz konusu değildir. Yazarı bir dine yaklaştırmak istesek bu din kesinlikle paganizm olurdu. 1917 Rus Devrimine tanık olan yazar elbette sosyalizme ilgisiz kalmamıştır. Bu yeni düzeni merak etmiş, zaman zaman sosyalizm ya da Lenin’i öven cümleler yazsa bile aksi yönde görüşler de belirtmiştir. Hemen hemen her konuda yazara karşı büyük bir sevecenlik gösteren Mina Urgan iki hususta yazarın saçmaladığını sık sık dile getirmiştir; kadınlar ve sosyalizm. Lawrence kadınları ya da kadınlığı aşkın biçime bürümüştür, tıpkı erkekliği olduğu gibi. Yazara göre dünyayı kurtaracak çarelerden biri; kadın ve erkeğin birbirlerine olan arzusudur. Mutlu bir dünya, mutlu insanlarla mümkündür. Mutlu olmanın ilk yolu da bedensel sevginin ve sevecenliğin beslediği birlikteliktir. Her ne kadar bu ilişki dışardan üçüncü bir kişinin dostluğu ile, yüceltilmiş dostluğun öznesi bir erkekle beslenmelidir dese de. Lawrence’ın sunduğu çareler bununla sınırlı değildir elbette. İnsanın kendi doğasına uygun yaşamasını ister ve aynı zamanda doğa ile uyumlu olmasını. İçgüdülerin ortaya çıktığı yer doğadır ve kapitalizm doğayı tahrip eden sanayileşmeyi destekler, paylaşım savaşlarına neden olur. Yazar savaşa ve sanayileşmeye karşıdır. Hatta Birinci Paylaşım Savaşı sürecinde depresyon ve mutsuzluk hâkimdir yaşantısına. Ölen her sivil ve askerin acısını yüreğinde duyar. Sosyalizm karşısında net bir tavrı yoktur Lawrence’ın ve esasen olmak zorunda da değildir. Mina Urgan’ın saçmalama dediği tavırlar içindedir yazar ve kanımca yazarların dilediği kadar saçmalama hakkı vardır. Bir din ya da ideolojinin bayraktarlığını yapan ve özellikle gençleri kalıplara dökmeye çalışan yazarlar vardır, halleri kategorize etmiş, insanları iki üç gruba rahatça ayırmış, Mesih edası ile doğru yolu gösteren! Oysa Lawrence gibi coşkulu, üretken ve dâhi bir yazarın sürekli işleyen zihni, farklı fikir ve tutumların savaşına arena olmuştur ve bunun karşılığı saçmalama değil yaratı süreci olarak okunabilmelidir. Yazarın ısrarla ve inatla savunduğu fikirler vardır, aşırılıkları, dostlarına bile yönelen kırıcılığı. Ancak onun imanı ve inadı özgürlük, doğallık, barış, doğanın korunması, aşk gibi kavramlaradır.

    Eserlerinde karşı cinse duyulan aşk kadar eşcinsellik açık ya da örtülü biçimde karşımıza çıkar. Cinselliği yücelterek, hak ettiği mertebeye çıkarmaya çalışan yazara göre eşcinsellik erdem ve iffetle çelişir, zihninde önemli bir yere sahip olan eşcinselliği bedensel olarak deneyimlemek yerine ulvi dostluk kavramı ile mantığa bürümeye çalışır, en derin çelişkisi de bu tutumdan kaynaklanmaktadır. Zaten Lawrence derin çelişkilerden ilham alır.

    Sınıf çatışmasının diğer tüm çatışmaların anası olduğu kanısını her gün daha da güçlendiren olaylara tanık olunan bu çağda, tüm diğer ayrımların altında yatan etken para ve erktir. Dini inanç, siyasi görüş, cinsiyet, mezhep, etnik köken gibi tüm ayrımlar sınıf ayrımının yumruları olabilir ancak. Emek ve sermaye, zenginler ve de yoksullar, ezenler ve de ezilenler, egemenler ve de yönetilenler, zalimler ve de mazlumlar gibi karşıtlıklar üzerinden tanımlara ulaşmak; kaba, demode ve sığ gibi gösterilse ve insanlara sınıf atlama hayalleri sunulsa da, bunlar çoğunluğu oluşturan halkı oyalama taktikleridir olsa olsa. D. H. Lawrence da sınıf farkını aşk yolu ile aşmaya çalışmıştır romantikçe ve yiğitçe, hadi itiraf edelim biraz da çocuksulukla. Yazdığı -neredeyse-tüm romanlarda farklı sınıfa mensup bir kadın ya da erkeğin aşkı çıkar karşımıza. Eğitim, para, giysi, ev, eşya, konuşma becerisi gibi her türlü farkı bedensel aşk ile aşmaya çalışır yazar. Cinsel aşk her derde deva sihirli bir iksirdir adeta. Yazarın son romanı olan Lady Chatterley’in Sevgilisi’nde bu çaba belirgindir.

    Tekerlekli sandalye mahkûmu, maden sahibi Sir Clifford Chatterley ve genç karısı Connie Chatterley, kır bekçisi Mellors, Lady Chatterley’in Sevgilisi romanının baş kahramanlarıdır. Sir Clifford madenlerin, paranın, malikânenin, yani gücün sahibidir. Ancak yazar ona tekerlekli sandalye ve iktidarsızlığı uygun bulur. Sahip olduğu onca güce rağmen cinsel güçten yoksun olması aşağı sınıftan beş parasız bir adam olan Mellors’un ona tercih edilmesinin ana nedenidir. Lawrence romanı her yeniden yazdığında (1926, 1927 ve 1928’de) Mellors’un eğitim seviyesini yükselterek cinsel iktidarı bilgi ile destekler. Yalnızca bedensel sevginin iki insanı uzun süre idare edemeyeceğini fark etmiş gibidir. Mellors beş parasızdır, köylüler gibi konuşur, alt sınıftandır, üstelik tıpkı yazar gibi ciğerlerinden sorunludur, bedensel işler karşısında öyle çokta güçlü değildir, nefes nefese kalır. Ancak istediği zaman eğitimli biri gibi yüksek İngilizce konuşabilmektedir, Hindistan’da askerlik yapmış, gezerek ve okuyarak bilgi ve görgüsünü artırmıştır. Kitaplar okuduğuna tanık oluruz. Ayrıca gizemli, küstah ve yakışıklıdır. Yalnızca akciğer rahatsızlığı değildir yazarla Mellors’un ortak noktası; ikisi de ilk gençlik yıllarında kendileri ile sevişmek istemeyen kadınlara âşık olmuşlardır. Lawrence ilk gençliğinde yaşadığı bu deneyimin etkisinden kolay kolay kurtulamaz ve bu konuya eserlerinde yer verir. Yalnızca romantik sözlerle ve el ele tutuşarak yaşanan aşkı istemez, ona göre âşık olan bir kadın ve erkek cömert bir biçimde birbirlerine bedenlerini açmalıdır. Bir kadın da erkeği arzulamayı bilmelidir. 1920’li yılların Avrupası henüz bu teoriyi sindirebilecek nitelikte değildir. Tıpkı 2014 Türkiye’sinin büyük kesimi gibi.

    Yazarın ilkgençliğinde yaşadığı reddediliş onu sarsıp sekteye uğratsa bile yolundan çevirememiştir. Nottingham Universty College profesörlerinden Ernest Weekley3 sınıfında bir dâhi olduğunu söyler karısı Frieda’ya. Sarışın, iri yarı, üç çocuk annesi, Aristokrat bir Alman aileye mensup Freida otuz üç yaşındadır. Kocasının sınıfında öğrenci olan Lawrence’ı öğle yemeğine davet eder. Lawrence kendisinden altı yaş büyük olan Frieda ile böylece tanışır. Birbirilerini görür görmez âşık olan bu iki insan, gizli kapaklı bir ilişki yaşamak yerine birlikte kaçmaya karar verirler. Elbette hiç kolay olmaz sonrası. Frieda geride bıraktığı üç çocuğunun özlemini çekmektedir. Lawrence ise Freida’nın yeniden çocuklarına ve kocasına döneceği kuşkusuna kapılır. Birbirlerine tabak çanak fırlattıkları muhteşem kavgaları vardır çiftin. Ancak Lawrence aradığı bedensel sevgiyi bulduğu bu deli dolu kadına ölene dek sadık kalır. Lady Chatterley ve Mellors arasında yaşanan aşkın benzeridir bir bakıma. Yazarı Frieda’nın kocası yapan şey bilgisi ve yeteneği yanı sıra bedensel sevgisidir.

    Mellors ve Lady Chatterley yağmurun altında çırılçıplak dans ederler tıpkı âşık kadınların kız kardeşleri Ursula ve Gudrun gibi. Doğa sevgisi, çiçekler, ağaçlar, hayvanlar, göller, ormanlar, korular, dağlar vardır onun eserlerinde. İnsan bedeni için cinsellik ne ise doğa da odur. Belki o nedenle kahramanlarını ıslak çimenler üzerinde çıplak dans ettirir. Mellors ve Connie birbirlerinin cinsel organlarındaki tüylere minik çiçekler takarlar ve onlara halk arasında verilen isimlerle hitap ederler; Lady Jane ve John Thomas.4 Mellors ve Conie arasında yaşanan gel geç bir gönül ilişkisi değildir. Böylesi bir ilişki yazarın inançlarına aykırıdır zira. Yazar sadakate inanır, sık partner değiştiren insanlara tiksinti ile bakar. Ona göre insan her türlü düşünceden arınarak bedeninin sesine, kanına kulak vermelidir. İki kişinin rızası, çabası ve tatmini ile sürekli yenilenen cinsel aşk bir ilişkiyi ayakta tutmaya yetecektir. Edilgen tarafın olmadığı, sevecenlikle dolu. Yazar için bedensel aşk neredeyse kutsaldır. Çok eşliliği tasvip etmez, aşkın getirdiği masumiyete inanmaktadır.

    Yazdığı çoğu roman ve öykü özellikle de Lady Chatterley’in Sevgilisi büyük tepki toplar, yayınevleri basmak istemez, hakkında davalar açılır. Lawrence okuyan herkeste ilkin büyük bir şaşkınlık yaratmaktadır. Henüz kimselerin söylemeye cesaret edemediği şeyleri açıklıkla ifade eden bu adam toplum düşmanı, gençleri ve kadınları baştan çıkaran bir sapkın olarak ilan edilir. Günümüzden bakınca ne kadar da masum görünüyor oysa.

    Yazdıkları erotik ve hatta pornografik bulunan Lawrence’ın maruz kaldığı müstehcenlik suçlaması yazara yönelik haksızlıkların başında gelir; yazdıkları masumane ve insanidir, bedensel aşkın kıyısında dolaşsa bile müstehcenliğin bir o kadar uzağındadır, pornografi ithamına değinmek bile yersizdir. Peki yazarın bunca tepki görmesinin asıl nedeni nedir? Mina Urgan, yazarın işçi sınıfına ait olması ve cesaretle toplumsal düzeni eleştirebilmesinin gerçek neden olduğunu söyler. İngiliz yüksek sınıfını, iki yüzlü ahlakı ve toplumsal yapıyı ifşa eden bu cesur ve delişmen yazarın yazdıkları statükonun devamı açısından tehlikeli bulunur ve kopan bunca yaygaranın asıl nedeni budur.

    D. H. Lawrence’ın ölümünden sonra eserlerine uygulanan sansürün kalkması için davalar açılır. Bu davalarda yazar lehine konuşmak için pek çok edebiyatçı ve akademisyen gönüllü olur. Hatta bir zamanlar yazarın karşısında yer almış kimseler bile konuşmacı olmak için başvurur. Edebiyat dünyası el birliği ile yazarı beraat ettirirler. Giderek Lawrence endüstrisi oluşur, çok eser veren yazar hakkında da sayısız eser yazılır. Tüm bu baskılar, suçlamalar, davalar ve aklama çabaları yazarın ününe ün katar. Lawrence’ın mezarında bunlardan haberi oldu mu bilinmez ancak telif ile geçinen karısı Frieda’nın çok işine yaradığı kesindir.

    D. H. Lawrence’ın büyüklüğü roman sanatına biçimsel bir yenilik katmasından kaynaklanmaz. İngiliz Edebiyatı’nın dünyaya armağanı olan yazarlardan James Joyce ya da Virginia Woolf farklı tekniklerle çığır açıcıdırlar. Lawrence ise daha önce söylenmemiş olanı söylemiştir. Onun farkı içtenliğinde ve cesaretindedir. Dokunulmaz ilan edilen konulara rahatça ve bolca değinerek İngilizlerin huzurunu bozmuştur. İşte onu geçtiğimiz yüzyılın en büyük romancılarından yapan özelliklerinden biri bu yanıdır.

    Ömrü vefa etse iyi bir şair, usta bir ressam, başarılı bir oyun yazarı olacağı iddiaları ortaya atılmıştır yazar hakkında. Ancak kesin olan iyi bir romancı ve öykücü olduğudur. H.E. BATES “Yazınsal Bir Tür Olarak Kısa Öykü” adlı kitabında “Anlaşmazlıklar, karşıtlıklar ve çekişmeler Lawrence’ın kemiklerini yeteri kadar sızlatmıştır ve ben bu gösteriye bir katkıda bulunmak istemiyorum”5 derken, Lawrence’ın çelişkilerle dolu romantik söyleme sahip romanlarını değerlendirmenin zor olduğunu, ancak yazarın kesinlikle “kısa öykücü”6 olduğunu söyler. Düşünsel ya da felsefi söz kalabalıkları yerine doğrudan betimlenmiş yaşam kesitleri ve olağanüstü güzellikteki resimlerle gelecek kuşaklara kalacaktır D. H. Lawrence. Bates’e göre “Roman türünde, onun bu söylemeye çalıştıkları satır aralarına dağılabiliyordu. Biçimsel değişimlere kapalı olan böyle bir söylem, kısa öykünün içine sığmaz ve onu boğardı. Lawrence içgüdüsel ya da bilinçli olarak bunu biliyor olmalıydı ve sonuçta, öykülerinde hep dolaysız, daha kontrollü ve nesnel bir söylem kullandı”7

    H.E. Bates yazarın öykücülüğünü çağdaşı diğer İngiliz yazarlarla kıyaslar ve “Yazdığı öyküler, Lawrence’ın en doğal yeteneklerinin sergilendiği kusursuz metinlerdir. Bu öyküler, onun duyarlığını, vizyonunu, fiziksel aitlik duygusunu ve alev alev yanan yaşam sevgisini yansıtır.”8 diyerek D. H. Lawrence’ın farkını ortaya koyar.

    Hastalığı iyice ilerlediğinde bile yakınmak yerine yaşamak için çabalayan yazarın son hallerini çarmıhtan yeni indirilmiş İsa’ya benzetir arkadaşları. Oysa o çarmıha gerilmiş ve ölü İsa imgesinden irkilerek; yaşayan, aşık olan, sevişen kanlı canlı bir İsa tasvir etmiştir. Üretken ve coşkun yanı ile yüzü daima hayata dönüktür.

    D.H. Lawrence yazdıkları ve yaşadıklarıyla mavi gezegenin son yüz yıldır didiştiği yazarlardan biridir. Seveni kadar nefret edeni bol, kimine göre faşist, kimine göre kafası karışık ve tutarsızdır, kadın düşmanıdır. Ahlaksızlık ya da sapkınlık gibi ithamların yanında hafif kalan nice suçlamalar… Ancak yazarlar içinde yetiştiği koşullar ve yaşadığı çağ göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Doğru yargılara ulaşabilmek için öncül budur. Yazmak cesaret gerektiren eylemlerin başında gelir. Yazdığınız bir cümleden yola çıkarak hakkınızda sayısız yargıya ulaşılabilir okurlar. Her türlü tercihiniz acımasızca eleştirilebilir, yazılanların gerçek mi yoksa kurgu mu olduğu merak edilir. Yazar kurgu dese bile okur asla inanmaz ve okuduklarının yazarın deneyimleri olduğuna inanmaya maildir… Bunca engele karşın cesaretle kendi yolunda yürüyenler gelecek kuşaklara kalacak mirasıdır insanlığın; Lawrence gibi.

    —————–

    [1] Mina Urgan, D.H. Lawrence,Yapı Kredi Yayınları, Şubat 2001, İstanbul, syf. 9

    [2] A.g.e. s. 48
    [3] A.g.e. syf. 21

    [4] D.H Lawrence, Lady Chatterley’in Sevgilisi, Çeviri Akşit Göktürk, Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2012,İstanbul. Syf.257

    [5] H.E.Bates, Yazınsan Bir Tür Olarak Kısa Öykü, Çeviri; Gökçen Ezber,Bilge Kültür Sanat, Eylül 2013, İstanbul,Syf.156

    [6] Age. Syf, 156
    [7] Age,Syf.157
    [8] Age,Syf 157

    Kaynakça
    • Urgan Mina, D. H. Lawrence, Yapı Kredi Yayınları, Şubat 2001,İstanbul
    • Lawrence D.H, Lady Chatterley’in Sevgilisi, Çeviri; Akşit Göktürk, Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2012, İstanbul
    • Lawrence D.H, Aşık Kadınlar, Çeviri; Nihal Yeğinobalı, Can Yayınları, Aralık 2009, İstanbul
    • Bates H.E., Yazınsan Bir Tür Olarak Kısa Öykü, Çeviri; Gökçen Ezber, Bilge Kültür Sanat, Eylül 2013, İstanbul

     

    #sayı19 #lawrence #şirvanerciyes #dhlawrence #biyografi

    romankahramanlari replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Madencinin Oğlu; D. H. Lawrence* Makale Yazarı: Ş…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now