Lily Bart: KEYİF EVİ: AMERİKAN RÜYASINI KİMLER GÖRÜR?

  • Lily Bart: KEYİF EVİ: AMERİKAN RÜYASINI KİMLER GÖRÜR?

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:37

    “KEYİF EVİ”: AMERİKAN RÜYASINI KİMLER GÖRÜR?*

    Makale Yazarı: Ayşe Lahur Kırtunç

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.

    Keyif Evi romanının ruhuna dokunabilmek için Amerikan kültürünün temel taşı olan “Amerikan Rüyası” mitosunu bilmek gereklidir. Bu #mitos o kültürün mayasında vardır ve romanın sosyo-ekonomik art alanını çözümlemek için olmazsa olmaz bir yapı taşıdır. Hatta daha da ileri gidip bu düsturun Amerikan kültürünün “#bilgelik” olarak kuşaktan kuşağa aktarılan özü olduğunu söylemek mümkündür. Amerikan Rüyasını en iyi temsil eden kişi kuşkusuz #BenjaminFranklin’dir. Oğluna mektuplar şeklinde yazdığı otobiyografisinde 17 yaşında cebinde yalnızca bir dolarla Philadelphia kentine gelişini anlatır. Ceplerinde çorapları ve çamaşırları vardır. Sahip olduğu tek dolarla üç tane ekmek alır; ne kalacak yeri, ne de bir tanıdığı vardır. Bu tür bir yoksulluktan sonra birkaç yıl içinde zekâsı ve çalışkanlığıyla matbaada iş bulur, zengin olur, çeşitli icatlar yapar ve devlet adamı ve büyükelçi olarak döneminin en önemli kişisi olur.

    Aynı rüyayı gerçekleştiren başka Amerikalılar da vardır kuşkusuz: Otomotiv endüstrisinin babası #Ford, birçok yeniliğin mucidi #Edison, 1840 da İrlanda’daki açlıktan kaçıp Amerika’ya göçen ve sonra çok zengin ve ünlü olan #Kennedy ailesi, hatta bu dönem başkanlık yapan #BarackObama da birer Amerikan Rüyası simgesidir. İşte #AmerikanRüyası tam da böyle bir örüntüdür: çalış, çabala, yolunu bul, birey olarak kendini yoktan yarat. Bu rüya toplumun içinde bu başarıyı yakalayabilmenin ön koşulları olduğunu varsayar. Ülkenin anayasası sayılan #ÖzgürlükBildirgesi bile her bireyin vazgeçilemez temel beklentisinin “yaşam, özgürlük ve mutluluğu kovalama hakkı” olduğunu söyler. 1960’ların zenci özgürlük hareketi lideri #MartinLutherKingJr. da ünlü “Bir Rüyam Var” konuşmasında Amerikan Rüyasını her bireyin hangi ırktan olursa olsun eşit olması üzerine konumlandırır. George Carlin gibi stand-up yapan komedyenlerin sert eleştirilerine karşın Amerikan Rüyası bu kültürün en temel mitosudur. (“Amerikan Rüyası deniyor çünkü inanmak için uykuda olmak gerek”.)

    Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşundan itibaren bir göçmenler kültürü olduğunu hatırlarsak ve Yeni Dünyaya kaçanların dini baskı veya ekonomik çaresizlik nedeniyle geldiklerini bilirsek Amerikan Rüyasının bir başka yönünü de anlayabiliriz. Sırtındaki gömlekle yurdundan kaçıp veya sürülüp Yeni Dünyaya adım atan sefillerin tutunması için güzel bir umuttur Amerikan Rüyası. Zaten pek çok göçmeni karşılayan New York’taki #ÖzgürlükHeykeli de limana giren gemilerdeki çaresiz göçmenleri #EmmaLazarus’un şu şiiriyle karşılamaktadır: “Verin bana yorgunlarınızı, garibanlarınızı / rahat nefes almayı özleyen birbirine yaslanmış yığınlarınızı / kaynayan sahillerinizden fırlatıp attığınız sefillerinizi / Yollayın onları bana, evsizleri, fırtınanın oradan oraya sürdüğünü / Kaldırıyorum lambamı işte altın kapının yanında”.

    Ünlü Amerikan tarihçisi #JamesTruslowAdams’ın dediği gibi, Amerikan Rüyası yalnızca para kazanmak değil, fırsatlara ulaşabilme olasılığıdır ki bu da kültürün sunduğu bir değerdir. Bireyin önüne fırsatlar sunan bir toplum artık onu geçmişindeki fakirlikle veya ailesinin hangi toplumsal sınıftan olduğuyla değil, kendi elde edebildikleriyle değerlendirecektir. İşte tam da bu noktada Amerikan Rüyası “sınıfsız toplum” olabilme hayalini yakalayabilir gibi görünmektedir. Ancak bu Olanaksız Rüyanın kaç birey için gerçekleştiği, bu kişilerin toplumun kaçta kaçı olduğu sorulması gerekli sorulardır. #KeyifEvi romanı da diğer pek çok Amerikan Rüyasını irdeleyen kültürel malzeme gibi bu soruları sormaktadır.

    Amerikan Rüyası mitosu yalnızca Keyif Evi romanında değil, kültürü yansıtan pek çok roman, öykü ve filmde de görülür. Örneğin F.Scott Fitzgerald’ın ünlü romanı Muhteşem Gatsby, Theodore Dreiser’ın Sister Carrie isimli romanı, Saul Bellow’un Seize the Day ve John Steinbeck’in Gazap Üzümleri isimli romanı, Arthur Miller’in Satıcının Ölümü ve Thornton Wilder’ın Our Town isimli tiyatro oyunları, Robert Zemeckis’in Forrest Gump ve Dennis Hopper’ın Easy Rider isimli filmleri ve daha pek çok kültürel malzeme Amerikan üyasının çeşitli yönlerine dikkat çeker. Özde maddeciliğin kutsanması, tüketim kültürünün yüceltilmesi gibi görünse de, Amerikan Rüyasının veya rüyanın karabasana dönüşünün ahlaki ve duygusal referansları da vardır.

    Amerikan Rüyasını besleyen bir damar da bireyselliğin yüceltilmesidir. Birey kendi kaderinden ve başarısını elde etmekten sorumludur. Çalışkanlık ve iş bilirlik bu damarın alt yapısını oluşturur. #Çalışkanlık zaten Amerikan kültürünün temel taşlarından olan #Kalvinizm ve Püritenliğin ana koşuludur. Boş duranı Tanrı sevmez; hatta bir atasözüne göre “boş duran ellere şeytan iş bulur”. Protestan iş etiği denen baskı ise günahlarla dünyaya gelen bireyin tek kurtuluş yolunun çalışıp üreterek günahlarını affettirmesi yolundadır. İşte tam da burada kapitalizm ekonomik alt yapıyı bireyin emrine amade eder: Pazar ekonomisinin işlediği topluluklarda “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” düsturu ile birey kendi refahını kendi sağlamaktan sorumludur. Eğer bu koşullarda çalışkanlığını ve zekâsını kullanıp keçesini sudan çıkaramazsa o zaten aptalın tekidir. Kaybedendir. Beceriksizdir. Toplumsal paryadır. Toplumun sırtına yüktür. Toplumun kodlarını deşifre edememiş bir akılsızdır. İşini bilip de para kazananın ödediği vergiden sülük gibi yararlanan bir ahlaksızdır. Amerikan sisteminin hiçbir zaman sosyal devlet olamayışının kökünde işte bu düşünce şekli vardır.

    Amerikan Rüyasının Keyif Evi açısından en önemli özelliği sosyo-ekonomik sistemin sunduğuna inanılan “toplumsal olarak yukarı tırmanabilme olasılığıdır”. Burada “toplumsal” kavramıyla “sınıfsal” kastedilmektedir ve araç olarak da #para ve #güç kullanılır. Sınıfsal merdivenin en alt basamağında doğmuş bir birey bile Amerikan Rüyası kurallarına göre en yüksek tabakalara kadar tırmanabilir. Bunun ne kadar geçerli olabildiğini, özellikle kadınlar için ne kadar uygulanabilir olduğunu romanın ve karakterlerin çözümlemesinde göreceğiz.

    Keyif Evi romanının ana karakteri Lily Bart 29 yaşında, yani o döneme göre gençliğinin son günlerinde, iyi bir aileden gelme ama parasız bir kadındır. Anne ve babası öldüğü için halasıyla yaşamakta ve kendinden çok daha varlıklı insanlarla dostluk etmektedir. Fazla parası olmayan ama içten avukat #Selden’ın evlenme teklifini reddeder çünkü alışkın olduğu lüksü ona sağlayacak Percy Gryce gibi çok zengin biriyle evlenmek istemektedir. Ancak dostlarının ve Gryce’in olduğu bir toplantıda #sigaraiçmesi ve #kumaroynaması sonucu #PercyGryce ondan vazgeçer. Evlenmek üzere kendini pazarlamak zorunda olan genç kadınlar böyle “yanlış” işler yapmamalıdır.

    Parası ve halasından desteği giderek azalan Lily, #GusTrenor’dan borç para almaya başlar. Borçları giderek birikir ve bir süre sonra borç aldığı Trenor kendisine yakınlaşmak ister. Lily bu teklife çok üzülür. Lily’nin yaptığı bir başka hata #GraceStepney’i davetli listesinden çıkartmaktır. Çok kızan Grace, Lily’nin halasına Lily’nin kumar oynadığını ve erkeklerden borç para aldığını söyler ve hala #MrsPeniston çok kızar. Bu arada, evlenme teklifini “Yahudi ve sonradan görme” olduğu için kabul etmediği #Rosedale giderek zenginleşmekte ve o topluma daha çok kabul edilmektedir.

    Halası tarafından beş parasız bırakılan Lily giderek dostlarından iyice dışlanan Lily bir #şapkaimalathanesinde çalışmaya başlar ama ömrü boyunca hiçbir işte çalışmadığı için başarılı olamaz ve kovulur. Kendisini davet edip partilerde konukları eğlendirmesi için aralarına alan dostları onun iffetsiz bir kadın olduğunu söyler ve yüz çevirir. Kendi evi de olmayan Lily giderek daha kötü koşullarda ve beş parasız yaşamaya başlar. Elindeki şantaj malzemesi olan mektupları kullanıp para kazanması mümkünken bunu da yapmaya içi elvermez ve uyku ilacı içerek ölüme gider.

    Toplumsal gösterge olarak #LilyBart

    Lily yetiştiriliş itibariyle ve ait olduğu toplumsal kurallar gereği evlenmek üzere yetiştirilmiş bir kadındır. Ait olduğu sınıf ona başka bir olanak sunmaz. Bu nedenle edinmek istediği tek değer paradır. Zengin bir erkeğin karısı olmak dışında bir projesi yoktur çünkü on dokuzuncu yüzyıl sonu burjuva kadını süs olmak, eşinin kazandığı parayı göstermeye aracılık yapmak üzere konumlandırılmıştır. Çalışmak, meslek edinmek veya emeğiyle değer yaratmak gibi bir senaryo bu sınıf için akla bile gelmez. Evlilik bir kariyerdir. Sınıfsal olarak yukarı tırmanabilmek için zengin bir koca bulmak üzere bazı beceriler edinmiştir ve bu yolla amacına ulaşmaya çalışır. Ne var ki aynı zamanda başına buyruk bir kadındır; bu nedenle evlenmeye ikna ettiği Percy Gryce’i elinden kaçırır. Percy Gryce gibiler çok uslu, çok itaatkâr, kuralları asla sorgulamayan Van Osburgh kızlarıyla evlenir.

    Edith Wharton paranın toplumsal yaşamdaki önemini çok iyi anlatır. Para toplum içinde şan, şöhret hatta saygınlık bile satın alabilir. En yüksek değerin para olduğu bir toplumda “gerçek” bile para kadar önemli değildir. Hakkında çıkarılan söylentileri yalanlaması gerektiği uyarısı yapan Gerty’ye karşı Lily şöyle der:

    ‘Gerçeğin tümü mü?’ diye güldü (Lily). ‘Gerçek dediğin nedir ki? Kadının söz konusu olduğu yerde gerçek inanılması en kolay olandır. Bu durumda Bertha Dorset’in anlattığı hikâyeye inanmak benim söyleyeceklerime inanmaktan çok daha kolaydır çünkü onun kocaman bir malikânesi ve operada özel bir locası var…’ (226)

    Gerçeğin bile parayla saptandığı bir toplumda Lily çok güçsüzdür çünkü parasızdır. Bu nedenle hakkında çıkarılan asılsız söylentileri yalanlamaya teşebbüs bile etmez çünkü kendisine inanılmayacağını bilir. “Son tahlilde insanları etkilemek paranın gücüyle mümkündü: #BerthaDorset’in toplumsal kredisi sarsılmaz banka hesabından geliyordu” (261).

    #AnnetteLarsonBenert bir makalesinde romanın geçtiği mekânları ve Lily’nin bu mekânlara olan tepkisini izleyerek bir çıkarım yapar: Lily baştan sona başkalarına ait mekânlarda yaşar. Önce #halasınınevinde #sığıntı olarak kalır. Bu arada Dorset’lerin, Trenor’ların, Van Osburgh’ların ve diğer zenginlerin yazlık ve kışlık malikânelerinde konuk olarak yaşar. Avrupa dönüşü çok daha az zengin olan Carrie Fisher’in karanlık ve dar evine sığınır. Orada da barınamaz ve sonunda sefil bir pansiyonda kalmaya başlar. Mekânı giderek daha kötü ve klostrofobik hale gelir (Benert 30-31). Sonunda da bu tozlu pansiyon odasında ölüme sığınır. Kendi olmasına, birey olmasına, bağımsız yaşamasına izin verilmeyen Lily aynı Virginia Woolf’un “#KendineAitBirOda” özlemi çekmesi gibi kendine ait bir mekâna kavuşamadan ölür.

    Böyle karanlık bir toplumsal örüntü içinde Lily Bart’ın Amerikan Rüyasını yaşadığını söylemek güç. Zaten ismi de #ArtNoveau döneminin en sevilen çiçeği “#Zambak” anlamına gelen Lily yaşamla baş edebilecek hiçbir donanım kazandırılmadan ve fakat ait olmak istediği varsıllar sınıfının sahip olduğu paradan da yoksun bırakılarak kaderi çizilmiştir. Önünde ölümden başka seçenek yoktur. Edith Wharton’ın Lily için çizdiği kader gerçek bir karabasandır, Amerikan Rüyası değil. Bir başka deyişle on dokuzuncu yüzyıl sonu Amerikan #kentsoylu sınıfı #kadın için parlak Amerikan Rüyaları seçenek değildir. Edith Wharton’un sert toplumsal eleştirisi tam da kadını bir meta, bir #süsmalzemesi olarak konumlandıran bu düzenedir.

    On dokuzuncu yüzyıl sonu Amerikan Rüyası erkekler içindir; kadına düşen erkeğin süs malzemesi olarak toplumsal rolünü kabullenmek, şık ve güzel olmak, koca bulup evlenmek, anne olmak ve erkeğin yakasına taktığı çiçek olmaktır. Erkeğin keyfini sürdüğü birey olmak, bağımsız olmak, para kazanabilmek ve bedenini istediği gibi kullanabilmek kadınlara yasaktır. #Evlenmeçağı olarak görülen yirmili yaşlarda kadınlara görece bir rahatlık tanınsa da genç kadının bu geçiş dönemini iyi kullanması ve haddini aşmadan hızla bir koca bulup pazardan çekilmesi lazımdır. Lily 29 yaşındadır; kendisine tanınan süreyi bitirmiş, pazar değeri düşmüştür. Üstelik toplumun kendisine tanıdığı bu ara süre boyunca erkeklere hak olan ama kadınları damgalayan şeyler yapmış, sigara içip kumar oynamış, bekâr bir erkeği evinde ziyaret etmiş, evli bir erkekten borç para almıştır. Evliliğin “iş” olarak görüldüğünü kendi de bilir, ona evlilik teklif eden Rosedale de. Yani Lily toplumun beklentilerini gayet iyi bilir; tüm eğitimi bu beklentileri yerine getirmek üzerine olmuştur.

    Öyleyse Lily niçin aklını kullanmaz ve evlenip paraya ve saygınlığa ulaşmaz? #LorraineDiCiccio’ya göre Lily erkeksi bir damara sahiptir ve bu tuhaflığı yüzünden başına buyruk davranır (87-8). Evlenip rahata ermek varken terslik eder ve kendine tanınan “evlenme ritüelinde genç kadın” statüsünü terk etmeyip fazla özgür davranır. Sınır tanımayanın da başına işte böyle felaketler gelir. Toplumsal düzen kesin kategorilerin tanınmasını ister (DiCiccio 92). Demek ki Amerikan Rüyası o dönem genç bir kadın için böyle reçetelerle sunulur. Doğduğu sınıftan çok aşağılara kayan Lily sonunda işçilerin yaşadığı berbat bir pansiyonda can verir.

    Amerikan Rüyasının Parlak Yıldızı: #SimRosedale

    Rosedale romanın başlarında #zenginburjuvalar tarafından sürekli horlanmakta, hatta seçkin partilere davet edilmemektedir. Çünkü azgın kapitalizmin değerlerinden biri “para” ise, bir başkası da “eski para”dır. Rosedale yeni parayı temsil eder. “Bacaksız Yahudi” derler ona (130). Yüzüne bile bakmazlar. “Yaşam yeni görgüsüzleri topluma kazandırmaya uğraşmaya değmeyecek kadar kısadır” (138). Ondan “hayvan” diye söz ederler. Hatta bir keresinde Stepney soğuk bir sesle, “Kahretsin, bizler Rosedale gibilerle evlenmeyiz” (158) bile der.

    Rosedale de bu aşağılamanın farkındadır ama çabalamaktan vazgeçmez ve Lily gibi biriyle evlenip saygınlık kazanarak o topluma girmek ister. Lily evlenme teklifini reddedince de yılmaz ve para kazanmaya devam eder. Bir gün istediği saygınlığı satın alabileceğini bilmektedir. Kitabın sonlarına doğru toplumsal aşağılama sonlanmaya, Rosedale eskiden davet edilmediği konaklara çağrılmaya başlar: “Zenginliği ve bunu ustalıkla kullanma şekli ona kıskanılacak bir konum sağlamaya başlamıştır; #WallStreet’in zorunlulukları #BeşinciCadde tarafından ödenmektedir” (240). Yani Rosedale finans merkezi olan Wall Street’de başarılı olunca zenginlerin oturduğu Beşinci Cadde onu bağrına basmak zorunda kalmaktadır. Amerikan Rüyasının bundan daha güzel bir formülü olamaz.

    Rosedale’in “#sosyeteyekabulü” bir yıl gibi kısa bir sürede kesinleşir; artık o da bazı ailelere tepeden bakmakta, dirsek atarak varsıllar sınıfına girmeye çalışanları görgüsüz bulmaktadır. Romanın sonunda zor durumda olan Lily laf arasında Rosedale’e evlenme önerecek gibi olur ama artık roller değişmiştir: Rosedale, Lily’yi reddeder çünkü artık kendisi Lily’den çok daha üstün konumdadır. Üstelik de geçen yıl kendisine soğuk davrananlardan intikam almak istemektedir: “Sana her zamankinden daha aşığım, ama şimdi seninle evlenirsem tamamen dışlanırım ve bunca yıldır uğrunda çalıştığım her şey yabana gider” (256). Rosedale’in önceliği sevgi, aşk falan değil, toplum kurallarına göre oynayıp kendini topluma kabul ettirmektir. Bu kurallara uymadığı için değerini yitirmiş olan Lily artık onun için ayak bağıdır, #statüsembolü değil.

    Romantik Lily’ye kıyasla Rosedale gayet gerçekçi bir karakterdir. İsteklerini utanıp sıkılmadan açıkça söyler. Hatta Lily’ye durumunu kurtarması için gayet gerçekçi bir taktik de verir: Lily hakkında dedikodular üretip toplumdan dışlanmasına neden olan Bertha Dorset’in aşk mektuplarını kullanarak ona şantaj yapmasını söyler. Ama Lily buna tenezzül edemeyecek kadar iyi bir ailede yetişmiştir; Rosedale gibi amacına ulaşmak için her çareyi kullanabilecek gözü dönmüşlüğe sahip değildir. Belki de Amerikan Rüyasının olmazsa olmaz etmenlerinden biri de bu gözü dönmüşlük, etik olmasa bile her aracı amaç için kullanabilme yırtıcılığıdır. Bu anlamda Lily “kaybeder” ama Rosedale ısrarla kapısında yattığı zenginler sınıfına zorla da olsa kendini kabul ettirir. Pazar ekonomisi kuralları içinde her kaynağını kullanarak zengin olmayı becerebilmiş Rosedale için Amerikan Rüyası gerçekleşir. O artık bir zengindir; ne eski fakirliği, ne görgüsüzlüğü, ne de etnik aidiyeti önemlidir. Kazanmıştır.

    Roman dönemin kadını ve onu kurban eden toplumsal gerçekleri anlatır. Keyif Evi deyimi de zaten #İncil’den alınmadır: “Hüzün kahkahadan iyidir: yüzünde hüzün olanın yüreği iyileşir. Bilge olanın yüreği hüzün evindedir; aptalın yüreğiyse keyif evinde” (Wolff, vii). Edith Wharton on dokuzuncu yüzyıl sonu New York üst sınıf toplumsal yaşamını yansıtırken Amerikan Rüyasını reddetmez. Ancak bu rüya herkes için geçerli değildir ve ona ulaşmanın sert kuralları vardır. Bu kurallar genç ve bağımsız ruhlu bir kadının yok olmasına neden olur. Bu durumda “Keyif Evi” benzetmesi acı bir ironidir: Özgürlük Bildirgesi ile her bireye vaat edilen “yaşam, özgürlük ve mutluluğu kovalama hakkı” yalnızca bazılarının kaderidir, herkesin değil.

    KAYNAKÇA
    -Benert, Annette Larson. “The Geography of Gender in The House of Mirth”. Studies in the Novel; Spring 90, Vol. 22 Issue 1, 26-42.
    -Carlin, George. http://www.youtube.com/watch?v= acL W1vFO-2Q (Kayıt 3 Mart 2013).
    -DiCicco, Lorraine. “The Enfreakment of America’s Jeune Fille à Marier: Lily Bart to Carrie Bradshaw”. Journal of Modern Literature. Vol. 33, No. 3 (Spring 2010), pp. 78-98.
    -Wharton, Edith. The House of Mirth. New York: Penguin, 1986 (ilk basım 1905). Wolff, Cynthia Griffin. “Introduction”. The House of Mirth. New York: Penguin, 1986.

    #Amerikankültürü #göçmenlerkültürü #sınıfsıztoplum #bireyselliğinyüceltilmesi #çalışçabala #boşduranıTanrısevmez #Protestanişetiği #zenginbirerkeğinkarısıolmak #toplumsaleleştiri #eskipara #yenipara #bacaksızYahudi #Hüzünkahkahadaniyidir

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
“KEYİF EVİ”: AMERİKAN RÜYASINI KİMLER GÖRÜR?* Mak…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now