Leyla: Tersine Dünya Romanında Dilin Fonksiyonu

  • Leyla: Tersine Dünya Romanında Dilin Fonksiyonu

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:33

    Erkekliğin Yerleşmiş Kalıplarıyla Kedi Gibi Oynamak:
    Tersine Dünya Romanında Dilin Fonksiyonu*

    Makale Yazarı: Neslihan Yalman

    *Bu Makale Roman Kahramanları (Ekim / Aralık 2018) 36. sayıda yayımlanmıştır.

    Tersine Dünya, Orhan Kemal tarafından kadın-erkek rollerinin yer değiştirilmesiyle oluşturulmuş bir romandır. Kitap, ağırlıkla, kumar oynayan/oynatan (barbut vb.) Bitirim Leyla üstünden ilerlerken onun “ev erkeği” (!) eşi Süleyman’ın başına gelenleri de anlatmaktadır. Belirtilen eserde, bir tek ana karakter var gibi görünürken ele alınan “erkeklik” meselesi, kültürel ve sosyal hayata da nüfuz etmiş, bu sebeple, anlatılanlar Türkiye gerçeklerinin sosyolojik verilerine dönüşmüştür. Hemen hemen herkes birbirinin yerine geçebilmektedir, birbiriyle ikame edilebilmektedir, meydana gelen durumlar kadın-erkek açısından ikili bir çatallanmaya dönüşebilmektedir.

    Eser, okunurken “okur merkezli algıya” fazlasıyla kaymakta, bilinç dışında şekillenenleri alt-üst etmektedir. “Dil bilinçdışının koşuludur.” diyen Lacan düzeyinden bakıldığında, romanda dilin tersten bir bakış açısıyla ele alınması, okurda da iz bırakmaktadır. Ağırlıkla, erkeklere atfedilen lakaplar ve tanımlar dikkat çekmektedir. Nitekim, benim de Am’a’erkil adlı şiir kitabımda yaptığım üzere, erkek-egemen dili sarsabilmek için dişil dilin de onun içinden geçmesi gereklidir. Orhan Kemal bunu bir tepki biçiminde değil de (sonuçta, ne olursa olsun erkek bir yazardır), ironi biçiminde yapmıştır. İroniyle bilinç dışının sert unsurlarının yumuşatılması yoluna gidilerek eser toplumsal bir paydada birleşme adına, birçok insanın (özellikle kadının) yaşadığı durumlara göndermede bulunmaktadır. Cinsel devrimini gerçekleştirememiş, din-devlet-aile gibi çekirdek kavramlarla bağını sağlayamamış, içine kapalı, gelişim düzeyi düşük ve yavaş olan ülkelerde, yazık ki sanatta da ironi ve alegori iki temel teknik şeklinde görülmektedir. Bu sebeple, Tersine Dünya’da “erkeklik” olgusuna şiddetli bir eleştirel gönderme yer edinmemektedir.

    Kadın yazarlar veya kadın okuyucular açısından ele alındığında, konunun daha vahim boyutlarının bulunduğu gerçektir. Komşusunun, bakkalın, mahallenin, polisin, müdürün, diğer vatandaşların tacizleri (özellikle cinsel anlamda) romanda hissedilirken bunların derinliklerine inilmez. Ortamlarda, herkes herkese tacizde bulunabilirmiş, herkes bir hinlikle günü kurtarabilirmiş hissi yaratılmaktadır. Mevcut durum, Türkiye’de gerçekleşen evlilik, birliktelik, taciz, aldatma, ekonomik sıkıntılar, ilişkiler vd. meselelerinin değişmez ve yapısal olduğunu da bize göstermektedir. Kemal’in bahsedilen romanından ziyade, farklı türlerde de bu tarz göndermeler yapılmış, çoğunda ironi kullanımı ağır basmıştır. Örneğin, Vasıf Öngörenin Asiye Nasıl Kurtulur eserinde de, romanda yer alan tacizden kaçamama gibi bir vaka vardır. Fakat Kemal, eserinde kadın karakterden ziyade, erkek karaktere tacizi göstermekteyken onu da -Asiye gibi- kadın olarak tasavvur etmektedir. Bitirim Leyla’nın (ki burada Leyla’ya gönderme yapılması da önemlidir) “ev erkeği” eşi Süleyman, iş aramaya gittiğinde, yakın-uzak çevreden birçok (atmaca) “kadının” arasında sıkışıp kalır. Aslında, Asiye’nin durumundan farklı değildir Süleyman’ın başına gelenler. Lâkin cinsiyet rollerinin tersine çevrilmiş olması, onun yer aldığı anlatıya alt metin düzeyinde ilginçlik katar.

    “Patron bayan, patronluğunu falan unutmuş, bu yakışıklı, alabildiğine güçlü gözüken adamın karşısında manen ezilmiş, erimişti.

    Geçip masasına oturamadı:

    “Demek çalışmak istiyorsun canım?” dedi.

    Her yanı titremeye başlamıştı. Bundan önce hangi erkeğe sarkıntılık etmişse iyi sonuçlar almıştı. Buysa çok ciddiydi. Dolgun, kocaman bıyığı, geniş omuzları, kocaman elleri, bilhassa bilhassa ayaklarıyla öyle cana yakındı ki…

    Bitirim Leyla’nın kocası utanç içinde: “Mecburum efendim. Karım hapiste, çocuklarım evde aç…”

    Romanda erkek-egemen dilin baskısı fazlasıyla hissedilmiş, sık sık argo sözcükler kullanılmıştır. Bunun sebeplerinden biri, bu eril argoların yarattığı erkeklik/güç vurgusunun kadınlar aracılığıyla projekte edilmesidir. Bu vurgu ne denli baskınsa rollerin değiştiği noktada erkeklerin temsil ettikleri alanlar da o denli ironik hâle gelir. Örneğin, “voli vurmak”, “akoz etmek”, “afto”, “ulan” vb. sözcükler, kadınlar aracılığıyla ifade bulduklarında okura ilginç gelmektedirler. Bunun karşısında, “namahrem koca”, “elleri sabunlu ev erkekleri”, “eksik etek kocalar”, “bıyığı bitmemiş taze oğlanlar” vb. sözcükler, erkekler aracılığıyla ifade bulduklarında ironi dozu iyice artmaktadır. Mevcut durum, okuyucuyu dil üstüne düşünmeye zorlamaktadır.

    “Boş ver hayırsıza,” dedi. “Zehirden şifa, o……dan vefa!”

    Hasibe boynunu büktü:

    “Deme be abla, Alime o…… deme.”

    Tersine Dünya, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlar için sarf ettiği kalıpları tersine çevirerek onları aynı şekilde “erkek olmuş kadınlar için” (!) (romana göre) kullanmaktadır. Fakat, yapıtta “erkeklik” olgusu irdelendiği ve kültürün tamamını o şekillendirdiği için yine daha çok erkek dilinden giden anlatılar yer kaplamıştır. Bu da, Lacan perspektifinden bakıldığında, simgesel evrenin ne denli yerleşik bir virüse dönüştüğünü bize göstermektedir.

    “Bir kadın erkeğinin küçük tanrısıydı.” “Bıyığı olanın, dini imanı olmazdı.” “Babam kocam olsun, yaklaşanı delik deşik ederim!”

    “Kadın değil misiniz, sidiğinize basan uyuz olur!”

    “Hiçbir kadın, karşısına çıkacak bir erkeğin ırzına, namusuna kulak asmaz, faydalanmaya bakardı.”

    “Kansız erkekleri himaye insanlık borcudur.”

    Burada, yeniden Lacan perspektifinden baktığımızda, bireyin arzularının tekillikle yeterli olmayacağı, Baba-Yasa’nın toplumsal bir izdüşümle onu kültürel bir evrende sembolik hâle getireceği görülecektir. Dolayısıyla, Tersine Dünya’da devreye giren sokak yasası, Baba-Yasa’yı kadınlar üstünden göstermektedir. Sokak yasasıyla (de facto), hukuk yasası (de jure) birleştiği için bireyin varlığı da söz konusu değildir. O yüzden, romanda, sosyal yaşamda kalıplaşarak yer tutan karakollar, hapishaneler imgesel evrende yer alan yaratıcı düzeyi sembolik evrende hiçleştirerek bastırırlar. Üstelik, tektipleşme ve suçun onaylanması her yanda kabul görmektedir. Karakola düşenler mahalleye geri salınmaktadırlar. Suç devlet eliyle kronikleştirilmektedir.

    “Başgardiyan bayan bize mi gelecek baba?

    “Valla bilmem ki oğlum,” dedi.

    “Bir şeye ihtiyacın olursa çekinme dedi.”

    “Esmer gardiyan kadın o anda başgardiyan bayandan daha üst bir makamda olmayı ne kadar isterdi! Mesela savcı ya da başsavcı bayanın yerinde olmalıydı. Olsa, oluverse, adamı Adliye’deki odasına alıp götürür, ondan sonra da…”

    Yukarıda mevzu edilen ihtiyaç, ev erkeklerine, çaresiz kalan erkeklere (romana göre) asılmayı fırsat bilen devlet görevlilerinin prototiplerini temsil etmektedir. Böylesi göndermeler, şu anda da ülkemizde yara hâline gelen “erkeklik” algısıyla örtüşmektedir. Velhasıl, eser, Türkiye’deki toplumsal kökleri anlamak adına da sosyolojik bir metin gibi analiz edilebilir.

    Tersine Dünya, kadınların üstüne oturduğunda da “erkeklik” kalıbının çok değişmediğini, Simone de Beauvoir’nın imlediği üzere, kadının kendilik tanımı olmadığını, onun tanımının erkeğe referansla yapıldığını gösterir. Roman, bu anlamda, bir gerçeği değiştirmez, okuyucuyu trajik biçimde sarsmaz; sadece olan düzenin konturlarını belirginleştirerek mevcutluğun kemikleştiğini ve bunun dille, kültürle, ekonomiyle meşrulaştırılarak yayıldığını bizlere gösterir.

    Kitabın sonunda, kimse kendi eşiyle, sevdiğiyle birlikte olmaz. Herkes birbirini aldatmış, birbirinin arkasından iş çevirmiş, çok eşli ilişkilere girmiş ve kendi doğrusuna göre diğerini yargılar hâle gelmiştir. Bitirim Leyla’nın eşi Süleyman ve onun genç oğlu, yaşlı patronun evine yerleşirler. Leyla ise genelevde çalışan Apo adlı karakterle fingirdeşerek baş başa kalır. “Erkeklik” olgusunun yayıldığı yerde, artık dürüst ilişkilerin, aşkın, aile müessesinin, merhametin yeşeremeyeceği, bencilliğin de palazlandığı görülecektir. Değer yargıları sürekli yer değiştirmektedir. Günümüzde de gerek üst, gerek orta, gerek alt sınıflar anlamında, çoğunluğun aynı ağın içinde debelendiği bir gerçektir. ■

    ———–

    #Sayı36 #asiye #simondebeauvoir #voliVurmak #akozetmek #afto #erkeklikhalleri #kedi #erkeklik #amaerkil #neslihanYalman #orhanKemal #tersineDünya

    romankahramanlari replied 1 year, 6 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Erkekliğin Yerleşmiş Kalıplarıyla Kedi Gibi Oynam…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now