Leopold Bloom: Ulysses

  • Leopold Bloom: Ulysses

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:25

    Ulysses*

    Makale Yazarı: Nevzat Erkmen

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2012, 10. sayısında yayımlanmıştır. 

    İçine o kadar çok bilmece-bulmaca
    ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler
    yüzyıllarca ne demek istediğimi
    tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü
    garantilemesinin tek yolu da budur.
    -James Joyce-

    Ulyssözler
    yes I said yes I will Yes.[1]
    -James Joyce-

    evet dediydim evet isterim Evet.[2]
    -Nevzat Erkmen-

    “Ulysses”i çevirmek demek ve daha pek çok şey, benim için,
    ‘içimdeki çocuğun’ yaşama geçirilmesi temel olayının bir tezahürüdür.”
    -Nevzat Erkmen-

    Merhaba!
    “Ulysses bir yolculuk. Homeros’un Odysseia’sı da. Hepimizin yaşam serüvenini simgeleyen bir Tinsel-Tensel Yolculuk’tur bu!” Kanımca sonu gelmez bir süreçtir bu. Yaşamın kendisi gibi, şiir gibi, düşlerimiz gibi, evet evet, Finnegans Wake gibi. Yaşam, düşler, şiir! Öylesine iç içe! #Cumhuriyet’te (07 Ekim 1982), Carlos Castaneda’nın Meksikalı Kızılderili büyücüsü öğretmeninin, içsel söyleşilerimizi susturabildiğimiz, düşlerimizi farkındalıklı olarak denetleyebildiğimiz zaman neler olabileceğine ilişkin söyledikleri üzerinde Psychology Today’den şu alıntıyı vermiştim:

    O zaman, “Uyanıkkenki âlemle düşteki âlem yer değiştiriyor: Çuan Zu’nun dediği gibi yani: “Dün gece düşümde bir kelebek olmuşum. Düşünde kelebek olduğunu gören bir adam mıyım ben?… Yoksa, düşünde adam olduğunu gören bir kelebek miyim?”

    Geştalt Yaklaşımı’nın kurucu-babası Fritz Perls, şiire ilişkin şöyle der:

    “Etkileyici bir sözlü sanat biçimi olan şiir, gereksinmelere, duygulara, anılara ilişkin sessiz farkındalığın sürdürülmesi yeteneğinden kaynaklanır; öyle ki, sözcüklerin tam taşmaya başladığı bir anda seslendirilen sözler, banal ve basmakalıp olma yerine, yoğrularak, derinlemesine duyumsanan figürle uyumlu bir biçime getirilir. Bu tür sözler, kökeni sözlü olmayan bir olguyu dile getirirler.”[3]

    Onun için, havadadır, içimizdedir şiir. Sözcüklerin ötesini yaşayan ve onu ifade etmek isteyen Zen ustalarının ağzından haikular dökülür—plansız, beklenmesiz. Arada bir bana da olur öyle bir şey de, farkında olmaksızın, bir defasında,

    Zen Yap-mama
    Ben yitip de sende,
    Dönüşünce sene;
    Ve olunca sen, ben,
    O zaman yok ki var;
    Var salt Yok-luk.[4]

    deyivermiştim bir öykümde. Ve Ulysses’i yazmak için de, çevirmek için de, ve evet evet, okumak için de ilk koşul, “yalnız bir kuş” olmaktır:

    Yalnız bir kuş olmanın beş şartı var:
    Birincisi, en yüksek noktaya uçmasıdır;
    İkincisi, arkadaşsızlıktan yana gam
    çekmemesidir,
    kendi türünden olanlar dahil;
    üçüncüsü, gagasıyla göklere nişan almasıdır;
    dördüncüsü, belli bir rengi olmamasıdır;
    beşincisi, gayet yumuşak dem çekmesi.

    San Juan de la Cruz, Dichos de Luzy Amor
    Türkçesi: Nevzat Erkmen[5]

    Ve en başta, “yalnız bir kuş gibi” de olsa, okunacak bir kitap gerekiyor. Ve, işte, iyi ki YKY var! Ulysses’in Türkiye’ye gelmesini onlar (en başta Enis Batur) sağladı. Elbet bu evirme, bu yenileme sürecini sürdüreceklerdir. Bakın bir yaptıklarına. 1998 #Bloomgünü’nde Dublin’deki James Joyce Centre’de bütün dünyaca izlenen Ulysses çevirmenlerinin kendi dillerinden parçalar okudukları –benim Türkçesinden okuduğum– törene katılmamı, #Dublin’i ilk kez görmemi gene YKY sağladı.

    Bunca zahmetler… Ve ben ödülümü aldım. Ve iyi ki çevirmişim Ulysses’i, yoksa şu güzel insanlarla nasıl tanışacak, onlardan şu güzel sözleri nasıl işitecektim ki?

    Evet…
    Vivet Kanetti 4 Ocak 1997’de Yeni Yüzyıl’daki köşesinde Türkçe başlığı altında şunları dediydi:

    “… Ulysses’in yayınlanışı sırasında yetişen, yetişmekte olan Türk edebiyatçıları için ne cesaret aşısı bu böyle. Kaç cumhuriyet neslinin üzerine çökmüş o eziklik duygusunu taşımak, ne şans ve tabii ne yeni sorumluluk. Madem ki bu çağda her yabancı dil için bir çıta olmuş Ulysses’in baştan aşağı aktarılabildiği bir modern edebiyat dilinde, artık her arayış, her açılım, her ufuk mümkün…”

    Ve Orhan Pamuk Times Literary Supplement’ta (29 November 1996) ve bu edebiyat gazetesinin İtalya, İspanya, Almanya, Belçika ve Fransa’daki benzerlerinde de yayımlanan şu satırları yazdıydı:

    Türkçesi:
    “Nihayet Ulysses Türkçede! Son üç haftadır, bu şaşırtıcı çeviriyi okuyor, okuyorum –zaman zaman özgün metne dönüp, ama bu harikulade çevirinin doğruluğunu yoklamak amacıyla değil de, Joyce’un Türkçeye çevirmeni Nevzat Erkmen’in yaratıcılığını alkışlamak için. Büyük kitapların önünde sonunda kendi büyük çevirmenlerine kavuşmaları ender bir olay sayılmaz, ancak Erkmen’le Joyce mükemmel ruh-kardeşleridir de. İlk karısı Irlandalı olan Erkmen, yıllardır Türkiye’nin önemli bir gazetesi için (Cumhuriyet) çetin bulmacalar üretti. Türk medyasına övünçle açıkladığı gibi, Dünya Zekâ Oyunları Şampiyonalarında Türk Beyin Takımlarının kaptanlığını yaptı. Joyce’un sözcük oyunlarını yeniden yaratışı, Osmanlıca dâhil Türkçenin değişik ağızlarını kullanışı, Erkmen’in çevirisini, sürekli tebessüm ederek okuyacağınız –bir mutluluğa çeviriyor.”

    ***
    Ve yaşam sürüyor, istekler bitmiyor: Şimdi de Bloomsday 100. Yıldönümü törenlerinde konuşmam için, 16 Haziran 2004’te Dublin’e davet edildim.

    PEN Yazarlar Derneği
    10 Mayıs 2008 Cumartesi
    Nevzat Erkmen’in Konuşması

    Başlarken
    Artık bildiğimi sandığım şeylerin sayısı giderek azalıyor. Şu anda bildiğimi sandığım birkaç şey: • Beat Kuşağındanım • “Yalnızca yürek taşıyan yollarda yürürüm ben, yürek taşıyan herhangi bi yolda. O yolda ilerlerim; ve inanırım ki uğruna baş komaya değer tek uğraş bi yolu bütünüyle aşmaktır. Ve, soluğum tutulmuş, bakarak, bakarak ilerlerim o yolda. –Don Juan Matus • Düşünce, duygu, ve davranışlarda özgür ifade –Geştalt Yaklaşımı • Önyargıların silinmesi & içsel sessizlik ile eylemlerin dengelenmesi –Zen Öğretisi • Yalnızca zevk aldığım, ilgi duyduğum etkinliklerde yer almak –Benim Keşfim (bir bakıma tamamıyla rastlantısal, ya da evrensel enerjinin bir tezahürü –ki nedeni umurumda bile değil ve bildiğim bir şey de değil) • Ulysses’i 1960’ta New York’ta ilk karım Eileen Riley vermişti. Sonra ayrıldık. İroni: Çevirdiğimi bilmiyor. O nerdedir? Bilmiyorum.

    YKY’ce yayımlanan Ulysses çevirimin önsözü

    ÇEVİRENİN SÖZÜ
    “… olay, İngilizce yazılmış bir yapıtı
    Türkçe’ye çevirmek değil,
    Ulyssesce’yi Türkçe’ye çevirmektir.”
    -Ayşenur Güvenir[6]-

    Ulysses bir yolculuk. #Homeros’un #Odysseia’sı da. Hepimizin yaşam serüvenini simgeleyen bir Tinsel-Tensel Yolculuk’tur bu.

    Ulysses’i çevirmek de bir yolculuktur –hiç bitmeyecek. O tanımsız labirentte acımasız devlerle kapıştım, fettan denizkızlarıyla oynaştım, Dublin insanlarıyla ne oyunlar oynadım[7], sokaklarıyla yoldaş oldum, Joyce’un ulusesini dinledim de dinledim, bir Mr. Bloom olup çıktım.

    Ulysses’in Türkçeye gelmesine önayak olan Enis Batur’a ve YKY’ye teşekkürler. Boğaziçi Üniversitesi III. Yazın Çeviri Semineri’ne, beni bu konuda konuşmacı olarak çağıran Doç. Dr. Suat Karantay’a, araştırmalarımda yardımcı olan Dublin Writers Museum yönetmeni Mr. Robert Nicholson’a, araştırma yapabilmem için beni İsviçre’ye davet eden ve elindeki tek İtalyanca çeviriyi bana gönderen Zürich James Joyce Foundation başkanı Mr. Fritz Senn’e ve bana değerli bilgiler sağlayan Boston James Joyce Research Center yönetmeni Mr. John Kidd’e yürekten teşekkürler.

    Bugün, 91. Bloomgünü’nde (Bloomsday) bir önerim var: Şu son günlerde Ulysses’in Türkçe çevirisinin doğumu sancıları yüzünden, PEN Yazarlar Derneği Olağan Genel Kurulu’na katılamadığım için seslendiremediğim bu önerimi şimdi ve burada cümle âleme duyururum:

    Sayısız eski metinlerde İzmirli Homeros diye anılan büyük Anadolu ozanının anıtsal Akdeniz-Ege yolculuk serüveninin güncesi sayılan Odysseia’nın izleğini, Ulysses’te çağdaş (1904) Dublin’e uyarlayan, daha doğrusu kendi yarattığı o yepyeni tensel-tinsel yolculukta yapısal bir geştalt olarak kullanan Joyce’un bu yapıtındaki başkahramanı, Mr. Bloom’dan, Stephen’dan, Molly’den önce Dublin kentinin ta kendisidir. Odysseia ile Ulysses nasıl kardeş başyapıtlarsa, Homeros ile Joyce nasıl kardeş başustalarsa, onların kentleri İzmir’le Dublin de Kültürel Kardeş Kentler olsun! Budur benim önerim. Bir de dileğim var: Joyce’un Dublin’i anlattığınca, çağdaş İzmir’i anlatacak çıksın bir yazar daha!
    Leopold Bloom,
    Pardon,
    -Nevzat Erkmen-

    Bu noktada, Fritz Senn’in, James Joyce Quarterly’de (Vol. 4, No. 3, Spring 1967) yayımlanan Joyce in Translation’ından (Çevirilerde Joyce) şu alıntıyı vermek istiyorum:
    “Böylesine heyecan verici bir yolculuğa soyunmuş olan bir çevirmenin kendisi gerçek bir ‘Odysseia’ya çıkmıştır. Başarısı ne olursa olsun, bizim yüreklendirmemizi ve hayranlığımızı hak etmiştir o. Bu çevirmenin, Odysseus’un hünerlerine, savaşımcılığına olduğu kadar, onun dayancına da, ve şayet mümkünse, sevecen bir tanrıçanın bilgeliğine gereksinmesi vardır; sevecen bir tanrıçanın bilgeliği… ne var ki, biz eleştirmenlerin kimilerimizden beklenebilenin epey üzerindedir bu (zira bizler her zaman fazlaca yardımcı olmadığımız gibi genellikle pek sevecen de değilizdir). Tanrılardan kimileri ona karşı birleşecekler, art arda kurban adamalar onları pek yatıştırmayacaktır. Sonu gelmez fırtınalar bir bir atlatılacak, tehlikeli kayalıklardan kıl payı, ve girdaplardan can havliyle kırılan dümenlerle son anda kurtulunacak—yad el adalarında baştan çıkarıcılar pusuda beklerken, korkunç devlerin alt edilmesi gerekirken, yabancı dilbilimsel kıyılara ulaşma zorunluluğu yerine getirilmeliyken, garazkâr rüzgârlar hiç kimseye bir dirhem kayra üflemez. Neticede, kayıplar devasa olacak, hiç olmazsa tayfalarının ve hamulesinin bir kısmını sağ salim kendi öz İthaka’sının sahillerine ulaştıran yolcu kendisini şanslı addedecektir.”

    “O tanımsız labirentte…
    fettan denizkızlarıyla oynaştım…”

    Ulysses’i, yaşamımdaki seirenler için mi çevirmişimdir? Dedim ya, bilmiyorum. Ola ki Finnegans Wake Güncesi’ni bitirirken anlarım.

    “O tanımsız labirentte acımasız
    devlerle kapıştım…”

    Ah bir bilseniz Kykloplarla savaşlarımı! O nedenle demişimdir ya, “Erkmen’in Politik-Sosyetik-Akademik çevrelerde olmaz işi,” diye. Ola ki Finnegans Wake Güncesi’nde anlatırım onları—tıpkı Joyce’un Ulysses’te (348.476-7) “Joe Gann’ı asmıştım” derken, suçluluk tarihine değil, Zürih’te Joyce’u öfkelendiren bir Britanya konsolosluğu görevlisine yaptığı gönderme gibi (bkz.: Ellmann, s. 427, 440, 441).

    Prof. Dr. Oya Batum Menteşe’nin[8], ODTÜ 2006 Yazarlar Konferansı “James Joyce ve Yapıtları”

    Çevrilemezle “Buluşma”: Nevzat Erkmen’in Ulysses (Joyce) Çevirisi adlı Çalışma’sının Özet ve Sonuç bölümlerinden alıntılar:

    …Venuti, Robinson, Lewis ve başkalarına[9] ve onların kriterlerine[10] göre, Erkmen’in çevirisi… en güçlü çeviri türündedir, çünkü Erkmen prototip hedef dil kullanımını seçmemiş, her iki kültürün sınırlarında yaşayarak Salman Rushdie’nin dediği gibi “güçlendirici bir melezleştirme durumu”nu yaratmıştır –üstelik, Erkmen’in çevirisinde alışkanlık karşıtı “yabansıma” vardır ki bu da, Joyce’un kendi metnindeki bir nitelik olan, baskın-olmama demektir.

    Finnegans Wake

    “Yaşamın Son Dansı”[11]

    Yaşamımın bu aşamasında bir düşüm var: Karaburun’da, denize, zeytin ağaçlarına, radikalara kolayca ulaşabileceğimiz bir ortamda yaşama-çalışma atmosferi oluşturmak (bu bir çiftlik evi ya da başlangıçta bir kulübe olabilir), ve kimilerimiz –örneğin ben– orada yaşayabilir: Ölene dek, Canım! –kimilerimiz de oraya belli dönemlerde konuk olarak gelebilirler (kuşkusuz hepimizin belirleyeceği kuralları izleyerek), ilgilenen kimi başkalarımız ise anlaşarak konuk-çalışanlar olarak bize katılabilirler.

    Bizden sonra da varlığını südürecek bi yer olacak burası (oraya ne diyeceğimizi henüz bilemiyorum: Enstitü? Topluluk? Lütfen önerin…); orada şu etkinlikleri yapacağız:

    Düşümü, bu düşü benimle paylaşan sizlerle gereçekleştirmek istiyorum. Orada başka neler yapabiliriz? Bilmiyorum. Şayet bambaşka bir düşünüz varsa, o takdirde onu gerçekleştirmeye başlayın! Size başarılar dilerim! Ya da, kimi ortak yanlar keşfedebiliriz. Benim için bu bir tür Yaşam-Oyunu-anladınız mı?

    Derim ki, konuşmamın geri kalanını birlikte sürdürelim; aşağıdaki tablodan esinlenerek yapalım mı bunu:
    [Bkz: Figür-1 (Foto)]
    —————
    * Ulysses’in çevirmeni Sayın Nevzat Erkmen’in sunmakta olduğumuz yazısı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Ulysses Sözlüğü’nde büyük oranda yer almıştır. Yazıyı yayınlamamız için izin veren Yapı Kredi Yayınları’na teşekkür ediyoruz. (Ulysses Sözlüğü-İnceleme, Nevzat Erkmen, Yapı Kredi Yayınları, Birinci basım, 2006.)

    [1] Ulysses’in son yedi sözcüğü.

    [2] Ulysses’in Türkçe çevirisinin son beş sözcüğü.

    [3] Gestalt Therapy (Geştalt Terapisi İÇİMİZDEKİ ÇOCUK: İnsan Kişiliğinde Heyecan ve Büyüme (Birinci “Alıştırmalar” Kitabı: Özün Harekete Geçirilmesi), Perls, Hefferline, Goodman(Çeviri: Nevzat Erkmen), s. 192, (Söz Yayın, Çağdaş öğretiler (New Age • EQ) Anadizisi, İstanbul, 1996)

    [4] Apartman Aşkları • Öyküler, Nevzat Erkmen, s. 118, (Söz Yayın, Yazın Anadizisi, İstanbul, 2002)

    [5] Tales of Power (Erk Öyküleri), Carlos Castaneda (Çeviri: Nevzat Erkmen), s. 11, (Söz Yayın, Çağdaş öğretiler (New Age • EQ) Anadizisi, İstanbul, 2000)

    [6] Bilgeliğini esirgemeyen sevecen bir tanrıça

    [7] Dünya Zekâ Oyunları şampiyonaları bağlamında Türk Beyin Takımı’nın kaptanı olduğumu bilenler, nasıl olup da böyle bir yazın işine girişmiş olduğumu sorduklarında şu anekdotu dinlerler: Vittorio Gassman, Catherine Deneuve ile oynadıkları Anima Nera filminde, Ulysses’i kitaplığın edebiyat rafına yerleştiren başkadın oyuncuya alaylı bir şekilde güler. Niçin güldüğünü ve kitabı hangi rafa koyması gerektiğini soran oyun arkadaşına Gassman’ın yanıtı şöyledir: “Bulmaca ve Sözcük Oyunları rafına koymalısın!”

    [8] En son bulduğum, benden bilgeliğini esirgemeyen sevecen tanrıça

    [9] (Lawrence Venuti, Douglas Robinson, ve Philip E. Lewis’ten başka) Susan Bassnett, Lefevere, Homi Babha, Salman Rushdi, and George Steiners

    [10] Anahtar Sözcüker: Bu terimlerin Türkçe karşılıklarını Sayın Profesör Dr. Oya Batum Menteşe’ye sordum; kendisi bana, “Lütfen kendinizi sözcükleri istediğiniz gibi çevirme konusunda özgür hissediniz, sizin gibi titiz bir insanın çevirisinin de kusursuz olacağına inanıyorum” demiştir. Kendisine teşekkür ederim. Ben böyle bir çalışmaya başlıyorum. Ne var ki, bu yazımda sunacaklarım nihai olamazlar. Lütfen önerilerinizi benimle paylaşın. Onlar da sürekli çalışmalarımız sonucu evrilegidecekler. – Untranslatability – Çevrilemezlik – Fluency – Akıcılık – Assimilativeness – Özümseyicilik – Counter-hegemonic – Baskın-olmayan, – Abusiveness – Bozuculuk (Yeğnisemek, Kınamsamak) – Foreignism – Yabansıma – Hybridity – Melezleştirme – Negotiation – Uzlaştırım

    [11] Nev’in Türkçeye çevirdiği, Carlos Castaneda’nın 12 kitabından esinlenmiştir. Son dansın, yaşla herhangi bir ilgisi yoktur. Herkesin yaptığı herhangi bir şey o kişinin son dansı olabilir.

     

    #sayı10 #ulyssessözlüğü #çuanzu #ithaka #orhanpamuk #geştalt #enisbatur #vivetkanetti #bloom #ulysses #joyce #jamesjoyce #nevzaterkmen #ingilizedebiyatı

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Ulysses* Makale Yazarı: Nevzat Erkmen *Bu makale …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now