Leni Gruyten Pfeiffer: FOTOĞRAFTA KADIN DA VAR

  • Leni Gruyten Pfeiffer: FOTOĞRAFTA KADIN DA VAR

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:57

    FOTOĞRAFTA KADIN DA VAR*

    Makale Yazarı: Gültekin Emre

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ocak/Mart 2018) 33. sayıda yayımlanmıştır.

    1972’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Fotoğrafta Kadın da Var’ı (Gruppenbild mit Dame) yıllar önce, 1973’te, e yayınlarından Sezer Duru-Tezer Özlü çevirisinden okumuştum. Yazın Ayvalık’ta yeniden okudum. Kitabı okurken bir yandan 1980’den beri yaşadığım #Berlin’i, öte yandan #İkinciDünyaSavaşı’nın Alman toplumunda açtığı yaraları ve bütün dünyada yarattığı yıkıntıları, çöküntüyü düşündüm. Berlin’de hâlâ bu büyük savaşın kalıntıları duruyor utanç belgesi olarak.

    (Fotoğrafta Kadın da Var’ı okurken, bir yandan da #Brecht’in şiirlerini okudum. Özellikle resimli Savaş Elkitabı’nı. Yüreğim acıyla bir kez daha burkuldu.)

    #HeinrichBöll’ün geniş biyografisindeki şu kısa, çarpıcı cümle hiç aklımdan çıkmadı: “çağımızın acılı tanıklarından”. Savaşı birebir yaşamış, savaş sonrasının toplumsal belleğine ve toparlanmasına, kendine gelmesine tanık olmuş, toplumun, bireylerin yaralarını yapıtlarının dilinden hiç düşürmemiş bir yazar: Böll. Onun için de, haklı olarak Alman savaş kuşağının en ünlü yazarlarından biri olmuştur yazdıklarıyla.

    Çok çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak 1917’de #Köln’de doğan Böll’ün romanlarının konusu çoğunluk doğup büyüdüğü yerlerde geçer. Yazdıklarıyla yerelliğin kör düğümüne takılıp kalmaz, evrenselleşmeyi başarır diliyle, yapıtlarında ele aldığı konularla. Öğrenciliğinde kitapçı dükkânında çalışmış, üniversitede #Germanistik bölümüne başlamış ama “Piyade eri olarak İkinci Dünya Savaşı’na” katılınca üniversiteden ayrılmak zorunda kalmıştır. Yaşamı boyunca askeri üniformayı, askerlik hayatını, savaşı hiç benimsememiş, tersine bunlara hep karşı olmuştur. Savaşta birkaç kez yaralanır. Raporlar alarak, hastalık hilelerine başvurarak cepheye dönmemeyi başarır.

    Yapıtlarında savaş ortamının, #cephedeki askerlerin ve #cephegerisinde kalanların -kadınların, yaşlıların ve çocukların- iç dünyalarını büyük bir başarıyla yansıtmıştır. Savaşın insanlar üzerindeki etkisine odaklanmıştır yazdıklarıyla. #Nazikarşıtıdır ama sosyalist ya da komünist değildir. İnançlı bir Katoliktir. Eleştiriye açıktır. Yazdıklarında ironinin yanı sıra eleştiri de büyük yer tutar. Ülkesinin tarihi “vicdanı”na seslenmiştir hep. Yapıtlarında; savaş kuşağının parçalanmasını, acılarla yoğrulmuş yaşamını, sokağın, kentlerin, köylerin perişan hallerini ve “huzursuzluğunu, yoksulluğunu” dile getirmiştir sürekli. Savaş sonrası halkın en büyük sorunu; evsiz barksız kalma, beslenmedir, yani “yurtsuz” kalmış insanların dünyası da onun yapıtlarında yer bulur. Savaşın hemen ardından gözlemlerini, yaşananları yazmaya koyulur.

    Çağdaş Alman yazınının gözdesi Heinrich Böll (1917-1985), Fotoğrafta Kadın da Var romanını yayımladığı yıl 1972 Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı, demiştim. Bu roman, İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın öldüğü, yaralandığı, yanmış yıkılmış Almanya gerçeğini, özellikle savaş yıllarında faşizmin ezdiği toplumun çöküşünü büyük bir ustalıkla dile getiriyor. 1938’den başlayarak, Türk işçilerinin Almanya’ya gidişlerinin tarihi olan 60’lı yılların başlarına kadar yaşanan olaylar, farklı kişilerce ortaya konuyor. Bu çöküşe karşı koyan bir kadın var romanda: Leni. Romanın kadın kahramanı. #Leni ile tutsak düşmüş Rus asker #Boris arasındaki yaşananlar müthiş bir trajik aşk hikâyesidir. Aslında yazarın gözler önüne serdiği, savaşın yıkıcılığıdır. Ustalıklı kurgusuna karşın elden bırakılmadan, merakla okunan bir romandır Fotoğrafta Kadın da Var. Soluk kesecek bir ustalıkla anlatılır bu aşk ve Leni’nin değişik açılardan anlatılan yaşamı. Alman ruhunu, faşizmi, halkın yaşamını, cephe gerisindekilerin dünyasını, cinselliği, aşkı, yoksulluğu, korkuyu, baskıyı, çalışma yaşamını, insan ilişkilerini, arkadaşlığı, dostluğu, dini, aile içi ilişkileri… her yönüyle tanıma fırsatı da veriyor bu benzersiz roman.

    İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra, ailesinin yazgısı değişir, hayat Leni’nin hayatı da alt üst olur. Akıllı, güzel ve dikkat çekici genç bir kadın olan Leni, bu büyük savaşın ilk yıllarında sevgilisini, eşini ve bir kardeşini kaybeder. Sonra aynı iş yerinde çalıştığı bir Rus savaş esiriyle birbirlerine umutsuzca âşık olurlar. Bu, yasak bir aşktır. Çünkü, Naziler bu aşkı öğrenirlerse Leni’nin hayatı tehlikeye girecektir. Elbette aralarındaki bu ilişkiyi bir bilen olsaydı (özellikle ispiyoncu çalışma arkadaşları ve uyanık bir Nazi) her ikisinin de başlarına gelmeyen kalmayacaktı. Aşklarını gizlerler. Bu yüzden normal bir yaşama geçene kadar, büyük bir gizlilik içinde yaşarlar.

    Henirich Böll, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman toplumunun savaş boyunca ruhsal çalkantılarını roman kahramanları üzerinden, büyük bir ustalıkla gözler önüne seriyor. Toplumun yaralarından arta kalan izleri gözlemleyerek romanının figürlerine yansıtıyor. Romanda 1940 -1945 arasındaki döneme ağırlık verilmiş. Elbette, yer yer daha önceki dönemlere, hatta Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar, uzanılmış.

    Romanın kadın kahramanı Leni’nin yaşadığı hayat, onu tanıyan arkadaşı, iş arkadaşları ve aile üyeleri ile görüşmelerle çorap söküğü gibi giderek belirginleştiriliyor çeşitli açılardan. Ve şu cümlelerle tanımaya başlıyoruz Leni’yi: “Olayın birinci bölümündeki dişi kahraman kırk sekiz yaşında bir kadındır, Almandır, 1,71 boyunda (ev giysileri içinde) 68,8 kg ağırlığında, yani ideal ağırlığın 300-400 gram altındadır. Gözlerinin rengi koyu kahverengi ve siyah arasında değişmektedir, hafif kırlaşmış, dümdüz dökülen ve başını bir miğfer gibi saran gür sarı saçları vardır. Kadının adı Leni Pfeiffer’dir, baba soyadı ise Gruyten’di; kendisi (ekmek kavgası) denilen o garip savaşın içinde otuz yedi yıl geçirmişti: Beş yıl süreyle yardımcı olarak babasının bürosunda, yirmi yedi yıl da çiçekçilik –bahçecilik işlerinde çalışmıştı; tabii burada bazı araları da gözetmek gerekir.” Bu çalıştığı işler için bir eğitim görmemiştir, Leni.

    İlk cümlelerinden başlayarak Leni’yi yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz. Böll, yaşadığı toplumun yaklaşık elli yıllık bir dönemini eleştirel ve mizahi bir dille ortaya koyuyor. 1920’li yılların başından 1970’e kadar uzanan bir dönem romanın arka avlusunu oluşturuyor. Bu avluda Birinci Dünya Savaşı’ndan her anlamda yenik çıkmış 1920’lerin Almanya’sı büyük yer tutuyor. Oradan aralarında Türk işçilerinin de bulunduğu yabancı işçilere ekmek kapısı olan Almanya’ya uzun bir yolculuğa çıkıyor okur. Elbette daha çok da İkinci Dünya Savaşı yılları ön plana çıkıyor.

    Böll, Fotoğrafta Kadın da Var’da çok ilginç bir teknik kullanmış. Kitabın hemen başında 48 yaşında olduğunu öğrendiğimiz Leni’yle tanışıyoruz ya da tanıyoruz. Leni’yi bir biçimde tanımış ya da halen tanımakta olan kişilerin tanıklığı aracılığıyla öğreniyoruz bu karakterin dünyasını, yaşamını, ruh hallerini. Bu tanıkların görüş ve bakış açılarıyla kadın kahramanın dünyasına, yaşamına sokuluruz okur olarak. Bir #söyleşilerkitabı gibidir roman; Leni’yi her yönüyle tanıma, tanıtma çabası içindedir anlatıcı ya da araştırmacı yazar. Yazar, tüm tanıkları çoğu defa birden fazla ziyaret ediyor roman boyunca. Çoğu Leni’den yaşlı olan bu kişilerden Leni’nin dünü ve bugünü hakkında her türlü bilgi topluyor. Tıpkı bir bina inşa eder gibi – kimi zaman da bir yapboz yapar gibi – yavaş yavaş ve büyük bir titizlikle kurguluyor romanını. Bu sırada, fonda büyük günahlar işlenirken, bir toplumun kötülükle imtihanına tanık oluyoruz arka planda. Kendi çıkarlarını zerre kadar umursamayan, hatta çoğu zaman onların farkında bile olmayan, neredeyse meleksi Leni karakteri koca bir toplumun günahlarını affettirmeye yetmese de insana olan umudumuzu canlı tutmaya yetiyor.

    Leni, büyük bir servet sahibi olacakken, yüksek enflasyon nedeniyle (savaşın yarattığı enflasyon) elinde avucundakileri yok pahasına elinden çıkardığı için ve işinden de kendi isteğiyle ayrıldığından ekonomik olarak güç durumdadır. Ama 1941’de Alman ordusunun bir astsubayıyla üç günlük bir evlilik sonucu dul kaldığı için, #şehitmaaşı almaya hak kazanmıştır. Leni pek konuşkan bir tip değildir ve sır saklamasını da iyi bilir. Pişmanlığın ne olduğunu da bilmeyen bir kadındır. “İlk kocasının ölümüne yas tutmayışına bile pişman” olmamıştır. Biraz tuhaftır yani ama bunlar onu önemsiz bir figüre dönüştürmez, tersine daha kararlı, daha sağlam bir yapıya taşır. Alışkanlıklarına sımsıkı sarılarak yaşayan bir karakter olarak ayakta kalmayı başarır.

    Romanın etkili kahramanı Leni, “#anatomi tablolarına, müziğe, piyanoya”, “insan organlarını gösteren afişler”e, “bağırsaklar dahil, insan organı resimlerini ilgiyle seyretme”ye ve “#tazeekmekler”e, dansa, “#Schubert’in iki #piyano eserini çalma”ya ve evde “bornoz”la dolaşmaya düşkün biridir. Irk ayrımı onun için bir şey ifade etmez. Rus asıllı Boris’ten bir çocuğu olmuştur. Oturduğu evin bir odasını üç Türk işçisine (Kaya Tunç’a, Ali Kılıç’a ve Mehmet Şahin’e) kiraya vermiştir. Mehmet Şahin’le de yaşamaya başlamıştır.

    Leni, inanılmaz biçimde yufka yüreklidir de. “Önünde diz çöküp, anlamadığı bir dilde kendisinin olmasını isteyen bir Türk işçisinin dileğini yerine getirmiş”tir “önünde diz çökmesine dayanamadığından.” Kendisi ise “hiçbir zaman #dizçökmez. Bu onun en başta gelen özelliklerindendir.”

    Leni’nin alışkanlıklarına gelince, işte birkaç ayrıntı: “Yemek yemeyi sever, ama ölçülü yer; en sevdiği öğün sabah kahvaltısıdır, iki küçük sandviç ekmeği, bir taze rafadan yumurta, biraz tereyağ, iki kaşık marmelat (kesin söylemek gerekirse: Erik ya da benzeri), sıcak sütle karıştırdığı koyu, biraz şekerli kahve; öğle yemeği denen yemek pek ilgisini çekmez. Bir çorba, bir tatlı yeter ona; akşamları da soğuk şeyler yer; iki, üç dilim ekmek, biraz salata mümkünse biraz et ve salam.”

    Bir başka alışkanlığı. Leni “on yedi yaşından beri sigara içmektedir, ortalama günde sekiz sigara, hiçbir zaman daha fazla değil, çoğunluk daha az.”

    Leni, “ara sıra bir kadeh şarap içmeyi seven, hiçbir zaman da yarım şişeden fazla içmeyen insanlardandır, havaya göre de alkolü daha fazla bir içki, keyfe, kesesine göre bir kadeh vişne likörü içenlerdendir.”

    Şunları da eklemek gerekir: “1939’dan beri ehliyeti vardır”, “1943’ten beri arabası yoktur.” Araba kullanmayı seven Leni, bombalardan oldukça korunmuş doğduğu evde yaşamaktadır. Leni, “her şeyi, ama her şeyi hemen erotizme dönüştüren çok duyarlı bir” kadındır. Çevresinde “bir kısmı ona gelişigüzel, bir kısmı ise gerçek bağlarla bağlı” dostları vardır. “en eski arkadaşlarından #MargretSchlömer, genç kızlık adı Zeist, Lotte Hoyser” “genç kızlık adı Brengten”. Margret Leni ile aynı yaşta ve onun gibi duldur.

    Leni hakkında bilgilerine başvurulan kişiler arasında “#müzikeleştirmeni Dr. Herweg Schirtenstein” da vardır “seksen beş yaşındaki bir zat” Leni’nin iç dünyası üzerine “ az, dış yaşantısı için de hemen her şeyi bilmekte”dir.

    Bilgisine başvurulan kişiler arasında, “Leni’nin hayatına girmiş olan #SlavDilleriuzmanı Dr. Scholsdorff” da vardır. Başka bir Slav Dilleri uzmani Dr. Henges, Leni’nin yaşamında küçük bir rol oynamasına karşın, yine de bilgisine başvurulur.

    Yazar, bir yerde Leni için “Bilgilerine başvurulacak kişileri” ayrıntılılarıyla tek tek saymanın gereksiz olduğuna değinir. “Yeri geldiği zaman, kendileri anılacak ve durumları anlatılacak” diye bilgilendirir okuru. Leni için önemli bir #Katolikrahip hakkında ise bilgi vermez. Ama, “silik bir insan olarak kalan” konu kendisine geldi mi “kaçamak davranan biri de Leni’nin kayınbiraderi”dir. Ondan Leni’ye ilişkin dişe dokunur bir şey koparamaz yazar. Gerektiğinde “önem sırasına göre, ayrıntılarıyla tanıtılacak kişilerden birkaçı: Yüksek mevkileri olan üç erkek” “biri eyalet politikacısı, diğeri büyük sanayi boyutundan, üçüncüsü yüksek bir askeri donatım amiri, ayrıca iki harp malûlü işçi kadın, iki ya da üç Sovyet Rusyalı, birçok çiçek dükkânının sahibi olan bir kadın, yaşlı bir bahçıvan, bir zamanların bahçe sahibi…ve başka birkaç kişi.”

    Leni, okumaya da düşkün bir kadındır. Yüksek Ülke adlı derginin 1916-1940 sayılarını, William Butler #Yeats’ın, #Brecht’in, #Hölderlin’in, #Trakl’ın şiirleri, #Kafka (Yahudi olduğu için kitapları yasaklanır, yakılır) ve Kleist’in iki kitabı, Tolstoy’un Diriliş ve Anna Karanina’sı okuna okuna “harap” olmuştur. Ayrıca #Pearse, #Connely, #Larkin ve Chesterton okuduğu şairlerdir.

    Her zaman 48 yaşında olmayan Leni’nin geçmişine de gidilir romanda. “Gençlik fotoğraflarında Leni; genç, neşeli bir kız, hatta –on üç-, -on dört-, -on beş-, yaşlarında giydiği bir Nazi Kız Örgütünün üniforması içinde bile hoş bir kız olduğu belli”dir. On altı yaşında babasının bürosunda çalışmaya başlar.

    Leni, babasının baskısına dayanamayarak “bir nazi kız örgütü”ne katılır istemeden. Bu örgütün tertiplediği gecelere “çok isteksiz katıldığını söylemek zorundayız, ayrıca yanlış anlaşılmaya yol açmadan, burada, Leni’nin hiçbir şekilde naziliğin politik boyutlarına en küçük noktada eğilmediğini de belirtmek gerekir.” Öyle ki “#Kahverengi üniformaları kesinlikle” beğenmez. “hele SA’dan nefret” etmektedir.

    Romanın anlatımında sözcük kısaltmaları da büyük yer tutuyor. Örneğin yazar “Yz” olarak veriliyor. “g” #gözyaşı, “r” #ruhsal, #yücelik, “m” #mutluluk, “a” #ağıt, “k” #kahkaha, #gülme ve “ı” #ıstırap, #acı. Böylece anlatım ve sözcükler harf sembolleriyle bir başka boyut kazanır. Harflerin yüklendiği anlamlar anlatıma bir başka derinlik kazandırır. Şu açıklamayla bu harflere neden gerek duyulduğunu öğreniyoruz: “G., a., k., ve m., yeterince açıklandığından, açıklamaları için her zaman ansiklopediye de bakılabileceğinden, bu yazıda uzun süre insan keyfiyle ilgili açıklamalara eğilmek gerekli değildir. Ara sıra bu belirtilerin, ansiklopedik tanımlamalarına dönüleceği zaman, kısaltmalar kullanılacaktır.” Harflerin okurda çağrışımlar yaratması, sözcüklerin zihinlerde tamamlanması amaçlanmıştır böylece.

    Şu alıntılar da bu kısaltma tekniğinin işlevi hakkında bir fikir verecektir: “G., k., ve a. Aynı zamanda kriz hallerinde de görüldüğünden, burada belki de hayatları boyunca kriz geçirmeyen, başına bir kriz gelmeyen ya da krizlerine engel olanlara, hiçbir zaman bir tek g. akıtmayanlara, ağlamaktan kurtulanlara, hiçbir insanın arkasından ağlamayanlara ve kurallara uygun olarak k. gizlemiş olanlara, bir mutluluk dileği bahşedilmektedir.”

    Dördüncü bölümü “Leni’nin aptallıkları olarak tanımlayabiliriz” diyor yazar, yani (Yz). Leni’nin aşkı, ilk evliliği, dul kalışı ele alınıyor bu bölümde.

    Beşinci bölüm çiçekçiliğe ilişkin. Cenazelere yollanan çiçekler ve Leni’nin çalıştığı ortam ele alınıyor: “Daha geç doğmuş olanlar 1942/43 yılları arasında çelenklerin savaş için ne kadar önem taşıdığını sorabilirler.” İşte yanıtı: “Cenazeleri mümkün olduğu kadar eskisi gibi şerefli kaldırabilmek için. O sıra #çelenkler sigara kadar arzu edilen bir şey değildi ama gene de zor bulunur bir şeydi, şüphe götürmez bu, psikolojik savaş yöntemi için de pek önemliydiler. Resmi çelenk ihtiyacı da çok yüksekti: Bombardımanlarda ölenler, hastanelerde ölen askerler, bunun dışında da ‘ara sıra kendiliğinden ölenler” için çelenk gerekir ve bunları da Leni’nin çalıştığı yer sağlar.

    Yazar (Yz) Leni için görüştüğü kişilere sorular soruyor. Böylece kahramanı evirip çevirerek her yönden tanımaya, tanıtmaya çalışıyor. Ayrıca, görüşme yaptığı kişileri de tanıtıyor, onların dünyasını, yaşamlarını da ele alıyor. Aslında yalnızca Leni, yani tek bir kahraman anlatılıyormuş gibi gözükse de, pek çok kahramanı olan bir roman bu, Fotoğrafta Kadın da Var. Yazar, burada, titiz bir araştırmacı gibi, kılı kırk yarıyor. “#Muhbir” sayılma tehlikesinin de farkında, bu soruşturmaların başına bela olabileceğinin de. Ama, o, “o suskun, hiçbir şeyi belli etmeyen, gururlu, pişmanlık duymayan bir kişi olan Leni Gruyten-Pfeiffer’i doğru dürüst tanımlamaktan başka şey düşünmüyor”dur “pek duruk, heykel gibi olan bu kişiyi!” Yazar, Leni’nin savaş sonrası durumunu “o günleri bilenlerden öğrenebilmek için” epey güçlük çekmiştir. Yazarın genişçe bilgi verdiği, tanıttığı, söylediklerini tekrarladığı kişiler, Leni ve Boris’le bir başka Rus, yanmış yıkılmış, iyice harap olmuş “şehirden” çıkmazlar. “Ve sonunda Amerikalılar… savaşın bitişini. 11. 45’den sonra” ilan ederler. Leni yedi aylık hamiledir bu sırada. Köprüler yıkılmış, evler, yollar tahrip olmuş, binlerce insan evsiz barksız kalmış, milyonlarca insan ölmüş, yaralanmış ve “on iki yıldan beri unutulan”“barışı” duyar, hissederler geride kalanlar.

    Altıncı bölüm şu cümlelerle başlıyor: “Yanlış spekülasyonları, umutları, önlemek ve yıkmak için, artık en geç burada birinci bölümün baş erkek kahramanının tanıtılması gerekiyor.” 1943 yılında “bir Alman çelenk yapımevinde nasıl olup da” Sovyet vatandaşı Boris Lvoviç Koltovski’nin çalıştığını herkes merak eder. Bu Sovyet vatandaşıyla, yani Boris’le Leni büyük, tutkulu, gizli bir aşk yaşayacaklardır kimselere belli etmeden. Leni ile birlikte olmaya başladığında 23 yaşındadır Boris. “Kızıl ordunun verdiği bir gözlük takıyor”dur ve “su gibi Almanca konuşuyor”dur ama “#baltıkşivesi” de seziliyordur. Trakl’ın şiirlerini, hatta Hölderlin’den de birkaç şiiri ezbere okuyabiliyordur. “yol inşaat mühendisi” bir “yedek subay”dır bu entelektüel Sovyet vatandaşı. Leni ile ilişkilerinin gizliliği çerçevesinde iş ve aşk, sevgi, ortam, iş arkadaşlarıyla örülü gerilimlerin iyice ortaya çıktığı bir bölümdür, bu.

    Fotoğrafta Kadın da Var, bir yandan yabancı işçilerin toplumla kaynaşmasını, birbirleriyle dayanışmasını da ele alıyor. #Mehmet’le birlikte olan Leni’yi araba sigorta şirketine karşı bilerek, para almak için kaza yaparak korumaya çalışan da bir #Türk’tür. Böylece, ilerde sigorta şirketlerinin yaka silkecekleri bir durumun ön habercisi olarak da bilgi veriliyor okura. Türk-Alman ilişkilerinde komşuluk ve aşk ilişkileri de Müslüman olma, yabancıları tanımaya çalışma… da 1960 sonrasının Alman toplumunun başını ağrıtacak konular olacak gazetelere, haberlere geçecektir.

    Bu yoğun anlatımlı, katmanlı, kapsamlı, irdeleyici, çok boyutlu Fotoğrafta Kadın da Var romanının ele alınması hiç de kolay değil. 14 bölümün her biri üzerinde ayrı ayrı durup çözümlemeler yapılmalı ki roman tümüyle aydınlatılabilinsin kahramanların dünyasına girilebilinsin.

    Bu #büyülüroman asıl 1938-1945 arasını kapsasa da, 1960’a kadar uzanır. 1960 sonrası için de, yukarıda da değindiğim gibi, bazı sorunlar göze çarpar. Almanya savaşın neden olduğu yıkımın yaralarını sarar, yanmış yıkılmış evler, bozulan yollar, köprüler hızla onarılır, yenilenir. Almanya’nın ekonomisi canlanır, adeta şahlanır. Kendi nüfusu bu kalkınmaya yetmediğinden yabancı işçi getirilmeye başlanır ve böylece dünyanın en güçlü, en güvenilir ekonomilerinden, devletlerinden biri olur. Bizimkilerin “#AcıVatan” dedikleri Almanya hızla refah toplumuna dönüşür. Savaş ise unutulmaz, durmadan günah çıkarılarak geçmiş lanetlenir. Bugün de geçmişin lanetlenmesi devam etmekte.

    Türk-Alman işçileri üzerinden toplumsal dayanışmanın, işbirliğinin adımları da 1960’larda atılmaya başlanır. “Konuk işçi”ler giderek çoğalır. Orhon Murat Arıburnu’nun dediği gibidir 1976’da artık “Almanya’nın ortasında bir Anadolu!” oluşmuştur çünkü. Savaş bitmiştir ama yabancı işçilerin “ekmek kavgaları” başlamıştır bu kez de.

    #fotoğraftakadın #SezerDuru #TezerÖzlü #GruppenbildmitDame #Almantoplumu #savaşınkalıntıları #utançbelgesi #SavaşElkitabı #çağımızınacılıtanığı #inançlıbirKatolik #evsizbarksızkalma #yurtsuzinsanlar #Rusasker #trajikaşk #LeniveBoris #Romanınkahramanı #kadınkahraman #1920lerAlmanyası #Türkişçi #ekmekkapısıAlmanya #DrHerwegSchirtenstein #DrScholsdorff #okumayadüşkün #Cenazelereyollanançiçekler

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
FOTOĞRAFTA KADIN DA VAR* Makale Yazarı: Gültekin …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now