LANETLİLERİN EN LANETLİSİ VAMPİR LESTAT

  • LANETLİLERİN EN LANETLİSİ VAMPİR LESTAT

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 14:30

    LANETLİLERİN EN LANETLİSİ VAMPİR LESTAT*

    Makale Yazarı: Galip Dursun

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/Aralık 2012) 12. Sayıda yayımlanmıştır.

    Şatonun en ıssız odasında bir başınıza oturmuş tek eksiği kuş sütü olan sofraya bakıyorsunuz. Kim bilir saat kaç? Konuğunuzun gelmeye niyeti yok gibi görünüyor. Bu gece de yalnız yiyeceksiniz‚ anlaşıldı. Zaten masanın üstünü dolduran enfes yemekler hiç ilginizi çekmiyordu‚ iyi oldu. Ölümüne yalnız olmanızın yanı sıra başınız da belada. Herkes sizin peşinizde. Sizden nefret ediyorlar. Kalbinize dişbudak ağacından mamül bir kazık‚ gırtlağınıza da keskin bir hançer, belki de bir kılıç dayanması an meselesi. Siz sadece canavarsınız diğerlerinin gözünde. Gülünç bir şekilde tüm yaşamını bir şeylerden kaçarak geçirmiş, tehlikeli ve yok edilmesi gereken bir avcısınız. Tek bir kelime edemeden katledilmelisiniz. Ne olup bittiğinin‚ neler yaşadığınızın hiçbir önemi yok.

    Anne Rice 1976’da meşhur roman dizisi Vampirle Görüşme’yi yazmaya başlayana kadar vampirlerin içinde bulundukları durum ve ruh hali aşağı yukarı böyle olsa gerek. Onun ve romanlarındaki karizmatik yoldaşı Vampir Lestat’ın sahneye çıkmasıyla birlikte #vampir teması baştan sona yeniden yazıldı demek mümkün. Üstelik bu yuvarlak yüzlü‚ hemen her fotoğrafında gülümseyen hanımefendinin bir rivayete göre kocası Stan Rice’ı model alarak yarattığı Vampir Lestat o kadar sevilmiş ki, serinin ilk kitabı yayınlandığından günden beri vampir deyince Dracula’yla beraber akla ilk gelen o olmuş.

    Vampirin ucubelikten anti-kahramana dönüşme hikâyesini, asi vampir Lestat’ın pek edebi macerası üzerinden takdimimdir.

    Vampir Lestat’ın Maceraları:

    Vampir, her daim ilgi duyulan bir #canavartipi olması nedeniyle sadece 19. yüzyıl ve öncesi dönem edebiyatının değil, modern ve yakın zamanların da vazgeçilmezlerinden biridir. Aklın ipleri ele aldığı 17. yy’a kadar başta Avrupa olmak üzere dünya çapında halk anlatılarında izleri görülen vampir, meşhur bir fenomendi. Doğa felsefesinin rüştünü ispat için üstüne üstüne gittiği‚ derinlemesine incelediği ve cevap aradığı her muamma gibi vampir de geri kalmış halk kitlelerinin aklında yaşayan bir kâbus olarak ele alındı. Bilim‚ eski çağın bu zihin ve mide bulandıran canavarını #porfiriya#kanibalizm ve #toplumsalhisteri ile çözmeye çalışırken vampir sanata ve içinde bulunduğu çağın entelektüel imgelemine sızmayı başarmıştı bile.

    Edebiyatta ilk örneklerini aynı asırda, 17.yy’da görmek mümkünse de yerini sağlamlaştırması 19.yy’ı buldu. Zira 19. yy’a gelene kadar sadece bir yerel korku unsuru olan canavar‚ hayalgücünün etkisi ve itkisiyle o yıllarda büyük bir dönüşüm geçirmiş ve klasik görünümünü almıştı. Bram Stoker’ın büyük ilgi uyandıran başyapıtı #Dracula’dan ve 1930’larda başlayan Dracula uyarlaması korku filmi furyasından sonra da vampir mitinin 70-80 yıl boyunca yerinde saydığını söyleyebiliriz.

    Vampirin bir sonraki esaslı dönüşüm ve değişimi ise zihnin ve ruhun yeniden şekillendiği‚ hemen her şeyin farklı bir bakış açısıyla yeniden ele alındığı modern zamanlara denk gelir. Tam anlamıyla bir #çiçekçocuğu olan #AnneRice’ın Vampir Günlükleri roman serisi de işte bu dönemin meyvesiydi.

    Tabii ki Anne Rice’dan önce bu durumu fark eden, canavarın dramını anlatan yazarlar vardı. Mesela 1954 tarihli romanı “Ben Efsaneyim”de Robert Matheson bu hislere bir nebze tercüman olmuştur; fakat oradaki canavar, Dracula’daki gibi bir vampir değildir. Bütün bir dönemi Matheson’un üzerinden değerlendirirken hataya düşmüş olma hakkımı saklı tutarak söylemem gerekirse; vampir sadece bir kan emiciyi, yok ediciyi değil aynı zamanda geçmişi, karanlık çağların gizemli ve eşsiz bir yaratığını da çağrıştırmaktaydı. Matheson’ın biraz distopik, biraz bilim kurgu bir zemin üzerinde anlattığı enfes hikâyesinde korkulan yaratık ters açıdan Dracula’yı çağrıştırsa da yazar eserinde gotik-korku vampir temasını kullanmayı tercih etmez. Dönemin ruhu gotik bir canavarı anlatmaya pek yanaşmadığı gibi yükselen bilim kurgu temasını ve dilini kullanmaya meyillidir.

    Anne Rice ve sonrasında ise işler epey bir değişecektir. En büyük farklılık, “ötekiler bölüğüne” kayıtlı vampiri ele alışı‚ klasik yazımı reddederek öykü anlatıcısını vampir yapması değildir. Anne Rice klasik vampiri anlatırken es geçilen öteki’nin duygusunu ve dramatik geçmişini de işin içine katmaya niyetlidir. Bir açıdan korkuda duygusal bir devrim sayılabilecek bu hamle ile neredeyse yüz yıldır Dracula mitine çakılıp kalan vampir; #Louis#Lestat#Claudia, #Armand, #Marius, #Pandora ve diğerleri ile zenginleşir. Canavar artık hatalarıyla‚ günahlarıyla‚ varoluşuyla ve hikâyesiyle karşımızdadır. Stoker’daki‚ Polidori’deki‚ Byron’daki‚ Le Fanu’daki geçmiş ve hikâyenin mitolojik zemin eksikliğini tamamlayan sonraki eserleri sayesinde vampir fenomeni artık bir sır olmaktan çıkar. Bu durum‚ yani gizemin açığa vurulması‚ vampirin ve hikâyenin büyüsünü eksiltmek şöyle dursun yeni hikâyelerle konuyu zenginleştirmiş‚ yaratığa olan ilgiyi de en uç düzeye taşımıştır. Üstelik epey uzun bir süreden sonra yeni olay örgüsü ile sunulan vampir; entrikaları‚ aşkları‚ trajedileri‚ kazananları ve kaybedenleri ile bir kez daha çoksatara dönüşür.

    Anne Rice’ın başarısındaki en büyük pay Vampir Lestat’ındır desek yanılmış olmayız.

    Peki kimdir bu Lestat?

    Lestat’la ilk tanışıklığımız 1976’da yayınlanan‚ Anne Rice’ın ilk romanı Vampirle Görüşme ile başlar. 18.yy’ın son günlerinde başlayan hikâyesinde #Louisianalı, mutsuz ve depresyonun diplerinde gezinen bir toprak sahibi iken vampire dönüştürülen #LouisdePointedulac hatıralarını sıralarken‚ kendisine #KaranlıkHediye’yi veren Lestat için pek de iyi şeyler söylememektedir. İyi ile kötü arasındaki çizginin sıklıkla kaybolduğu roman boyunca Louis‚ onu bir gece yaratığına‚ vampire dönüştüren Lestat’ı kötülüğün cisim bulmuş hali; ama aynı zamanda da vazgeçilemeyen bir uzatmalı sevgili gibi olarak anlatır. 1994 tarihli #NeilJordan’ın ustalıkla çektiği Vampirle Görüşme filminin genelinde de işlenen bu sözlere ikinci kitap Vampir Lestat’ta‚ Lestat’ın cevabı epey sert olur; çünkü kendi hayat hikâyesini anlattığı ikinci romanda vampir Lestat‚ Louis’e doğrudan nankör demese de ilk kitaptaki olayların çarpıtılmış ve yalan olduğunu söyler. Epey yanlış anlaşıldığını düşünen Lestat, ilk kitabın kurduğu hikâyeyi neredeyse tamamen reddeder.

    Anne Rice, Lestat’ı anlattığı ilk kitabında eşi #StanRice’tan esinlenerek karakteri kurgulamıştır görüşü yaygın bir kabüldür. Hatta Lestat’ın adının Anne Rice’ın şaka niyetine yarattığı bir isimden geldiği bile söylenmektedir. Başına “Le” koyarak herhangi bir şeyi Fransızlaştırabileceğini düşünmek dünya çapında yapılan bir şaka sanırım. Konumuza dönecek olursak‚ “Le + Stan” olarak yaratılan ve sonrasında da iyice göze sokmamak namına Lestat’a dönüşen ismin kökeni hakkında en sık dillendirilen teori bu.

    Serinin ikinci kitabı Vampir Lestat, adından anlaşılacağı üzere #LestatdeLioncourt’un hayatını anlatır. Karizmatik vampirimiz 7 Kasım 1760’da, Fransa’nın #Auvergne bölgesinde, Auvergne Markizi’nin 7. oğlu olarak dünyaya gelir. Fransız İhtilali sırasında büyük çoğunluğu katledilecek olan ailesinden sadece annesi Gabrielle ile arası iyidir. Ailesi ile arasındaki aşılmaz mesafe ilerde arkadaşları ve sevgilileri için her türlü gözü karalığı yapacak olan Lestat’ı baştan tanımlar aslında. Parıltılı dış görünümü ve hayat dolu tavırları daha vampir olmadan önce sahip olduğu bir tür maskedir. Annesi Gabrielle ile arasındaki bağ, babasıyla arasındaki ilişkiyi tipik bir #OedipusSendromu’na çevirmiştir. Genç yaşta, annesinin tavsiyesi ve desteği ile dönemin ışıltılı şehri Paris’e yerleşir. Orada aktör olarak hayatını kazanmaya başlar. Daha sonra yaşlı bir vampir (tutkulu bir simyacı iken ölümsüzlüğün sırrını yaşlı bir vampirden çalarak vampire dönüşen Magnus) tarafından kaçırılır ve vampire dönüştürülür. #Magnus tutulduğu bir delilik nöbetinde –ki Vampir Günlükleri boyunca sonsuz yaşama dayanamayıp aklını yitiren vampirler sıkça rastlanan bir durum– intihar eder. Geride Lestat’a hatrı sayılır bir miras bırakmıştır. Genç ve hassas bir ölümlü iken güçlü kudretli bir vampir olan Magnus’un kan yoluyla bıraktığı mirasla bir vampire dönüşen Lestat, Karanlık Hediye’nin tadını çıkarmaya başlar. Serinin devam kitaplarında birçok macerasına şahit olacağımız uçarı bir vampire dönüşür. Lestat gözü kara‚ karizmatik‚ biseksüel‚ tutkulu‚ şık bir vampir olarak tanınmasının yanında aşırı‚ yaramaz‚ asi ve eğlenceli bir vampirdir. Yaklaşık iki yüzyıl önce ölmüş birine göre hayat doludur. Aradan geçen yıllar boyunca aşmış olması gereken bir sürü insani dürtüsünden asla vazgeçmez; bunu aklına getirmez bile. Anne Rice’ın en sevdiği karakteri Lestat, maceraları esnasında dünyayı dolaşır‚ bir gotik-rock grubu kurup şarkı sözlerinde vampirlerin sırlarını ifşa eder‚ #vampirilahesi #Akasha’nın ortadan kaldırılmasına neden olan olayları başlatır‚ cadılarla ve insanlarla sevgili olmaktan çekinmez‚ okült gruplarıyla haşır neşir olur‚ yeraltına gömülüp uzun vampir uykularına yatar‚ kendini kütüphanelere kapatıp kitaplara dalar‚ bir ara cennet ve cehenneme kadar gidip gelir ve de lanetlilerin en lanetlisi olarak anılır. Ne zaman ne yapacağı kestirilemez bir yaratıktır.

    #VampirGünlükleri serisi epey geniş bir külliyat olarak birçok farklı karakterin hayatını ve yaşamlarını anlatsa da hemen her köşede Lestat’ın gölgesini görmek mümkündür.

    Vampir dünyasında geçen ilk pembe dizinin başkahramanı olarak Lestat’ın bir başka özelliği de cinselliği‚ ilişkileri‚ dünyayı ele alış biçimiyle #yetişkinlereyönelik olmasıdır. Alacakaranlık gibi daha genç bir kesime hitap eden serilerden ayrıldığı en önemli yanı budur.

    Popüler kültüre damgasını vuran bu #renklicanavar gizemli varoluşuna rağmen modern insanla benzer bir ruha sahiptir. Anne Rice’ın #vampirtarihçesi boyunca sıradışı maceralar ya da sırlı yaratıklar üzerinden önermesi insan ruhunun üzerindeki elbiseyi çıkardığında arkaik ya da modern‚ hep aynı olduğu şeklindedir‚ aslında. Cennet ve cehenneme şahsen gidip yerinde görmüş biri olarak Lestat’ın içini kemiren bilinmezlik ve sorduğu sorular bizimle aynıdır.

    – İyi ve kötü nedir? Ben hangisiyim?

    – Tanrı var mı? (Memnoch the Devil’de bu kısma cevaplar bulmuşsa da Tanrı’nın kendisi hakkında planlarını çözememiştir.)

    – İnsanı (ya da vampiri) tam olarak ne mutlu eder?

    Bir sonraki macerasını merakla beklediğimiz bu uçarı vampirin bu kadar sevilmesi kanımca tesadüf değildir.

    #antikahraman #asivampir #uçarıvampir #gotikrockgrubu #lanetlilerinenlanetlisi

    romankahramanlari replied 1 year, 6 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
LANETLİLERİN EN LANETLİSİ VAMPİR LESTAT* Makale Y…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now