Köşk / Yalı: MEMDUH ŞEVKET ESENDAL’IN “MİRAS” ADLI ROMANI
-
Köşk / Yalı: MEMDUH ŞEVKET ESENDAL’IN “MİRAS” ADLI ROMANI
MEMDUH ŞEVKET ESENDAL’IN “MİRAS” ADLI ROMANINDA KONUT VE MEKÂN*
Makale Yazarı: Oya Şenyurt
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2016) 26. sayıda yayımlanmıştır.
Memduh Şevket Esendal’ın Miras adlı romanı, 1924-1925 yılları arasında 38 sayı yayımlanarak haftalık #MeslekGazetesi’nde #tefrika edilmiştir. Yazarın kendi yaşamıyla da bağlantı kurulabilecek bu roman, II. Abdülhamit döneminde Silahtar Ali Paşa ailesinin bireylerinin hayat hikâyelerini, #mirasmeselesi yüzünden Asım’ın amca ve halalarıyla yeniden akrabalık bağlarını tesis etmesi sırasında tanıtmaktadır. (1) Memduh Şevket Esendal’ın çeşitli yaşam biçimlerine ilişkin detaylar üzerinden geliştirdiği roman ve hikâyelerinde kişilerin ikâmet alanlarını ve mekânlarını tasviri, hikâyenin kurgusunda doğrudan önemli bir role sahiptir. Söz gelimi Ayaşlı ile Kiracıları romanında, Cumhuriyet döneminde konutun bir #pansiyon gibi kullanımına ilişkin #mekânsal bazı veriler yer alırken, #HavaParası başlığı altında yayınlanan hikâye kitabındaki “Murat Ali” adlı öyküsünde, bir apartmanın odalarının tek tek kiraya verilerek #otel olarak kullanılabilirliği okuyucuya aktarılır. Yazar, romanlarında ve hikâyelerinde #İstanbul ve #Ankara’da bulunan, gerek #konut gerekse #konaklama mekânlarına ilişkin bazı gözlemlerini okuyucu ile paylaşır. Böylelikle bir apartmanın veya konutun kamusal alana dönüşmesi ve yabancıların karşılaşmasına olanak sağlayan yönü hakkında okuyucu fikir sahibi olur. Yazarın Miras adlı romanında ise #müstakil konutların kullanım biçimlerine sık sık değinilmiştir. Bu makale, belgeler ve kaynaklar aracılığıyla, 19. yüzyıl evlerindeki mekânların “unutulan” ya da mimarlar tarafından “ezberlenen” işlevleri ile zihinlerde bu mekânlara ilişkin oluşan “katılaşmış” bilgi birikimini; gündelik hayatın yansımasını içeren #romangerçekliği içinde yeniden sorgulamayı hedeflemektedir.
Silahtar Ali Paşa Konağı ve parçalanan kent mekânı
#Asım’ın, amcası Şefik Bey’i ziyareti ile başlayan semt ve mekânlara ilişkin anlatımda, #ŞefikBey büyükannesinin #Sultanselim’deki konağını hatırlar. Şefik Bey’in büyükannesi Silahtar Ali Paşa’nın gelini, defterdar Halil Efendi’nin kızıdır. Büyükanne, kocasından ve babasından kalan servet, hanlar, hamamlar, çiftlikler, dükkânlar sebebiyle oldukça zengindir. Ancak büyükanne ölünce bu büyük konağın yerine büyük bir mahalle kurulmuştur. 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’da artık bu tip büyük konakların kalmadığı vurgulanır. Bu konak Silahtar Ali Paşa Konağı olarak anıldığından, mahalleye de Silahtar Paşa Mahallesi adı verilmiştir (s. 16). Bu noktada, roman dağılan geniş aileler nedeniyle 19. yüzyıl sonlarında kent mekânının küçük parçalara ayrılarak çok sayıda ailenin oturabileceği konutların inşa edildiği ve büyük ailelerin oturduğu konakların ortadan kalkmaya başladığını bize hatırlatır. #Nüfusartışı, bu konakların mirasçıları arasındaki anlaşmazlıklar ve ekonomik sebepler, romanda bahsi geçen büyüklükteki konakların artık kullanılamadığını gösterir. Diğer taraftan, Şefik Bey büyükannesinin konağının korkunç olduğunu düşünür. Geniş sofaları, uzun koridorları, taş odaları, hamam daireleri ile gece karanlıkta insana korku veren bu yapının kontrol edilemeyen ve yaşamlarını sürdüren kişilere samimi gelmeyen yönlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Büyükannenin ölümü üzerine konağın terk edilmesi ve boşalması (s.17), mirasçıların anlaşmazlığı nedeniyle satılma ya da kiraya verme işlemlerinin yapılamaması, bu yapının parçalanarak kullanılmasını gerektirmiştir. Aynı dönemde İstanbul’u anlatan başka yazarların romanlarında da görülen bu #parçalanma halinin çok çeşitli biçimlerine arşiv belgelerinde de rastlanır. Söz gelimi, çoğu zaman geleneksel plan sistemi içinde konutta yer alan “#harem ve #selamlık” daireleri 19. yüzyıl sonlarında tek başlarına birbirlerinden bağımsız yapılar olarak kullanılmışlardır. Bunun için harem bölümünün asıl #konak/ #köşk yapısından ayrı olması da gerekmemiştir. Ayrıca, bu tip konutlarda harem ve selamlık dairelerinin gerektiğinde aynı aileye mensup olmayan farklı kullanıcılar tarafından birbirlerinden bağımsız olarak kullanılmaları ya da sadece tek bir bölümün kullanıma açılması mümkün hale gelmektedir. Söz gelimi, bir konağın dönüştürülmesi gerektiğinde harem dairesinden vazgeçilerek selamlığın kullanılması tercih edilebilirdi. Osmanlı’nın son dönemlerini anlatan Kemal Tahir’in #EsirŞehrinİnsanları adlı romanında ekonomik zorluklar nedeniyle, az sayıda aile üyesinin (#çekirdekaile) eski bir konağın sadece selamlık dairesine yerleşerek banyo eklentisi ve tuvalet tadilatı ile yaşamlarını sürdürdükleri görülür. (2) Böyle bir tadilat ve yapının geri kalan kısımlarının yıkımı kararı, yıkım sonrası ortaya çıkan malzemenin kullanılmasını sağlamakta hem mekân hem de malzeme dönüşüme uğramaktadır. Bir ailenin ekonomik sebeple evin harem veya selamlık bölümünü ayrı ayrı kiraya verdiği durumlar da mevcuttur. Söz gelimi, 1893 yılındaki bir belge, Fatih civarında #EmirBuhari yakınında yanmış olan eski bir konağın selamlık dairesinin kirada olduğu bilgisini vermektedir. Refik Efendi’nin akrabalarının konağın vergisini ödeyemeyecek durumda olmaları nedeniyle yapının selamlık dairesinin kiraya verildiği, harem bölümünde ise #RefikEfendi’nin akrabalarından birinin kaldığı ifade edilir. (3) Konutun harem ya da selamlık bölümünün ayrıştırıldığı, konut olarak kullanılmadığı ve kamusal kullanıma açıldığı örnekler de mevcuttur. (4) Dolayısıyla ailelerin küçülmesi ve ekonomik zorluklar büyük konakların parça parça kiraya verilmesine ve zaman içinde de terk edilmesine neden olmuştur. Romanda #Rusistilası ve miras anlaşmazlığı nedeniyle boş kalan Silahtar Ali Paşa konağında beş on odaya #muhacirler oturtulmuş, konağın bahçesi ise mevkip alaylarının (atlı ya da yaya olarak yürüyen alay, kafile) talimleri için kullanılmıştır (s. 18). Yapının bu çok işlevli kullanımı savaş sebebiyle, İstanbul’da yaşam şartlarının güçleşmesinden de kaynaklanmış olmalıdır. Rusların Yeşilköy’e kadar dayanmaları, kentte yaşanan yeni bir #göçdalgası, 1877-1878 yıllarında gerek ekonomik gerekse nüfus yoğunluğu açısından İstanbul’da yaşamı zorlaştırmıştır. Konağın içindeki manevi bağın parçalanışı, fiziki boyutunu köşkün mekânlarında göstermiş, bu parçalanmayı yapının içinde oturan muhacirler gerçekleştirmiştir. Muhacirler konağın kapılarını söküp yakmışlar, bahçedeki ağaçları kesmişler ve yapıdaki ahşapları kırmışlardı. Muhacirler yapıyı terk ettiğinde ise konağın oturacak hali kalmamıştır (s. 19). Bu kez mirasçılar konağı parça parça satarak, konağın arsasına 45 konuttan oluşan bir mahalle yapılmasını sağlamışlardır (s. 20). Böylelikle, konut ve kent mekânının parçalanması ve küçülmesi eş zamanlı gerçekleşir.
Asım’ın halalarına ait iki konut tipi: yalı ve köşk
Asım’ın büyük halası Atiye’nin evi #Kuruçeşme’de bir yalıdır. Küçük halası Fitnat ise çocuklarıyla birlikte #Çiftecevizler’de (#Şişli’de bir semt) geniş bir bağ içinde, düzgün, iyi döşenmiş bir köşkte oturmaktadır. Her yerin özenle tefriş edildiği bu evde, #ağırperdeli #büyüksalonlar, masalar, avizeler ve yumuşak halılar vardı (s. 123). Asım’ın büyük halası Atiye Hanım’a gittiğinde karşılandığı oda romanda, “eski zaman odası” olarak tarif edilir. Romandaki anlatımdan bu odanın henüz modern mobilyalarla döşenmemiş olduğu ve cam önünde yer alan #sedir biçimindeki bir oturma birimine sahip olduğu anlaşılır. (5) Sedirdeki oturma düzenini belirleyen daha doğru bir deyişle hiyerarşik bir düzene bağlı oturma biçimini denetleyen eşyalar dikkat çeker. Sedirdeki “erkân minderleri”, köşelere yanlamasına yerleştirilmiştir ve sedirin köşesinin gerek ailede gerekse gelen misafirler içinde toplumsal hiyerarşide öncelikli kişiler için oturma alanı oluşturduğunu düşündürür (s. 58). #AtiyeHanım’ın evinde ayrıca “#sandıkodası” da bulunmaktadır. Ev halkının eşyalarını sandıklarda sakladığı ve herkesin bu odaya sandıklarını yerleştirdiği mekanın, günümüzde işlevi ve varlığı unutulmuştur (s. 59). Atiye Hanım’ın yalısında Asım’ın yatak odası da büyük bir odadır. Batılı tarzda mobilyaların odada yer almadığı tahmin edilir. Karyoladan söz edilmemesi odada yer yatağı serilmiş olduğunu düşündürür. #Masa, boy aynası odadaki diğer mobilyalardır (s. 64).
Bununla birlikte, Asım’ın karşılandığı odada #yersofrasındayemek yenmesi dikkat çekmektedir (s. 61). Asım’ın küçük halası Fitnat Hanım’ın köşkünde de yemek yeme yerleri bölünmüş gibidir. Söz gelimi, Fitnat Hanım ve eşi, eğer misafirleri olmazsa kendi odalarında, Ferruh Bey misafiri olduğunda selamlıkta, misafiri olmazsa kayınbiraderi, baldızı, karısı ile beraber yemek yemektedir (s. 126). Asım’ın geldiği günün akşamı da selamlıkta dört kişilik bir sofra hazırlanmıştır (s. 136). Bu noktada yemek yeme için masanın kullanımının zayıf olduğundan söz etmek gerekir. Masanın aile bireylerini, eve gelen yabancıları ve akrabaları toplayıcı bir #mobilya olduğu ve manevi bir bağlılık yarattığını söylemek güçtür. Konuyla ilgili kaynaklara göz atıldığında, 19. yüzyılın sonlarında bu tip büyük konaklarda yemeğin, yemek tablaları ile servis edildiği, masa düzenlemeye ilişkin bir hazırlığın olmadığı, yemek yemenin bireyselliği ve masanın dışarıdan önemli bir misafir gelmedikçe kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Taşınacak yemekleri koymak için bazı konaklarda evin beyine ait dışı kırmızı, evin diğer halkına ait dışı siyah meşin kaplı #yemektablası kapakları ile tahtadan yapılmış 20-30 yemek tablası, evin bireylerine ayrı ayrı hizmet edildiğini gösterir. (6)
Fitnat Hanım’ın Çiftecevizler’deki köşkünde misafir karşılama ve gündelik hayata ilişkin bazı ritüellerin törenle yapıldığı dikkat çekmekte, ayrıca Atiye Hanım’ın evine göre daha fazla hissedilmektedir. Her iki örnekte de #teklifsiz misafirliğin varlığına ya da uygun görülüp görülmediğine ilişkin kesin bir sonuç çıkmasa da, Asım’ın haber vermeden Atiye Hanım’ı ziyareti olumsuz karşılanmamıştır. Ancak bu durum aileden olmayan diğer kişiler için de geçerli midir? bilinmemekte ve genelleme yapmak mümkün olmamaktadır. Bununla birlikte, kan bağı olmayanların ya da aileye yararı dokunmuş eski dostların teklifsizce yatıya kaldıkları ve haftalarca ziyaretlerini sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Söz gelimi Asım’ın amcası Şefik Bey’in evinde #Bacı’nın günlerce kaldığı, Göztepe’ye, Kuruçeşme’ye Atiye Hanım’ın yalısına gittiği ve haftalarca efendizadelerini ziyaret ettiği ifade edilir (s. 13).
Fitnat Hanım’ın konutunda, çok sayıda #koridor ve salonlarla mekânların birbirine bağlandığı bir plan düzeni görülür. (7) Asım, Ferruh Bey’in kullandığı selamlık dairesinden çıkar, koridor, kapı, salon, merdivenden çıktıktan sonra ise, ufak bir koridor, ikinci bir salon ve kapısı perdeli bir odayı aşarak Fitnat Hanım ve eşi Enver Bey ile karşılaşır. Bu mekânlar aynı zamanda misafir karşılamayı tören haline getirir. Aile bireylerinin yatak odaları, her biri kendi içinde bir daire olarak kullanılan özel alanlar tanımlamaktadır. Her odada #soba yanmaktadır, her odada bir oda takımı, ona göre perdeler, halılar bulunmaktadır (s. 144). Herkesin özel odasında vakit geçirmesi nedeniyle Asım’ın konağı ziyareti aynı anda duyulmamıştır. Ev halkının karşılaşmasını sağlayan alanlar “salon”lar olmalıdır. Söz konusu salon ve koridorlar, geleneksel konuttaki odaları bağlayıcı bir mekân olan “#sofa” ile aynı işleve sahiptir. Bu noktada, romanda adı “salon” olarak geçen mekân; bugünkü konutlardaki kullanımından farklı ve işlev olarak “sofa” gibi kullanılmakta, diğer bir deyişle odaları bağlayıcı olma özelliği taşımaktadır. “Salon” adı verilen bağlayıcı bir mekânla, bir #trenkompartımanı gibi odaların sıralandığı ve bu oda dizilerini bağlayan koridorun, konutta birlikte var olması dikkat çeker. Salonun “sofa” gibi kullanımı gelenekesel konut düzenin devamlılık gösterdiğini düşündürür. Ayrıca, yabancı kişilerle karşılaşmayı mümkün hale getiren “salon” (8), aynı zamanda yabancı bir erkekle karşılaşmayı olanaklı hale getirdiğinden, kadınlar için rahatsız edicidir. G. A. Müller, #MünirPaşa’nın evini ziyaret ettiğinde, paşanın eşinin salonun açık kapısı dışında bir erkeğin olabileceği korkusuyla görünmek istemediğini belirtmiştir. Diğer taraftan, #Müller, Münir Paşa’yı ilk ziyaretinde selamlık dairesinde kendisiyle görüştüğünü kaydeder. (9) Bu noktada, 19. yüzyılın sonlarında “salon”un odaları bağlayan bir karşılaşma mekanı olduğu ve yabancı bir erkekle karşılaşma olasılığı nedeniyle evdeki kadınların kullanımına uygun bulunmayan bir mekan olduğunu düşünebiliriz, evin erkeği ise varlığını, evinde salon olsa bile, selamlık dairesinde hissettirmeye devam etmiştir.
Konut mekânlarının kullanımı: harem / selamlık / #mabeyn
Atiye Hanım’ın yalısında selamlık dairesinden hiç söz edilmemekteyken, Fitnat Hanım’ın köşkünde bu daire, damat Ferruh Bey tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu noktada kullanıcıların köşk veya yalıdaki selamlık dairesini işlevine uygun olarak kullanıp kullanmamalarının, evdeki erkek sayısı ya da niyet/istekle ilişkili olduğu düşünülebilir. Diğer bir deyişle, plan üzerinde harem ve selamlık ayrımının olması bu mekânların her zaman kullanılıyor olduğu anlamına gelmez. Ferruh Bey’in selamlığında, köşedeki küçük bir yazı masası, büyükçe odanın iki köşesindeki #sigaraiskemleleri ile geniş #kadifekoltuklar, sohbet köşesini oluşturmaktaydı. Yazar buranın “#yazıodası” olarak anılması yerine, “#lakırdı odası” olarak adlandırılmasını daha anlamlı bulur. “Ferruh Bey’in kahvehanesi” gibi olan bu oda sosyalleşme alanı, kafe, pastane gibi kamusal alandaki karşılaşmaların konuttaki karşılığı olarak görülebilir (s. 123). Bu mekân eve ilk defa gelen veya yabancı olanın içselleştirildiği bir noktadır. Evin hem içi hem de dışıdır. Diğer bir deyişle, harem evin içini temsil ediyorsa, selamlık evin fiziki sınırları içinde ancak dışarı ile sosyal bağların kurulduğu ve hareme sızdırılmadığı dış çeperdir. Daha önce de ifade edildiği gibi Asım’ın küçük halası Fitnat Hanım’ı ziyarete geldiği günün akşamı selamlıkta dört kişilik bir sofra kurulmuş (s. 136), buna rağmen Asım’ın yatağı harem tarafında hazırlanmıştı (s. 143-144). Fitnat Hanım’ın yeğenini selamlıkta yatırmamasının sebebi kuşkusuz selamlığın aileden olmayan erkek misafirler için kullanılmasından kaynaklanır. “Harem”, çatısının altında aile üyesi olmayan ve çeşitli hizmetler gören erkeklerin yaşadığı büyük evlerde, konaklarda ve saraylarda kadınlara ait bir daire olarak tanımlanır. Büyük evler, konaklar ve saraylarda aile hizmetindeki yabancı erkeklerin (10) bulunduğu ve yaşadığı bölüme de “selamlık” denilmiştir. (11) Bu noktada “harem” evin içidir ve akraba olan bir erkek misafir, evin içine “harem”de yatırılarak dahil edilir.
Romanda gerek Atiye Hanım gerekse Fitnat Hanım’ın konaklarındaki #mekânkullanımı ve düzeni hakkında bir genelleme yapmanın uygun olmadığı, Ferruh Bey’in avukatı Ethem Efendi’nin evinden söz edildiğinde anlaşılır. Ethem Efendi, harap bir yalıda kırık dökük eşyalar arasında oturmaktadır. Hizmetçinin ve evin hanımlarının dağınıklıkları konuta yansımıştır (s. 127). Ancak Ethem Efendi’nin harap yalısının sağ köşesinde denize bakan #harap odaya hiç kimseden sormadan girildiği ve bu odanın da romanda adı konulmamışsa da; “selamlık” olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ethem Efendi’nin Tophane’deki #DökiriHan’da bir bürosu bulunmaktaysa da (s. 200-201); evinin bir odasını #irtibatbürosu olarak kullanması, tıpkı Fitnat Hanım’ın evinde Ferruh Bey’in kullandığı selamlık gibi, iş ve özel alanın konutta bir arada bulunduğunu düşündürür. Tanzimat öncesindeki bürokrat kadronun evlerini ofis gibi kullanma özelliğini hatırlatan (12) bu uygulama, İstanbul’da #Tanzimatsonrasında devlet adamlarının #bürokratikgörüşmeler ve çeşitli meclislerin toplantıları için kendi konaklarını kullanmaya devam etmeleri ile sürmüştür. (13)
Ferruh Bey köşkün selamlık dairesinde Asım ile otururken, #ŞehnazKalfa’nın selamlık tarafına ve oda kapısına kadar gelmesi dikkat çeker. Fitnat Hanım’ın tembihi üzerine böyle bir harekette bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada “mabeyn” adı verilen harem ile selamlık arasında kalan mekânın aşılması, konutta kalan kadınların, ev sahibi hanımdan izin alması ile mümkündür ve bu geleneğin bozulmadığı anlaşılmaktadır (s. 126). “Mabeyn”, harem ile selamlık arasında sınır yaratan mekândır ve Müeddep Hanım’ın Asım’ı “mabeyn” aralığındaki kapıdan gözetlemek istemesi bu mekanın işlevini yeniden onaylar (s. 132).
Roman iki farklı konut türündeki (köşk ve yalı) mekân kullanımını, 19. yüzyılın sonlarında iki farklı ailenin yaşam biçimi üzerinden yansıtması yönüyle önemlidir ve #mimarlıktarihi çalışmalarına katkı sağlama potansiyeli taşıması nedeniyle dikkat çekmemiştir. Bu sebeple, 19. yüzyıldan günümüze kalan iki önemli konut türünün, plan ve cephe çizimleri üzerinden gerçekleştirilen mimari incelemelerine, elle tutulur ve nesnel bir boyut katması nedeniyle burada ele alınması uygun görülmüştür. Bugünün mimarının dönemin mekânlarındaki kullanım biçimlerini kalıplaştırarak anlama ve genelleştirerek kavrama tehlikesine karşı roman anlatısı içinde önemli mesajlar yer almıştır. Mekân terminolojisinin anlamsal değişimi gözden geçirilerek mekânsal işlevlerin anlamlandırılması konusunda uyarıcı özelliklere sahip içeriğiyle roman, dönemin şartlarını, ailelerin sosyal statülerini, ekonomik durumlarını, bir mekanın kullanımına ilişkin niyetlilik veya isteği göz önünde tutarak mekanların işlevlerinin incelenmesi konusunda mimar/ mimarlık tarihçilerine uyarı niteliği taşımaktadır.
* Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi MTF Mimarlık Bölümü.
NOTLAR:
(1) Bu makalenin oluşmasını sağlayan roman için bkz. Memduh Şevket Esendal, Miras, 2. B., Bilgi Yay., Ankara 2003.
(2) Bunun için bkz. Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları”, 18. B., İthaki, İstanbul 2014, s. 74.
(3) BOA. (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), BEO. (Bab-ı Ali Evrak Odası), Dosya no: 160, Gömlek no: 11974.
(4) BOA., BEO., Dosya no: 856, Gömlek no: 64171.
(5) Romanda oturma birimindeki eşyalar şöyle tarif edilmiştir: “Pencerelerin önünde boy minderleri, iki yan erkân minderleri, köşelerde ayrıca ince pamuk minderler, çifte yan yastıkları, onların üstünde ayrıca yine pamuk bir yastık… Gece koyu fes rengi gibi görünen bir kumaşla döşenmişti; yan perdeleri ipekli idi ve yastıkların üzerinde katlanıyordu” (s. 58).
(6) Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet Merasim ve Tabirleri: Âdât ve Merasim-i Kadime, Tabirât ve Muamelât-ı Kavmiye-i Osmaniye, 3. B., Yay. Haz.: Kazım Arısan ve Duygu Arısan Günay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları 20, İstanbul 2002, s. 162, 163, 165, 167. Yemek tablalarını taşıyan kişilerin yatmaları için konakta odalar bulunmaktadır.
(7) Asım hazırlanan odasına giderken “dar koridorlardan, soğuk salonlardan” geçmiştir (s. 144).
(8) Nevin Meriç, Osmanlı’da Gündelik Hayatın Değişimi Adâb-ı Muâşeret, Kaknüs Araştırma İnceleme, İstanbul 2000, s.175.
(9) Georgina Adelaide Müller, On dokuzuncu Asır Biterken İstanbul’un Saltanatlı Günleri, Dergah Yayınları, İstanbul 2010, s. 129-130.
(109 Erkek aşçılar, aşçı yamakları, uşaklar, ayvazlar, kâhyalar, vekilharçlar, erkek çocuk laları, kâtipler, arabacılar, kayıkçılar, seyisler, bahçıvanlar, efendi tarafından himâye altına alınmış genç erkekler, aileye bağlanan şeyhler, dervişler, buluğ çağına gelmiş köleler, günlük misafirler, gece yarısı misafirleri.
(11) “Harem”, Türk Ansiklopedisi, C.: 18, M.E.B., Ankara 1970, s. 488.
(12) Oya Şenyurt, Osmanlı Mimarisinin Temel İlkeleri: Resim ve İnşâ Üzerinden Geliştirilen Farklı Bir Yaklaşım, Doğu Kitabevi, İstanbul 2015, s. 146.
(13) Gözde Çelik, İstanbul Tarihi Yarımadası’nda Tanzimat Dönemi İdari Yapıları, İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, Mimarlık Anabilim Dalı Mimarlık Tarihi Programı, İstanbul 2007.#AbdülhamitII #SilahtarAliPaşaailesi #konutunkamusalalanadönüşmesi #19uncuyüzyılevleri #SilahtarAliPaşaKonağı #parçalanankentmekanı #dağılangenişaileler #eskizamanodası #erkânminderleri #mekanterminolojisi #mekansalişlev

Sorry, there were no replies found.