Kimmeryalı Barbarın Dönüşü: Conan

  • Kimmeryalı Barbarın Dönüşü: Conan

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:21

    Kimmeryalı Barbarın Dönüşü: Conan*

    Makale Yazarı: Hikmet Temel Akarsu

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2011, 8. sayısında yayımlanmıştır. 

    Yirminci Yüzyıl’ın modası geçmeyen efsanesi bir kez daha nevzuhur etmekte. Conan’ın en son sinema uyarlaması 2011 Ağustos ayında Amerika’daki salonlarda gösterime girdi. Ardı sıra da tüm dünyada… 2011 yapımı filmin yönetmenliğini #MarcusNispel üstlenmiş. Starlar ise #JasonMomoa, #RonPerlman ve #RoseMcGowan. Son gördüğümüzde California’nın Avusturya kökenli valisi Arnold Schwarzenegger tarafından beyaz perdede canlandırılan Conan’ı, bu kez yıldızı Game of Thrones dizisinde parlayan yeni bir adem irisi canlandırıyor: Jason Momoa.

    Kimdir üzerinden ilgi alaka eksilmeyen kayıp çağların bu ünlü roman kahramanı ki durup durup yeniden dünyanın gündemine gelir? Albümleri, uyarlamaları vs. bitmek bilmez bir iştahla tüketilip durulur…

    Kimdir Conan?!..

    “Kabaran okyanusların #Atlantis’i ve onun görkemli kentlerini yutmasından sonra, #Aryas’ın oğullarının doğduğu bu çağda dünya üzerindeki imparatorluklar ve uygarlıklar, gökteki yıldızlar kadar dağınık, fakat belirgindi. Nemedya, Ophir, Brithunya, Hiperborya, kara saçlı kadınlarıyla ve gizemli örümcekler dolaşan kuleleriyle Zamora, şövalyeleriyle Zingara, Shem’in kutsal topraklarına sınır Koth, gölgelerin beklediği mezarlarıyla Stigya, binicileri çelik, ipek ve altın kuşanmış Hirkanya… Ama dünyadaki en mağrur krallık, batıda yüce bir hükümranlık süren düşler ülkesi Akilonya’ydı… İşte bu sıralarda Kimmeryalı Conan geldi. Elinden kılıcını hiç bırakmayan bu kara saçlı, şahin gözlü yiğit, bir hırsız, bir yağmacı, bir katildi. Derin hüzünler yaşamıştı ve dev coşkular… Ve tüm imparatorlukları sandallı ayağının altında çiğneyecekti…”

    Bu alıntıyı Conan’ın Lal Kitap tarafından piyasaya sunulan özel tanıtım yazısından derledik.
    Evet; “Barbar bir kez daha döndü”. Filmi dolayısıyla kitapları da yeniden gündeme geldi. (Conan albümlerinin Türkiye’de Lal Kitap tarafından basıldığını bu arada belirtelim.) Final kitabı olan 50. albüm #Nergal’in Eli ile Conan’ın macerasını tamamlayarak çizgi roman edebiyatının derinliklerine gömüldüğünü sanmıştık. Yanılmışız. Kimmeryalı Barbar yine döndü ve olasılıkla bu dönüşler hiç bitmeyecek.

    Peki de nedir bu “lanet olası”(!) barbarı bu kadar çekici kılan? Neden bu çizgi roman bunca yıldır bitmek bilmeyen bir iştahla tüketilmekte? (Orijinali çizgi değil, gerçek bir romandır.) Roman, çizgi roman, sinema vs. uyarlandığı her alanda onu cazibe merkezi haline getiren ne? Tüm dünyada, tüm zamanların en çok satan çizgi romanlarından biri olmasının nedeni ne? Kısaca incelemeye çalışalım.

    Conan’ın yaratıcısı Robert E. Howard hikâyelerinden birinin final tümcesinde şöyle der:

    “Barbarlık insanın doğal halidir. Uygarlık ise olayların akışı sonucu oluşan anormal halidir ve sonunda hep barbarlık kazanacaktır.”

    Barbar Conan tiplemesinin, ele alındığı her alanda bu denli büyük bir ilgi görmesinin en sade açıklaması bu tümcede yatmaktadır.

    Conan diğer çizgi roman kahramanlarına benzemez. Cidden barbardır ve #Spiderman, #Superman, #Batman vs. gibi düşmanını öldürmek noktasında tereddüt göstermez. En kanlı şekilde bitirir işini. Kadınlara zarar vermez. Ama çok zorda kalırsa, konu üzerinde fazlaca kafa yormaz; onlara da şiddet uygular. Bu açıdan bakıldığında diğer çizgi roman karakterlerinden daha sahicidir. Başı belaya girer; bazı maceralardan yenik ayrılır. Hırsızlık yapar ve bunu soylu bir amaç için değil sadece para kazanmak için yapar. Kısıtlı bir ahlak anlayışı vardır; yoksullara dokunmaz.

    Conan karakteri devamlı değişime uğrar. İlk maceralarda saftır; neler olduğunu anlamaz. Büyüden korkar. Fakat ilerleyen maceralarda kurtlaşmaya başlar. “Uygar”(!) dünyanın nasıl işlediğini öğrenir. Bundan yararlanır ama her zaman büyüye ve soyluluğa karşı tavır almıştır. Pek çok hikâyede barbarlığın özgürlük olduğunu ve soyluluk, uygarlık gibi kavramların insanı özünden uzaklaştırdığı ima edilir. Conan emir almaktan hiç hoşlanmaz. Girdiği her ortamda lider olmaya çalışır. Sonunda kral olur zaten. Conan’ın yaşlanıyor olması da hikâyeye devamlılık kazandırır. Zaten gecikmiş bazı hikâyelerde Conan yaklaşık 65-70 yaşındadır ve eskisi gibi dövüşememektedir.

    Conan’ın çağında kadın erkek ilişkileri basittir. Birkaçı hariç bütün kadınlar pasif konumdadır. Conan’ın çoğu macerasında yanında bir kadını olmuştur. Her ne kadar öyle bilinmese de Conan kadınlara kötü davranmaz. Onların düşündüklerine de önem verir. Ama kavga ve savaştan ibaret olan dünyada onların büyük oranda işlevsiz olduklarını düşünür.

    Conan’ın dinle ilişkisi de değişiktir. Conan’ın tanrısı Crom kullarının dualarını pek dinlemez çünkü o, insanlarına doğuştan savaşma gücü vermiştir. Yani yeryüzünde ihtiyaç duyacakları en önemli şeyi peşin peşin vermiştir. Daha ne istemektedirler ki?! O yüzden biraz kayıtsız bir tanrıdır Crom. Conan’ın siyah dostları da olmasına rağmen bazı hikâyelerde ırkçılığa kaçan taraflar sezilebilir.

    Conan basit bir kılıç-büyü konseptine dayanmamaktadır. Belki olay örüntülerinde çokça fantastik ve göksel olaylar olagelir ama bu gerçeküstücü tınılar, ortamı saran acımasız gerçekçiliği yok edemez. İnsanı insan yapan en kaba güdüleri iskontosuz bir şekilde yansıtır Conan. Dünya bir cangıldır ve hayat acımasızdır. Hayatta kalmak istiyorsan asla hata yapmamalı ve güçlü olmak zorundasındır. Gücünü bencilce kullanmalı, kimsenin gözünün yaşına bakmamalısındır. Bu konuda en ufak bir zaaf gösterecek olursan mezarlıkta yer hazırlatmana bile gerek yoktur. Başka barbarlar, kemiklerini köpeklerine yedireceklerdir.

    Görüldüğü üzere Conan hayatın ta kendisidir. Ne eksik ne fazla. Conan karakteri, bir büyük alegorik dizge içerisinde, bir kayıp çağ barbarının kimliğinde, gitgide acımasızlaşan ve korkunç hale gelen yaşamımızı anlatır. Liberalizm dünya üzerinde kazandığı zaferlerine zaferler ekledikçe Conanesk(!) algı almış başını yürümüştür. Özellikle Conan’ın yaratıldığı ülke olan ABD’de 20. yüzyıl boyunca temposunu artırarak gelişen liberal vahşi kapitalizm, serbest rekabet; kaybedenin elenmesine dayalı acımasız bir düzeni müesses kılarken, tüm dünya sevse de sevmese de; neticede bu kavrayışa intisab etmek zorunda kalmıştır. Bugün dünyada güçlünün güçsüzü acımasızca berhava ettiği, kazanmak için uygulanan her türlü pragmatizmin erdem sayıldığı, kurnazlık ve kaba kuvvetin kutsandığı, değer yargılarının işe geldiği gibi kullanıldığı bir güç tapıncının hükümranlığı söz konuysa, kısaca şu tümceyi kurmamızda hiçbir sakınca yoktur: Âlem buysa kral Conan’dır!

    İşte Conan’ın başarısı burada yatar.

    Conan, en primitif çekirdek ailede, tecrübesiz oğlunu hayat kavgasına hazırlamak isteyen babanın verdiği diskurları bayrak edinmiştir. Düşenin dostu olmaz, merhametten maraz doğar, acıma acınacak hale düşersin, hayatta babana bile güvenme, hayat kavgasında tek başınasın vs. vs. vs. Bu diskurların ne denli ilkel, kaba, derinliksiz, “adice” ve sefil olduğunu bilsek de günlük hayat an be an bunların teyitlerini sergileyen bir film şeridi gibi devamlı gözümüzün önünden geçer durur. Gösterdiğimiz en ufak zayıflık ve tereddüt bize yenilgi ve kayıplar olarak döner. Barbarlar hep kazanır. Conan da sadece bunu söylemektedir zaten. Hayat kavgasında, iş hayatında, insan ilişkilerinde ya da sekste; görmeye bile tahammül edemediğimiz ilkelin hep kazanan olmasına duyduğumuz, öfkeyle karışık gizli hayranlığın sembol ifadesidir Conan.

    Peki de bu retoriğe asla inkıyat etmeyecek; iktidar, rekabet ve didişmeden nefret eden, benim gibi birinin Conan’ı zevkle okumasının anlamı ne olabilir? İşte o noktada Conan çizgi romanı bir şaheserdir. Sağlam konsept, profesyonel bir ekip, canlanıp kitaptan çıkacakmış gibi gözüken mükemmel ötesi çizimler, işbilir senaristler ve hepsinden çok beni etkileyen olağanüstü belagat. Conan’daki çizgi bantlarında yer yer yüksek edebiyat yapıldığını görmek beni hep heyecanlandırmıştır. Conan’ı apayrı bir yere koymama neden olmuştur. Bakın şu banttaki belagata:

    “Unutulmuş tanrıların haykırışları ve uzun zaman önce ölmüş kahramanların boşluğu saran çığlıkları arasında, layık olanlar seçilmeye başlandı bile. Oysa dudakları mühürlü kadınlar Hyperborealı ruhların çığlıklarını duymuyor gibiydi. Sisler arasındaki son yolculuklarına çıkarken, kasvetli sessizlikte ak kanatlı bineklerini yukarıya mahmuzladılar. Ve kara yeleli barbar bir tanrının son yeminini hatırladı: ‘Yakında kralların ölümüne tanık olacaksın. Evet. Ve daha fazlasının…” (Cilt 1 Sayfa:63)

    Conan’ı bu kadar çok sevmemize neden olan unsurlar arasında en önemlisini ise itiraflar bölümü olarak finale sakladım. Beyazperdeye taşındığında Barbar Conan’ı -bilahare California Valisi olan- Arnold Schwarzenegger canlandırıyordu. Azman oyuncu bu rolle o denli özdeşleşti ve sevildi ki iki Conan filminin ardından gelen ve yine kayıp çağ barbarlarını anlatan Red Sonja adlı filmde bile bambaşka bir barbarı canlandırıyor olsa da yine Conan olarak anıldı. Sözkonusu film; Red Sonja’da başrolü Arnold Schwarzenegger ile birlikte Brigitte Nielsen adlı bir Viking kızı paylaşıyordu. Bu muhteşem ikilinin dişi olanı, tüm gençliğimizin seks ikoniçesiydi ve dünyada ve bütün zamanlarda, bir memelinin taşımış olduğu en güzel memeleri taşıyan şahsiyet ünvanına sahipti.
    Umarım yeterli olmuştur.

    —————-
    * Radikal Kitap’ın 30 Temmuz 2004 tarihli nüshasında yayımlanan Hikmet Temel Akarsu imzalı Conan analizinden yararlanılarak yeniden kaleme alınmıştır.

     

    #Sayı8 #LalKitap #brigittenielsen #hikmettemel #hikmettemelakarsu #kimmerya #schwarzenegger #redsonja #barbar #conan #crom #RobertEHoward #hyperborea

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Kimmeryalı Barbarın Dönüşü: Conan* Makale Yazarı:…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now