Kiltabletten Beyazperdeye: “Dans Eden Turna Tsisa”
-
Kiltabletten Beyazperdeye: “Dans Eden Turna Tsisa”
Kiltabletten Beyazperdeye: “Dans Eden Turna Tsisa”*
Makale Yazarı: Feridun Büyükyıldız
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim / Aralık 2011, 8. sayıda yayımlanmıştır.
“Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. #Uruk’un dört bir yanına duvar çektirdi. Kutsal #Enna’nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir!.. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp #İştar’ın oturduğu Enna Tapınağı’na yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapamadı. Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele…”
Gizemli bir film senaryosu gibi görünen bu satırlar aslında MÖ üç bininci yılda Uruk Kralı #Gılgamış’ın on bir tabletten oluşan destanının birinci tabletinde yer alır. Batılı bir yönetmenin elinde, bir kil tabletle başlayan ve Doğu mistisizmiyle dolu bir kurgu, çoğu zaman seyirciyi #beyazperdeye sürüklemeye yetiyor.
#Gişerekorları kıran filmleri, bunların öykülerini, #HarryPotter’ın maceralarını, yüzüklerin enteresan yolculuklarını ve yazarlarının yaşamlarını gözden geçirecek olursak, ortak bir nokta gözümüze çarpar.
John Ronald Reuel #Tolkien’in üniversitede öğrenciyken yazmaya başladığı “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi, ölümünden sonra oğlu Christopher Tolkien tarafından yayıma hazırlanarak basıldı. Baba Tolkien aslında 1937’de büyük ilgi gören #Hobbit’i yazmıştı. Bu tarz öykülerin yazarları gibi Tolkien de masalları, söylenceleri ve mitolojiyi keşfetmişti. Oxford Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı dersleri veren yazar #Britanya, #İskandinavya gibi ülkelerin #antikçağmitolojileri üzerine uzun çalışmalar yaptı. İçinde #cüceler, #cinler ve #büyücülerin olduğu #fantastik bir öykü için elinde yeterince malzeme oluşmuştu.
J. K. Rowling, Tolkien’le meslektaştı. Fransız Dili ve Edebiyatı eğitimi alan #Rowling, 1990 yılında yazmaya başladığı Harry Potter dizisinde aynı kaynağa, modası geçmiş gibi görünen söylencelere ve mitolojinin renkli dünyasına başvurmuştu. Yunan mitolojisindeki #Lilipular gibi cüceleri, #Ogipanlar gibi sivri kulaklı varlıkları anlattı. Ve sonuçta dünyanın kapıştığı dizi kitap ortaya çıktı. “Harry Poter.”
Beyazperdede tüm ihtişamıyla boy gösteren bir başka öykü ise #Truva efsanesidir. Tüccar olmasına karşın #arkeoloji ve mitolojiye olan merakı, #HeinrichSchliemann’ı müthiş bir keşfe doğru sürüklemişti. Schliemann, #Homeros’un #İlyada’sında sözü edilen Truva kentini bulmak için servetini harcamıştı. Kentin varlığına olan inancıyla yıllar süren çalışmaları Çanakkale yakınlarında Hisarlık Tepesi’nde sonuç verdi. Ve tahta atın kenti Truva’yı buldu. Mitolojiden gün ışığına çıkan kent ve efsane beyazperdeye, oradan da insanların belleklerine dek taşındı.
“Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”in, “Kırmızı Başlıklı Kız”ın öyküleri de çok farklı değildi. Kardeşlerden #JacobGrimm, Cermen dili ve Cermen eskiçağı üzerine uzun çalışmalar yapmıştı. Yüz altmıştan fazla dile çevrilen öyküler, UNESCO tarafından dünya kültür mirası sayıldı. Edebiyatçılar #GrimmKardeşler’in kaleme aldığı öyküleri sihirli bir tümceyle yorumladılar. “Avrupa ve Doğu #masal geleneğinin sistematik sentezi”.
Bu sihirli tespit başarının da anahtarıydı aslında. Dünya mitolojisinden yararlanarak “doğu masal geleneğinin sistematik sentezi” beyazperde de, yazılı edebiyatta da son derece ilgi uyandırıyordu.
Masal geleneğinin, söylencelerin büyük ölçüde kaynağı olan #Doğu ve #Anadolu toprakları; #Hattiler’e, #Hititler’e, Truva efsanesine ve tahta ata da ev sahipliği yapmıştı. Hititler’in öfkeli tanrısı #Telepinu da, Bereket Tanrısı #Kibele de bu topraklarda yaşam bulmuştu. Koloni yaşamları ve kültürel etkileşimleriyle bilinen Yunan mitolojisinde, demirci #Hefaistos ile Nart mitolojisinin demircisi #Tlepş de aynı özellikleri taşıyarak #sihirlisilahlar yapıyorlardı. #NoelBaba’nın da, #Keloğlan’ın da yaşadığı topraklar aynıydı. Son dönemde örnekleri görülmeye başlanan Keloğlan’ın fantastik öyküleri Grimm Kardeşler’in Pamuk Prensesi gibi, #Alacahöyük’ün #Hattuşaş’ı, #Kafkaslar’ın Nart mitolojisi, Yüzüklerin Efendisi gibi filmlere, kitaplara konu olacak kaynaklarla doludur.
Anadolu’ya sürgünle gelen Çerkezlerin antik çağlardan günümüze kadar uzanan söylencelerinin en büyük emekçisi değerli yazar Özdemir Özbay, #NartDestanları’nın Anadolu’da yaşatıldığı şekli ile derleyen usta bir kalemdir. Kuzey Kafkasya’nın otokton halkı olan Çerkezlerin, binlerce yıldan bu yana ürettikleri #ulusaldestanlar bütünü olan Nart Destanları’nın #sürgün sonrası Anadolu’ya taşınan bölümlerine hayat vermiştir. Birinci baskısını 1990 yılında yayımladığı “Mitoloji ve Nartlar” kitabı, dünyanın ünlü Kafkasologlarının eserlerinin kaynakçalarında yerini almıştır.
Ulusların benliğinde derin izler bırakan savaşlar, işgaller, sürgünler ve soykırımlar halkların dilinde bazen destanlaşır, bazen #öykü olur, bazen ince bir #ağıt olarak bizleri yaralar. #ÖzdemirÖzbay, Çerkez halkının sözlü edebiyatının, #ÇarlıkRusya’sı sürgün ve soykırım acılarının peşinde koşmuş, “Anadolu’da #Kafdağı Öyküleri”ni ustalıkla kaleme almıştır. Yazılarında toplumun nabız atışlarını duyumsayarak, Çerkez halkının yaşam felsefesini özümseyerek ortaya koymayı başarmıştır.
“Dans Eden Turna Tsisa” da anlattığı öykü, vatanlarından sökülen Çerkezlerin sürgün yolculuğuna götürür bizi. Büyük babaanne Samara’nın genç kızlığını, Kuzey Kafkasya’daki evlerinin bahçesinde kanat çırpan, artık evcilleşmiş yaralı turnayı anlatır.
#Nasrıko ailesinin kırık ve çıkık konusundaki yetenekleri tüm Kafkasya tarafından bilinmektedir. Öyle ki, tedavi sırlarının olduğu ve kimseyle paylaşmadığı, Çerkezler arasında konuşulur. Ailenin biricik kızı #Samara için kanadı kırık bir #turna kuşunu tedavi etmek hiç de zor değildir. Yaralı turna #Tsisa, Kafkas dağlarının yeşili ile Karadeniz’in mavisinin buluştuğu kıyı şeridinin henüz kana bulanmadığı, nehir kenarlarındaki bahçelerin, üzüm bağlarının katliamlara sahne olmadığı mutlu yıllarda, Nasrıko ailesine yardıma muhtaç bir konuk gibi gelir. Samara’nın özenle tedavi ettiği Tsisa, kızlı erkekli kalabalık eğlencelere, sabahlara kadar süren Çerkez düğünlerine evin kızı ile birlikte gider. Samara’yı uçarak takip eder. Kalabalığın ortasında olsa da çağırdığında gelir. Biraz uzağa konsa da bir Çerkez kızı gibi narin yürür. İzlediği oyunların arasına dalar. Onları taklit eder, onlar gibi dans eder. Tsisa, Samara’nın ve arkadaşlarının sevgilisi olmuştur.
Yedi cihanın, güzelliğine hayran olduğu vatanlar, emperyalistlerin ve işgalcilerin eli ile yaralanmaya mahkûmdur. #İşgaledilmiş vatanların mensupları ise yüreklerinde hep bir yara ile yaşarlar. Çarlık Rusya’sının işgal, sürgün ve soykırım yıllarının başlangıcı Nasrıko ailesinin de mutluluğunun sonudur. Tüm Kuzey Kafkasya’nın ve Çerkezlerin vatanlarının kana bulandığı, tırnakları ile tutunmaya çalıştıkları dağlarından, #Karadeniz’in karanlık sularına itildiği günlerin başlangıcıdır. #1864 senesi Çerkezlerin, genç ölülerini dağlarında bıraktıkları, yaşlı ve çocukları ile bir bilinmeze doğru çıktıkları yolculuğun başlangıcıdır. Karadeniz’e gelen köhne gemilere balık istifi yığılan hasta, yorgun, yaralı bir halkın sürgün yolculuğunun başlangıcıdır. Karadeniz, Çerkez analarının ölen çocuklarına kıyamayıp birlikte kendilerini attıkları denizdir. O anaların cesetlerini yiyen #balıklar, yüz elli yıldır Çerkezlerin yemedikleri balıklardır.
Karadeniz en çok Çerkezlere karadır.
Özdemir Özbay’ın öyküsündeki “Dans Eden Turna Tsisa” o kara günlerde, Nasrıko ailesinin soykırımdan geriye kalan yaşlı ve çocuklarının gemiye doldurulduğu anda sahildedir. Dans eden turna Tsisa, Samara’nın yine bir düğüne gittiğini düşünüp gemiye uçar. Gemi uzaklaştıkça tedirgin olur. Evleri, vatanları, ufukta kaybolmaya başladığında sahile geri döner. Sahilden tekrar güzel sahibi Samara’ya kanat çırpar. Çırpınır, “gitmeyin” der kendince. Niye gittiklerini anlayamaz. Gemideki sürgüne giden Çerkezlerin, cariye başına para alacak tayfaların gözü, havada kanat çırpan Tsisa’dadır. Tsisa çırpındıkça yolcular ağlar, insan taciri tayfalar homurdanmaya başlar. Gözyaşları ile el sallayanların arasında tayfanın “#uğursuz kuş!” çığlığı ile bir tüfek patlar. Tsisa tayfalardan birinin silahından çıkan mermi ile vurulur.
Zaman durmuştur. Kafkasya’nın tüm güzellikleri ve Çerkezlerin tüm güzel anıları Tsisa ile birlikte cansız sahile, Çerkezya’ya düşer.
Tsisa, yıllar sonra yaşlı babaanne Samara’nın gözlerinden yaşlar boşanarak torunlarına anlattığı,“Beni vatanımdan kopardılar ama güzel Tsisa kendi toprağında öldü” dediği eski bir öyküdür.
1864 sürgünü sonrasında Çerkezlerin ellerinde öykülerinden başka hiçbir şey kalmamıştır. Yazar Özdemir Özbay’ın çalışmaları ise bir halkın ellerinde kalan son mirasa sahip çıkmaktır.
Her dilden türküyü, her türlü acının yanı sıra zengin antikçağ söylencelerini, mitolojilerini barındıran, Kafkaslardan Mezopotamya’ya uzanan dünyanın bu coğrafyası, sahip olduğu değerleri gün yüzüne çıkarabilmeli, dünyaya ciltlerce yapıt armağan edebilmelidir.
#JohnRonaldReuelTolkien #kiltablet #kiltablettenbeyazperdeye #dansedenturnatsisa #YüzüklerinEfendisi #JKRowling #pamukprenses #kırmızıbaşlıklıkız

Sorry, there were no replies found.