Keşiş Frère Jean des Entommeures
-
Keşiş Frère Jean des Entommeures
KEŞİŞ FRÈRE JEAN DES ENTOMMEURES VE THÉLÈME MANASTIRI*
Makale Yazarı: Arzu Etensel İldem
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.
Rönesans dönemi Fransız edebiyatının en önemli ve aynı zamanda en renkli yazarlarından biri olan François Rabelais 1494-1553 yılları arasında yaşamıştır. Fransa’nın Loire ırmağı bölgesinde, #Chinon yakınlarındaki #LaDevinière çiftliğinde dünyaya gelmiştir. Rabelais’nin romanları bu bölgede geçer; kişileri de kendisi gibi bu bölgede doğup büyürler. 15. ve 16. yüzyıllarda, birbirinden görkemli şatolarla donanan #Loireırmağı kıyıları 16. yüzyıl Fransız edebiyatında önemli bir yere sahiptir: ünlü Rönesans şairleri Pierre de Ronsard ve Joachim du Bellay şiirlerinde bu bölgenin güzel doğasını betimlemişlerdir.
Chinon’da avukat olan Rabelais’nin babası oğlunun eğitimine büyük önem vermiştir. Rabelais küçük yaşta evinin yakınlarındaki Seuilly manastırında öğretim görmeye başlamış, daha sonra Anger kenti yakınlarındaki Baumette manastırında dini eğitimi almıştır. Bu manastırlarda kullanılan #skolastik yöntemler Rabelais’nin daha sonra eleştireceği #Ortaçağ dönemine özgü eğitim biçimidir. 27 yaşında #keşiş olan Rabelais çeşitli tarikatlara ait manastırlarda yaşamış, Yunanca öğrenmiş, hukukla ilgilenmeye başlamış ve aydın bilim adamlarıyla tanışarak #hümanist görüşleri benimsemiştir. Yıllar içinde manastır keşişliğini bırakan Rabelais bağımsız, başka bir deyişle “#séculier” bir din adamı olarak #Poitiers üniversitesi başta olmak üzere çeşitli Fransız üniversitelerinde tıp öğrenimi yapmıştır. Bilgi birikimi ve Yunancadan çevirdiği kitaplar sayesinde daha doktor unvanı almadan, 1532 yılında Lyon’da Hôtel-Dieu hastanesinde hekimlik yapmaya başlar. Birkaç yıl sonra, 1537 yılında #MontpellierÜniversitesi’nden #tıpdoktoru unvanı alır. 1534 yılında şair Du Bellay’nin kuzeni kardinal Du Bellay ile birlikte gittiği Roma’da #Papa’yla görüşür ve manastır yaşantısından ayrıldığı için affedilir. Papa daha sonra Rabelais’ye hem rahip hem de hekim olarak çalışma izni verecektir. Bu tarihten sonra Rabelais Fransa’nın çeşitli kentlerinde hekimlik yapacak, hümanist düşünceye hizmet edecek ve kitap yazmaya başlayacaktır. Yapıtları yıllarca sansüre uğramış, #SorbonneÜniversitesi’nin hocaları Rabelais’nin yazdıklarını dine karşı bulmuşlardır. Rabelais doğup büyüdüğü yerleri, eğitim gördüğü manastırları, öğrencisi olduğu üniversiteleri, hümanist fikirlerini, kişiliğini, bir din adamı ve bir bilim adamı olarak yaşamını ve deneyimlerini yapıtlarına yansıtmıştır.
Gargantua kitabında karşımıza çıkan keşiş Frère Jean des Entommeures’ün, Rabelais’nin bazı özelliklerini taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Rabelais’nin romanlarında üç kuşak devlerden oluşan başkişiler: büyükbaba #Grandgousier, baba #Gargantua ve oğul #Pantagruel’in yanı sıra önemli bir role sahip olan iki kahraman daha bulunmaktadır: #Panurge ve #FrèreJeandesEntommeures. Panurge, Pantagruel’in vazgeçilmez yol arkadaşıdır, Frère Jean des Entommeures ise Gargantua’nın savaş arkadaşı. Keşiş Jean, #Picrocholsavaşında Gargantua ve ordusuna yardım etmiş, kazanılan zaferden sonra Gargantua tarafından ödüllendirilmiş ve Thélème manastırını kurmuştur. Bir #ütopya olarak karşımıza çıkan bu manastır, Frère Jean aracılığıyla Rabelais’nin din ve manastır yaşamı konusundaki görüşlerini yansıtmaktadır. Rabelais, Frère Jean des Entommeures ve Thélème manastırı birbirinden ayrılmaz bir üçlü oluşturmaktadır.
Keşiş Frère Jean des Entommeures
Dev ailesinin serüvenleri Pantagruel’in doğumuyla başlamıştır. Babası Gargantua oğlunun doğumuna mı sevinsin yoksa eşinin doğum sırasında hayatını kaybetmesine mi üzülsün bilemez. Pantagruel’in deli dolu serüvenlerini anlattıktan sonra Rabelais oğuldan babaya geçerek ikinci romanında Gargantua’nın doğumunu ve çocukluğunu kaleme alır. Gargantua’nın eğitiminin din adamlarının elinde kötüye gittiğini gören baba Grandgousier onu Paris’e yollar. #Paris’te hümanist #Ponocrates tarafından her açından mükemmel bir biçimde eğitilecektir. Ancak Gargantua Paris’teyken komşu #Lernékralı Picrochol sudan bir “çörek” olayını bahane ederek Grandgousier’nin topraklarına saldırır. Grandgousier oğluna hemen dönüp ordunun başına geçmesi ve savaşa katılması için haber yollar. Bu savaşın ilk kahramanı keşiş Frère Jean des Entommeures olmuştur. Seuillé manastırı saldırıya uğrayınca keşişler toplanıp dua etmekten başka çare bulamazlar. Saldırganların manastır bağına girip üzümleri yağmaladıklarını gören Frère Jean des Entommeures tören asasını alarak düşmanlara karşı koyar ve hepsini tek tek saf dışı bırakır. Bu başlangıçtan sonra kendisini savaşın ortasında bulan Frère Jean önce esir düşer ancak sonradan kahramanca dövüşür ve kendisini elinde tutan komutanı esir alarak Grandgousier’ye götürür. Gargantua ve Frère Jean birlikte yiyip içerler ve tekrar savaşa dönerek düşman birliklerini yerle bir ederler. Rabelais bu kıyasıya mücadeleyi abartılı bir dille anlatmıştır. Tıp dilini de kullanarak savaşanların dışarı fırlayan organlarını, parçalanan uzuvlarını çekinmeden betimlemiştir. “[Frère Jean] ona karşı durmayı göze alan oldu mu, kollarının gücünü asıl onun üstünde deniyor, göğsünü orta yerinden delip yüreğini söküyordu. Kiminin böğrünü delip midesini allak bullak edip bir anda öldürüyordu. Kiminin göbeğine öyle bir hırsla vuruyordu ki, bağırsaklarını dışarı çıkarıyordu” (s. 130).1 Savaşın sonunda zafer kazanan Grandgousier örnek bir hükümdar olduğunu gösterir ve hayatta kalmayı başaran saldırganları bağışlar.
Keşiş Frère Jean des Entommeures bir din adamından çok bir eylem adamıdır. Adı Eski Fransızca “düşmanlarını kıyma yapan kişi” anlamına gelmektedir. Belki de ailesinde ondan önce, kahramanlığıyla öne çıkan kişiler mevcuttur. Frère Jean diğer keşişler gibi belli bir yaşta, şişman ve ciddi görünümlü değildir. Aksine “ genç, yakışıklı, çevik, uyanık, güler yüzlü, becerikli, gözü pek, atılgan, akıllı, ince uzun, yaman ağızlı, burnu heybetli” (s. 128) bir papazdır. Üstünde, gerektiğinde eteklerini bir güreşçi gibi omzuna attığı uzun, siyah cübbesi, elinde sopası vardır. Bu sopa aslında Frère Jean’ın tören asasıdır, #üvezağacı kütüğünden yapılmıştır ve ucunda bir haç vardır. Üstünde Fransız kraliyetinin sembolü olan #zambakçiçekleri bulunmaktadır ancak asa çok kullanıldığı için bu çiçekler neredeyse silinmiştir. İsminden de anlaşıldığı gibi Frère Jean savaşçı ve cesur, düşmanlarını asla bağışlamayan, onları en korkunç biçimde öldüren biridir. Düşmanların bedenlerine nasıl vurup anında saf dışı bırakacağını çok iyi bilir. Savaşçı özelliklerinin yanı sıra iyi bir din adamıdır. Görevlerini yobazlığa kaçmadan gerçekleştirir. Ancak okuyup yazmaya da fazla yatkınlığı yoktur. Manastırda kalıp dua etmek yerine tarlalarda iş yapmayı, köylülere yardım etmeyi, avlanmak için tuzak kurmayı yeğler. Köylüler tarafından çok sevilir. Yemeye, içmeye ve şaraba çok düşkündür; zaten manastıra şarap veren üzüm bağlarını kurtarmak için düşünmeden kendisini savaşın ortasına atmıştır. Frère Jean alışılmış din adamı imgesine ters düşmektedir ve bu yüzden Gargantua’nın hoşuna gider. Gargantua #keşişJean için şöyle der: “ Gelgelelim bizim Rahip Jean, bu can adam da onlardan [manastırlarda yaşayan işe yaramaz papazlardan] olduğu halde herkes hoşlanıyor ondan. Ne yobazlığı var, ne de aylaklığı. Sözü sohbeti yerinde, neşeli, ne istediğini bilen, rint bir adam. Çalışıyor, didiniyor, ezilenleri koruyor, dertlileri avutuyor, acı çemenlere elini uzatıyor, manastırın bağlarını kolluyor” (s. 182). Frère Jean des Entommeures, Gargantua ya da Grandgousier gibi dev değildir ancak romanda #destansı bir işlevi vardır: insanüstü gücüyle tek başına ordulara kafa tutar. Üstelik bunu basit bir asayla başarır. Aynı zamanda güçsüzlere ve acı çekenlere yardım eli uzatır. Bir taraftan düşmanı öldürür, diğer taraftan da öldürdüklerini kutsar.
Rabelais bu sıra dışı keşiş aracılığıyla rahipleri ve manastırları eleştirmektedir. Rahiplerin yemekten içmekten ve boşu boşuna dua etmekten başka bir işe yaramadıklarını ima eder. Picrochole’un ordusu Seuillé manastırına saldırdığında onlara bir tek Frère Jean karşı koymuştur. Keşişler bilim ve aklın üstünlüğüne de karşıdır; onlar yalnızca yüzyıllardır süre gelen kural ve gelenekleri sürdürürler. Frère Jean manastır dışında çalışırken, onlar dışarıdaki hayattan uzak dururlar. Frère Jean belki çok bilgili değildir ancak çok beceriklidir, elinden pek çok iş gelir, diğer keşişler gibi dar bir görev anlayışı yoktur. Frère Jean’ın eleştirilecek yönleri de vardır elbet. O da diğer keşişler gibi yemeğe ve özellikle de içmeye çok düşkündür ve her şeyden önemlisi diğer keşişler gibi oldukça cahildir. Picrochole savaşının sonunda ona yardım eden herkesi ödüllendiren Gargantua, Frère Jean’a da Seuillé manastırını vermeyi düşünür, ancak Frère Jean kendi manastırını kurmak ister: bu manastır Rabelais’nin kafasındaki ideal manastır olacaktır.
Thélème Manastırı
Gargantua Frère Jean’a Seuillé manastırının başpapazlığını teklif ettiğinde, keşiş olumsuz yanıt verir: “Çünkü daha kendimi yönetmesini bilmezken, nasıl olur da başkalarını yönetebilirim” der (s. 229). Frère Jean yepyeni bir manastır düşlemektedir. Bu manastırın duvarları olmayacak, Loire ırmağı kenarında özgürce konuşlanacaktır. Manastır binası altı köşeli bir yapıdır ve her köşesinde kocaman kuleler bulunmaktadır. Özenle, zamanının en kıymetli malzemesiyle yapılmış tipik bir Rönesans binasıdır. Şair #DuBellay’nin çok sevdiği #arduaz taşlarından oluşan bir çatısı vardır ve görünümü tüm Loire şatolarından daha görkemlidir. Geniş galerilerden, şaşırtıcı merdivenlerden ve yüksek kemerlerden oluşmaktadır. İç avlusunun ortasında üç güzeller heykeliyle süslenmiş bir havuz bulunmaktadır. Binayı çevreleyen bahçeler setler halinde Loire ırmağının kıyısına kadar uzanmaktadır. Manastırın büyük kapısının üstünde, bu erdem ve bilgi yuvasına kimlerin girip kimlerin giremeyeceği yazılıdır:
“Girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
Kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
Yampiri çarpık boyunlular, odun kafalılar,
Gotlar’dan, Ostrogot’lardan beter hödükler,
Kürklü dilenciler, sefa pezevenkleri,
Kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
Gidip başka yerde satın dolaplarınızı.” (s. 237)“Tanrı sözünün özü
Hiç kararmak bilmesin
Bu tertemiz tekkede
Her yüreği kuşatsın
Her ruh içine dolsun
Tanrı sözünün özüGirin buraya sizler, üstün soylu bayanlar,
Girin apaçık yürekle, ferah gönüllerle,
Siz yüzleri nur saçan güzellik çiçekleri,
Girin baş eğmeden edepli vakarınızlaŞerefli insanların sarayıdır burası,
Özel buyruk verdi sizin ağırlanmanız için
Burasını bizlere cömertçe bağışlayan
Her şey için bol bol altın veren yüce kişi.” (s. 239)Keşiş Jean, Thélème manastırını diğer manastırların tam tersi olarak düşünmüştür. Her şeyden önce kadınlar ve erkekler birlikte kabul edilir ve özenle seçilirler: “Bugün din ocaklarına yalnız tek gözlü, topal, kambur, çirkin, eğri büğrü, kaçık, akılsız, bizden iyilere karışmış ve lekeli kadınlarla tıksırıklı, aşağı tabakalardan, avanak veya evine yük olan erkekler alındığına göre [manastıra] yalnız iyi yapılı, etli butlu kadınlarla, yakışıklı, boylu poslu, sevimli erkeklerin alınmasına karar verildi” (s. 230). Fiziksel güzellik manastıra kabul edilmek için doldurulması gereken şartlardan biridir. Manastır sakinlerinin ruhları da dış görünüşleri kadar mükemmel olmalıdır. Kadınlar ve erkekler albenili ve renkli, zarif giysiler içinde keyiflerine göre yaşarlar. Bu manastırın tek kuralı şöyle ifade edilmiştir: “İstediğini yap.” (s.247)
En soylu erdemlerle donatılmış manastır sakinlerinin “içlerinde öyle bir içgüdü ve iti vardır ki, onları her zaman erdemli davranmaya ve kötülüklerden uzaklaşmaya zorlar” (s. 247). Manastırdaki etkinlikler büyük bir uyum içinde sürdürülür: herkes aynı anda oyun oynar, aynı anda ava çıkar, aynı anda yemeğe oturur ve aynı anda şarap içer.
Thélème manastırı Rabelais’nin kaleme aldığı bir ütopyadır. Rabelais’nin, Thomas More’un 1516 yılında Latince yazdığı Utopia adlı yapıtı okuduğu bilinmektedir. Rabelais, Gargantua romanının son sayfalarında hem hayatı boyunca çok yakından tanıdığı manastırlardaki dini uygulamaları eleştirmiş, hem de ideal bir manastır yaratarak hümanist düşüncelerini ifade etmiştir. Thélème manastırı bir Ortaçağ kurumuyla, bir Yunan düşüncesini birleştirmektedir. Thélème adı Yunanca “#theleïn” istemek, gönüllü olmak fiilinden gelmektedir. Thélème’liler istedikleri zaman istediklerini yaparak, sıkı kurallara uyan geleneksel manastır yaşamına ters düşerler. Rabelais uzun yıllar eğitim almak için yaşadığı manastırların kurallarını tek tek eleştirir. Gerçek manastırlarda keşişler kilisenin kurallarına boyun eğmek zorundadır. Oysa Thélème’liler kendi kurallarını kendileri koyar ve hiçbir merkezi otoriteye itaat etmezler. Gerçek manastırlarda keşişler kadınlardan uzak yaşarlar ve evlenmeleri yasaktır. Thélème manastırına kadınlar ve erkekler birlikte kabul edilirler; gerçi ayrı bölükleri vardır ancak tüm etkinlikleri büyük bir uyum içinde birlikte gerçekleştirirler. Thélème’deki hayat onları yeni bir yaşama hazırlamaktadır. İstedikleri zaman Thélème’den ayrılabilirler. Gerçek manastırlarda keşişler dünya nimetlerinden uzak durmaya söz vermişlerdir. Fakirlik içinde yaşama zorunluluğu onları açlık korkusuna yenik düşürmüştür. Oysa Thélème sakinleri güzelliklerin içinde yaşarlar ve hayatın tadını çıkartırlar. Maddi zenginlik onların gündelik hayatının bir parçasıdır.
Thélème manastırı hümanist düşüncenin egemen olduğu ideal bir uzamdır: Thélème’de yaşayan insanlar her şeyden önce özgürdür. Bu insanlar doğuştan erdemlidir. 18. yüzyılda, ünlü Aydınlanma düşünürü #JeanJacquesRousseau da insanların doğuştan iyi özelliklere sahip olduğunu söyleyecektir. Hümanistlere göre insanı kötülüğe iten baskıdır. #Özgürlük insanların içindeki iyiliği ortaya çıkartır. Özgür kişilerin birbirleriyle uyumlu ilişkiler geliştirmeleri de daha kolaydır. Thélème’de yaşayan kadınlar ve erkekler birbirlerini özgürce seçerler ve eğer isterlerse manastırdan ayrıldıklarında birbirleriyle evlenirler. Bu evlilik karşılıklı özveri üzerine kurulmuştur. Thélème’liler öğrenme ve bilgi edinmenin yanı sıra bedensel etkinliklere de önem verirler; güreş ve koşu alanlarından, havuzlardan faydalanabileceklerdir. Soylu sınıfın başlıca uğraşı olan avcılık için de tüm ayrıntılar düşünülmüştür: atlar, “akdoğan, kaçırdoğan, tepeli akdoğan, şahin, atmaca, bozdoğan ve başka eşsiz kuşlar” (s. 242), av köpekleri ve atlar. Bir manastır olmasına karşın Thélème’de dinsel etkinlikler ön plana çıkmamıştır. Thélème’lilerin birlikte kullandıkları ortak bir kilise bile bulunmamaktadır. Herkesin kendisine ayrılmış özel odalarından birinde yalnız başına ibadet edebileceği bir şapel bulunur ancak ibadetin ne zaman ve ne sıklıkta yapılacağı belirtilmez. Din tümüyle özel hayata bırakılmıştır. Manastırın kulelerinde çeşitli dillerde yazılmış kitaplardan oluşan kitaplıklar yer almaktadır. Thélème manastırının amacı özgür, soylu ve iyi bir eğitim almış kişileri, seçilmiş kişileri bir araya getirerek onlara uyum içinde yaşamayı öğretmektedir.
Michaël Baraz Rabelais ve Özgürlüğün Sevinci adlı yapıtında Platon’un Devlet ve Thomas More’un Utopia’sındaki fikirleri Rabelais’nin Thélème manastırında ifade ettiği fikirlerle karşılaştırmıştır. Platon ve Thomas More’un ideal kentlerinde kurumsal zorunluluklar mevcuttur, her şey kurallara uygun yapılmaktadır ve insanlar tek tiptir. Oysa Rabelais hiçbir kuralın olmadığı bir ütopya yaratmıştır. Thélème manastırında insanların bireysel özgürlüğü asla sınırlanmaz. “Rabelais, Thélème’de Tanrı aşkının dünya aşkıyla, sofuluğun tensel zevklerle uyum içinde olmasını istiyordu.” (2)
Sonuç olarak Rabelais Gargantua adlı romanının sonunda hem Ortaçağ manastırlarını eleştirmek hem de hümanist fikirlerini hayata geçirmek için ideal bir uzam düşlemiş, bu uzamın adını Thélème manastırı koymuştur. Frère Jean des Entommeures sıra dışı kişiliğiyle bu manastırın yaratılmasına önayak olmuştur. Rabelais, skolastik eğitimi çok eleştirmesine karşın bir din adamıdır ve bu özelliğinde dolayı da Thélème manastırı aracılığıyla dinle hümanizmayı harmanlamış ve zamanının seçkin bireyleri için insan odaklı bir din anlayışı önermiştir.
NOTLAR:
(1) Alıntılanan kaynak: Rabelais, Gargantua, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2012
(2) Michaël Baraz, Rabelais et la joie de la liberté, Paris, Corti, 1983, s. 276#Rönesans #FransızEdebiyatı #Seuillymanastırı #Baumettemanastırı #Thélèmemanastırı

Sorry, there were no replies found.