Kenan Karakterinin Kişiliğinde Yenileşme Bağlamı

  • Kenan Karakterinin Kişiliğinde Yenileşme Bağlamı

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:35

    Kenan Karakterinin Kişiliğinde Yenileşme Bağlamı*

    Makale Yazarı: Müslüm Çelik

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2010, 2. sayısında yayımlanmıştır.

    Modernite bizde, önce Divan ve Halk yazınına, sonra da Osmanlıca yazılıp konuşulmasına tepkiden doğdu bir bakıma. Buraya hangi değerler üzerinden gelindi ve ne oldu? Osmanlı, Avrupa’nın içlerine doğru uzandıkça tepkiler görürken, bir taraftan da Rönesans ve Reform’dan etkilenmeye başlayan bir kuşak, Tanzimat Edebiyatı’nın doğuşuna ön ayak oluyordu. Tanzimat’la birlikte iki ayrı görüş gelişmeye başladı: Sanat toplum içindir ve sanat sanat içindir. Genel olarak böyle formüle edildi. Tüm bu gelişmeler içerisinde Tanzimat’ın ikinci döneminde yani 1865’lerden sonra bir kıpırdanma daha oldu. Yeni dünya algılayışı konuları tekrar çekip çevirdi. Bu akım da üç dala ayrılarak (Kozmopolitlik, Ortadakiler, Ulusçuluk) evrildi. Avrupa’yı saran devrimci düşüncenin etkilerinin görüldüğü yıllarda Romantizm varlığı duyumsanmaya başlandı. Takvimler 1830’ları gösteriyordu. Her millet edebiyatını kendi olanaklarıyla, kendi topraklarında yeşertmeye daha zaman bulamadan büyük bir öykünmecilik de almış başını gidiyordu.

    Bu süreçte “Farklı bir modernleşme mümkün müydü?” sorusu ancak Türk modernleşmesinin zihinsel arka planına bakarak yanıtlanabilir. Bu arka planın farklı bir modernleşmeye olanak tanıyıp tanımadığı; Türk modernleşmesinin siyasal anlamda iktidarı ve toplumsal anlamda milliyetçiliği nasıl kendine mal ettiğine bakılarak öğrenilebilir.” –Hilmi Yavuz– Bu bağlamda Batılı zihinsel araçlarla gerçekleşen paradigmaların seyrini çözebilmek için toplumda bulunan dikey ve yatay çelişkileri göz ardı etmemek gerekir: Ekonomik-sınıfsal sömürü ilişkileri, sivil-asker, laik-dindar, otoriter-despotik, inanç-etnisite bağlamı, ezen-ezilen vb.

    İKİ SINIF ARASINDA GEÇİŞ KİŞİSİ

    Çok partili sisteme geçtiğimiz dönem içinde, küçük kentsoylu (burjuva) Kenan, ne kısır bir sınıftan ne de üretici bir sınıftan gelir. Yeni değer yaratmadığına göre, üretici sınıfın yarattığı değeri biçim değiştirerek kullanandır. Kişilerin bilinçlerini, ait oldukları sosyo-ekonomik durumları belirler. Buna göre, görece kullanılmayan bir güç sahibi gibi gözükse de, varsıllığı onun anamalcı sınıfına meyilli olması gerektiğini önceler. Sınırlı bir özel mülkiyete sahip bulunmakla birlikte, kendi emeğiyle geçinmeye çalışır. Yavaş yavaş anamalcı büyük kentsoylu sınıfına tırmanma gibi bir eğilimi, çabası bulunmamakla birlikte, elindeki avucundakini yitirerek emekçi bir sınıfa itilme gibi tehlikeli bir durumla da karşı karşıya değildir. Tutuculuk gibi sert çizgilerle ortaya çıkmış durumunun olmaması, anamalcı sınıfına katılma umudu gütmemesinin yanı sıra, emekçi-işçi sınıfına doğrudan düşme ya da itilme gibi bir korku ve eğiliminin de olmadığının açık göstergesidir. Tıpkı özel mülkiyetin gerçekleşmesinde bozulan eşit olmama durumunun, Günsel’i ayartırken ve severkenki insansal etkinin yetkinleşerek, bu sevgiyle ilk eşi Nermin’le olan çelişkisinde yanılgının düzeltilmesi için düşünmemesi, olayları akışına bırakarak sürdürmesinde olduğu gibi. Bu sevginin usu dıştalaması, kendi kentsoylu görüşlerinin de bilimsel görüşten tümüyle yoksun olması, onun iç-dış çelişkileri zamanında görerek önlem almasını da geciktirir.

    Kenan bu iki temel sınıf arasında geçiş kişisidir. Duygusal alanlarda oynadığı için, Günsel’e ve onun kişiliğinde dar gelirli, öğrenci-emekçilere yönelir. Küçük kentsoylu ekonomi politiğinden habersizdir. Kitabevini genişletmek ya da bu uğraş alanına uzak olmayan yayıncılığa yönelmek gibi bir kaygısı da yoktur.

    Daha doğrusu hiçbir değer üretmemektedir. Anamalcılığın eleştirisine katkı sunabilse, ülkedeki diğer iki temel sınıftan biri olan emekçi-işçi sınıfının daha bir gerçekleşip, kökleşmesine de katkı sunanlardan olabilir. Emekçi sınıfını, kendi ait olduğu sınıf açısından değerlendirmesi de belli belirsizdir. İçinde bulunduğu durumu koruyup kayırmayı da seçmemiş olması görüş keskinliği olmadığını belirler.

    Günsel’le sevgilisi Kenan, Baba’yı birçok kez ziyaret ederek görüşlerini dinlerler. Günsel bu görüş ve düşünceleri paylaştığını belirtirken, Kenan, görüşlerini paylaşmak yerine, Günsel’e olan duygularını ipe dizer. Örneğin: “Mustafa Kemal komprador burjuvaziye vurdu, pre-kapitalist tefeci bezirgan yapıyı değiştiremedi. Devletçiliğimiz hangi iyi niyetle yapılmış olursa olsun, bu zümrelerin egemenliğini pekiştirmekten, göbeklerinden bağlı oldukları finans kapitali semirtmekten başka işe yaramadı. (…) En geri tefeci bezirgan zümrelerle emperyalizmin kucaklaşıp tepindiği bir ülke” diye söze giren Baba konuşmasını sürdürerek ülkenin apaçık vatan satıcılarına kaptırılmış olduğunu söylerken 50’li yılların sonunda tek umudun, namuslu askerlerimizin gözlerinin açılmasında olduğunu belirtir.

    “Günsel: Halkın gözü ne vakit açılacak? Biri tüm sorunları darbeyle çözmeye itelerken, diğeri demokrasi ve halkı önceliyor.
    Baba: Aydınlarımız zavallıcık.
    Günsel: Bireysel çıkarları peşinde koşan bir sürü böcek.
    Kenan, küçük kentsoylu bir aydın olarak bu sövgüde kendi payına da bir şeyler düşmüş olduğunu yarım yamalak anlıyor. SUSUYOR!”

    “Sınıfına dayanamayan aydın” Kenan bu suçlamadan oldukça çekinmeye başladığında ezikliği artar. Günsel’e beslediği derin duygu birikimi gene kendinde patlar ve mutluluğu yaratamaz. Fakat Fransız işçisinin döne döne Balzac okuduğunu söyleyerek tarihsel koşullarımızın Fransızlarla aynı olmadığını da belirtir.

    Günsel, devrimi edebiyatın sınırları içerisinde düşünmemek gerektiğinin altını çizerken, Kenan’da küçümsemenin boyutları küçülür, Günsel’in ağzından çıkan “bütün sorun yığınlarda, iş onlarda” lafını duyduğunda yavaş yavaş ayılmış gibi olur. “Gözümdeki perdeleri kaldırıyor bu kız benim” demek durumunda kalır.

    Amerikan sigarası yerine Bafra içer. Vatan cephesine karşı olmakla birlikte ilericiliği Halk Partisi çizgisine düşer. Bu parti henüz ortanın solunu bile temsil etmediğine göre buna ilericilik de denemez. Özgürlüklere düşkün olan Kenan, özgürlük masalıyla anamalcılığı birbirinden ayırabilecek bir durumda mıdır? Küçük kentsoylu aydını Kenan, ait olduğu sınıfa dair belirgin bir tipoloji örneği midir? Bir kere devletin ve verili erkin politikası, düzeni dışında değildir. Günsel ise halk, yığınlar dediğine göre henüz muhalefet de bile olmayan fakat belli belirsiz, yeni yeni seçikleşen, demokrasinin de önünü açabilecek olanın duruşu, işleyişi doğrultusundadır. Bu devlet politikası uzun bir gelecekte iktidar olursa onun da politikası olacaktır. Belli belirsiz de olsa demokratik yola girilmektedir. Fakat her on yılda bir önü kesilecektir. Yine de Kenan’ın ne yaptığı ne düşündüğü önemlidir. Değiştiremediği dünyayı seyretmekle yetinenin yanında, dünyanın değiştirilebilirliğine inanan birinin doğru bir yaşamı aranışına odaklanır. Bu yol dümdüz değildir. İnişli çıkışlıdır. Boşluklar bile vardır. Gün olur merdiveni boşluğa dayar, yiteni göğe teyellerseniz yine de ne yapıldığına eğilmektir işimiz.

    YARIM YAMALAK AYDIN TİPİ

    Kenan karakterinin zaman zaman kendine çekildiği, iç söyleşilerle kapandığı anlarda tek sığınağı Günsel ve ona duyduğu aşktır. Peki ara sıra ortaya çıkan bu küfürleşmeler de neyin nesidir? “Meğer aşkın cilveleriymiş” deyip geçemeyiz. Aşk tüm zamanlara sıçrayan bir imgeler düzeneği kurar. Geri çekilmeler, bir yaratı kişisinin simyacılığa soyunduğu alan değildir. Günsel’in, Kenan’a yükselme çabası olmadığı gibi, Kenan’ın da Günsel’e uzanma çabasının büyük sevdalarla boy ölçüştüğünü varsaymak inanılır bir durum değildir! Bir devrimde yitme idesi, sivil durumun sevi hallerinin öteki örneklerine göre, görkemle tutulmamış en kuytu noktalarına ulaşabilmesini engellemiştir, neresinden baksak bir libido enerjisinin de bir yerleri tırmalama işaretidir. Özellikle Kenan’da iki kadın arasında gidip gelen, sosyal toplumsal alanlara çaba harcamasına az zaman bırakan bir konum içerir. Kenan’da kendini ne açma ne de aşma imi gelişmez. Günsel’de ise, daha ana rahmine düşüşünde ana Tanrı histerisi inşa edilmiştir; yaşa göre kendini, sınırını, zamanı aşma tasasındadır.

    İki sınıf sorunsalı böyle evrilecekse, güçlü olanın etkisi en kalıcı olanın yol alabileceği, ayakta kalabileceği, edimin yalnız bu olduğu tartışmasının gerektirip sıcak tutmaz. Devrimin daha evrilmeden ana karnında didiklenişi, diklenişidir bu.

    Yarım yamalak aydın tipolojisi midir Kenan karakteri? Bunu belirleyebilmek için sivil toplumla siyasi toplum arasındaki seçikleşen, öngörülen ayrıma bakmak gerekir.

    Bir kere Kenan’ı, ortada beliren bir karakter olarak üstyapı tipolojisi taslağına vurduğumuzda, yarı aydın ve devlet-sivil toplum arasında, ne oradadır ne de burada. Yönetici kesimin egemenliğini sürdürdüğü alanlarının, bu sürgitliğin uygulandığı açıya göre değişik biçimlidir. Sivil toplumun, siyasal alanın zorlama bir karakteri olup tip özelliği bulunmaz. Yarı kaygan zeminde geçmişten aldığı kalıtı ileri zamanlara sıçratacak bir kişilik çizemez. Burada bir kandırma ve onaşma söz konusudur. Kendini kandırırken “Günsel’i ve etrafımdakileri ne denli oyalarsam iyidir” gibi bir yönelme içerisindedir. Fakat sivil toplum örgütlenmesi dışında bir yerdedir. Zaman zaman Günsel’den dolayı yakınlaşma olsa da gene de dışındadır. Günsel’de altyapıyı el yordamıyla da olsa belirlemenin çabalarına karşın, duygularına yenik düşen Kenan’da, üstyapıyı gene üstyapıyla açıklama çabası görülür.

    “Günsel: Verili erk bizim arzu ve isteklerimizi dikkate almalıdır. Düşüncelerimiz yığınların düşüncesidir.
    Kenan: Verili erkin görevi bizi yönetmektir.”

    Ceberrut ya da kerim devlet yönsemesinde ikili davranmadan köklü olarak farklı davranmaktadır. Despotik anlayışına mı yönelmekte, yoksa hukuksal olanı gözlemleyerek geleneksel alana mı ulanmaktadır? Davranış, duyuş ve düşüncelerine yarı aydın tipinin dışında biri olarak da bakılabilir. Karmaşıklığının giderek bunalımını artırdığı görülür. Geleneksel bürokrasi ve sistem, altyapılanmaları baskı altında tutar.

    Sosyal uyanış ekonomiyi geçmemelidir! Üretim güçlerinin üretim ilişkileri siyasal olanın zorlamalarına karşın, henüz duyarlı değildir. Tüm bu durumlar içerisinde Kenan, ortada görünmek ister. Polis korkusunu iliklerinde duymuş olarak yaşar, ruhsal ve davranışsal bir sorumluluk gözetir.

    Bu eğretilemede görülenin göreni giderek meşrulaştırma, işini kolay kılma arzusu pek öyle belirginleşmez. Yazmayan, üretmeyen biri olarak yüzyılların getirdiği baskılama öğeleriyle korkuyu yaşar.

    Nâmık Kemal, Nâzım Hikmet, Tevfik Fikret çizgisinde yazan, üreten bir aydın olsa, bilinciyle bunu aşabilirdi. Belli bir yerde değil, bir yerlerde durur. Toplum içerisinde yaşanan bu tedirginlik giderek korkutulmuşluğu yaşamaya evrilecektir. Korkut yaşat, korkut sat!

    KENAN GÜNÜMÜZDE YAŞASA

    Yazar, iki arada bir derede yarı aydın karakteri oluşturmakta çok başarılıdır. Doğuya özgü, Batının biçimlendirdiği oryantalist bir toplum giysisi Tanzimat’tan bu yana üzerimizdedir. Sömürgeleştirilmiş toplumlara göre bir durumdur bu. Giderek sömürge karşıtı post kolonyal söylemleri bile belirleyendir, söylemsel bir buyurganlığın irdelenmesinin verileri de kendi elindedir. Yeni bir düzenin oluşumuna yol açıp açmayacağını sorgulamaz kimse. Anamalcı olmayan bir kültürleşmenin ancak bir buyurganlık dışında çelişerek sergilenebileceğini göremez. Göstereni de baskılanmıştır zaten.

    Sonu bunalım ve canına kıymakla biten bu dar üçgende dört köşelilik inşa etmek istersek, Kenan’ın nabzının devrimci duyarlıktan yana attığını şu konuşmalardan çıkarabiliriz:

    “Günsel: Ağabeyim diyordu ki; devrimci erkekler bile kızları kandırırlarmış hep. Sonra övünürlermiş yaptıklarıyla.
    Kenan: Erkekler için ağabeyinin dedikleri gerçek. O kadar ki bir şey yapmamış bile olsalar uydurup övünürler. Devrimcilerin de böyle olacağını sanmam. Şaka etmiş olmalı Hasan Bey (…) Devrimciliği toplumun çirkefliklerinden arınma yolu diye biliyoruz.”

    Küçük burjuva kıskançlığı Kenan’ı sürekli sevgilisi devrimci Günsel’in yanıbaşında olmaklığını, gözönünde bulunmaklığını getirir. Günümüzde yaşasa; gözetlenenin gözetleyenini meşrulaştırdığı bir anlayışa iteleyecektir!

    Şöyle ki: Aslını andığımız, yeni medya ilişkileri zinciri, yeni emperyalizmin şah damarında gelişip kanlanan bir durumdur. Bu denli yaygın, açık, görsel alanda iktidar, insanların birbirleriyle ilişkilenmesi üzerinden şekillenen bir varsıl evreni güder. Buradaki arzusu, onu kontrol etmek, gerekirse yönlendirmek üzerinden biçimlenir.

    Sanal evren üzerinden gelişen iletişim ve ilişki, gündelik yaşamın yerini almaya başladığında kişinin yüzlerce, binlerce olduğunu sandığı kişilerle yalnızlığı daha çok artar. Sanatta arabeskleşme ve metafiziğe doğru kaymaların zemini, bu baygın zemin üzerinden atılabilir de.

    Toplumsal paylaşım alanları gerçek alandan sanal alanlara doğru kaydıkça tüm bunların tümevarımına bakarsak, bu coğrafyanın türlü türlü görünmez, örtülü numara, kodlama ve sınırlamalarla örülü olduğunu görürüz.

    “Her şeyi bilen, her yerde olan ve her şeyi gören” bir gücün kontrolünde olduğunun farkında olan bir aydın, özgür söz söyleyebilir mi? Ancak hiçbir yanılsamaya, sanallığa, kemikleşmiş bir ideolojiye kapılmamış olan özgür söz söyleyebilir.

    Bunları kırmanın olanaklarını aramanın, baskıcı öteleyici eylemlerinin çevrimiçi tezahürlerini arayıp bulmanın yolları gene bu alanı iyi, doğru, tutarlı bir yolda bilerek kullanmak ve değerlendirmekten geçer. Bu çevrimiçi içe dönük eğilimleri güçlendirici gibi gözüken makro ve mikro erk alanlarının gözetimindeki, sınırlı fakat o denli de sınırsız evren, sanat ve iletişim için hem şans hem de şanssızlıktır.

    Bu çevrimiçi, kapalı, klan ailelerine dahil olmak isteyen kişi görsel algılama ortamında kendine ikinci bir “ego” kimliği edindirme yoluna girer. İkinci “ben” süper egonun olduğu yeri arayıp bulmak uğruna nereye, neye demir atacaktır?

    “Görülüyorum, öyleyse varım” denilen yere koşup, bütünüyle sanallaştığı alanda, aslına bakılırsa iletişimin yokluğunun özlendiği bir yere varacaktır.
    – Kamusal bu alan özelimizi de içermeli midir? –ki içeriyor.

    – Gözetlenenin gözetleyenini meşru kıldığı bir anlayış tehlikeli değil midir?

    – Her yerde görülebilmek arzusu, sanal alanlar üzerinden giderek mevcut, verili erke teslimiyeti baştan kabullenmemizi getirmez mi?

    Kağıt üzerinden okunarak, el değmeden biçimlenen olgular nereye vardırır bu işi?

    —————

    #sayı2 #müslümçelik #kenan #vedattürkali #birgüntekbaşına

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Kenan Karakterinin Kişiliğinde Yenileşme Bağlamı*…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now