KASIM DERMAN: KAPILDIM GİDİYORUM BAHTIMIN RÜZGÂRINA

  • KASIM DERMAN: KAPILDIM GİDİYORUM BAHTIMIN RÜZGÂRINA

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:47

    KASIM DERMAN: KAPILDIM GİDİYORUM BAHTIMIN RÜZGÂRINA*

    Makale Yazarı: Ali Gül

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/ Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.

    Halide Edib’in romanı yedi bölümden oluşuyor. Doktor Kasım Derman’ı takdim başlığını taşıyan ve içeriği başlığından rahatça anlaşılabilecek olan ilk bölümden sonraki altı bölüm Kasım Derman’ın ağzından yazılmış. İlk bölümde Doktor Kasım Derman’ın eğitimini #Amerika’da tamamlamış, sadece İstanbul’da değil #Anadolulular arasında da yakası bırakılmayan başarılı ve ünlü bir iç hastalıkları doktoru olduğunu, #Cağaloğlu’nda, birinci katı muayenehane olarak kullanılan büyükçe bir apartmanda annesi, teyzesi ve asistanı Nuriye Hanım’la birlikte yaşadığını öğreniriz.

    Kasım Derman başarılı bir doktor olmanın yanı sıra büyük bir #yazar da olmak istemekte, bunun başlangıcı olarak da önce kendi hayat hikâyesini kaleme almanın şart olduğunu düşünmektedir. 1956 Temmuz’unda şahit olduğu iki olay bu isteğini daha da kamçılar ve bu amacını gerçekleştirmek maksadıyla doktorluğu biraz daha geri planda bırakarak kütüphanesinde daha fazla vakit geçirmeye karar verir. Yukarıda Kasım Derman’ın şahit olduğunu söylediğimiz iki olaydan birincisi sahilde fındık fıstık satan bir çocuğun bekçi tarafından kovulmasıdır. İkincisiyse aslında bir olay bile değil, bir kadının Kasım Derman’dan muayene için randevu istemesidir. Birinci olayın Kasım Derman’a neyi hatırlattığı daha sonraki bölümlerde belli olsa da ikinci “olay”ın roman için önemi ve değeri pek de anlaşılır değildir.

    Kasım Derman’ı takdim eden bu birinci bölümde doktorun annesinin, oğlunun doğum gününü kutlamaktan büyük bir keyif duyduğu; ama Kasım Derman’ın bu eğlenceye gereksiz bir curcuna olması dışında bir anlam yüklemediği gibi romanın geri kalanıyla hiçbir bağlamsal ilişkisi olmayan bir duruma uzun uzun yer verilmesi de dikkat çekici. Özetlemek gerekirse Kasım Derman’ın anlatımı olmayan bu bölüm, okura Kasım Derman’ın mesleki ve sosyal hayatını dengelemiş, başarılı ve ünlü bir doktor olması dışında bir şey söylemiyor. Kasım Derman’ın #ünlülük dışında bir ayırt edici özelliğine de rastlamıyoruz.

    Kasım Derman kendi hayatını ikinci bölümden itibaren kronolojik olarak aktarmaya başlıyor. Kasım Derman; Kerim Usta adlı Adapazarlı bir #Çerkes’le aslen #İstanbullu olan ve ilk eşi Balkan Harbi’nde hayatını kaybeden Memduha Hanım’ın tek çocuğu olarak Eskişehir’de dünyaya gelir. Kasım Derman’ın babası #Eskişehir’de bir muhallebici dükkânı işletmekte, annesi de dükkân işlerini babasıyla beraber yürütmektedir. Geleceğin ünlü doktoru, çocukluğunda kendi yaşıtlarıyla pek arkadaşlık etmediği gibi, köpek yavrularını bile diğer çocuklardan daha çok sevdiğini belirtir. Diğer çocuklara karşı herhangi bir sevgisi bulunmayan bu çocuk, hâliyle diğer çocuklar tarafından sevilmez ve biraz da itilip kakılır. Aslında roman boyunca Kasım Derman’ın annesi dışında kimseyi pek sevmediğini görürüz. Çocukluğunda babasının dükkânında çalışan ve Kasım’a karşı büyük bir sevgi gösteren #TatarOsman için Kasım Derman şöyle söyler: “… Bilhassa bana karşı büyük bir muhabbet gösterirdi, fakat her nedense belki topal, belki çiçek bozuğu ve sırıtkan olması bir türlü gönlümü çekemedi.”

    Babası da çocukluğunda Kasım Derman’a karşı sevgisini gösteren bir adam değildir. Kasım Derman kendisini bir kez olsun okşamamış, kucağına almamış olan babasıyla çok sevdiği annesini koyun koyuna yatar görünce babasına karşı düşmanca hisler beslediğini anlatır. Öte yandan Kerim Usta çocuğuna eziyet eden, kötü davranan bir baba da değildir ve Kasım Derman’ın anlatımına göre sadece sevgisini göstermekten çekinmektedir. Kasım Derman’ın çocukluğunun #EskişehirGarı’nın karşısında geçen bu dönemi babasının Millî Mücadeleye katılmak için bir çeteye girmesiyle son bulur. Kerim Usta eşini ve oğlunu İstanbul’a göndermeye karar verir. Kasım Derman tren istasyonunda babasını son kez görüp annesiyle beraber İstanbul’a doğru yola çıkar.

    Kasım Derman ve annesi İstanbul’da kimliklerini saklamak zorundadırlar. Daha doğrusu annesi, Kasım Derman’ı şehit olan ilk kocasının oğlu olarak tanıtır ve Kerim Usta’nın adını anmaması için oğlunu uyarır. İstanbul’da Memduha Hanım’ın kardeşi Emine Hanım’la beraber Hüseyin Ağa adlı bir tanıdıklarının yanına sığınırlar. Babasının çeteci olup Millî Mücadeleye katılması Kasım üzerinde derin bir etki yapar: “O günlere kadar babama karşı içimde fazla bir muhabbet hissi bile yoktu. Fakat o şimdi artık, daha sonraları mektepte okuduğum kahramanlık hikâyelerinde bile içimde uyanmayan heyecanı uyandırmıştı.”

    Bu arada Kasım da yeni yerleştikleri Beşiktaş’ta Ömer Hoca mektebine başlar ve kısa sürede sınıfın gözde öğrencilerinden biri olur. Kasım Derman daha önce olduğu gibi bu yeni yerde ve okulunda da yaşıtlarıyla iyi geçinen bir çocuk değildir. Tek arkadaşı sınıfın en yaramazlarından olan Şirret Şinasi olmakla beraber onunla arkadaşlığını da şöyle anlatır: “… çünkü bu arkadaşlık tamamen iki taraşı değildi. Ben onun bana karşı gösterdiği bağlılıktan istifade ederek onu her işimde kullanıyordum.”

    Okul çıkışlarında bir yandan da fındık fıstık vb. satmaya başlayan Kasım bu işlerde de Şinasi’yi kendine yardımcı hâline getirir. Kasım ve annesi bir müddet sonra takibata uğrar ve sahte birer kimliğe gereksinim duyarlar. Kerim Usta da eşi ve oğlu için sahte kimlikler düzenleyerek onlara ulaştırır. Esasında Kasım’ın doktor olmaya karar vermesi de bu olaya dayanır. Babası kimlikleri gönderdiği kişiye şunları söyler:

    “Belki ben de iki gün içinde bir şehit olacağım. Fakat çeteci oğlu nâmı üstünde kalmasın. Kasım’a söyle, çalışsın, vatan vazifesini yapsın fakat hiçbir zaman benim girdiğim işe girmesin. Çünkü insan olarak her ne olursa olsun çeteciliğin fena tarafları var. Kasım, doktor olsun isterdim. Adını onun için tezkerede Kasım Derman koydurdum.”

    Kasım Derman, Ömer Hoca’nın mektebinde bir ay kaldıktan sonra Akaretler’deki ortaokulun birinci sınıfına kaydolur, bir yandan da sokakta satıcılık yapmaya devam eder. Bu yıllar Türkiye’nin “mutlak istiklâli”ne kavuştuğu yıllardır, ama Kasım Derman siyasi olaylara karşı hiçbir ilgi göstermez. Sadece siyasi olaylara değil, insanlara karşı da ilgisiz olan Kasım Derman, kendisiyle ilgili olarak: “İçimde belki aşırı bir riyâzete kaçan sert bir kapalılık vardır,” der ve aslında bu durumundan çok da rahatsız değildir.

    Kerim Usta’nın dayısı ve o da muhallebici olan Sadık Usta, Kasım ve annesini bulur ve onlara acı haberi ulaştırır: Kerim Usta İzmir’de hayatını kaybetmiştir. Kerim Usta geriye bir miktar para bırakır, Kasım ve annesi artık kendi başlarının çaresine bakacaktır. Kasım babasının ölümünden sonraki hâlini şöyle anlatır:

    “Babam bence şerefle ölmüştü. Her nedense doktor olmayı kafama yerleştirmiştim. Aynı zamanda içimde siyasetle hiç uğraşmamaya and içtim. Şimdi, eskisinden de fazla çalışacaktım. O günler bence bir facia tesiri bıraktı.”

    Kasım Derman bir yandan babasının acısını yaşarken bir yandan da kendi okulunun karşısındaki kız mektebinden Sultan adlı bir kıza tutulur. Daha sonraki yıllarda Sultan’la yolları tekrar kesişecektir, ama o zaman için Kasım için önemli olan tek şey sınıfının birincisi olmaktır. Ortaokul yılları bu şekilde sona erdikten sonra Kasım Derman için artık lise günleri başlar.

    Kasım Derman kitabının “Ben ve kadınlar” başlıklı bölümüne “Ta çocukluğumdan itibaren (anam müstesna) dişi mahlûkattan pek hoşlanmam,” diye başlayarak diğer herkesle olduğu gibi kadınlarla ilişkisinin pek iyi olmadığını kendisi söyler. Kadınları güvenilmez ve yapmacıklı bulan Kasım Derman, onlarla sadece cinsî münasebet için birlikte olmakla neredeyse övünür gibidir. Meşhur doktorumuz birçok defa “çekici ama oltaya gelmeyen bir erkek” olduğunu da ısrarla vurgular.

    Kasım Derman rüştiyeyi bitirip de liseye başlayınca annesiyle beraber Hüseyin Ağa’nın yanından ayrılıp Sadık Usta’nın Osmanbey’deki dükkânının arkasında onlar için ayırdığı odaya geçerler. Kasım lisedeyken Sadık Usta aracılığıyla Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Selim Bey’le tanışır. Selim Bey onu tiyatroya alarak bazı oyunlarda figüran, bazılarında da yedek oyuncu olarak çalıştırır. Bu sırada Kasım Derman’ın okulunda bir tiyatro oyunu oynanması kararlaştırılmış, başrole de yeteneği ve tecrübesinden dolayı Kasım seçilmiştir. Oyunun kadın başrolüne ise bir başka liseden bir kız öğrenci bulunur. Bu kişi daha önceden Kasım Derman’ın tutulduğu Sultan’dan başkası değildir. Bu olaylar sonucunda Kasım ile Sultan’ın flörtten aşka, oradan da arkadaşlığa uzanan ilişkisi Sultan evleninceye kadar devam eder.

    Selim Bey bir gün Kasım’dan bir tercih yapmasını, ya tiyatroyu ya da okulu seçmesini isteyince Kasım tıp eğitimi almak istediğini söyleyerek tiyatroyla ilişkisini keser; fakat okulun tiyatro ekibiyle beraber oynamaya devam etmekte ve başka okullara temsillere gitmektedir. #RobertKoleji’ndeki bir temsilin ardından Amerikalı milyoner Gordon Lee ile tanışır. #GordonLee sahnede gördüğü bu oyuncuya hayran olup tebriklerini sunarken Kasım Derman da bir vesileyle bu alanda devam etmeyeceğini ve tıp eğitimi alacağını söyler. Bunun üzerine Gordon Lee, eğer isterse eğitimini ABD’de yapması konusunda yardımcı olabileceğini söylese de Kasım Derman tıp fakültesini ülkesinde okumaya kararlıdır. Daha sonra Gordon Lee, Kasım Derman’a bir mektup yazarak istediği zaman Amerika’ya gelebilmesi için Robert Koleji’nin müdürüyle görüştüğünü, eğer böyle bir karar verirse müdürün her türlü maddi kaynağı sağlayacağını belirtir. Kasım Derman fakülteyi bitirdikten sonra bu daveti kabul etmeye karar verir.

    Söylemeye gerek var mı bilmem ama Kasım Derman lisede de kimseyle herhangi bir arkadaşlık kurmaz. Aynı durum üniversite yıllarında da devam edecektir. Zaten romanda Kasım Derman’la arkadaşlık eden biricik insan #ŞirretŞinasi’dir.

    Tıbbiyeye başlayan Kasım Derman derslerine sıkı sıkıya çalışmakta ve etrafıyla pek ilgilenmemektedir. Yalnız bu dönemde iki “nazariye”nin öğrenciler arasında sıkça tartışıldığını görür. Bunlardan biri ırkçılık, diğeriyse komünizm, daha doğrusu komünizm düşmanlığıdır. Irkçılık tartışmalarına pek katılmayan Kasım Derman, komünizm karşıtlığı konusunda diğerlerine katılmaktadır. Kasım Derman için komünizm hiçbir zamana ve topluma uygun olmayan bir sistemdir. Kasım Derman babasının ölümünden sonra kendi kendine verdiği sözü tutarak siyasetle bundan fazla ilgilenmez.

    Tüm bunlar olurken Memduhe Hanım da Sadık Usta’nın muhallebici dükkânında çalışmaya devam etmektedir. Tıp gibi çok zor bir okulda okumasına rağmen Kasım da çalışmak durumundadır. Şehir Tiyatrosu’ndan Selim Bey sayesinde o sırada İstanbul’da olan #Medrano sirkinin önce biletçisi, sonra da muhasebecisi olarak çalışmaya başlar. Medrano sirkinde çalışırken Gülizar Yeşil adında bir felsefe öğrencisiyle tanışan Kasım Derman bu kızla bir arkadaşlık kursa da bir süre sonra Gülizar’ın komünist olduğunu öğrenir. Gülizar ve arkadaşlarıyla buluşmayı planladığı bir gün Gülizar ortadan kaybolur. Daha sonra Kasım Derman onun tutuklandığını öğrenecek ve onu yıllarca unutmayacaktır.

    Üniversitenin ikinci yılında Kasım Derman Amerika’ya gider ve bir hafta kadar New York’ta, Gordon Lee’nin evinde kaldıktan sonra eğitimine devam etmek üzere Boston’a geçer. Gordon Lee’nin evinde kaldığı bir haftayı uzun uzun anlatan Kasım Derman, çok zengin bir adam olan Gordon Lee’nin mütevazı yaşamından çok etkilenir. Boston’daki okuldan üç yılda diploma alan Kasım Derman tekrar #NewYork’a dönerek bir yıl orada çalışır. Bu arada tıpkı Türkiye’deyken olduğu gibi Kasım Derman’ın etrafında pervane olan kadınlar vardır, ama o hiçbirine yüz vermez. Tüm bunlar yaşanırken Türkiye’ye döndüğünde başarılı olmaktan ve annesini rahat ettirmekten başka bir şey düşünmez.

    Türkiye’ye döndükten sonra kısa süre içinde ünlenen Kasım Derman, annesini sonunda güzel bir eve yerleştirip “hizmet eden”den “hizmet edilen” konumuna getirmeyi başarır. Bu dönemde yakındığı konuysa etrafındaki herkesin onu evlendirmeye çalışmasıdır. Amcası da ünlü bir doktor olan Safiye Asuman adlı bir dul, Kasım Derman’a abayı yakar. Kasım Derman’ın çevresi de Safiye’yle evlenmesinden yanadır, ama bizim doktor buna kesinlikle yanaşmaz. Safiye Asuman bütün ısrarlarına rağmen kendisine ilgi göstermeyen Kasım Derman’dan intikamını, onun muayenehanesinde intihar ederek alır. Bu olay Kasım Derman’da derin bir yara açar.

    Safiye Asuman’ın sonu Memduhe Hanım’ı da derinden etkiler ve oğlu için tek çarenin evlilik, bu iş için en uygun kişinin de Nuriye Hanım olduğunu söyler. Kasım Derman önce bu lafa gülüp geçse de daha sonra yaşıtı da olan Nuriye Hanım’a evlenme teklif eder. Kasım Derman, kitabını şöyle sona erdirir:

    Bir hafta sonra nikâhımız kıyılacak. O gene vazifesine devam edecek, ben de kalp hastalıklarına dair çoktan tasarladığım bir tetkike kendimi vereceğim… Neyleyelim, hiçbir zaman tedbire taktir uymuyor ki…

    Görüldüğü üzere karşımızda çocukluğundan itibaren çevresiyle, özellikle kendi yaşıtlarıyla iyi ilişkiler geliştirmemiş, annesi dışında kimseye karşı özel bir sevgi beslememiş, adeta dünya dışı bir varlık gibi yaşadığı ortamdan uzak olmasına rağmen ne hikmetse el attığı her işte de en birinci olmaya azmedip bir de üstüne üstlük bunu başarmış bir karakter var. En iyi öğrenci, amatör tiyatrocuların yıldızı, en başarılı tabip… Kadınlarla ilgili fikirleri “onlar güvenilmez, yapmacıklı ve nazlı mahlûklardır”dan öteye gitmeyen kahramanımızın kadınlar tarafından bu derecede sevilmesi de ayrı bir müthiş özellik olarak göze çarpıyor. Biraz önceki “en”lere bir tane daha ekleyelim: en şahane erkek.

    Romandaki mantık hatalarını bir yana bırakıp tek başına Kasım Derman karakterini ele alsak dahi son derece başarısız bir kompozisyonla karşı karşıya olduğumuzu söylemek zorundayız. Böyle ifade etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama zaten Halide Edib Adıvar da bu romanın “acemice” olduğunu belirtmiş.

    Hakkında -en azından benim ulaşabildiğim- hiçbir şey yazılmamış olan bu romanın kahramanı olan Kasım Derman da, dürüst olmak gerekirse, derin bir incelemeyi hak edecek bir karakter değildir. İlk bakışta “başından sıkıntılı işler geçmesine rağmen çalışıp kazanan adamın romanı” olarak görülebilecek olan bu roman üzerine biraz düşününce, özellikle de Kasım Derman hakkında azıcık kafa yorunca durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılır. Kasım Derman şu meşhur “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” şarkısının kötü bir video klibinden farksız bir şekilde karşımıza dikilmiştir.

    Romanları ve roman kahramanlarını biz sıradan ölümlüler için #mucizevî kılan şey değişimdir. İyi bir roman, okuyucusunda bir değişiklik yaratabilendir. Bu değişikliği de kahramanın/kahramanların değişimiyle paralel olarak yapmaya çalışır romancı. Oysa bizim kahramanımız olan Kasım Derman değişmez. Ama bu değişmezlik de bir çabanın ya da duruşun sonucu ya da ifadesi değildir. Kasım Derman kastan, sinirden, kalpten ve beyinden değil de alçıdan, betondan ve demirden oluşmuş gibidir. 3 yaşında Eskişehir’deki Kasım Derman neyse 45 yaşındaki, “Yeni Dünya”da tahsil görmüş, onca olay yaşamış Kasım Derman da odur. Hafızam beni yanıltmıyorsa Jale Parla’nın “Günlük hayatta bir insanın kafasına yolda yürürken saksı düşebilir, ama bir romanda aynı olayın olması için yazarın çok sağlam sebeplere ihtiyacı vardır,” mealinde bir cümlesi vardı. İşte Kasım Derman’ın bir roman karakteri olarak sorunu da tam olarak budur: O değişmez ve değişmemesinin hiçbir sağlam sebebi yoktur. Annesi hariç kimseye karşı gerçek bir duygu geliştirememiş bu karakterin gerçekçi kabul edilmesi de hâliyle bir zorlamadan ibaret olacaktır

    Halide Edib gibi önemli bir yazar böyle bir karakteri psikolojik tahlillere zemin oluştursun diye yaratmış olmalı; ama ortaya donuk, renksiz ve iz bırakmayan bir siluetten ötesi çıkmamış.

    Son olarak romanla ilgili dikkatimi çeken bir diğer husus da romanın tanıtımı için kullanılan bazı kalıp ifadeler oldu. Örneğin benim okuduğum baskının sunu bölümünde kitap için şunlar söylenmiş:

    Halide Edib Adıvar’ın bu küçük romanı ilk olarak 1958 yılında Milliyet gazetesinde günlük #tefrika olarak 2 Mart-13 Nisan tarihleri arasında yayımlanmıştır. Kitap hâlinde ilk basımı, yazarın ölümünden çok sonra, 1974 yılında Heyula romanıyla birlikte yapılır. Romanın konusu oldukça basittir. Çocukluğunu geçirdiği Millî Mücadele devrinden başlayarak Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan bir yaşamda, ünlü bir doktorun hayatı, kendi dilinden aktarılır. Roman, Doğu Batı kültürlerine ait evlilik, meslek hayatı, kadın erkek ilişkileri gibi kavramların karşılaştırıldığı bir eser niteliğindedir. (Can Yayınları I. basım: Haziran 2012)

    Kitabın daha önceki baskılarına da ulaşma şansım oldu, onlarda da hemen hemen aynı cümleler yazılmış. Bazı baskılarda “capcanlı bir Türkiye manzarası çizdiği” de söylenmiş. Açıkçası romanı iki defa okumuş biri olarak ne bir Doğu-Batı karşılaştırmasına ne de Türkiye manzarasına rastlayabildim. Bu durum ise bu yazının kapsamını çok aşacak bir başka tartışmanın konusu.

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
KASIM DERMAN: KAPILDIM GİDİYORUM BAHTIMIN RÜZGÂRI…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now