Kamil: Serap (The Mirage)
-
Kamil: Serap (The Mirage)
Serap (The Mirage)*
Makale Yazarı: Aslıhan Kış
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Nisan/Haziran 2012 tarihli 10. sayısında yayımlanmıştır.
Arap edebiyatının belki de en tanınan ismi, Mısırlı yazar Necip Mahfuz. Serap adlı Freudiyen teorilerden çokça etkilenen psikolojik romanında tüm hayatını annesinin yanında, annesine bağlı geçiren Kamil’in hikâyesini anlatıyor. Yazar, 1948 yılında yayımlanan eserinde, karmaşık anne-oğul ilişkilerinin yapısını Arap dünyasında daha önce benimsenmemiş bir bakış açısıyla irdeliyor. Mahfuz’un akıcı üslubu ve gerçekçi anlatımı romanın ilk satırından başlayarak okurların Kamil’i anlamasını ve hatta zaman zaman Kamil’le empati kurmasını sağlıyor. Mahfuz’un kendinden emin kalemi, okurlara belki de Kamil’in yaşam için uygun olmayan bir ruh olduğunu bile düşündürebiliyor.
“Ağaçları budar, eğri büğrü dallarını kesip atarız, öyle değil mi? Pekiyi, yaşama uygun olmayan insanları, onlara rağmen korumakta neden bu ısrar? Neden yaşamı bu insanlara dayatmak veya bu insanları yaşama dayatmak için sergilenen bunca gayret…”
Serap, kahramanı Kamil Ru’ba’nın bu sorusuyla başlıyor. Kamil’in, annesiyle yaşadığı simbiyotik ilişkinin pençesinde, yalnızlık ve korkularla örülmüş yaşamını okurken; onun özgürlük arayan ruhunun; arzuları ve asla kurtulamadığı kaygılarına karşı verdiği hayli çekingen savaşa ve her teşebbüsünde uğradığı yenilgilere tanıklık ediyoruz. Kamil annesine karşı hem bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgi, hem de garip bir nefret duyuyor.
Annesinin Kamil için, sonsuz bir şefkat kaynağı olarak kurguladığı güvenli yuva, etrafı kalın korku duvarlarıyla örülü bir hapishanedir aynı zamanda. Dışarıya duyulan yakıcı bir özlem ve merak ile, tutkuyla bağlı olduğu gardiyanı arasında sıkışan bir çocukluğun sonucu, yaşama uygun olmayan bir insan olan Kamil, kendisi gibiler için kaçınılmaz olan kaderi, kutsal metinlerdeki kehanetleri hatırlatan şu ifadeyle, henüz romanın başında ilan ediyor:
“Oysa bu insanlar yeryüzünde ürkek birer yabancı gibi dolaşacak ve bazen öylesine tökezleyip korkuya kapılacaklar ki, ne yaptıklarını bilmeden en masum insanları bile ezip geçecekler.”İçinde yaşadığı geleneksel toplumun beklentilerine uygun olarak giriştiği ve ilk iki çocuğundan ayrı kalmasıyla sonuçlanan acı evlilik serüveni, annesinin, tüm varlığıyla kendini, elinde kalan son çocuğu olan Kamil’e adamasına neden olur. Kamil’i kaybetmek, onun için felaketlerin en büyüğüdür. Oğlunun bir gün, yanlış yollara sapması ve başka bir sevgi uğruna onu terk etmesi ihtimali karşısında duyduğu dayanılmaz endişe, onu her fırsatta, çocuğunun dış dünyaya karşı cesaretini kırmaya iter. Kamil’in, şefkat dolu hapishanelerinden çıkmak için heveslenmesi, annesinin gözünde, onu akıl almaz tehlikelere sürükleyecek nankör bir taleptir. Zamanla okul hayatında dışlanmasına ve alay konusu olmasına neden olacak tutukluğu, annesinin gözünde terbiyeli bir çocuk olmasındandır.
“Onlara parmaklıklar arkasındaki bir tutuklunun özgürlüğün tadını çıkaran insanlara baktığı gibi kederle bakardım. Ne ki, bir kez bile hapisten kaçmaya çalışmadım.”
Beraber yaşadıkları büyükbabasının, Kamil’i toplum tarafından saygı duyulan bir erkek modeline dönüştürme çabaları da pek fayda etmez. “Sevdiği ve nefret ettiği her şeyin toplamı” olan annesine bağlılığı ve dışarıdaki hayata karşı hissettiği çaresizlik arasında, Kamil’in en büyük sığınağı hayalleridir.
Ergenlik dönemiyle beraber hissettiği değişimler, evlerindeki hizmetçi kız sayesinde cinselliğini keşfetmesi ve bu konuda yaşadığı suçluluk duygusu, yaşamı, Kamil için çekilmez bir hale getirecektir.
“Bedensel dürtülerin uyandırdığı arzuyla” kurduğu hayallerin ardından hissettiği pişmanlık duygusundan, dine sığınarak ve Allah’tan af dileyerek kurtulmaya çalışsa da, her seferinde yeniden bu kirli zevkin pençesine düşmekten kendini alamaz. Yıllarca kibrin arkasına gizlenip yüzleşmek istemediği yalnızlığından artık kaçamaz hale gelmiştir.
Ruhunu zincirlerinden kurtaracak bir mucizenin özlemiyle yanan Kamil’in yolu Rabab ile kesiştiğinde, hayatla yüzleşmekten ölümüne korkan kahramanımız için bir umut ışığı belirmiştir. Rabab’la yaşayacağı mutlu günlerin rüyası, Kamil’in kendiyle büyük bir mücadeleye girmesine sebep olur. Fakat iç sıkıntıları ve sonu gelmez kaygılarına rağmen verdiği tutkulu ve ürkek bu mücadele sonunda Rabab’a kavuşması da Kamil’in trajik kaderini değiştirmeye yetmeyecektir.
Arap edebiyatının en önemli temsilcilerinden, Nobel ödüllü yazar Necip Mahfuz’un kaleme aldığı romanda, yalnızlığına hapsolmuş bir adamın çocukluktan yetişkinliğe uzanan hikâyesini, başkahramanının ağzından okurken, fonda, dönemin Kahire’sindeki sosyal dönüşüme; gelenek, din ve modernleşme arasındaki çatışmalara tanıklık ediyoruz. Mahfuz, dönemin ruhunu, gündelik hayata dair canlı ve güçlü tasvirlerle yansıttığı bu romanda bizleri, toplumun dışına hapsolmuş Kamil Ru’ba’nın iç dünyasına, gerçekçi ve iz bırakan bir yolculuğa çıkarıyor.
Sorry, there were no replies found.
