Kadın ve Erkek: AH BU ROMAN KAHRAMANLARI

  • Kadın ve Erkek: AH BU ROMAN KAHRAMANLARI

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:32

    AH BU ROMAN KAHRAMANLARI*

    Makale Yazarı: Anais Martin

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/Eylül 2015) 23. sayıda yayımlanmıştır.

    “Bahçe” (1)

    Marguerite Duras’ın La Square ya da bizdeki adıyla “Bahçe”, üç kısa bölümden oluşur ve romanda yalnızca iki ana kahraman vardır. Bunlar birbirini hiç tanımayan ancak bir #parkta tesadüfen aynı bankı paylaşan iki yabancıdır. Her ikisi de gündelik yaşamımızda sıkça karşılaştığımız sıradan insanlardır. Kadın olanı 20 yaşlarında bir genç kızdır. Varlıklı bir ailenin yanında hem hizmetçilik hem de dadılık yapmaktadır: “İşim çok ve işimi yapıyorum. Öyle ki, her gün yapmam gerekenden daha çoğunu yaptırıyorlar ben de yapıyorum. Canım çıkıyor elbet ama yapıyorum.” (s.26)

    Erkek kahraman ise şehirden şehire yolculuk eden bir gezgin satıcıdır: “Bir şeyler mi satıyorsunuz yolculuklarınızda? “Evet, işim bu.” (s.10)

    Öncelikli ortak noktaları #konuşmak olan bu iki insanın örtüşen ikinci ortak paydaları ya da daha doğru bir deyişle kaygıları; #açkalmamak, hayatta kalmayı başarmak (ölmemek) ve başlarını sokacak bir dam bulmaktır. Her ikisinin de çok yalnız insanlar oldukları aralarındaki diyalog geliştikçe anlaşılır. Kitabın hemen başlarında kızın dadılık ettiği çocuğun, bahçenin öteki ucundan koşarak kızın yanına gelip acıktım, demesiyle adam “yemek zamanı geldi” diyerek söze girer ve konuşma ortamı oluşturmaya çalışır. Kız bu üç sözcükten oluşan cümleyi gülümseyerek yanıtlar ve hemen konuşmaya başlarlar. Ardından birbirini tanımaya çalışırlar ancak, konuşmalar öyle uzun ve karmaşık cümlelerle değil kısa ve çarpıcı soru-cevaplarla sürer. Bu durum yanıtların giderek ayrıntı verir bir şekle bürünmesiyle değişir. Cümleler o andan sonra uzar. Şimdi biz yine ikilinin başlattığı konuşmanın ilk cümlelerine dönelim. Örneğin adam, bu küçük çocuğun kıza ait olup olmadığını anlamak için kısaca “uslu çocuk” der, hepsi bu. Kız ise adamın neyi merak ettiğini anlamıştır. ”Benim değil” diyerek yanıtlar adamı. Daha sonra her ikisinin de çocuksuz oldukları ortaya çıkar. Adam çocuksuz olmaktan yüksünmez çünkü zaten kentten kente #yolculuk ettiği için bu gibi şeyleri yaşama geçirecek zaman da bulamamıştır. Kız bu gezgin adamı biraz daha tanımak amacıyla: ”iş değiştirmek istemez miydiniz?” diye sorar. Adamın yanıtı gayet nettir: O, bu yolculuklardan memnundur. Her gün karnı doymakta, temiz bir yatakta uyumakta ve temiz giysilerle yolculuk etmektedir.

    – İyi anlayabiliyor muyum bilmem, ama bu yolculukları bırakmak bir tek size bağlı bayım, başka bir şeye değil.
    – Aslına bakarsanız böyle bir şeye nasıl karar verilir, hiçbir zaman bilemedim. Doğru dürüst tanıdığım bir kimse yok, ben biraz yalnız bir adamım. Bakarsınız, günün birinde başıma bir devlet kuşu konar, o zaman başka. Yoksa nasıl iş değiştirebileceğimi bilmiyorum (…) Böyle bir şey olur mu ve karar vermeme katkısı olur mu, doğrusu şu anda kestiremiyorum. (s.12)

    Yaz habercisi ılık bir esintinin parkı doldurmasını fırsat bilen adam konuyu değiştirmek için “Hava ne güzel”der. “Evet, güzel. Hava ısındıkça daha da güzelleşecek”(s.13) Genç kızın yanıtı budur ancak yine dikkatli okurlar bu yanıttaki kinayeyi konuşma ilerledikçe hissedeceklerdir. Aslında genç kızın yanıtları şöyle ya da böyle adamın ilgisini kendi üzerine çekmek içindir fakat adamı daha baştan ürkütmemek için sanki dikkatli yanıtlar verir gibidir.

    Aslında amaçları hiç de havadan-sudan konuşmak değildir. İlk başta da söylediğimiz gibi amaç birbirini tanımaktır. Aralarındaki diyalog sürerken; genç kızın halen sürdürdüğü yaşamı değiştirmek, hatta olanak bulursa sınıf atlamak istediği ortaya çıkar. Oysa erkek için böyle bir kaygı yoktur.

    – Hiçbir meslek için özel bir yeteneğim yok. Ne de herhangi bir yaşam için. Aslında sanırım bu hep böyle gidecek. – Geçmiş olan zaman içinde bir değişiklik olmadı mı? Başka bir şeylerin tadına varmak gibi örneğin?

    Kız bu sorularla açıkça adama duyduğu merakı dile getirmektedir. #Erkekkahraman bu sorulara “Değişmemeye alışmak zorunda olanlar da vardır.” (s.13) yanıtını vererek, konuya dönmek istemediğini anlatmak ister gibidir.

    Romanın bu iki kahramanı sayfalar boyu konuşmayı sürdürürler. Bir yandan fikirleri (birbirinin tam aksi olduğu için) çarpışır ama öte yandan da birbiriyle konuşmaktan keyif duydukları söylenebilir. Çünkü ne biri ne de öteki konuşmayı bitirmeye yanaşmaz…

    Kadın kahramanın bu ısrarlı (kendine göre tutarlı) tavrı adamı biraz şaşırtmıştır. Ancak kız ne olursa olsun içinde bulunduğu koşulları değiştirmeye kararlıdır. Öncelikle yaptığı işin bir meslek olmadığının bilincindedir: “Bir tür durum, anlatabiliyor muyum, yani örneğin çocuk olmak ya da hasta olmak gibi bir şey. Bu nedenle sona ermesi gerekiyor.” (s.14) dedikten sonra evlenmek istediğini, genç ve sağlıklı olduğunu belirterek “Bir gün bir erkek beni beğenmezse çok şaşırırım!” diyerek sözlerini bitirir.

    Adamın şaşkınlığı sürmektedir, üstelik o taraklarda hiç mi hiç bezi yoktur. Kızın anlatmaya çalıştığı şeyi (bir şekilde) anlamazlıktan gelir. Onun; kendine ait olduğunu söyleyebileceği tek şey elindeki valizidir. Ayrıca bir tek kendi karnını doyurabilmektedir. Erkek kahramanın bu yaklaşımı aslında romanın çatısını oluşturan ögelerden de biridir. Okur, bu cümleyle birlikte erkek kahramanın elindekilerle yetinen ve içinde dolanıp durduğu çemberden asla dışarı çıkmak gibi bir arzusu olmayan, her tür değişikliği baştan reddeden, hatta korkak ve pısırık bir karakter olduğu sonucuna varabilir.

    Romanın genç kadın kahramanı için ise; adamın bu yaklaşımları anlaşılır gibi değildir. O aklına koyduğunu yapacaktır. Yalnız, doğal ki sürdürdüğü yaşam koşullarıyla bunu başarmak pek olası değil-dir. Yine de gayret ettiğini vurgulamak üzere “Her cumartesi aksatmadan dansa gidiyorum” der. Amaç #danssalonunda evlenilecek erkek aramak mıdır yani? Bu yaklaşım erkeğe son derece yanlış gelir. Dansa gitmekle koca bulunamaz! Adamın “değişiklik” diye öngördüğü şey ise örneğin aynı şehre iki kez geldiğinde eğer mevsim İlkbahar ise pazar yerinde kiraz görmektir.

    Her ne kadar kadın kahramana “değişmeden hep aynı kalmak” ters gelse ve şaşkınlık duysa da aslında kendi de bir şekilde olduğu yerde durmakta, sabırla hizmetçilik ve dadılığı sürdürmektedir.

    Derken erkek ölüm temasını gündeme getirmeye çalışır ve: “Ölümüme kimsenin, bir köpeğin bile üzülmeyeceğini bilmek, galiba yalnızca ölümün ağırlığını azaltır ”der. (s.20)

    Kız bu konuya hiç ilgi göstermediğini vurgulamak için: “Beni birilerinin sevdiğini bilsem ben de yolculuk ederdim!” diyerek aslında yalnızca ikili konuşmanın yönünü değiştirmekle kalmaz karşısındaki erkeği bir kez daha şaşırtmış olur. Adama gelince (yani korkak #pısırık kahramanımıza gelince) ondan beklenmeyecek bir cümle sarf eder: “Emin olun, bir gün değişmek istersem, herkes gibi ben de değişirim” deyince kız inanmadığını belirtmek üzere: “Ah bayım bağışlayın size inanmak çok zor!” deyiverir. (s.21) Ancak bu bağlamda, adamda küçücük de olsa bir değişimden söz etmek olası çünkü kızın bu sözlerine verdiği yanıt oldukça ilginçtir. “Benim için zorunlu olduğuna inanmaya başladığım anda, pek az bir şey, küçücük bir inanç yetecektir.” (s.25) diyerek sanki kıza üstü kapalı bir şekilde “Bana küçücük bir inanç ver!” der gibidir.

    Kızın inançlı, tutarlı ve aklına koyduğu yaşam değişikliğini mutlaka yapacak olması adamın içinde sanki bir umut ışığı doğurmuş gibidir…

    Dünyaya bakış açıları birbirinden çok farklı olan bu iki kahramanın düşüncelerinin yüzde yüz olmasa da birbirine yaklaşıyor olması doğal ki okurun kitaba ilgisini arttıracaktır.

    Yolculuk etmek, #yeniyerlergörmek sanki bir şekilde bu yapayalnız kızın ilgisini çekmiştir. Buna karşın tek başına bir yaşam süren erkek kahramanın (farkına varmıyormuş gibi görünse de) yüreğinin içinde bir yerlerde bir umut ışığı belirmiş gibidir. Tuhaf bir biçimde birbirinin yaşamlarına çekiliyor gibidirler. Kız; yolculuk etmeyi bir bakıma da sürdürdüğü “durum”dan kurtulmak için istemek-tedir. Oysa yolculuk erkek için avutucudur. Aslında aynı şeylerden konuşmamaktadırlar. Her biri kendi yalnızlığından söz etmeyi sürdürür. Buna rağmen aralarında hiç söze dökmedikleri bir çekim başlamıştır. Örneğin kiraz zamanına duydukları ilgi, ikisinin de ilkbahara tutkun olduğu görüntüsünü verir. Her ikisi de bahçelerden kiraz çalmıştır ama kızın ilk gençlik günleri, annesinin kendi adına karar vermesiyle biter ve genç kız kendini bir evde çalışırken bulur. Erkek kahramana gelince o; kendi yolunu kendi çizmiştir. Ve kirazlar hâlâ onu heyecanlandırmaktadır. Tıpkı genç kız gibi…

    İki kahramanın bir başka ortak noktası her ikisinin de #müzik sevmeleridir. Genç kızın her hafta sonu düzenli olarak dans salonuna gittiğini biliyoruz. Erkek ise müzikli kahveleri sevdiğini anlatır ve konakladığı herhangi bir otelde #radyo varsa birden o mekânın müzikli kahveye dönüştüğünden söz eder genç kıza… Yine de bu ortak noktalar ikiliye aydınlatıcı bir çözüm sağlamaz çünkü her ikisi de kendi dünyalarına hapsolmuşlardır. Bir ara adam sorgular bir tavırla kıza; çalıştığı ev ve içinde yaşayan ailenin kaç kişiden oluştuğu, evin kaç katlı olduğu vs. gibi sorular yöneltir. Kız bu tür soruları yanıtlamaya sıcak bakmamaktadır çünkü içinde bulunduğu durumun aslında “içinden çıkılmaz durum” olduğunun bilincindedir. Adam da zaten sorularına yanıt beklemez. Yeniden kendi dünyasına dönmüş, valizinden, otellerden söz etmeye başlamıştır.

    Biraz sonra erkek aniden bir zamanlar gördüğü bir bahçeyi anlatmaya başlar. Bu anlatının satır aralarına inildiğinde M.Duras’ın ustalığı bir kez daha gözler önüne serilir. Romancı kahramanlarını o an içinde bulundukları bahçeyi, erkek kahramanın bir zamanlar bir başka şehirde gördüğü #bahçe ile örtüştürür. Adamın gördüğü bahçe düşüncelerinde oluşturduğu hayali bir bahçe midir yoksa “Her yerinden denize açılan ve içinde kızıl yeleli aslanların akşam güneşinin yansıttığı ışıklarda gezindiği” bu bahçe gerçekten “gerçek” midir? Adam bulduğu bu bahçeyi asla bırakıp gidemeyeceğini ve orada çok mutlu olduğunu söylerken acaba genç kıza bir şekilde içinde bulundukları bahçeyi mi anlatmaktadır?

    -Ama küçük hanım, bahçenin yollarının ucundan, gerçekten her yolun ucundan deniz görünüyordu. Deniz (…) herkes denize bakıyordu, orada doğmuş olanlar bile, aslanlar bile denize bakıyor gibiydiler. Şimdi herkesin baktığı yere nasıl olur da bakmazsın, senin için o kadar önemli olmasa bile.
    -O saatte herhalde pek mavi değildi, güneş batıyordu, demiştiniz.
    – Otelden çıktığımda maviydi. Ama sonra, bahçeye geldikten sonra rengi koyulaşmaya başladı ve yavaş yavaş durgunlaştı.
    -Yok ,rüzgâr çıktığına göre pek o kadar durgun olamazdı.
    – Hafif bir esintiydi, bilmem bilir misiniz, yalnız yukarılarda, kentin üzerinde esiyordu, orada değil. Ne yönden esiyordu şimdi bilemiyorum, ama herhalde açık denizden değil. (s.34)

    Bu alıntıda da görüleceği gibi adamın romantik kişiliğine karşın kız katı gerçekçidir. Belki de yaşam koşulları onu katılaştırmıştır denebilir. İkilinin deniz-bahçe diyaloğunun bir yerinde erkek: “Evet ,iyi bildiniz. Deniz kararırken kent ve bahçe henüz güneş alıyordu.” (s.35) cümlesiyle sözlerini sürdürür ancak bu anısının üzerinden yıllar geçmiştir. Yine de kıza anlatmaktan hoşlandığını söyler. Kız ise bu konuşmanın sıradan bir gevezelik olduğunu vurgulamaya çalışır. Oysa aralarındaki sohbetin rengi oldukça değişmiştir. Tıpkı akşam güneşi ile renkleri değişen bahçe gibi… Sonunda merakına yenik düşen kız: “O bahçeye girdiğinizde duyduğunuz mutluluk sürdü mü?” diye sorar. Erkeğin yanıtı: “Evet, birkaç gün sürdü”dür. (s.36) Konuşmanın bitiminde kızın söylediği bir cümle çok çarpıcıdır: “Ben bayım, bakınız bütün gün gece karanlığında gibiyimdir.”

    “Çünkü öyle olmasını istiyorsunuz #küçükhanım, değil mi? (…) Çevresini geceye döndür-mek isteğinin ne olduğunu biliyorum,(…) gecenin tehlikeleri gene de delip geçerler. (s.37)

    Kadın kahramanın yanıtı yine çok çarpıcıdır: “Yirmi yaşındayım ve bir gün uyanmak gerekecek.” (s.38) Sanki bu söylediklerine kendi de inanmıyordur. Bu nedenle konuşmalarının bir yerinde “Bu akşam sofrayı kurmuyorum, diyeceğim. Evin hanımı yüzüme bakıp şaşıracak. Neden, diyeceğim, hizmet edecekmişim (…) hayır, bu kadar önemli şeyler nasıl söylenir kestiremiyorum.“

    Adam kendini esen rüzgâra ve kendi dünyasına kaptırmış gibidir: “Birkaç güne kalmaz yaz gelir. Ah! Biz sahiden metelik etmeyiz. (s.39)

    Romanın kadın kahramanının aklı ise hâlâ “birisinin ona âşık olması”ndadır çünkü ancak o zaman amaçladığı değişimleri gerçekleştirecek gücü bulabileceğine inanmaktadır. Erkek ise ona: “Ama siz kendiniz kendinizi seçemezken bir başkasının sizi seçmesini beklemenizi bir türlü anlayamıyorum” diyerek kıza düşlerinin bu şekilde gerçekleştiremeyeceğini anlatmaya çalışır.

    İkilinin konuşması her ikisinin kendi yalnız ve bir yere sıkışıp kalmış yaşamlarını paylaşma-ya çalışırmış gibi görünen cümlelerle sürer…

    Genç kızın, romanın üçüncü ve son bölümünde ; erkeğin onu yanlış anlamaya başladığı gibi bir kaygıya kapıldığı göze çarpar ve bunu şu cümleyle açıklamaya çalışır: “Teşekkür ederim bayım, kibarsınız , ama durumumdan özellikle mutsuz olduğumu söylemek istememiştim. Hayır, yeryüzündeki herhangi bir yeri görmenin yerini tutamayacağı bir şey, başka bir şey, söylemek istediğim.”

    “Özür dilerim küçük hanım, orada geçirmiş olduğum dakikaları sizin gibi bir kimseye anlatmak isterdim, dediğim zaman (…)Yalnız galiba bu kent üzerinde gereğinden fazla durdum, siz de bunu kötüye aldınız.”

    Romanın sonuna yaklaşıldıkça kahramanlarının oldukça uzun cümlelerle ve sanki birbirlerine günah çıkartırmış gibi kendilerinden söz ettikleri gözlenir. Her ikisi de aslında hiç de mutsuz olmadıklarını inatla üzerine basa basa karşısındakine kabul ettirmeye çalışır gibidir. Ancak erkek kahraman yine de kızın kendisine göre çok daha mutsuz olduğu kanısındadır.

    “Sizi pek öyle bezgin bakışlarla düşünmek kolay değil küçük hanım. Belki farkında değilsiniz ama pek güzel gözleriniz var.
    -Vakti gelince güzel olacaklar bayım.” (s,56)

    Kızın bu yanıtındaki ince nüansı dikkatli okur asla gözünden kaçırmayacaktır. Bu yanıtın içinde “birlikte olma önerisi” bile sezilebilir. Yine de geleceğinden çok emin olmadığı için sözlerini “Ve gözlerim güzelleştikten sonra, bütün gözler gibi gölgelenecektir” cümlesiyle noktalar.

    #Gözler, özellikle de bakışlar her ikisi için farklı anlam taşımaktadır. Erkek kızın gözlerinin güzelliğine hayran olmuştur. Kız için gözler ve bakışlar farklı anlam taşımaktadır. Bu konuşmanın ardından uzunca bir süre sessiz kalırlar ve sonra adam: “Temelde anlaşıyoruz küçükhanım (…) Umudunuzun gerçeğe uygunluğundan kuşku duyduğumu bir saniye bile ileri sürmedim. Tersine umudunuzu tamamen yerinde buluyorum küçük hanım, bana inanabilirsiniz” der. (s.57)

    Adamın bu uzun cümlesi kızı telaşlandırır, erkeğin kalkıp gideceği korkusunun yarattığı telaşedir bu. Bu duygusunu erkekten gizlemez ancak adamın kalkıp gitmeye hiç niyeti yoktur. Yine de kız adamı orada tutmak amacıyla olduğu çok açık olan bir anlatı başlatır ve daha önce çalıştığı yerlerden, ait olduğu sendikadan, bir kız arkadaşının yaptığı kötü bir olaydan vs.den söz eder. Erkek kahraman da kızın açık yüreklilikle konuşmasından aldığı cesaretle kendi geçmişinden söz eder. Ailesinde kendi dışında herkes hayatta başarılı olmuştur. Derken sözü kızın gittiği dans salonuna getirir. Aslında bir şekilde kızı ve dans ettiği erkekleri kıskanmaya başlamıştır. Sonunda dayanamaz ve bu dans evinin adını öğrenmek ister. Dans evi #CroixNivert’dedir. Salonun adı bu küçük yerleşimin adını almıştır: Croix-Nivert Dans Evi. Erkek bu yanıtla birlikte gözle görülür şekilde rahatlamıştır. Üstelik kız: “Eğer gelebilirseniz sizinle de bir iki kez dans edebiliriz bayım eğer isterseniz (…) İyi dans ederim” der. Erkeğin mutlu olduğu artık iyice sezilmektedir. Hemen yanıtlar: ”Ben de küçük hanım.” (s.69)

    Güneş alçalmış bahçeye karanlık inmeye başlamıştır. Adam bir kez daha kıza; onu hiç kimsenin tanımadığı yerlere götürmeyi (üstü kapalı olsa da) önerir ama kız gitmeyi alışkanlık haline getirdiği dans salonundan başka yere gitmeye pek niyetli değildir.

    – Siz bayım, siz iyi bir insansınız. (s.71),
    – Bayım, benden konuşmayalım artık.
    – Olur küçükhanım.
    – O kentten sonra ne oldu?
    – O kentten sonra mutsuz oldum. (s.74)

    Bu kısa cümleler iki kahramanın birbirine iyice yakınlaştığı ve gözle görülür bir rahatlamayla birbirlerine içlerini (yüreklerini) açtıkları fark edilir.

    “Dans etmeyi seviyoruz. Croix-Nivert demiştiniz değil mi?” “Evet bayım bilinen bir yer. Bizim gibi insanların uğrak yeridir.”(s.78)

    Kitabın bu son bölümünde akşamla birlikte bahçenin de kapanma vakti gelmiştir. Erkek kahraman da karanlıkla birlikte korkak olduğunu şu cümleyle itiraf eder: “Ben korkağın biriyim küçük hanım. (s.84) “Bayım, bu sözleri söylemenize ben yol açtım, benim yüzümden eminim.”

    “Pek önemli bir şey değil inanın.” Erkeğin bu sözlerine kızın yanıtı şöyledir: “Anlamıyorum bayım, bahçenin kapanması nasıl birdenbire sizin korkak olduğunuzu meydana çıkarıyor?”
    “Çünkü ondan, umutsuzluktan kurtulmak için hiçbir şey yapmıyorum!”
    “Madem öyle bu durumda kalkıp biraz dolaşmanın cesaretle ne ilgisi var?”
    “Ondan kurtulmak için yapılacak herhangi bir şey(…) Bu umutsuzluğu şaşırtmaya yarar.”
    “Doğru” dedi sonunda genç kız, sesi uykudaymış gibi çıkıyordu “Elimizden geleni yapıyoruz… Siz korkaklığınızla bayım, ben de kendi yönümden cesaretimle.” (s.86)

    (1) Bahçe, Marguerite Duras, Can Yayınları 1995. Çeviri: Müntekim Ökmen. Titabın özgün adı: La Square

    #hizmetiç #dadı #gezginsatıcı #hayattakalmayıbaşarmak #Havanegüzel #kirazzamanı #müziklikahve #MargueriteDuras

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
AH BU ROMAN KAHRAMANLARI* Makale Yazarı: Anais Ma…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now