Kadın: AŞKI ARAMAK, BULAMAMAK, MEKTUPLARDA ARAMAK

  • Kadın: AŞKI ARAMAK, BULAMAMAK, MEKTUPLARDA ARAMAK

    Posted by admin on 11 Temmuz 2024 at 15:59

    AŞKI ARAMAK, BULAMAMAK, MEKTUPLARDA ARAMAK*

    Makale Yazarı: Şengül Can

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/Eylül) 31.sayıda yayımlanmıştır.

    “Zaten ruhumuzu bütün çıplaklığıyla kimseye gösteremediğimiz için daima yalnız kalmaya mahkûmuz.”

    Edebiyatımızda kadın, geçmişten bu yana her dönem anlatıldı. Yeri geldi anamız, avradımız, namusumuz oldu; yeri geldi kadının saçıyla atın kuyruğu bir tutuldu; yeri geldi Fatihler, Kanuniler doğurdu; yeri geldi, yeri geldi… Ve #kadın bu süreçte rolünü bir türlü bulamadı. Hep âşık olundu. Sevildi, paylaşılamadı; uğruna destanlar yazıldı, dağlar delindi, çöller aşıldı. Kadın ise hep aynı kaldı. #LeylâileMecnun, #TahirileZühre, #FerhatileŞirin, #KeremileAslı’nın özü hep kadındı, anaydı, kutsaldı. Asırlarca böyle devam eden zihniyet, modern çağda da kendisine bir şekilde yer edindi. Kadından şair olmaz, olsa olsa edepli, usturuplu, oturaklı yazar olur, denildi. Buna bir de Leylâ Erbil’in birçok röportajında da dile getirdiği gibi kadınların üzerine kurulan dini baskılar ya da Karanlığın Günü romanındaki gibi Das Kapital’le Ene’l Hak arasında gidip gelen yazarlar eklendi. Kimi zaman kadınların haklarını erkekler düşündü, kadının yerine ve ona rağmen. Sigmund Freud da “Erkekler her zaman kadınlık sorunu üzerine derin derin düşünmüşlerdir”(1) diyerek kinayeli bir şekilde bu konuya değinir.

    Bu anlamda “Kadının, kadın yazarın içine düştüğü ve orada yüzdüğü dilin erkeklerce kurulmuş ve yazılmış bir tarihin dili olduğu, tüm belleğimizin taraflı bir biçim aldığı olgusunu hayretle izledim”(2) diyen #LeylâErbil, okuyucuya ezber bozdurmuş bir yazardır. O kitaplarında yarattığı kadın karakterlerle kadınlığa, kadın sorunlarına, sıkça kadın haklarına değinir. Sadece değinmekle kalmaz sorgular, irdeler, tartışır, kadınlara /annelere hatta analara yüklenen kutsiyeti yerle bir eder. Bu açıdan Leylâ Erbil’in romanlarının büyük ölçüde gücünü kadın karakterlerinden aldığı söylenebilir. Karakterler kimi zaman sıradan, yalancı, aykırıdır kimi zaman bu karakterlerin dişilikleri ve erkeklikleri de birbirine karışmıştır.

    İlk baskısı 1968 yılında yapılan #Gecede adlı öykü kitabı çıktığında Cumhuriyet gazetesine “insanı #Marxist ve #Freudist açıdan ele alan” diye bir ilan veren Leylâ Erbil, 1960’lardan başlayarak Freud öğretisini benimsediğini ve terk etmediğini dile getirir.(3) Freud’un psikanaliz kuramına göre, kişi psişik olarak üç aygıta bölünmüştür. Bunlar da üst ben, ben ve id’dir. İd, ilkel arzuları (cinsellik, saldırganlık, açlık vs.) barındırır. Haz ilkesiyle hareket eder, amaç bir an önce doyuma ulaşmaktır. İlkeldir, doğuştan vardır. #Ego (ben) bilinci ve gerçekliği temsil eder. İd ve süperego arasında denge kurmaya çalışır. Karar vericidir. Üstben (süperego) toplum tarafından kabul görmüş kuralları, yasakları ve vicdanı saklar.

    Yukarıdaki tanımın ışığında, Leylâ Erbil’in karakterlerine bir de bu açıdan bakmak, belki de yeni şeyler keşfetmemize neden olacaktır. Yeni okumalar, yeni anlamlar… Yazarın #MektupAşkları romanında, farklı kişiliklere sahip üç kadın karakteri karşımıza çıkar: Jale, Ferhunde ve Sacide… Üç kadın, üç arkadaş, üç itirafçı… Romanda bu üç kadının hayatları, dostlukları, aşkları ve çevrelerindeki insanlar yer alır. Aslında hiçbir kadın tam olarak tanıtılmamış, kişileri ya yazdıkları mektuplardan ya da onlara yazılmış diğer mektuplardan tanımaya çalışıyoruz. Bu nedenle okuyucu roman boyunca bu üç kadının birbirlerine göre ne olduğunu anlamaya çalışır. Jale’yi Sacide’ye göre ya da Ferhunde’ye göre yorumlar, Ferhundeyi Jale’ye ve Sacide’ye göre tanımaya çalışır.

    Sacide, Jale’ye göre daha #cesur, #gerçekçi, başına buyruk, anlık yaşayan bir karakterdir. Daha çok id’iyle hareket etmektedir; cinselliğe düşkün, toplumun inanç, yargı, tabu ve genel ahlakını önemsemeyen biridir. Bir bakımdan bencildir de, kendini, kendi ihtiyaçlarını, duygularını, dürtülerini ön planda tutar. Amacına ulaşmak için başkalarını kullanmaktan çekinmez. Pervasız ve cüretkârdır. Kışkırtıcıdır, erkekleri baştan çıkartmaya, yalancıların maskelerini düşürmeğe meraklıdır. Sacide’nin düşüncesine göre elde edemeyeceği bir erkek yoktur. Kaotik bir yaşamı vardır, mantık yasalarını dinlemez; çünkü dürtülerine gem vurmuyordur. İd, nasıl kişiliğimizin içine giremediği karanlık bölümümüz ise bastırdıklarımız, bilinçaltına attıklarımız buradaysa, Sacide’de de böyle karanlık yanlar vardır, anlayamayız. Bu karanlık yanlar geçmişe dayanır. Kötü geçen çocukluk ve gençlik yıllarının derin izlerini taşır üzerinde. Sevgi açlığı, bir kişiye bağlanamaması da bu nedenledir. Hayatında ani kararlar alır, içgüdülerini doyurma peşindedir, dizginlenemeyen tutkulara sahip karakter istediğini aldığında ise çeker gider. İnişler ve çıkışlar olan hayatında gelgitler yaşar. Üzülür, ama asla büyük acılar çekmez.

    Mektupların yazıldığı, romanımız başkişisi, asıl karakter ve gizemli kadın ise Jale’dir. Jale, Sacide’ye göre daha duygusal, daha garantici, daha mantıklı, daha tutarlıdır. Jale karakterinin egosu (beni) daha baskındır. Tabii ki Jale’nin de kendi içerisinde çelişkileri, yanılgıları, tutkuları, arzuları vardır; ama Sacide kadar akıl dışı ve ilkel davranmaz. Jale, dış dünyaya yani topluma da önem verir, ama bunu yaparken aklı ve ihtiyatı elden bırakmaz. Öte yandan dürtüleri ve içgüdüleri de önemlidir; fakat yine de ne yaparsa yapsın, ayakları hep yere basan bir karakterdir. Aslında Jale bir yandan Sacide, bir yandan Ferhunde, bir yandan da dış dünya tarafından kuşatılmıştır. Tüm bunlar arasında bir denge kurmaya çalışır, ama kimi zaman başarılı olamaz. Bunu en çok Ahmet ile olan ilişkisinde görmekteyiz. Ahmet tarafından aldatıldığını, kandırıldığını öğrendiğinde bütün bunlar başına gelmemiş gibi davranma yolunu seçer, daha sonra intikam peşine düşer, aslında gerçeklerin farkındadır. Ama tıpkı ego gibi tutku, şehvet, dürtüler ve toplum arasında diplomatik bir ikiyüzlülük sergiler.

    Bir diğer kadın karakter Ferhunde ise, Jale’ye göre daha #duygusal –hatta #melankolik– daha #hayalperest, ciddi, gelenekçidir. Karakter süper egosuna (üst ben) göre şekillenmiştir. Ferhunde için başkalarının ne düşündüğü önemlidir, topluma ve aileye önem verir. İçgüdü ve tutkuları ikinci plandadır. Kimi zaman bunları bastırır, yok etmek ister. #Aşkını, ilişkilerini, edebiyatını hep toplumdaki normlara göre şekillendirir. Kimi zaman sadece Divan şiiri okur, hayallere dalar ve âşık olunca bütün dünyası değişir. Kimi zaman sadece mutluluk arar ve bu uğurda her şeyinden vazgeçebilir. Hayatını tek bir insan üzerine kurabileceği gibi amacına ulaşamadığı zamanlarda derin hüzünlere kapılır, dünyası yıkılır. Başkalarına karşı genelde eleştirel, yargılayıcı ve suçlayıcıdır; toplum tarafından dayatılan ahlak onun için önemlidir; herkes buna uymalıdır, uymayanlar kötüdür, Sacide gibi…

    Bütün bunlardan sonra aklımıza “hangi karakter daha haklıdır, hangi karakter daha yalancıdır?” diye bir soru gelebilir. Bunu bilemiyoruz tabii; çünkü mektuplar kişiseldir, yani anlatılanlar kişiye özgüdür, kişiye özgü hayatlar, aşklar, yalanlar… İşte bu nedenle “Jale kimdir?” sorusuna da tek bir cevap veremiyoruz. Bu yüzden romanı okurken kahramanı tanıyamamanın, çözememenin verdiği huzursuzluk ve merak duygusu sarar okuyucuyu. Bu tıpkı sisler içerisinde yürümek gibi bir şeydir. Jale’nin bir geçmişi var, bilmiyoruz; kararları var, bilmiyoruz; çünkü bunlar doğrudan anlatılmıyor. Jale’yi ilk olarak ona yazılmış mektuplardan keşfetmeye çalışırız. Bu mektuplardan hem Jale’yi hem de Jale’ye mektup yazan diğer karakterleri aynı anda keşfediyoruz. Bu durum da farklı Jalelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Ahmet’in, Reha’nın, Ferhunde’nin, Sacide’nin, Zeki’nin Jale’si… Her karakterin satırlarında farklı bir Jale var. Aslına bakarsanız romanın kadın karakterleri adeta birbiri içine geçmiştir. Jale’nin içinde biraz Sacide biraz Ferhunde; Sacide’nin içinde biraz Jale, biraz Ferhunde; Ferhunde’nin içinde biraz Jale hatta biraz da Sacide vardır.

    Jale’nin aşklarını, hüzünlerini, hayal kırıklıklarını, özlemlerini, Ahmet ile evliliğini, yanlış kararlarını, mantığını, tutarsızlıklarını hep bu mektuplardan öğreniyoruz. Jale bir türlü kiminle olmak istediğine karar veremiyor, o karar verdiğinde ya aradığı insan yanında olmuyor ya da başka bir sorun çıkıyor ve Jale arayışına devam ediyor, bu arayış sonucunda Ahmet ile evlenen Jale, onda da aradığını bulamaz. Aslında Jale’ye âşık olan İhsan’ın ona yazdığı satırlar bu arayışı özetler niteliktedir: “Jale Kemal Bey’in dava namusuna, Ahmet’in şefkatli duygularına, Zeki Bey’in #sanatkâr ruhuna, İhsan Bey’in fiziği, #güzelliği ve bir kadına sahip çıkma iradesine âşıktır.”(4)

    Ferhunde ise aşk hakkında Jale’ye şunları yazar:

    Peki ya solcular? Stalin ve Lenin aşk için ne diyorlar? Ah neden bu önemli şeyi hiç sorup öğrenmedim Kemal’den o zaman? Evet Nâzım, ne diyor dostum? Sence Nâzım Baudelaire’den daha mı iyi merhem olur benim yarama? Marx âşık oldu mu? Bekir gibi yaptı mı? Ya Lenin, aşka inanıyor muydu? Avrupalılar? Onların hayatları? Fakat bütün romanlarda aşk vardır değil mi? Nedir aşk Jale? Bovary? O da aşk sayılmaz. Leylâ ile Mecnun? Evet onlarınki bir hastalıktır. Türkçenin ‘marazi aşk’ dediği ‘karasevda’ ama bir de Windsor dükü ve düşesi var! Sıhhatli bir aklın nişanesi! Onlar da mı yalan; onlar da mı oyun oynuyorlar bize? Batılı aşkla bizimki değişik olabilir mi?(5)

    Aşkı aramak, bulamamak, mektuplarda aramak ve mektuplarda kaybetmek. Belki de tüm bunlardan dolayı şimdilerde bir hediyelik eşya dükkânına gittiğimizde alacağımız en son şey bir mektup açacağı olurdu.

    Mektup Aşkları, Jale’nin Sacide’ye yazdığı iki mektup ile sona eriyor. Böylece okurun da Jale’yi arama huzursuzluğu ve merakı son buluyor. Tabii Jale’nin mektupları birçok düğümü çözüyor. Olayları aydınlatıp okuyucunun Jale’yi daha fazla keşfetmesini sağlıyor. Ama bütün sorulara cevap veremiyor, arayış tamamlanamıyor. Belki de bu arayış hiçbir yere varmıyor. Peki o zaman bütün bunları bize neden anlatıyor? Çünkü insanız, anlayabiliriz.

    NOTLAR:
    (1) Psikanaliz Üzerine, Sigmund Freud, Say Yayınları 2008; s. 146.
    (2) Leyla Erbil ile söyleşi, Yılmaz Varol, Düşler Öyküler dergisi, Sayı: 4, Mayıs 1997
    (3) Zihin Kuşları, Leylâ Erbil, İş Bankası Yayınları 2010; s. 173.
    (4) Mektup Aşkları, Leylâ Erbil, İş Bankası Yayınları 2010; s. 78. 5 a.g.e., s. 100.
    (5) a.g.e., s. 100.

    admin replied 1 year, 10 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: admin
AŞKI ARAMAK, BULAMAMAK, MEKTUPLARDA ARAMAK* Makal…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now