Jean Giraudoux: Büyük Savaş’ın Canlı Tanığı Hümanist Bir Entelektüel

  • Jean Giraudoux: Büyük Savaş’ın Canlı Tanığı Hümanist Bir Entelektüel

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 09:07

    Büyük Savaş’ın Canlı Tanığı Hümanist Bir Entelektüel: Jean Giraudoux*

    Makale Yazarı: Ahmet Özkan

    *Bu makale Roman Kahramanları dergisi  20- Ekim/Aralık 2014’te yayımlanmıştır.  

    Jean Giraudoux, iki savaş arası dönemde, piyes, öykü ve roman gibi edebi türlerde verdiği eserleriyle dönemin Fransız edebiyatına damgasını vurmuş, Avrupa’da kalıcı bir barışın kurulabilmesi için entelektüel ve siyasi arenada mücadele vermiş 20. yüzyılın önde gelen edebi ve siyasi Fransız figürlerinden biridir. Kendisine edebi ünü getiren eserlerini çoğunlukla bu dönemde vermiş olmasının altında küresel olarak yaşanan sosyolojik, politik ve askeri olaylar ve bu olaylarla şekillenen şahsi deneyimleri yer almaktadır. Farklı konular hakkında çeşitli türlerde eserler kaleme almış olsa da, özellikle yazarın barışa ve toplumsal sükûnete dair güçlü arzusu, bu dönemde kaleme aldığı eserlerinin birçoğunda, okuyurunun karşısına hiç beklenmedik anlarda, çok sevilen bir kitabın altı çizili bir cümlesinin sürekli tekrarlanması gibi çeşitli söz oyunları ile gizlenmiş olarak çıkar. Eserlerinde görülen barışa yönelik bu özlem ve arzu, eserlerinin ana fikrini oluşturan itici esin kuvvetidir.

    Giraudoux’nun böylesine barış arzusu ve özlemi içerisinde olmasına ve savaş karşıtı tutumunu çeşitli edebi türlerde verdiği eserlerinde canlılıkla yansıtmasına etki eden temel etmen “Büyük Savaş” olarak da adlandırılan Birinci Dünya Savaşının canlı tanığı olması ve dolayısıyla savaş gerçeğini oldukça yakından tanıyor olmasıdır. Silahaltına alındıktan sonra, 1915 yılının Mart ayı ile 1916 yılının Ocak ayı arasındaki dönemde tuttuğu ve “Savaş Güncesi”[1] adını verdiği günlüklerinde Giraudoux, yaklaşık olarak 32 gün kadar kaldığı Çanakkale Savaşı’na dair izlenimlerini, savaşın üzerinde yarattığı etkiyi kimi zaman sıradan bir askerin gözünden gibi kimi zaman ise bir entelektüelin gözünden aktarmıştır. Kaçınılmaz olarak, tuttuğu günlüğünün başkişisi olan Giraudoux’nun seyahat düşüncesinden yola çıkarak, zamanla değişen savaşa dair izlenimleri ve savaşın tam ortasında onu zaman zaman ruhu ve bedeni arasında bırakan kültürel birikimi ve hümanist tarafı ile bu yazımıza bir çerçeve çizmeye çalışacağız.

    Giraudoux, Birinci Dünya Savaşının patlak vermesiyle beraber, daha savaşın ilk günü Fransız Silahlı Kuvvetlerince askere alınır. Marne muharebelerinde yaralanan ve aylarca çeşitli hastanelerde yatan Jean Giraudoux, yaşadığı bu süreçte sadece fiziksel değil ruhsal olarak derin yaralar almıştır.[2] Marne muharebelerinin bedeninde ve ruhunda yarattığı bu tahribata rağmen, iyileşir iyileşmez Çanakkale’ye hareket edeceğini öğrendiği bir piyade alayına katılabilmek için elinden geleni yapar ve hatta katılımını sağlayabilecek etkiye sahip insanlarla bu alaya katılımı için bir takım görüşmeler yapar. Ailesi ve yakınları yazarın bu isteklerinin karşısında durur ancak yazarın bu doğrultudaki çabaları sonuç verir ve Giraudoux Çanakkale’ye daha doğrusu “savaş” adı verilen “dünya cehennemi ”ne giden alayın bir askeri olur. Giraudoux için bu “askeri” sefer, uzun zamandır ruhunu saran gezi tutkusu için kaçırılmaz bir fırsattır. Bu noktada yazardaki gezi kavramına biraz eğilmek gerekiyor. Çocukluğu ve ilkgençliği boyunca Limousin bölgesinde Châteauroux adlı küçük bir kasabada yaşayan yazar bu küçük dünyadan sıkılmış ve yüksek eğitimi için gittiği Paris ona farklı dünyaların kapılarını aralayan ilk şehir olmuştur. Giraudoux’nun, Eski Ahit’in ikinci kitabı ile aynı ismi taşıyan bu “Exodus” yani “çıkış” fikri, aldığı burslar sayesinde gerçekleştirdiği Almanya, Sırbistan, Macaristan, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gezilerinin ardından, Çanakkale’ye gitme fikri ile iyice perçinlenir. Bu yüzdendir ki, Giraudoux’nun Çanakkale’de olma fikrinin temelinde siyasi ya da askeri bir dayanak yoktur. Dolayısıyla, yeni yerler görmek, yeni kültürler tanımak, birikim ufkunu genişletmek yazarın başlıca amaçlarıdır.

    Mutsuz ve oldukça sıkıcı geçen çocukluğunun ve ilkgençliğinin üzerinde yarattığı bu uzaklaşma isteği ve mutluluk arayışı onun gezilerinin temeline yerleşir. Bu onu siyasal ve toplumsal olaylardan uzak tutar. Bu nedenle, Giraudoux’nun gençlik yılları, yazarın, toplumsal gerçeklerden uzak, kişiselleştirilmiş düşsel bir dünya yaratma çabası dönemi olarak görülebilir.

    Yeni yüzyılın hemen başında patlak veren ve Kıta Avrupasının başta olmak üzere hemen hemen bütün dünya uluslarını derinden etkileyecek, dünya siyasi haritalarının baştan çizilmesine neden olacak, milyonlarca insanın kuşaklar boyunca aktarılacak acı deneyimlerinin kaynağı Birinci Dünya Savaşı, Giraudoux’yu yaşam karşısında “düşsel ve gerçekten uzak” bir iç dünya kurduğu sırada yakalar. Savaşın ilânını nasıl haber aldığını ise Adorable Clio (1920) adlı kitabın “Savaşa Elveda” adlı bölümünde şu samimi satılarla okuyucusuna aktarmıştır: “Savaş nasıl mı başlamıştı? Bir gazinonun zemin katında dans ediyorduk. Savaşın çıktığını haber verdiler.”[4]

    Giraudoux’nun savaş karşısındaki tutumu ne savaş sırasında ne de savaş sonrasında yazdığı eserlerde değişmemiştir. Savaşın temelini oluşturan çarpışmalar ve muharebeleri asla olduğu gibi anlatmaz. Okuyucusuna ya çarpışma öncesini ya da sonrasını anlatır. Savaş, vahşi yüzünü bu sayfalarda okuyucuya göstermez. Giraudoux buna izin vermez. Bu şekilde savaşın o vahşi gerçekliğini kendi iç dünyasının düşselliğine kısmen de olsa entegre etmiştir.

    Marsilya’dan demir alan “Savoie” adlı gemide Çanakkale’nin kızıla boyanacak sularına doğru yolculuğu çıkan Giraudoux’nun aklında savaş cehenneminden daha ziyade 19. yüzyıl oryantalist gezgin, yazar ve ressamlarının yarattığı mistik Doğuyu keşfetme hevesi vardır. Kültürel birikimi 19. yüzyılda yaşanan yoğun sanatsal, felsefi ve edebi gelişmeler ile şekillenen Giraudoux’nun ruhunun böylesi bir keşfetme ve tanıma arzusu içinde olması bu yüzden şaşırtıcı değildir. Bu yolculuğun, büyük bir savaşın ilk adımı olduğu gerçeğini öteleyen Giraudoux, kendisi için oldukça yeni ve bilinmez olan bu diyarlar için düşler kurmaya başlamıştır. Giraudoux bu askeri seferi, bir savaş serüveni olarak görmekten çok uzaktır. Turistik bir gezinin heyecanlı bir katılımcısı gibidir. Devasa bir bilinmez, ücretsiz bir yolculuk, farklı bir deneyim… Giraudoux’yu cezbedecek, gezi tutkusunu tetikleyecek bütün unsurlar bir aradadır artık.

    Yukarıdaki satırlarda bahsedilen nedenlerle Çanakkale topraklarına gelmek isteyen Jean Giraudoux’nun 15 Mayıs 1915 günü Marsilya’dan yola çıkan alayı, 20 Mayıs 1915 günü Seddülbahir’e ayak basmıştır. 21 Haziran 1915 günü ikinci kez ancak bu kez ciddi bir şekilde yaralanıncaya dek komutanları tarafından çok tehlikeli görevlere verilecek olan Giraudoux ülkesine dönmesin ardından, savaştaki hizmetlerinden ötürü “Légion d’honneur” nişanı alır.[5] Günlüğünün bu yolculuğa dair satırlarında gülünç bulduğu olaylar, ilgisini çeken durumlar kişisel düşüncelerinden en ufak bir parça taşımadan yer alır. “(…) Limni’ye varış. Girişte, Almanları Kuzey Denizi’nden çıkartmak için gizlenmiş üç gemi var.[6] (…) Kruvazördeyiz. Askold’un beş bacası var. Bir semaver gibi tertemiz. (…)General ile karargâha giriyoruz. İlk bombalar…”[7]

    Daha önceden de belirttiğimiz üzere, Çanakkale’ye savaşma düşüncesi ile gelmeyen ancak kaçınılmaz olarak böylesi bir kanlı savaşta kendisini en çetin çarpışmaların tam ortasında bulan, hem ülkesinin kahramanı hem kendi dünyasının ve günlüğünün başkahramanı olan Giraudoux’nun satırları arasında savaşla doğrudan doğruya alakalı olanlar oldukça azdır. Yazar hem savaşın tam ortasındadır hem de çok uzağında… Savaş gerçeğinden, onu unutarak kaçmak istemektedir. Kurmak istediği düşsel dünyasında savaşa yer yoktur. Ancak, Marne muharebelerinde yaralanan kahramanımız Seddülbahir’e ayak bastığı andan itibaren savaşın o acımasız dünyasında yeniden girmiştir. Savaşın hayatına yeniden girişini ve savaşın olmadığı, artık çok uzaktaki o günlere dair özlemini şu günlüğüne şekilde yazmıştır: “21-Savaşın varlığını yeniden hissettim. Arada kalan zamanı unuttum. Gece: savaş öncesine ait anılar yeniden aklıma geliyor. (…) Bombaların altında A. İle P.’nin ne yapacaklarını merak ediyorum. (…) Balay ağır yaralanmış. Kesin başına güneş geçmiştir. Albay ve 3. Taburla birlikte Türk ateşi altında tırmanıyoruz. Kahraman Maviler. (…) Türk merkezi Alçıtepe görünüyor. Bir sedyeci öldü.”[8]

    Bir sonraki gün çarpışmalar şiddetini korumaktadır. Jean Giraudoux ise günlüğüne satırlarını yine kendine has üslubu ile yazar. Siperlerin ya da çadırların sadece birkaç yüz metre ötesinde, gerek İttifak Devletlerinin askerlerinden gerek Müttefik Devletlerin askerlerinden on binlerce insan kendi kıyametini yaşarken Giraudoux, durumun gerçeğinden ve ciddiyetinden uzaktır. “22- (…) Senegalliler mermilerin altında eğitim yapıyorlar. Tabur saat üçte hareket edecek.(…) Gerçekten de ‘Brekekex’ diye öten kurbağalar, ve ‘Coax-coax’ diye öten ötekiler. (…)Pek iyi korunmayan, ancak harika bir manzarası olan zeytin ormanının üst tarafındaki düz alanda albaya katılıyoruz: sağ tarafta 4. Kule tarafında Bozcaada var, solda ise Troya, Boğaz, Gökçeada (…) Aşçı yaralanmış. Hücum ihtimaline karşı sancağı hazırlama emri alıyoruz. Zuhaflar savaşıyorlar ve çok kayıp veriyorlar. Cesetler siperi Türkler tarafından geri alınıyor. Akşam yemeğinde konserve yedik. Daha sakin.”[9] Savaşın ortasındaki bu sakinlikte aldığı notlarında ünlü Antik Yunanlı Aristofanes’in Kurbağalar adlı oyununa gönderme yapmaktan da geri kalmaz.[10] Kahramanın bu göndermesi onun kültürel seviyesi ve birikimi hakkında kitapta yer alan çok sayıda örnekten biridir.

    Giradoux’nun alayında bulunan askerlerin Seddülbahir’de botlarının ilk izlerini bırakmaya başladığı günler, kısa bir süre önce eski şiddetini kaybetmeye başlamış kanlı çarpışmaların yeniden başladığı günlere rastlar. Çanakkale Boğazı’nı çıkartma yapmadan geçmek ve doğrudan İmparatorluğun kalbi, payitaht İstanbul’a girmek isteyen Müttefikler, 18 Mart 1915’de başlayan ve daha sonraki günlerde artarak devam eden Türklerin vatan müdafaaları karşısında Seddülbahir’e ve Arıburnu’na çıkartma yapmak zorunda kalırlar. Her iki tarafın da çok sayıda kayıp verdiği bu çarpışmalar savaşın mevcut gidişatını pek değiştirmez. Taraflar için savaştan çekilme ya da ateşkes isteme/ilan etme söz konusu değildir. Diğer taraftan, verilen kayıpların çok olması çatışmaların şiddetini biraz da olsa azaltmıştır. Ölen askerlerin yerine yenileri, özellikle Fransa için sömürgelerden gelecek yeni “köleler” beklenmektedir. Ancak, yazarın bugünlere değin notlarından anlaşılan o ki, Seddülbahir’deki ilk günleri bu şiddetli çatışmaların gölgesinde geçmiştir.

    23 Mayıs gününe dair yazdıkları Giraudoux’nun adeta savaşın ortasında tatil yapmakta olduğunu gösterir gibidir: “23- Sabah yıkanmak ve tıraş olmak için Zimmermann çiftliğine gidiyorum. Zuhaflar kıyıma uğramış. Sonra Arrighi ile birlikte Avustralyalılara kahve içmeye gidiyorum. (…)Pylones kampından geçerek, Gurkaların koyundaki kantini görmek için plaja gidiyorum. (…) Yumurtalarla birlikte arabayla dönüş. Subaylar, bana parasını ödemeyi teklif etmeden yumurtaları yiyorlar. Neyse ki pek taze değil yumurtalar. (…) denizde banyo. Garrigue denizi taşırıyor. Çoraplarımı kıyıda bırakıyorum. Birkaç top mermisi. Bütün çıplak adamlar plajda. (…) Akşam yemeği. Garrigue bir çeşit katalan dansı yapıyor. (…) Kötü bir gece, mermiler bizi ziyaret ediyor. Büyük bir yaylım ateşi var.”[11]

    Savaşın tam ortasında, tüm bedeni ve ruhu ile orada, “düşmanın” karşısında olması gerekirken, Giraudoux yine başka âlemlerdedir: “24- (…) İçinde insanların oynadığı, sağında ve solunda yer alan denizle bu güzel vadi Puvis’in mutlu vadisidir. Yollar, serviler, zeytinlikler, dereler, bana birçok şey söyleyen bu kuleli kapı, şu çeşmeler, topların gölgesinde dinlenen bu 50.000 kişi, simgelerle süslenen bu savaş. Cephane arabaların üzerinde yer alan tamamen sökülmüş zeytin ağaçları, bu uçan adamlar, at sürüleri, şu yıkık köyün üzerindeki güvercin, şu küçük yarımadalar, dipte ise Troya…”[12] Giraudoux’nun 19. yüzyıl Fransız ressamlarından Puvis de Chavannes’ın tablolarının baskın rengi yeşil izlediği manzaranın yeşili ile buluşur başkahramanımız Giraudoux’nun zihninde. Ruhundaki bu yankılanma okuyucuya yazarın entelektüel yanına dair bir başka ipucu verir. Yazarın izleyen satırlarına “(…)Sahra hastanesinde Perrière’i görüyorum. Battaniyemin üzerinde rahatı yerinde, ama hemen üzerinde de bir kırlangıç yuvası var. Sağlığı iyi. Hep ‘In conspectu Tenedos’ diyen gariban P. geri dönerken 2. Zuhaf birliğinin ortasından geçiyorum.(…)”[13] şeklinde devam ettiğini görülür Burada ilginç olan ise yazarın kullandığı bir çift latince sözcüktür. Virgilius ünlü destanı Aeines’te Aene hikâyesini Didon’a anlatırken söze “Est in conspectu Tenedos” diye başlar.[14] Yani “Bozcaada’nın karşısında…” Yazarın, savaş tüm şiddeti ile devam ederken böylesine farklı âlemlerde olması onun savaşı nasıl ötelediğinin ve yazarın yüksek kültür düzeyinin bir başka göstergesidir.

    Giradoux’nun bağlı bulunduğu birlik, müttefiklerin saldırıya geçmeyi ve ilerleme kaydetmeyi planladıkları 27 Mayıs 1915 günü destek birliği olarak sıcak savaşa dahil olur. Yazarın bugüne dair aldığı notlar arasında ilk ve son kez “düşman” sözcüğü geçecektir. Böylesine sıcak çatışmaların ortasında Giraudoux yine savaş gerçeğine kayıtsızdır: “27- Taşınıyoruz. Tümenin altına yerleşeceğiz. (…) Krithia (Kirte)- Achi Baba (Alçıtepe)- deniz tarafına doğru- Kuleli kamp. 28- Üzerimizden geçenen toplar tüm sabah boyunca bombardımana tuttu. Avrupa’dan sürekli haber gelmiyor.(…) Onbaşı Hoffman küçük pistonu ile parçalar çalıyor. Constantinople’ü düşündüm…”[15] Görüldüğü üzere Giraudoux’nun aklı Constantinople’de, yani İstanbul’dadır. Mistik Doğuya doğru yola çıktığında kurduğu düşler adeta boğazın karanlık sularının derinliklerine doğru yol alan, Türklerce batırılmış müttefiklere ait kruvazörlerin askerleri gibidir. İstanbul ve düşlediği maceralar artık çok uzaktır. Haremde serüvenler düşlerken, bir tek kadının bile yer almadığı,[16] şatafattan uzak savaş alanında hem de çatışmaların tam ortasında bulmuştur kendini.

    İzleyen günlerde çatışmalar biraz şiddetini azaltmış olmalıdır ki Giraudoux ve arkadaşları siperlerden çıkmamalarına rağmen edebi çerçevesi olan sohbetler içerisindedirler. “29- Siperde geçen bir gün. Juéry aliterasyonlar bulmaya devam ediyor. Ona ses uyumcusu adını verdim. Sanki biraz kızıyor Héro ve Léandre efsanesini açıkladım.”[17] [18] Yazarın bu notları okuyucuya Giraudoux’nun Yunan ve Anadolu mitolojisi ile beslenen ruhuna mitolojik kahramanların savaş meydanında nasıl arkadaşlık ettiğini gösterir. Giradoux, lise yıllarından beri hayalinde birlikte yaşadığı mitolojik kahramanların doğdukları, büyüdükleri, maceralara atıldıkları bu topraklarda, onlarla bir aradadır. Bir taraftan Troya surları önlerinde ölürse mezarının hemen Akhilleus ve Hector’un yanı başında olacağını düşlerken, diğer yandan Boğaz’ın hırçın sularını her gece sevgilisi Héro’ya kavuşmak için kucaklayan Léandre’ın (Leandros) maceralarına tanıklık edecek olmanın heyecanını yaşamaktadır. Böylesi bir iç dünyaya sahipken savaş alanından uzaklaşacak, antik yunanı benliğinin en uzak noktalarında duyumsayacaktır.

    Birkaç günlük sakinliğin ardından başkişimiz Giraudoux’nun bağlı olduğu birlik Türklerle sıcak temasa girer. Önceki çatışmalarda destek birimi olarak görev yapan birlik artık savaşın tam içindedir. Dolayısıyla Giraudoux da artık çatışmaların tam ortasındadır. Savaşın tüm şiddeti ve korkunçluğu ile üzerine çöktüğü yazar, şiddeti ve vahşeti hem bedeninin hem de ruhunun derinliklerinde yaşamaktadır. Önceki günlerde günlüğüne aldığı notlarda savaşa dair satırlar pek yer almazken, artık başkişimizin bu doğrultudaki çabası kırılır. Savaşın gerçek yüzünü göstermek, kati bir biçimde bahsetmek yazar/başkişi için kaçınılmazdır: “8- Bitmek bilmeyen dar yollarda tırmanma. Müfrezem zuhaflara katılan son müfreze.. En sol tarafta ve İngilizler ile bağlantı halindeyiz(…) Çok sayıda sömürge askeri cesedi. Her tarafından ayakların çıktığı siper. Yukarıda bir küçük haç var. Koku ! Sinekler ! Tümenden çağırıyorlar. General Bailloud benimle M. Cazenave ile ilgili konuşmak istemiş. Tümen sekreteri ile Benedikt’in şarabı. (…) Sonra sabah. Mataralarımızın ve tüfeklerimizin cezbettiği bir tarlakuşu siperimizin üzerinde uçuşuyor. Siperin her girintisini her çıkıntısını izliyor. Mevzilerimizi öğrenmek için bu kuşun hareketlerini izlemek yeter Türklere. Güneş doğuyor. Juéry kayboluyor.”[19] Yazar, arkadaşının ölümünü böyle simgeleştirir. Korktuğu, yazmaktan bile ısrarla kaçındığı ölüm gerçeği artık yakasındadır. Güneşin doğuşuyla birlikte çatışmanın vahameti de ortaya çıkar. Ölüm gece boyu siperler arasında kol gezmiştir.

    9 Haziran 1915 günü, Giraudoux’nun alayı ve birliğince beklenen olası saldırı artık vuku bulacaktır. Genç Giraudoux’nun bugüne değin notlarından anlaşıldığı üzere, bu saldırı sert koşullar altında geçmiştir: “9- Haberler: yarın öğlen saldırıya geçeceğiz. Bu saldırı için biraz erken olabilir: karşımızda 300 m demir tel var. Sonunda! Ama ne yapalım!? Anneme ve Suzanne’a mektup yazıyorum. Askerleri saldırı fikrine hazırlıyorum. Topçular etkili atış deniyorlar. Kaza. (…) alayın papazıyla geliyorum. Ona “yarın sabah görüşürüz papaz efendi” diyorum. Türk tabyası çetin. Zavallı dostum alayın papazı Leroux ve teğmen Stéfain öldü. (…) Birkaç hafif sıyrığım var. Ecza çantamı kullanıyorum. (…) Tentürdiyot tüpleri, İngiliz malı mataram… Artık ölebilirim, değil mi?”[20]

    Yolculuğunun başında Doğuya gerçekleştireceği “seyahate” dair düşler kuran barışçıl ve insancıl genç yazar Giraudoux artık çarpışmayı ve ölümü bekleyen, askerlerini savaşa hazırlayan, ölüm düşüncesine kendisini kabullenen bir karakter haline dönüşmüştür.

    İzleyen günlere, yazarın birliği savaşın en ön saflarında yer alıyor olmasına rağmen, bu günlere dair yazarın defterinde notlar pek bulunmamaktadır. Yazdığı birkaç cümlede ise yine savaş karşı kayıtsızlığı seçtiği kelimelerin arasından yine sızmaktadır. “10- Gökçeada nasıl da görünüyor! Arka planda Semadirek. Ağaçlı yeraltı yolu ile meşgulüz. Çavuş Marguillé saat gecenin 2’sinde ağaç kesiyor.”[21]

    Çatışmaların şiddeti, yakın arkadaşlarının kaybı yazarı iyice umutsuzluğa sürüklemiştir. Türklerle yaşanan bu çatışmaların olumlu sonuçlanacağına dair tüm umutlar yok olmaktadır. Rütbeli rütbesiz herkesin üzerine çöken bu umutsuzluk, başkişimiz genç yazar Giraudoux’nun cümlelerine şöyle yansımıştır. “Savaştan konuşuluyor. Bir çıkmazda olduğumuzu kabul ediyorlar.”[22] Yaşanan kayıplar ve bu konuşmalar Giraudoux’yu savaşın gereksizliğine iyice ikna etmiştir. Bu coğrafyada deneyimlediği tüm olaylar onu çok da uzak olmayan bir gelecekte patlak verecek İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde La guerre de Troie n’aura pas lieu (1935) (Truva Savaşı Olmayacak) adlı eserini kaleme almaya itecektir.

    21 Haziranda yapılan büyük harekâtta yaralanan Giraudoux, bu tarihten sonra uzun bir süre, Fransa’ya dönene kadar not almaz. Artık onun için Çanakkale serüveni sona ermiştir. Serüvenin başında hayalini kurduğu her şey çok uzağındadır. Hiçbiri gerçekleşmeden Çanakkale’nin mitolojinin o kutsal karakterlerinin kanları ile sulanmış topraklarından ayrılmak zorunda kalmıştır.

    Özel yaşantısının perdelerini dışarıdan bakan okuyucusuna çoğu zaman kapalı tutmayı tercih eden, çok nadir zamanlarda biraz da olsa aralayan Giraudoux’nun sanat hayatında aralıksız devam ettirdiği bu tutumu, edebi tür olarak fazlaca kişisel olan günlük türünde verdiği Çanakkale’ye dair notlarında da devam etmektedir. Yazarın bu tutumunun altında yatan neden belki de yaşam yoluna çıkmasından pek hoşlanmadığı kötü ve can yakıcı gerçekleri ötelemek, onları görmezden gelmek hatta unutmaktır. Önceki satırlarda yazılan tüm bu nedenler bir kenara bırakılsa da, tüm dünyayı derinden sarsan böylesi büyük bir savaş karşısında kinden, düşmanlıktan olabildiğince uzak, savaşın ne derece gereksiz ve yıkıcı olduğu gerçeğini özümsemiş, savaştığı esnada bile insan olduğunu asla unutmamış, çatışmaların şiddetlendiği anlarda insanlık durumunun acı gerçeği olan ölümü kabullenmeyi ve onu sessizce yaşamayı bilmiş büyük bir yazar, sıradan bir beşer olduğu gerçeği yadsınamaz.

    ———————-

    * Arş. Gör., Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

    [1] Eserin orijinal adı “Carnet des Dardanelles“dir. 1969 yılında yayınlanan edisyonunda Jacques Body’nin yazdığı önsözün ardından, yazarın savaşa dair günce olarak tuttuğu notlar “Carnet de Guerre“ başlığı altında verilmiştir.

    [2] Berne Mauricette, Teissier Guy, “Giraudoux et la famille Morand le chemin des Dardanelles“, Revue d’histoire littéraire de la France 1/ 2005 (Vol. 105), p. 215-230
    URL: http://www.cairn. info/revue-d-histoire-litteraire-de-la-france-2005-1-page-215.htm.
    DOI: 10.3917/rhlf.051.0215

    [3] a.e s3

    [4] Jean Giraudoux, Adorable Clio, 1920, s226. Elektronik kitap.

    [5] http://www.jesuismort. com/biographie_celebrite_chercher/biographie-jean_giraudoux-1543

    [6] Jean Giraudoux, Carnet des Dardanelles, 1969, s57-59

    [7] a. e. s59
    [8] a. e s59-61
    [9] a. e. s63

    [10] a. e. s62. Jacques Body, Giraudoux’nun bu göndermesini okuyucuya açıklama gereksinimi duymuştur. Aristofanes’in söz konusu oyundan ilgili sahneyi alıntılamıştır. Anlatım akışını bozacağı için bu alıntıya yer vermedik.

    [11] a. e. s65
    [12] a. e. s69
    [13] a. e s71

    [14] a. e. s16 Jacques Body, kitabın önsözünde Giraudoux’nun muhteşem kültürel birikiminden bahsederken bu anektodu da ekler.

    [15] a. e. s77

    [16] Jacques Body’e göre Giraudoux, bu savaş cehenneminin ortasında kadının varlığını onun mutlak yokluğu ile gözler önüne sermiştir.

    [17] a. e. s77

    [18] Bu efsanenin Çanakkale boğazının en dar geçidinde ortaya çıktığı söylenir. Ancak günümüzde, bu efsane İstanbul’daki Kız Kulesi’ne atfedilmiştir. Bir köy delikanlısı olan Leandros ile Bizans imparatoru Manuel Komnen’in kızı Hero’nun ölümsüz aşkları bu efsaneye konu olmuştur.

    [19] a. e. s91-93
    [20] a. e. S93-95
    [21] a. e. s95-97
    [22] a. e. s99

     

    #sayı20 #giraudoux #jeangiraudoux #ahmetözkan

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Büyük Savaş’ın Canlı Tanığı Hümanist Bir Entelekt…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now