İSTANBUL’UN YUTTUĞU BİR GÖÇMEN KUŞTU KUMRU

  • İSTANBUL’UN YUTTUĞU BİR GÖÇMEN KUŞTU KUMRU

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:22

    İSTANBUL’UN YUTTUĞU BİR GÖÇMEN KUŞTU KUMRU*

    Makale Yazarı: Şefika G. Kamcez

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz / Eylül 2016, 27. sayıda yayımlanmıştır.

    Prof. Tahsin Yücel’in 2005’te yayımlanan Kumru ile Kumru* adlı romanı Anadolu içlerinden gelen insanların, büyük şehrin dağdağasında, oradan oraya nasıl bir küçük kuş gibi, kuru yaprak gibi savrulduklarını anlatır.

    Romana adını da veren başkahramanımız Kumru, büyük şehre geldikten sonra, çevresinde gördüklerinin etkisiyle mal tutkusuna kapılmış bir #tüketimtoplumu kurbanıdır. Kasabalılıktan, emekçilikten çıkıp, #küçükburjuva olmaya, yani sınıf atlamaya çalışırken ne yazık ki, kendi öz benliğine yabancılaşır. İşte Kumru’nun kasabadan İstanbul’a gelmesiyle yaşadığı bu değişim, bu romanın ana izleğini oluşturur. Kitabın adı da esasen Kumru’nun bu iki ayrı kişiliğine gönderme yapar. (Elbette bir de Kumru adında ölmüş bir abla söz konusudur.)

    Kumru adeta “Köyden indim şehre şaşırdım birdenbire” halk deyişinin canlı timsalidir.

    O aslında küçük bir #Anadolu kasabasında yaşayan bir kundura tamircisinin kızıdır. (Bu arada dikkat çeken bir ayrıntı da Tahsin Yücel’in babasının da bir #kunduratamircisi oluşudur.) Kumru minyon tipli ama çok güzel bir kızdır; onu çok seven ebesinin söylediği gibi doğuştan sürmelidir. (s.7) İki erkek, üç kız kardeştirler (#Hacer, #Hürü, #Kumru). Baba her durumda daima oğlanları kayırır. Tavuğun bir budunu kendi yiyip diğerini oğlanlara verir. (Kumru’da böyle böyle oluşan but saplantısı, daha sonra markette gördüğü butlardan aşırı miktarda almaya itecektir onu.) Kızlarına yakınlık göstermez. Kızının saçını ilk ve son defa onu #görücüusulü evlendireceğini söylerken okşar.

    Zaten kendi nüfus kâğıdı bile yoktur Kumru’nun. Ona kendisinden iki buçuk yaş büyük olan ve bebekken ölen ablasının nüfus kâğıdı miras kalmıştır! Komşuları ebe Meryem, Kumru’ya kuş adı konmasını #uğursuzluk sayar; ablası Kumru gibi onun da öleceğinden korkar. Evlenip gurbete gitmesini de bir göçmen kuş gibi uçup gitti diye yorumlar.

    On sekiz on dokuz yaşlarındayken aynı zamanda köylüsü olan #pehlivan lakaplı #HaydarYarma ile görücü usulü evlendirilir. Çünkü babasının damattan alacağı başlık parasına ihtiyacı vardır. Haydar otuzunu çoktan aşmış, bir süredir İstanbul’u mesken tutmuş, eski bir bar fedaisidir. Artık bar fedailiğine tövbe etmiş, patronunun sahip olduğu bir apartmanda #kapıcılık yapmaktadır. Bu sırada Kumru’yla evlenir ve onu küçük kasabasından alıp İstanbul’a getirir. Yeni evli çift, lüks bir semtte bulunan deniz manzaralı #GünayApartmanının bodrum katındaki tek göz kapıcı dairesine yerleşirler. Kumru’nun bundan sonraki yaşamı bu apartmanda geçer. Başlangıçta yakındaki pazar yerinden ve komşu birkaç sokaktan ötesini öğrenme gereğini bile duymaz. Zaten buna fırsat da bulamaz. Çünkü kapıcı ailesinin kısa süre sonra iki çocukları olur. Bunlardan biri çok zeki bir oğlan (Hakan), diğeri özürlü bir kızdır (Sultan).

    Kumru İstanbul’a gelir gelmez ilk dikkatini çeken şey, gökte yıldızların görünmeyişidir. Bu onun için yepyeni ve şaşırtıcı bir durumdur. Şehirdeki araba bolluğu, ışık deryası ve gürültü de onu çok etkiler. Buna karşılık baba evinde gördüklerine benzer eşyalar (örneğin Haydar’ın duvarda asılı tüfeği, arka bahçedeki narin nar ağacı) ona güven verir. İlk gördüğünde çok sevindiği nar ağacını şehirli olduktan sonra pek aramaz. Fakat bir gün gelip yeni alışkanlıkları ona tat vermez olunca “Seni unuttuk kusura bakma” diye özür dileyecektir nar ağacından. Kocası Haydar’ın yine İstanbul’da yaşayan kendi köylüleriyle pek bir ilişkisi yoktur. Bu kopukluk Kumru’nun da kendi ailesinden kopmasına, onlardan haber dahi alamamasına yol açar; hatta aile bireylerinin hayatta olup olmadıklarını bile bilmez.

    Bununla birlikte zamanla Kumru büyük bir değişim geçirecek, bu kapalı yaşamdan çıkacak fakat bu sefer de içinde yaşadığı tüketim toplumunun kıskacına kısılıp kalacaktır. Kumru’yu asıl olarak etkileyip değiştiren, temizliğe gittiği evlerdeki yaşam, özellikle de bunlardan #TunaHanım’ın evinde gördükleridir. Kumru o eve özenir, öylesi bir eve sahip olmak ister. (Onun tek göz evinde bir somya, bir masa, yer minderi ve köşedeki lavabodan başka bir şey yoktur.) Bu aslında onun sınıf değiştirme özleminin bir yansımasıdır. O artık köylü değil şehirli olmak istemektedir. Zaten geride bıraktığı ailesiyle de bağlarını kesmiş, bir daha hiç görüşmemiştir. Öyle ki memlekete ilk mektubunu ancak on iki yıl sonra, o da evindeki eşyaları sayıp dökmek için yazar.

    Tuna Hanım’ın “#vestigos” marka #buzdolabı (ki bunun aslında malum Amerikan markası olduğu açıkça bellidir), daha önce hiç buzdolabı görmemiş Kumru’yu adeta büyüler. Başlangıçta içindeki yiyecekleri buzdolabının ayrılmaz parçası sanır. (Buzdolabındaki şişelerin sabit sandığı yerlerinin değiştirilebileceğini, bir raftan alınıp başka bir rafa konabileceğini gördüğünde ise çok şaşırır ve hayal kırıklığına uğrar.) Buzdolabı giderek onda bir #tutku halini alır. Artık hayattaki tek amacı bir “vestigos” sahibi olmaktır. Bunun için canla başla çalışıp para biriktirir. Çevresinin de maddi desteğiyle, en sonunda isteğine kavuşur. Küçücük kapıcı dairesine büyük boy bir “vestigos”u güçlükle yerleştirirler. Fakat bu sefer de bu devasa buzdolabının içini yiyeceklerle doldurmak gerekmektedir. Öte yandan aynı sokaktaki kapıcılar grubunun başını çeken #BilalDayı buzdolabından daha önemlisinin #televizyon olduğunu söylemektedir. Ona göre TV reklamlarından her şeyi öğrenebilmek mümkündür. Böylece Kumru’nun #eşyafetişizmi buzdolabından sonra televizyonla devam eder.

    Yarma Haydar, Kumru’nun evde bulunmasını gerekli gördüğü televizyonu alabilmek için ettiği yemini bozarak bar fedailiğine geri döner. Karısındaki şehirlileşme belirtilerini, önceleri bardaki kadınlarla karşılaştırırsa da kısa bir süre sonra bu değişim onun da hoşuna gider ve karısının başörtüsünü çıkarıp saçını açmasına bile izin verir.

    Aşırı tüketim ve mal hırsı eski, ikinci el her türlü eşyayı biriktiren kapıcı Bilal Dayı’da da vardır. Özellikle reklamlara tutkuyla bağlı birisidir bu kişi. Her sorunun çözümünü reklamlarda bulacağına inanır ve Kumru’ya da reklamları izlemesini önerir. Kumru zaten filmlerdeki zaman atlamalarını, mekân değişimlerini ve haberlerin dilini hiç anlamamaktadır; dolayısıyla televizyonda sadece #reklam izler ve yalnızca onlardan zevk alır. Kumru’nun televizyona kavuştuktan sonraki hayatını tamamen #reklamlar yönlendirir; reklamlar tarafından pompalanan #aşırıtüketim onu da etkisi altına almakta gecikmez. Şehirde başka hiçbir yeri bilmezken ilk ve tek hedefi büyük bir marketi öğrenmek olur. Bu iki katlı büyük #süpermarkette çılgınlık denecek ölçüde tüketim hırsıyla kredi kartıyla alışverişler yapar. Alışveriş arabasına her seferinde gerekli gereksiz demeden, aklına esen her şeyi tepeleme doldurur. Artık bütün hayatı, reklamları izlemek ve sonra reklamlarda izlediği tüm ürünleri gidip marketten almakla geçer. Bütün bunlar bir yandan onu mala tutsak ederken, öte yandan da hayatında ilk defa kendine güven duymaya başlar. Bu güvenle okuma yazmayı da çabucak söker ve böylece baba evine ilk mektubunu yazar. Bunun da ardından sıra araba kullanmayı öğrenmeye gelir.

    Artık o #burjuva bir hayat sürmektedir. Evinde her türlü elektrikli alet vardır, aile bireyleri şehirliler gibi ayrı tabaklardan yemek yer, şehirli gibi giyinirler. Fakat bütün bu eşyalar ve bu yeni yaşam tarzı bir özentiden öteye gidemez. Çünkü Kumru hayatında bütün bu değişikliklere uygun bir yer açmakta zorlanmaktadır. Televizyondan bir şey anlamaz; diğer elektrikli aletleri kullanmanın fazla bir yararı yoktur onun için. Öte yandan her istediği mala kolayca kavuşmuş olmakla birlikte anlamsız, üstelik dostsuz ve akrabasız bir yaşam sürmektedir artık. Ailesinden kopuktur. Bütün bu sürece asıl son verense, o sokaktaki diğer kapıcıların düşmanca davranışlarıyla karşılaşıp bunalıma düşmesi olacaktır. #Köksüz ve #amaçsız kalmıştır. #Rüzgârlasavrulan sürüsünden kopmuş bir kuştur o artık. Böylece Kumru yaşadığı bunalımla birlikte kendine güvenini kaybeder. Artık hiçbir şey yapmayı canı istememektedir. Çevresiyle ilgisini keser, kocasıyla ve çocuklarıyla bile ilgilenmez olur.

    Bu bunalımın doruk noktası kocasının vurulduğunu öğrendiği andır. O noktada Kumru’nun gerçeklikle tam kopuşu başlar ve acı bir sona doğru hızla yuvarlanır.

    Artık büyük şehrin yuttuğu bir küçük kuştur minik Kumru… (Bu aileden tek kendini kurtaran başarılı bir okul hayatı olan oğul Hakan’dır.) Yaşar Miraç’ın şiirindeki gibi zamansız açmış bir çiçektir o, karayellere kapılıp solan…

    “Ben bir küçücük sevdalı kuştum
    Aklım ermedi ellere uçtum
    Yaban ellere, diken ellere
    Gurbet ellere, gurbet ellere

    Ben bir küçücük ak tomurcuktum
    Aklım ermedi, kış günü açtım
    Ala yellere,bora yellere
    Kara yellere, kara yellere

    Yuvasız kaldım karlara düştüm
    Sılasız kaldım, çöllere düştüm
    Uçsuz bucaksız yollara düştüm
    Yılan yollara, yalan yollara
    Duman yollara, duman yollara”

    #YaşarMiraç

    Tahsin Yücel’in kurgusal kitaplarındaki #kırsalkesim (köy/kasaba) ile şehir karşıtlığını bir izlek olarak bu romanda da görürüz. Köylerinde, kasabalarında aralarında büyük bir problem yokken şehirde Anadolu insanları birbirine #düşman olur. Yani yine şehirler #mutsuzinsanlar üretir. Burada da Kumru, başta “ebesi” olmak üzere kasabasının insanlarına özlem duymaktadır. Çok farklı koşullar altında tekrar karşılaştıklarında ise, tüm yadırgatıcı görünüşüne rağmen, onlar tarafından, hiç yadırganmadan sarmalanır. Çünkü bu insanlar büyük şehirde, tıpkı kasabalarındaki gibi kendi sınırları içinde, dışarıya kapalı bir hayat yaşamaktadır. Sanki #kasaba bir uçan halıyla uçurulup İstanbul’da yere konmuştur. Öylesine değişmemiş, bozulmamış, şehirlilerle karışmamış bir hayatları vardır ki trafik polisleri bile kendilerindendir yani kendi köylüleridir. “Onu buraya aldırmak için çok para yedirdik,” diye açıklarlar bu durumu. Oysa Günay Apartmanının sokağındaki kapıcılar Kumru’ya ve ailesine cephe almıştır. Kumru bunun nedenini anlamakta güçlük çeker; çünkü nihayet onlar da Kumru gibi Anadolu insanıdır; birlik olmaları gerekirken düşman olmaları Kumru’yu şaşırtır. Düşmanlıkları öyle bir boyuta varır ki sonunda Haydar Yarma’yı vahşice öldürürler. Bunun tek nedeni bir şeylere sahip olma ihtirasıdır. Bu mal kavgasını yaratan aslında yaşadıkları mekândır. Yani bulundukları ortamın diğer kapıcıları da değiştirdiği gerçeğidir. Onların da tıpkı Kumru gibi mal mülk ihtirası içinde oluşu, romanın kahramanlarını #trajik bir sona taşır.

    Tahsin Yücel edebiyatın çeşitli dallarında eserler vermiş bol ödüllü bir yazar ve üretken bir çevirmen, ayrıca uzun yıllar #FransızFilolojisi‘nde öğrenci yetiştirmiş bir eğitimcidir. Bütün bu özellikleriyle Kumru ile Kumru’da dili özenle ve ustaca kullanması ve inandırıcı karakterler yaratması yanında kurgudaki başarısı da, hiç de şaşırtıcı sayılmamalıdır.

    Yazar özellikle Kumru’nun alışverişlerini anlatırken zaman zaman #ironik bir dil kullanır. İroni kahramanla özdeşleşmemizi önler. Belki de yazar #Brecht’yen bir yabancılaştırma anlayışıyla kahramana ve olaylara dışarıdan bakmamızı ve orada kendimizi teşhis etmemizi istemektedir. Zira hepimiz farklı derecelerde de olsa aynı tüketim toplumunun kurbanlarıyız. Hayata nesnelerin gittikçe daha çok hükmettiği, artık #tamir diye bir kavramın bile ortadan kalktığı, eşyaların çılgınca yenilendiği, hep daha üst model tutkusuyla gereksinimlerimizin çok dışında alışverişler yaptığımız bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle büyük şehir yaşamı, çalışmak ve kazanılanı harcamak kısır döngüsünde ilerliyor. Üstelik insana, sahip olduğu ürünler ölçüsünde değer biçilen bir yaşam bu ve bizler de topyekun bu tüketim çılgınlığının esirleriyiz.

    * Tahsin Yücel, Kumru ile Kumru, Can Yayınları, İstanbul, 2005

    #TahsinYücel #KumruileKumru #kumru #İstanbul #göçmenkuş #kuruyaprakgibi #büyükşehir #yabancılaşma #barfedaisi #narağacı #sınıfdeğiştirme #şehirliolmak #zamansızaçançiçek #gurbet #sevdalıkuş #ihriras #malmülk #Anadoluinsanları

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
İSTANBUL’UN YUTTUĞU BİR GÖÇMEN KUŞTU KUMRU* Makal…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now