İnsanlar: BUGÜNDEN DÜNE, DÜNDEN YARINA YAZILMIŞ BİR MEKTUP
-
İnsanlar: BUGÜNDEN DÜNE, DÜNDEN YARINA YAZILMIŞ BİR MEKTUP
BUGÜNDEN DÜNE,
DÜNDEN YARINA YAZILMIŞ BİR MEKTUP*Makale Yazarı: Adalet Çavdar
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Ekim/ Aralık 2016) 28. sayıda yayımlanmıştır.
Her şeyi okuduktan sonra aklıma gelen yegâne nida ah! Ah be Sevgi Abla! Onca şeye onca zaman nasıl dayandınız, direndiniz diye sorasım var. Duruyorum. Şimdiki zamana bakıyorum. Acı dediğin şey kıyaslanmaz, kıyaslanırsa insan insan olmaz amma ve lakin kendime ve yakınlarıma sormaktan da çekiniyorum nasıl dayanıyoruz? Boşluk, boşluk, boşluk. Beynimin içerisinde dolaşan bütün baloncuklar bomboş öylece duruyorum. İster istemez okuduklarımla yaşadıklarımızı kıyaslıyorum. Hangisi daha acı diye bakmadan kıyaslıyorum sakın yanlış anlama, içinde yaşadığımız koca bir #gayya her daim tekerrürde yol alınan. Bu akıl almaz iktidar mekanizmasının bizim görmediğimiz matematiği nasıl çözülür merak ediyorum. Dünya bir gün durur mu? Yer yarılır içine girer miyiz? Ya o hain #İsrafil, #Sur’a ne zaman üfler?
Aramızda epey bir yaş var ben senin koğuş arkadaşlarının birçoğunu tanıyorum. Yaşayanların ellerini sıkmışlığım, öte dünyaya göçenlere rahmetler okumuşluğum çoktur. #Ankara’da büyüyen bir kadın olarak, çocukluğumdan bu yana seninle ne zaman denk geldiğimizi pek hatırlamasam dahi epey bir izini sürmüşlüğüm de vardır. Ah be Sevgi Abla, ben senin en çok kendi öfkeni omurganı dik tutacak bir uzuv haline getirmene hayranım. Ben yazarken sen sana yazılan bu mektubu okuyorsun diye düşündüğüm için ah etmeme ne kadar kızdığını da görebiliyorum bakışlarından.
Ama yine de ah be Sevgi Abla, #YaşarKemal’in de yazdığı gibi “demirin tuncuna insanın piçine kaldık”. Bir devri kapamadan daha beterine her sabah gözlerimizi açar olduk. Eskiden siyaseti ve hukukun aymazlıklarının da bir sınırı varmış diye okur oldum yazdıklarını, yazdıklarınızı. Şimdi neresinden tutsan elinde kalır bir ülkede vicdanımızın ağırlığından her gün başımız önde söylemek istediklerimizi söyleyemeden, yazmak istediklerimizi yazamadan durmak istemediğimiz yerlerde öylece duruyoruz çoğu zaman.
Elimizden ölü sayılarını, isimlerini, günlerini tutmak dışında pek bir şey gelmiyor. Üstelik olaylar öyle hızlı gelişiyor ve büyüyor ki birinin yası bitmeden diğeri can yakıveriyor. Artık ayaklanıp sokağa çıktığımızda da başımıza ne geleceğini biliyoruz. Zaten çıksak da çıkmasak da eve sağ döndüğümüz günlerin gecelerinde güncellenen ölü sayılarına bakıyoruz. Onlardan olmayan herkesi öldürmeye ant içmiş canlılarla yaşıyoruz.
Sonra sizin koğuş günlerinizde akıl gezdiriyorum #BehiceBoran’ın örgü örmeyi beceremeyen hallerine takılıyor gözlerim, #OyaBaydar’ın hiç durmadan bir şeylerle uğraşmasıyla yoruyorum kendimi, #TürkanSabuncu’nun öfkesinin içerisinde yer ediniyorum kendime, Suna’ya kızıyorum Nazan’ın gözünün önüne attığı gazetelere ve size takındığı tavra. Mahirleri, Denizleri anıyorum. Dava numaralarını ezberliyorum.
Dünden bugüne kalan ve geçmeyen acıları her #Cumartesi #GalatasarayLisesi’nin önünde oturan annelerin gözlerinde değil ellerinde görüyorum. Bir saç okşayıp iç ferahlatamamanın sevdiğin insanları koruyacak duvarları örememenin acısı… Bugünden yarına kalacak acılar korkutmuyor değil gözümü. Çocuklar en çok. #Çocuklar diyorum bugünün savaşını nasıl unutacaklar. Kokular ve sesler hafızalarından nasıl kazınacak. Ya #anneler hayatta kalan çocuklarına nasıl sarılırlar gidenlerin yerine mi? Peki #babalar?
Düşündükçe bazen aklım yerinden çıkıyor Sevgi. Bak artık sana Sevgi der oldum, nedense gördüklerimle okuduklarımla eşitledim yaşımızı. Kabahatliysem af ola. Ama düşündükçe aklım bazen yerinden çıkıyor Sevgi nasıl yapacağız diyorum. Sonra aklımı yerine çağırıp gündelik hayatımı yaşamaya devam ediyorum. Gazetelerin yerini elimizdeki telefonlar aldı. Hiç kimseye inanmaz olduk. Yazılan yalanların arasında yaşanan gerçeklerin yeri yok.
Sana umutlu şeylerden bahsedemeğim için özür dilerim. Keşke biraz erkeklerden, gezdiğim yerlerden, içtiğim rakılardan, şiirden, şarkılardan eski ve yeni yazarlardan, Ankara’dan bahseden romanlardan yazabilseydim. Olmadı üzgünüm.
Her şeyin daha iyi olduğu bir yerde bütün sevdiklerimizle yan yana bir gün tanışırız umuduyla sıkıyorum ellerinden, öpüyorum gözlerinden.
Öfkene, neşene, isyanına ve kendine iyi bak.
***
Sevgi Soysal’ın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nun tek bir kahramanı yoktur. Bir cezaevinin koğuşundan Türkiye siyasi tarihini, davalarını, içeride ve dışarıda insanlara yapılanları anlatır. Acımadan, acıtmadan, kırmadan olanca gerçekliğiyle ve sakince bir üslupla dönemin zulmünü çeken bir sürü insanın hikâyesini Sevgi Sosyal kendi gözünden anlatır. Öyle ki sizin okurken canınızı yakan cümleler onun sadeliği içerisinde netlik kazanır. Öfkesini ve isyanını neşesiyle ve yıkılmayan umuduyla harmanlar, bütün dengesizliklerin içerisinde bir denge kadınıdır Sevgi Sosyal, ip üstünde yürürken koltuğunun altında birkaç kadını birden taşıyan. Kırkıncı yaşında kanser hastalığı nedeniyle vefat ettiğinde ardında bıraktığı basılan ve basılmayan bütün eserleriyle her şekilde ve koşulda direnmeyi anlatır Sevgi Soysal. O bir kadındır sevilmeyi bekleyen, saçları okşanınca sakinleşen, yaşasaydı aşık olunası, isyankar neşesiyle kasıp kavuran…#sayı28 #adaletçavdar #yıldırımbölgekadınlarkoğuşu #sevgisoysal

Sorry, there were no replies found.