Holden Caulfield: Holden’ın Umutsuz Yolculuğu

  • Holden Caulfield: Holden’ın Umutsuz Yolculuğu

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:01

    Holden’ın Umutsuz Yolculuğu*

    Makale Yazarı: Yavuz Angınbaş

    *Bu makale Roman Kahramanları 9.sayıda (Ocak/Mart 2012) yayımlanmıştır.

    Amerika’nın en çok yasaklanan ve en çok okunan kitaplarından Jerome David Salinger’ın “Çavdar Tarlası’nda Çocuklar”ı, yaşadığı toplumun ve yetişkinlerin çıkarcı, sahte ve yozlaşmış dünyasına uyum sağlamak istemeyen ve çocukluğunun masumiyetini korumak için direnen 16 yaşındaki Holden Caulfield’in New York’ta geçirdiği üç günü anlatır. #Holden, kendisinden daha önce yaratılmış #HuckleberryFinn (#HuckleberryFinninMaceraları), #NattyBumbpo (#SonMohikan) ve #JayGatsby (#MuhteşemGatsby) gibi Amerikan edebiyatının toplumun yerleşik ahlak düzenine karşı ve yabancı karakterlerinden biridir. Fakat Holden’ı bu muhalif kahramanlardan ayıran özelliği ahlaki çöküntü içindeki toplumdan bir kaçış yolu olduğuna inanmamasıdır. Holden’ın ideal dünyası çocukluğun masumiyeti ile temsil edilmektedir. Fakat Holden bu masumiyetin korunamayacağını bilmektedir. Bu durum, ilk bakışta sadece bir ergenlik bunalımı yaşıyormuş gibi görünen Holden’ı modern edebiyatın nihilist karakterlerinden biri haline getirmektedir.

    Holden’ın Donuk İnsanları
    Çocukları hariç tutarsak Holden’ın yolculuğu boyunca bizlerle tanıştırdığı karakterler derinliği olmayan, toplumda giderek daha da çok yayılan kibrin, gösterişin ve onaylanma duygusu ile toplum kurallarına uymanın sembolü olmaktan öteye geçemeyen karakterlerdir. Holden’a babacan bir tavırla yaklaşıyormuş gibi gözüken tarih öğretmeni Spencer’ın aslında tek amacı Holden’ı utandırmak ve küçük düşürmektir. Holden, Mr. Spencer’ı üzmemek için sınıfta bırakılmayı hak ettiğini, öğretmeninin yerinde olsa kendisinin de aynı şeyi yapacağını ve ileride eğitimine önem vermediği için çok pişman olacağını anlatırken aklı bambaşka bir yerdedir.

    “İşin gülünç yanı; bir yandan böyle palavra sıkarken, bir yandan da başka bir şey düşünüyordum. Ben New Yorkluyumdur. Central Park’taki gölü düşünüyordum, şu Güney Central Park’taki yapay gölü. Göl donup buz tuttuğunda, ördeklerin nereye gittiğini merak ediyordum. Acaba, biri kamyonla gelip onları hayvanat bahçesi gibi bir yerlere filan mı götürüyordu, yoksa kendileri mi uçup gidiyorlardı?”

    Holden, tıpkı yaşadıkları göl donunca ördeklerin nereye kaçtığını bilmediği gibi, Bay Spencer ve benzerlerinin “donuk” dünyasından nereye kaçacağını bilememektedir.

    Holden’ın ebeveynleri ile ilişkisi de yüzeysellikten öteye geçmez. Holden, bir şirket avukatı olan babasını tamamen tek boyutlu bir karakter olarak aktarır bize. Holden’ın babası ufak kardeşi Phoebe’nin bir uyarısı olarak var olmaktadır: “Babam seni öldürecek.”

    Holden’ın kendini yakın hissettiği karakterler olan ağabeyi D.B., piyanist Ernie ve öğretmeni Bay Antolini bile onu hayal kırıklığına uğratmaktadır. New York’ta bir gece kulübü işleten piyanist Ernie, kulübün müdavimleri olan züppe üniversite öğrencileri tarafı ndan o kadar çok pohpohlanmıştır ki artık iyi çalıp çalmadığının bile farkına varamaz. Müziğini abartılı bir ihtişamın ve kibrin etkisinden kurtaramaz.
    “Benden başka üç kadar çift, masa bekliyorlar, itişerek, ayak uçlarında yükselerek bizim Ernie’yi görmeye çalışıyorlardı. Piyanonun önünde kocaman lanet bir ayna vardı, Ernie’nin suratına da iri bir spot lamba çevirmişlerdi, böylece, o piyano çalarken, suratını seyredebiliyordunuz, parmaklarını değil ama; o kocaman moruk suratını yalnızca. Aman, ne önemli yani. İçeri girdiğimde çaldığı şarkının adını pek hatırlamıyorum, ama Ernie’nin içine ettiği kesindi. Tiz notalarda, hödükçe, gösterişli süslemeler ve daha bir sürü numaralar çekip beni hasta etti.”

    Holden Bay Antolini’yi sahip olduğu en iyi öğretmen olarak tanımlar ve New York’ta geçirdiği üç gün sırasında onu ziyaret eder. Mr. Antolini Holden’ın toplumun değer yargılarına ve yozlaşmaya karşı hissettiği memnuniyetsizliği ve uyum sağlayamadığının farkındadır. Fakat verdiği tavsiyeler toplumun gözündeki statüsünü kaybetmek istemeyen, düşüncelerine sınırlar çizilmesine itirazı olmayan bir burjuva aydınının söyleminden öteye gidemez.

    “Akademik eğitim sana bir şeyler kazandırıyor. Biraz yol alırsan, zihninin boyutları hakkında bir fikir veriyor sana bu eğitim. Zihninin neye uyup uymadığı hakkında. Bir süre sonra da, zihninin yapısına hangi düşüncelerin uygun olduğu hakkında bir fikrin oluyor. Her şeyden önce, sana uymayan, sana yakışmayan düşüncelerle uğraşmaman için olağanüstü bir zaman kazandırıyor bu. Gerçek boyutlarını, gerçek ölçülerini alıp zihnini ona göre giydirip kuşandırıyorsun.”

    Holden’ın ağabeyi D.B. ise yetenekli bir yazar olmasına rağmen Hollywood’da senaristlik yaparak kendini satmaktadır. Holden, ağabeyinin yeteneğini bu şekilde harcamasını “fahişelik” olarak değerlendirmektedir çünkü Holden için filmler sahteliğin ve sıradanlığın simgesidir.

    Holden’ın dış dünya ile iletişimde yaşadığı hayal kırıklıklarından biri ise kaldığı otelde nedenini kendi de bilmediği halde bir fahişe olan Sunny ile beraber olmayı kabul etmesi ile başlar. Yetişkinlerin dünyası hakkında biraz pratik yapmanın bir sakıncası olmayacağını düşünmektedir. Fakat Holden yetişkinlerin dünyasına ait bir kavram olan cinsellik karşısında yine panikler. Buna Sunny’nin vurdumduymaz ve ilgisiz tavrı da eklenince Holden bir ameliyat geçirdiğini ve kendini iyi hissetmediğini söyleyerek aralarında hiçbir yakınlık yaşanmadan onu yollar. Fakat Sunny’i getiren asansörcü Maurice’in saldırgan tavırlarından kurtulmayı başaramaz ve kendisine söylenenin üstünde bir ücret ödemek zorunda kalır. Holden’ın ilk cinsel deneyimi ve dolayısıyla bir yabancı ile kuracağı samimi bir temas yine yetişkinlerin sahtekârlıkları ve samimiyetsizliklerinedeni ile başarısızlıkla sonuçlanır.

    Bay Antolini’nin bir babanın sevecenliği ile mi yoksa cinsel bir çekimle mi olduğunu Holden’ın da anlayamadığı bir şekilde uykusunda ona yakınlaşması da yetişkinlerle bir bağlantı kuramamasına örnektir. Holden’ın güvenebildiği az sayıdaki yetişkinden biri olan Bay Antolini’nin bu davranışı Holden’ı daha da hayal kırıklığına uğratır.

    Holden: Masum Çocuk ve fiahane Serseri
    Holden’ı çaresizliğe sürükleyen, çevresindeki kimseyle iletişim kuramaması, daha doğrusu yetişkin dünya ile paylaşıma girememesidir. Bu durum Holden’ın da mutlu ve huzurlu olabileceği bir dünyayı ortadan kaldırmakta, yaşadığı tüm ilişkileri anlamsız kılmakta ve tamamen zıtlıklar üzerine kurulu bir varoluşa yol açmaktadır. Holden’ın deyimi ile “insanlar hiçbir şeyi fark etmiyor ”.

    Holden, yetişkin dünyanın donukluğu, sahteliği ve riyakârlığı karşısında özbenliğini koruyabilmek için birbirine zıt iki yöntem izlemektedir. Holden dış dünyaya vurdumduymaz bir görüntü verebilmek ve duyarlı lığını saklayabilmek için argo bir dile başvurur ve filmlerden nefret eden bir film meraklısı olarak 40’lı yılların popüler noir filmlerinin sert kahramanları gibi ağzından sigarasını düşürmez, sık sık onları taklit etmekten kendini alamaz. Hatta romanda kullanılan dış sesi de göz önüne alırsak Holden’ı noir filmlerinin ilham kaynaklarından, yozlaşmış bir toplum ve şehirde yaşayan fakat bir türlü şehri terk edemeyen Raymond Chandler’ın özel dedektif karakteri Philip Marlowe’a benzetmek bile mümkündür.

    Holden’ın sakarca da olsa oluşturmaya çalıştığı “serseri” kimliğinin altında ise yozlaşmaya karşı sığındığı çocukluğun masum dünyası yer almaktadır. Holden, tam da ergenliğe geçmek üzereyken ölen kardeşi Allie’nin hatırasını canlı tutarak masumiyetini korumaya çalışmaktadır. Robert Burns’ün bir şiirden esinlenerek aklında oluşturduğu, uçurumun kenarındaki bir çavdar tarlasında oynayan çocukları yakalayarak onları yetişkinlerin dünyasına düşmekten kurtardığı imge bu duygunun bir sembolüdür. Daha evvel hiç cinsel deneyimi olmaması bile de kendisi gibi yetişkinliğe yeni adım atan kızların masumiyetini korumak istemesi ile anlatılabilir. Aşağıdaki alıntı bu görüşü desteklemektedir.
    “Sorun şu; bir kızla –yani, orospularla filan değil- bu iş tam olacak gibiyken, başlıyor durmadan size dur demeye. Benim derdim de bu işte; duruyorum. Çoğu herif durmuyor. Benim elimden gelmiyor. Durmanızı gerçekten mi istiyorlar veya yalnızca korkuyorlar mı ya da işin sonunda kusurun onların üstünde değil de sizin üstünüzde kalması için mi dur diyorlar, hiç bilemiyorsunuz. Ben yine de, hep duruyorum.”

    Holden’ın Çıkmazı
    Fakat içten içe Holden bunun mümkün olmadığını ve sonsuza kadar çocuklar kadar masum kalmak için Allie ile aynı kaderi paylaşmak gerektiğini bilmektedir. Çavdar tarlasındaki çocuklar ile ilgili oluşturduğu imge bile Robert Burns’ün şiirini yanlış anlaması nın sonucudur. Şair çavdar tarlasında birbirini yakalayan değil karşılaşan vücutlardan bahsetmektedir.

    Hikâyenin ve Holden’ın yolculuğunun son safhasında Holden küçük kardeşi Phoebe aracılığı ile bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Atlıkarınca üzerinde kardeşini ve diğer çocukların altın bir yüzüğü kapabilmek için uğraşmasını izlerken çocukların büyümesine engel olmaya çalışmanın manasız olduğunu kendine itiraf eder.

    “Çocukların hepsi altın yüzüğü yakalamaya çalışıyorlardı, tabi bizim Phoebe de. Lanet atın üstünden düşecek diye ödüm kopuyordu, ama bir şey söylemedim, bir şey yapmadım. Çocuklar altın yüzüğü yakalamak istiyorlarsa, bırakın yakalasınlar, bir şey söylemeyeceksiniz. Düşerlerse düşsünler. Onlara bir şey demeniz bundan daha kötüdür.”

    Uzaklara gitme sevdasından da vazgeçmiştir. Phoebe’ye “eve” döneceğini söyler. Yağmur yağmaya başlar ve birdenbire kendini çok mutlu hissetmeye başlamıştır. Bu bir satori, bir aydınlanma anı olarak değerlendirilebilir. Fakat daha sonra yaşananlar Holden’ı n hâlâ aynı çaresizlikte olduğunu ve yolculuğunun Holden’ı pek değiştirmediğini gösterir. “Eve” döndükten kısa bir süre sonra Holden bir sinir krizi geçirir. Hikâyesini bize bir hastaneden anlatmaktadır. Holden’ın idealleri ve toplumun değer yargıları ile zıtlığı psikolojik bir problem olarak algılanmış ve tedavi edilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Holden ise ne yapacağı konusunda hâlâ kararsızdır. Kendi özbenliği ve uyum sağlaması konusundaki toplumsal baskı arası nda ezilmeye devam edecek gibi gözükmektedir.

    Salinger, romanın tamamında bize üçüncü bir bakış açısı yaratma fırsatını tanımamış, dünyaya sadece Holden’ın veya yoz, kibirli ve sahte yetişkin dünyasının perspektifinden bakma imkânını vermiştir. Birbirine tamamen zıt ve iletişime geçemeyen iki dünyanın çatışmasının getirdiği umutsuzluk ve çaresizlik sanıyoruz ki son basılı eserini 1965’de veren ve giderek artan ününden rahatsız olup aramızdan ayrıldığı 2010 yılına kadar inzivaya çekilen Salinger’ın felsefesini deyansıtmaktadır.

    #HoldenCaulfield #Sallinger #ÇavdarTarlasındaÇocuklar #CatcherintheRye
    #YavuzAngınbaş #YKY #Holden

    Kaynakça
    Salinger Jerome David, Çavdar Tarlasında Çocuklar (istanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1997)
    Salzman Jack, New Essays on the Catcher in the Rye (Cambridge: Cambridge University Press, 1991)

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Holden’ın Umutsuz Yolculuğu* Makale Yazarı: Yavuz…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now