Holden Caulfield: Çavdar Tarlasında Çocuklar

  • Holden Caulfield: Çavdar Tarlasında Çocuklar

    Posted by The Catcher in the Rye on 12 Temmuz 2024 at 10:00

    #Holden, J. D. Sallinger’ın İkinci Dünya Savaşı sonrası 1951 yılında Amerika’da yayınlanan “Çavdar Tarlasında Çocuklar” isimli romanının ana kahramanadır. Yayınlandıktan sonra 20 yılda 3 milyonun üzerinde satış rakamlarına ulaşmış, yirminin üzerinde dile çevrilmiş ve pek çok incelemeye, araştırmaya konu olmuş bu roman Amerikan yazınının, özellikle gençlik edebiyatının en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Yayınlandığı dönemde pek çok kolej ve üniversitede ders kitapları arasında yer alamsına rağmen yine aynı dönemde en fazla yasaklanan ve toplatılan kitap olma özelliğini taşımaktadır. İçinde bulunduğu toplumdan uzak, münzevi bir yaşam tercih eden Sallinger, vermiş olduğu tek röportajda bu romanın otobiyografik unsurlar taşıdığını ifade etmiştir.

    Holden Caulfield’ın okuldan kovulması ile başlayan ve bir ruh sağlığı kliniğinde son bulan üç gününü anlatan bu eserde, yetişkinlerin kokuşmuş, riyakâr, sahte, sevgiden yoksun, çıkarcı dünyası ile çocukların içten, sevgi dolu, kirlenmemiş dünyası karşılaştırılır. Daha önce, defalarca okuldan kovulmuş olan Holden, bu defa ailesiyle yüzleşmemek için eve gitmek istemez. İlk önce eski tarih hocasını ziyaret eden Holden onun lüzumsuz tavsiyelerinden sıkılır ve okulun yurduna geri döner. Ancak, yurtta da arkadaşlarıyla sorun yaşar ve kavga ederek, kendine has üslubu ile onlarla küfürleşerek yurttan ayrılır. New York sokaklarında içkili bir halde dolaşır, barlara girip çıkar, bir yetişkin gibi davranmaya çalışır. Eski arkadaşlarını, çıktığı kızları arar, yeni insanlarla tanışır, ama bir türlü o aradığı huzuru bulamaz.

    Tüm bu yaşadıklarından bunalan Holden, ailesinin haberi olmadan kız kardeşi Phoebe`yi görmek için eve gider. Kız kardeşi onun için masumiyetin, içtenliğim simgesi halindedir. Holden’a göre kız kardeşi henüz yetişkinlerin kirli, düzeysiz, sahte dünyasına girmemiştir ve içtenliğini korumaktadır. Bu nedenle kız kardeşine çok düşkündür. Kitabın sonlarına doğru, Holden bilmediği yerlere gitmeye, yeniden bir yaşam kurmaya karar verir. Bunun için tek yapması gereken kız kardeşi Phoebe ile vedalaşmaktır. Ancak kız kardeşi de kendisi ile gelmek isteyince bu düşüncesinden vazgeçer ve beraber gittikleri çocuk parkında Holden kardeşinin masumiyetini, içtenliğini görünce gözyaşlarını tutamaz ve mutluluktan ağlar.

    Eser İkinci Dünya Savaşı sonrası hızla gelişen silahlanma, sanayileşme ve beraberinde öne çıkan popüler kültüre, tüketim toplumuna ve bu tür bir hayat tarzını benimseyen insanlığa bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Etrafındaki insanların çoğunu ‘samimiyetsiz/yapmacık (phony)’ olduğunu söyleyen Holden, sürekli içinde bulunduğu ortamlardan kaçmak ister. Onun içinde sürekli bir gitme isteği vardır ve gitmek istediği yerde yetişkinlere, masumiyetini yitirmiş, sahte, yapmacık insanlara yer yoktur. Orası sadece çocuklara ait bir yer olmalıdır. Aslında buradaki gitme isteği Amerikan rüyasıdır.

    Holden, ideal çocuk/ ergen tanımına uymayan, aksine ideal çocuk için tanımlanmış ne kadar özellik varsa bunların karşısında duran, anti-kahraman bir birey olarak okurun karşısına çıkmaktadır. Anti-kahraman; acımasızlık, alaycılık, bencillik, kötümserlik ve toplum değerlerini küçümseme, toplumun dışına itilme gibi özellikleri barındırırken, klasik bir kahramanın dürtüleri ile hareket etmez. Klasik kahramanlar gibi verilen görevleri başarılı bir şekilde yerine getirirler anti-kahramanlar, ama bunu yaparken yöntemleri daha farklıdır. Toplumun onlardan beklentileri dışında hareket ederler. Bu nedenle de seyirci veya okuyucu onlarla kendisini geleneksel kahramanlarla olduğu gibi tam anlamı ile özdeşleştiremez. Ama içten içe de kendinden bir parça bulur okur ya da izleyici ve onu kabul eder. Bu kitapla birlikte dünyada #Sallinger ya da Holden taraftarları gibi pek çok gençlik gruplarının kurulması da bu kabul görmenin en somut örneğidir diyebiliriz.

    Holden Caulfield, idealize edilmiş çocuk/genç figürüne karşı bir başkaldırının sembolü haline gelmiştir. İçinde yaşadığı topluma ayak uyduramama, toplumsal hayat içerisinde kendine yer bulamama sıkıntısını en erken yaşlarda yaşayan bir bireyin, geçirdiği psikolojik ve sosyolojik travmaların yansımaları ortaya konmuştur bu eserde. Orta sınıf bir ailenin oğlu olan Holden, iyi bir eğitim ve gelecek hayali kuran anne ve babasının (ideal çocuk figürü) kendi yaşamı için çizdiği yolu sorgulamaya başladığında yalnızlığının farkına varır. İnsanların gündelik yaşamlarındaki rolleriyle dalga geçer. Topluma ayak uyduruyormuş gibi görünse de aslında kendi yolunu çizmenin peşine düşmüştür. Bu aslında onun içindeki gitme isteğinin dışa vurumudur. Holden içinde yaşadığı toplumda sadece erken tutunamayanlardan birisidir, sıradan bir bireydir. Bu yüzden gerçekçidir, gerçeğin kendisini temsil eder.

    The Catcher in the Rye replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: The Catcher in the Rye
#Holden, J. D. Sallinger’ın İkinci Dünya Savaşı s…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now