HIRS, GÜNAH VE VİCDAN: LADY MACBETH
-
HIRS, GÜNAH VE VİCDAN: LADY MACBETH
HIRS, GÜNAH VE VİCDAN: LADY MACBETH*
Makale Yazarı: Demet Çizmeli
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2012, 11. sayıda yayımlanmıştır.
“Günahın bedeli ölümdür.”
Romalılar 6/23Büyük oyunlar yazıldıkları çağın ilerisindedir, bir zamana sığamazlar. Bugün herhangi bir okurun/seyircinin, Kral Oidipus’la, Antigone’yle, Faust’la, Macbeth’le, Hamlet’le tanışması, yeniden okuması/izlemesi hem sarsıcı hem de dönüp yaşadığı çağa, çevresine o kahramanların gözüyle bakması, onları başka vücutlarda capcanlı görmesidir. Bu eserler okurun/seyircinin karşısına söylediklerinden hep daha fazlasıyla çıkarlar. Sadece birer tiyatro oyunu değil, yazıldığı andan itibaren dünyaya bakışı değiştiren, birer başyapıt, birer klasik olmuşlar ve onlara bu yükseklikten yaklaşma bilincini hissettirmişlerdir.
Shakespeare’in ilk okuduğumda beni en çok sarsan oyunları Macbeth ve III. Richard olmuştu. Fiziksel özürlü Richard’ın öç duygusunun hırsıyla birleşimi onu biraz daha anlaşılır kılıyordu gözümde. Oysa Lady Macbeth’in güçlü tutkusu, kadınlığı, iktidarı bir yandan kendine yaklaştırırken, ellerindeki kan kokusu ile uzaklaştırıyordu. Kötülüğün sınırsızlığı, her an şaşırtan sürekli yeniden keşfedilmeyi isteyen, çekiciliği insanı hem yoran hem de canlı tutan, insan olmak, insanlıktan çıkmak kavramları üzerinde düşündürten Lady Macbeth, insanlıktan çıkmanın yadırganmadığı bir dünyada onlarca soruyu da beraberinde getiriyordu.
Özdemir Nutku, “Shakespeare Üzerine Bir İnceleme: Gecenin Maskesi” adlı eserinde “Macbeth Shakespeare’in dört büyük tragedyasının sonuncusu ve kötülük üstüne yazdığı en derin ve en olgun fantezisidir. III: Richard’daki önüne geçilemeyen o güçlü mekanizma, o trajik çark, bu tragedyada daha şiddetli bir biçimde kendini gösterir. Macbeth’teki kendine özgülük, Ortaçağ’ın yarı karanlık, ilkel atmosferinde kanlı bir saltanatın şiirsel öyküsüne doğru gelişir.”(s.82) diye tanımlar Macbeth’i. İlk günahını işledikten sonra cinayetlerine seri bir şekilde devam eden Macbeth’in, içindeki cadıların ve neredeyse oyunun Cadılar’ıyla özdeşleşen karısı Lady Macbeth’in tesirinden kurtulamayarak sürüklenişinin öyküsüdür.
Kazanılmış bir zaferin ardından hiç de zafer sevincine yakışmayan bir ortamda başlar Macbeth. Issız bir arazide gök gürültüsü ve şimşek eşliğinde uğursuz sayılabilecek bir atmosfer vardır. Glamis Baronu Macbeth ve Kral’ın kuzeni Banquo bir Norveç saldırısını kahramanca geri püskürttükten sonra Kral Duncan’la buluşmak üzere dönmektedirler. Yolda karşılaştıkları üç cadının kehaneti sarsıcı ve baştan çıkarıcıdır. Glamis Baronu Macbeth’in önce Cawdor Bey’i ardından da kral olacağını, Banquo’nun da kral soyuna babalık edeceğini müjdeler ve gözden kaybolurlar. Daha ilk andan hırsa kapılan Macbeth hırsını yenmeyi başarır ancak cadıların kehaneti zihninde asılı kalmıştır. Norveç saldırısında ve ayaklanmada ihanete düşen Cawdor Bey’inin öldürülmesi üzerine bu unvanı alan Macbeth artık kehanetin gerçekleşeceğine ve kral olacağına da inanmaya başlar ve bunu karısı Lady Macbeth’e bir mektupla bildirir. Kocasıyla ilgili kehaneti ve gelişmeleri öğrenen Lady Macbeth, Macbeth’i kral yapmayı kafasına koyar ve Kral Duncan’ın oğullarıyla birlikte geceyi kendi şatolarında geçireceği haberi üzerine kralı öldürme kararını verir. Macbeth karısının kışkırtmaları ve cesaretlendirmesiyle gece, Kral Duncan’ı ve tanıklık edemesinler diye de iki uşağını öldürür. Canlarının tehlikeye düşmesinden korkan kralın oğullarından veliaht olan Malcolm İngiltere’ye, Donalbain de İrlanda’ya kaçarlar. Kral’ın oğullarının kaçması Macbeth’in elini daha da güçlendirir ve kral ilan edilerek tahta çıkar. Ancak şimdi koruması gereken tahtı ve tacı vardır. Cadıların kehanetleri bir türlü yakasını bırakmaz ve Banquo’nun kral soyunun babası olacağı düşüncesinden bir türlü kurtulamaz. Macbeth, Banquo ve oğlu Şeance’ı öldürtmek için hazırladığı planı hayata geçirir. Banquo öldürülür ancak oğlu kaçmayı başarır. Verilen büyük şölende Banquo’nun hayaletinin görünmesi Macbeth’i derin korkulara sürükler. Bundan sonra kaderinin ne yönde çizildiğini öğrenmek için yeniden cadılara giden Macbeth, Fife Baronu Macduff’a karşı uyarılır. Ancak, kadından doğmuş hiçbir erkekten korkmaması, yaşamının Birnam Ormanı Dunsinane tepesine yürüyene kadar güvende olduğu söylenir. Cadılar aynı kehaneti yineler ve Banquo’nun soyunun İskoçya’yı yöneteceğini söylerler. Bu sırada Kral Duncan’ın oğlu Malcolm’la Macduff’un işbirliği halinde olduğunu öğrenen Macbeth cinayetlerine bir yenisini ekleyerek, Macduff’un karısı ve çocuklarını öldürtür. Bu arada uyurgezer bir halde elinin kanını temizlemeye çalışan Lady Macbeth, vicdan baskısından aklını kaçırarak ölür. Beri yanda Macduff ve Malcolm’un birlikleri tarafından Birnam Ormanı’nda kuşatılan Macbeth annesinin karnı yarılarak dünyaya gelmiş olan Macduff tarafından öldürülür. Malcolm yeni kral olarak selamlanır. Lady Macbeth’in ölümünün ardından Macbeth’in de öldürülmesi ile ilahi adalet sağlanır.
Hırs ve açgözlülükle, kendinin olmayanı elde etmek için vicdan baskısına, insan olabilmeye ve ilahi adalete ters düşmeyi göze alarak bu büyük suçu (cinayet) işleyen kişi günahının bedelini ödemekten kaçamaz önermesinden yola çıkan oyun, işlenen cinayetlerin yıkım getiren sonucuna kadar özellikle de Lady Macbeth’in katıldığı süreci ele alır. Kocasını cinayete sürüklerken, eldeki kan lekelerini “Biraz su siler götürür bu işi” diyerek, kör tutkusuyla atılan Lady Macbeth’in yanılgısını ve sonuçlarını ele alır. Vicdan baskısıyla her gece aynı kâbusla uyurgezer bir halde ölüme doğru giden Lady Macbeth’in kendisini bu noktaya getiren süreci hatırlaması, sürecin onu ve kocasını ölüme sürükleyişidir.
Bir Mektup Var Lady Macbeth’e
Lady Macbeth’i ilk birinci perde beşinci sahnede İnverss’teki şatosunda elindeki mektubu okuyarak sahneye girişinde görürüz. Macbeth mektubunda karısına cadıların kehanetinden söz etmektedir. Kehanetin ilk halkasının gerçekleştiğini ve Cawdor Bey’i olduğunu, ardından da mutlaka kral olacağını, ikisini de muhteşem günlerin beklediğinin müjdesini vermektedir Lady Macbeth’e. Macbeth’in krallığa giden yolda uygun koşulları bekleyeceğini sezinleyen Lady Macbeth aksine sabırsızdır. Mektup okuma tiradında “O kadar yufka yüreklisin ki, kestirmeden gitmeye yanaşmazsın. Gözün yüksekte, hırslı olmaya hırslısın, hırsına yoldaşlık edecek gaddarlık sende yok. Hadi durma koş gel buraya ki iksirimi kulağına akıtayım. O altın halka ile arana dikilen tüm engelleri kaldırayım dilimin gücüyle” (s.36) derken de kocasından yana şüpheleri vardır. Lady Macbeth “altın halka” dediği krallık tacı ile kocası arasına girebilecek bütün engelleri kendi ikna ve dil yeteneği ile ortadan kaldırabileceğini belirtirken, Eski Ahit’te anlatılan ilk günah hikâyesinde, Yılan’ın Yaşam Ağacı’ndaki yasak meyveyi yemesi için ikna ettiği Havva’nın, Adem’i de ikna edişini hatırlatır bize. Lady Macbeth ise oyunda, kışkırtıcı, günaha ve mahva sürükleyen kötücül güçtür.Ancak yüce emeliyle arasında sadece kocasının çelişkili ve çekimser halleri değil, kadınlığı, merhamet duygusu ve vicdanı da büyük bir engeldir. Kadınlığın getirdiği zaafların ortadan kalkması için vicdanını devre dışında bırakmak zorundadır. Yapacağı eyleme kendini inandırması, kabullenmesi için ihtiyacı olan kötü ruhları, cinleri çağırmaktır. İçine gireceği motivasyonla amacının kabul edilebilirliğini benimseyecek kötülüğün kontrolünü eline alacak, zihinsel/eylemsel süreci başlatacaktır. Mektup tiradının hemen ardından gelen cin çağırma tiradıyla ihtiyacı olan salt kötülüğü gizil güçlerle sağlamaya çalışır, doğadan da uygun ortam için isteklerde bulunur. Bu da onun ritüellerden, ayinlerden beslenen kadınsı ruhunun göstergesi olarak çıkar karşımıza. “Ey düşüncelere eşlik eden cinler, gelin hadi, çekin alın kadınlığımı benden, baştan ayağa. En haince gaddarlıkla doldurun içimi; kanımı koyulaştırın, vicdana giden yolları, geçitleri tıkayın, azap, merhamet duyguları yol bulup geçemesin. Amansız planımdan caydıramasın beni, hedefimle benim arama dikilemesin. Gelin, sütümü alın göğüslerimden, yerine safra koyun, ey katillerin aracısı ruhlar; görünmez varlığınızla, bir uğursuzluk çıksa diye nerelerde bekliyorsanız, çıkın ortaya! Sen de karanlık gece, cehennemin en koyu dumanına bürün de gel artık. Gel ki, keskin bıçağım açtığı yarayı göremesin. Gökler, o kalın örtünün ardında yapılanı seçip, “Dur, yapma!” diyemesin”. (s.37-38)
Faust’un ruhunu Mephisto’ya satması gibi, Lady Macbeth de hırsları uğruna kadınlığını, insanlığını kötü ruhların ellerine bırakır artık. Amacını kutsayan ve bu uğurda hiçbir şeyden kaçınmayacak olan tutkulu bu kadın, Macbeth’in gelişiyle onu yönlendirmeye başlayan, yapıcı, destekçi ılımlı kadına dönüşür. Macbeth’i eylemi için hazırlamaya başlar. Kocası üzerinde iktidarını kuracak ve önündeki bütün engelleri ortadan kaldıracaktır. Kral Duncan o geceyi Macbeth’in konuğu olarak şatosunda geçirecektir. Fırsat ayağına kadar gelmiştir artık. “Masum bir çiçek gibi görün, ama dibinde yatan yılan ol.”(s.39) diyerek Macbeth’i rolüne hazırlamaktadır. Şatoya gelen Kral Duncan’ı karşıladığında ise sadakati, masumiyeti ile soylu kocasını temsil eden bir kadın tavrıyla tam da söylediği gibi masum bir çiçektir. Lady Macbeth, karakterinin içinde barındırdığı kimlikleri bu üç tavırla gösterir.
Lady Macbeth planını hazırlayadursun, Duncan’ın şatoya gelişiyle beraber Macbeth vicdanına yenik düşmüştür ve öldürme eyleminden vazgeçmiştir. Macbeth için belirsizlikler ve çelişkiler Cadılarla karşılaştığı ilk sahnede de kendini gösterir. “Hayatımda bu kadar güzel ve kötü bir gün görmedim.”(s.26) derken oyun boyunca sürecek çelişkili hallerinin ilk göstergesini verir. Savaştaki başarısının ve ödüllendirilmesinin ardından açığa çıkan hırsı, karısının kışkırtması ile daha da yükselecek ve amacı haline gelecektir. Lady Macbeth ise kocasının üzerindeki iktidarını daha sert bir dille gösterecektir artık. Macbeth kral olmak, iktidara kavuşmak için değil, karısına karşı erkekliğini de ispatlamak zorunda kalacaktır. Kral Duncan sayesinde elde ettiği saygınlık ile katillik arasında bir seçim yapacak ve seçiminde Lady Macbeth en önemli etken olacaktır. Çünkü Lady Macbeth’in bu tutkusundan, kötücül duyguların esaretinden asla kurtulamayacaktır.
Lady Macbeth- Hem yaşamın en değerli süsü dediğin şeyi istiyorsun. Hem de korkaklığı kabul ediyorsun ha? Ünlü sözdeki zavallı kedi gibi, “Çok istiyorum ama alamıyorum” diyorsun.Macbeth- Yeter, sus artık! Erkeğe yakışır her şeyi yapmaya hazırım; fazlasına kalkışan erkek değildir.
Lady Macbeth- O zaman hangi yaratığın zoruyla açtın planını bana? Bu işi yapmaya cüretin varken erkektin… Şimdi mükemmel bir fırsatın çıktı ama sen ödlekleştin. (s.43)
Lady Macbeth’in kocasının erkekliğini sorgularken, üzerinde kurduğu cinsel iktidarın da ipuçlarını bulabileceğimiz bu sahnedeki tartışmadan Macbeth mağlup çıkar. Çocuğu olup olmadığını bilemediğimiz Lady Macbeth’e sahne bitiminde kocası“ Sen yalnız erkek çocuk doğur, senin gibi yaman birine erkek doğurmak yaraşır!” (s.45) derken karısına hayranlık besler ve ona tabi olur. Karısının gözünde tam bir erkek olmaya ihtiyaç duyan Macbeth, Duncan’ı öldürecektir.
Ve Çanlar Çalıyor
Macbeth artık cinayete adım adım ilerlemektedir. Lady Macbeth Kral Duncan’ın uşaklarının içkilerine ilaç katıp onları etkisiz hale getirecek ve cinayet zamanının geldiğini haber veren çanı çalacaktır. Macbeth ise bu sırada kabzasında kan pıhtısı olan bir hançer hayalininin ardına takılmıştır. Yapacağı eylemi zihninde güçlendirmek için kurduğu bu hayal ile harekete geçebilir ancak ve çanlar çalmaya başlar. Macbeth’in cinayeti işlediği sırada Lady Macbeth “Duncan uykuda tıpkı babama benziyordu, yoksa bu işi ben yapardım.” (S.51) repliğiyle aslında ilk vicdan sorgusuna girmekte oldu- ğunun henüz kendi bile farkında değildir. Aklını yitirip ölüme gidinceye kadar da bu duygusunu açığa vurmayacak hep bastıracaktır.Cinayet sonrasında Macbeth’in kanlı elleriyle gelmesi üzerine planı tamamlamak için Lady Macbeth, işi yarım bırakan kocasından kanlı hançeri alarak akan kanı uşakların yüzlerine sürmeye gider. Yeniden kana bulanmış elleriyle geri döner Lady Macbeth. Kanlı elleri artık kafasına kazınacak vicdan sorgusunun göstergesi olarak ölümüne kadar onu terketmeyecektir.
Macbeth ise cinayet sırasında duyduğu sesleri hafızasına kazıyacaktır. “Uyku yok artık! diye bağırıyordu, Macbeth uykuyu katletti! O masum uykuyu” (s.53). Macbeth için artık uykular gerçekten de katledilmiştir.
Duncan’ın öldürülüşünün ortaya çıktığı anda ellerine kan bulaştıran kadının yerinde cinayetin adını bile duyunca hassaslaşan, bir anda düşüp bayılıveren bir kadın vardır. İçinde olduğu duruma karşı soğukluğunu korurken kadın rolünü de çok iyi oynamaktadır.
Bu sırada bu tekinsiz şatodan ayrılmaya hazırlanan Kral Duncan’ın oğulları Macbeth’e de krallık yolunu açmaktadırlar. Macbeth kendisini ödüllendiren, şefkatini esirgemeyen akrabası Kral Duncan’ı öldürürek işleyişi de bozmuştur. Bir sonraki sahnede Yaşlı Adam ve Ross cinayet gecesi gerçekleşen olağanüstü olaylardan söz ederler.
Yaşlı Adam- Doğal değil bu; tıpkı bu geceki iş gibi. Geçen Salı, aslında fare yiyen bir baykuş, göğün yücesinde süzülen bir şahini avlamış.Ross- Evet, Duncan’ın atları da –çok acayip ama gerçek bu– o muhteşem eşkin atlar, soyun safkan örnekleri, birden azmış. Ahırın kapısını yıkıp dışarı fırlamış. Sanki insanlarla savaşa tutuşmak ister gibi zapt edilemez olmuşlar.
Yaşlı Adam- Dediklerine göre birbirlerini yemişler.(s.64-65)
Fareyi avlayan baykuş, daha kısa bir süre önce savaştan kahramanlıkla dönen, şimdi de şahin avına çıkan Macbeth’ten başkası değildir aslında. Yaşlı Adam’ın dediği gibi bu olanlar doğal değildir. Bundan sonra işleyiş değişecektir.
Şölen
Macbeth artık kral, Lady Macbeth de kraliçe olmuştur. Ancak Macbeth iktidarını korumak, önündeki engelleri kaldırmak zorundadır. Cadıların kehanetleri sonucunda Macbeth lehine bir karar çıkmıştır ama kehanetler içinde Banqou’nun pek çok kralın kökü ve babası olacağı da vardır. Macbeth, Banqou ve oğlu Fleance’ı öldürmek üzere harekete geçer. Fleance kaçıp kurtulmayı başarır ancak Banquo öldürülür. İlk cinayet diğerlerini de beraberinde getirmeye başlamıştır. Macbeth bu cinayetlerini sürdürürken Lady Macbeth sahnede yoktur artık. Onun sözleri ilk ateşi yakmış yüreklendirici olmuştur. Çılgınlığı gitgide artan Macbeth yalnızlık ve çaresizlik içinde çırpınacaktır.
Şölen gecesi Macbeth artık kendini kontrol edemez haldedir. Banquo’nun hayaletini yanıbaşında görür ve onunla konuşur. Banguo’nun hayaleti aralarındayken Lady Macbeth kocasının gösterdiği tepkileri vermez ya da etkilendiğini açığa vurmaz. Macbeth’le aynı hayalleri o da görmektedir ama kendinin de dediği gibi saf ve masum görünerek gizlemeyi başarır. Macbeth hayalet karşısında çılgına dönerken o misafirlerine karşı her zamanki nezaketini korur. Kendine gelmesi için kocasını uyarırken “Ne biçim erkeksin sen” (s.83) diyecek kadar eleştirel ve buyurgandır. Gene kışkırtıcı ve ateşleyendir.
Elim Hâlâ Kan Kokuyor
Macbeth önündeki bütün engelleri yok ederken Lady Macbeth artık çıldırmıştır. Macbeth’in ikinci kez cadılara gidişinde, Macduff’un karısı ve çocuklarının öldürülüşünde de artık Lady Macbeth’i göremeyiz. Dolayısıyla onun ruhundaki fırtınaları, ölümün eşiğine gelişini gözlemleyemeyiz. Olaylardan kolay kolay etkilenmediğini gösteren Lady Macbeth aslında bu yıkımı daha derin ve daha içsel yaşamıştır diyebiliriz. Birnam Ormanı’na Macduff ile çarpışmaya giden Macbeth’in yokluğunda Lady Macbeth uyurgezer bir hal içinde dolaşmaktadır şatoda. Bu son sahnede Nedime ve Doktor Lady Macbeth’in olağandışı halleri hakkında bilgindirirler bizi. Görme duyusu kapalı olduğu halde yanında hep ışık istemektedir. Yeni bir huyu olmuştur. Çeyrek saatte bir ellerini yıkarmış gibi yapmaktadır. Lady Macbeth sahneye geldiğinde ellerindeki kan lekesini çıkarmaya çalışmakta ve cinayet hakkında kuşku uyandıracak karmakarışık sözler söylemektedir. “Hadi çık uğursuz leke, çıksana!/ Elim hâlâ kan kokuyor. Arabistan’ın tüm esansları yetmez bu küçük eli güzel kokutmaya.” (s.124)
Ellerinden çıkmayan kan kokusu onun hep bastırmaya çalıştığı vicdanıdır. Uyurken babasına benzettiği Duncan’ın kanlı bedeni aslında hiç peşini bırakmamıştır. Vicdan muhasebesi ile ruhu çökmüş, içi boşalmıştır. Doymak bilmez iktidar hırsının, güç tutkusunun içindeki yangınla kül olmuştur Lady Macbeth. Kötülü-ğe giden yolda attığı her adımın azabı ile kıvranırken ölümü de kocasından önce kucaklayacaktır.
Macbeth, Lady Macbeth’in ölüm haberini Macduff’la karşı karşıya gelmeden önce alır. Bu ölüm onu fazla şaşırtmaz. Macbeth kanın kanla güçlendiğini ve bu korkunç sonun ikisi için de hazırlandığının en başından farkındadır. Mücadelenin son aşamasında Macbeth, Macduff tarafından öldürülür. Safkan atların birbirini yemesi ve baykuşun şahini avlamasıyla bozulan düzen yeniden kurulacaktır.Karakter olma özelliğini tamamlayan Lady Macbeth bu ölümsüz oyun içinde etkin kılınmasıyla her zaman cazibesini korumakta. Her okunuşta yeniden keşfedilen ve aramızda yaşayan bir karakter olarak var olmakta. Konumu, yaşam standardı ne olursa olsun yükselmek, sınıf atlamak, kartal yuvalarına çıkmak isteyen Lady Macbeth’ler, Macbeth’ler her an içimizde. Bugün belki kabzası kanlı hançerler, zehirler, keskin kılıçlarla değil ama çağın enstrümanlarıyla yakmaya, yıkmaya devam ediyorlar. Namlunun ucunu bir de kendimize doğrultarak düşünürsek iyi-kötü yanlarımızla Macbeth’in kötülüğe, yıkıma özendiren cadılarını içimizde aramamız gerektiğini de beş yüz yıl öncesinden hatırlatır Shakespeare.
KAYNAKLAR:
-Özdemir Nutku, Shakespeare Üzerine Bir İnceleme: Gecenin Maskesi, Mitos Boyut Yay. İstanbul,1995.
-William Shakespeare, Macbeth, (Çev: Bülent Bozkurt), Remzi Kitabevi, 2000.#ladymacbeth #williamshakespeare #macbeth #özdemirnutku #cadı #iskoçya #kraloidipus #tragedya #antigone #faust #ortaçağ #tiyatro

Sorry, there were no replies found.