Hergé: TENTEN İLE RASTLAŞMALAR

  • Hergé: TENTEN İLE RASTLAŞMALAR

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 09:16

    TENTEN İLE RASTLAŞMALAR (VEYA TENTEN’İN RUH HALLERİ)*

    Makale Yazarı: İzel Rozental

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2010, 4. sayıda yayımlanmıştır. 

    Hayatım boyunca Tenten’le yollarımız tam dört kez kesişti. Her karşılaşmanın sonunda kahramanımızdan farklı duygularla ayrıldım. Tenten’le tanışmam 50’li yılların ikinci yarısına denk gelir. Okuma yazmayı yeni sökmeye başlamış, masal kitaplarından çizgi romana terfi etmiştim. Cuma akşamları, amcamla birlikte hemen evimizin bitişiğindeki bakkaliyeden haftalık fasiküller olarak çıkan çizgi roman dergilerini satın alırdık. Esrarengiz Yıldız ile 7 Kristal Küre adlı Tenten maceralarından çok etkilendiğimi hala hatırlarım. Gizemli ve olağanüstü olaylar, dünyanın sonunu ilan eden deliler, mumyalar, kem bakışlı kötü insanlar, geceleri rüyalarıma girerdi. Bitpazarında bit satıldığını(1) , Sildavya’nın(2) gerçekten var olduğunu sanacak kadar saftım. Tenten uçsuz bucaksız hayallerimin kahramanıydı.

    Sonra, günlerden bir gün #Tenten’e Taksim’deki #VenüsSineması’nda rastladım. İlk sinema filminin Türkiye galası için kalkıp da İstanbullara gelmişti.(3) Keşke zahmet etmeseymiş! Tenten’in ete kemiğe bürünüp balonsuz konuşmasından hoşlanmadığımı hatırlarım. O hayal kırıklığıyla Tenten’i terk etmiş, #RedKit’in dünyasına sığınmıştım.

    Birkaç yıl sonra Tenten’le yine karşılaştım ama bu kez adı Tintin olmuştu. Saint-Michel Ortaokulu’nda okuyordum. Kalın kapaklı rengârenk didaktik Tintin albümleri sınıf öğretmenimizin önerdiği yardımcı kitaplar arasındaydı. Yapmam gereken, her hafta sonu okul kütüphanesinden bir albüm kiralamaktı. Renkli Fransızca Tintin’ler özensiz basılmış siyah beyaz Türkçelerinden çok daha çekiciydiler. Üstelik Fransızcamı geliştirmeme yardımcı oluyorlardı. Tenten kahramanım olmaktan çıkmıştı ama çevresindekilerden hoşlanıyordum.

    Fransızca esprileri anlamaktan mutluluk duyuyor, aynı bölümleri defalarca okuyup gülüyordum. Kaptan Haddok’un jargonuna bayılıyor, ezberlediğim argo sözcükleri okulda sınıf arkadaşlarıma tekrar ediyordum. Bir gün Fransızca öğretmenimiz Tenten’in yeni bir albümünün yayınlandığı müjdesini verdi. Bu macerayı okumak için sabırsızlanıyordum zira son bir yıl boyunca Tenten’le neredeyse bütün dünyayı dolaşmış, yetmemiş Ay’a bile uzanmıştık! Şimdi nereye götürecekti acaba bizi? Ne ki, yeni macera benim için yeni bir hayal kırıklığıydı. Konu basit bir mücevher hırsızlığının çevresinde dönüyordu; hareket ve maceranın yerini söze dayalı teatral bir Agatha Christie öyküsü almıştı.(4) Dünyayı arşınlayan emekli kahramanım Tenten, bir şatonun içinde tıkıla kalmış Hercule Poirot rolünde ne koşuyor, ne de dövüşüyordu… Asteriks ve arkadaşlarıyla bu dönemde tanıştım, Tenten’le yeniden vedalaştım.

    #GeorgeRémi, müstear adıyla #Hergé 1983 yılında öldü. Tenten’in yaratıcısının ölümü üzerine, Tenten ve Hergé hakkında dünya basınında pek çok yazı çıktı. Bu yazılanlar sayesinde, belki de ilk kez, Tenten’den ziyade Tenten’in yaratıcısı olan Hergé’ye ilgi duydum.

    Hergé, küçüklüğünde Katolik rahipler tarafından yetiştirilmiş bir izciydi. İlk iki Tenten macerası Le Petit vingtieme dergisinin editörü olan Norbert Wallez adlı bir rahibin telkin ve yönlendirmesinin meyveleriydi…(5) Sonraları, İkinci Dünya Savaşı esnasında, bu kez de Nazilerin yönetimindeki Le Soir gazetesinde çalışmış olduğundan savaşın bitiminde işbirlikçi olmakla suçlanmıştı. Hergé, antikomünist, sömürge yanlısı, ayırımcı, zenci düşmanı, üstüne üstlük antisemitti!

    Tüm bu niteliklerini Tenten’in maceralarının içine sinsice yerleştirmeyi başarmış, foyası ortaya çıktığında, büyük bir pişkinlikle bu bölümleri baştan çizerek pisliğinin üzerini örtmüştü!

    Çocukluğumun pek çok anısının mimarı olan Tenten’e karşı olası bir önyargıdan kurtulmak niyetiyle yıllardır çizgi roman koleksiyonu yapan bir arkadaşıma sordum; bütün ithamları doğruladı! Hatta doğrulamanın ötesinde, bana bazı sayfalar fakslayarak Tenten’in Kongo, Altın Kıskaçlı Yengeç, Esrarengiz Yıldız maceralarının zaman içinde nasıl değiştirildiklerini gözümle görmemi sağladı. Böylece Tenten defterini bir kez daha kapatmış oldum.

    Meğer kazın ayağı pek öyle değilmiş! 2007 yılında, Hergé’nin doğumunun 100. yılı pek çok etkinlikle kutlandı. #çizgiroman dünyasında özgün mizahı ve mükemmeliyetçi grafik stiliyle yepyeni bir çığır açan Hergé’nin anısına bu etkinliklerin düzenlenmesi doğaldı elbet. Doğal olmayan, Michel Kichka’nın bu kutlamalara çizgileriyle olduğu kadar, İsrail’de uluslararası bir konferans düzenleyerek katkıda bulunmasıydı(6).

    Ama önce Kichka’yı kısaca tanıyalım. Michel Kichka, Hergé’den yaklaşık elli yıl sonra Belçika’da dünyaya geldi. Yirmi yaşında İsrail’e göç etti. Halen Kudüs Bezalel Üniversitesi’nde grafik tasarım dersleri veren, siyasi karikatürleri ses getiren ünlü bir sanatçıdır. Babası, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından toplama kampına gönderilip sağ kalmayı başarmış şanslı Yahudilerdendir. Michel Kichka, çocukluğundan beri babasının bileğinde dağlanmış olarak gördüğü çok haneli numarayı zihninden hiç silememiştir, ezbere bilir. Bu konuyu pek çok kez çizgilerine yansıtarak tepkisini açıkça sergilemiştir. Peki, nasıl olur da böyle bir sanatçı katıksız bir Hergé hayranı olur? Kichka’nın bu soruya verdiği yanıt Hergé hakkında bilgilenmeme, haliyle de Tenten ile dördüncü kez karşılaşmamıza yol açtı. Bu kez, Tenten’in – ama aslında Hergé’nin – farklı zaman dilimlerinde değişen ruh halini keşfettim. İşte bu keşif elli yıl sonra Tenten’e bambaşka bir gözle bakmamı sağladı.

    TENTEN’İN YARATICISININ RUH HALLERİ

    Kichka, Hergé’nin masumiyetine beni ikna için, sanatçı- nın harp yıllarında çizmiş olduğu Hitler karşıtı bazı karikatürlerini de iletti. İlk dönem Tenten maceralarında yer alan kimi tiplemelerin, o dönemin sosyal ve siyasal koşullarında de- ğerlendirilmesi gerektiğini, Kongo’nun Belçika’nın sömürgesi olduğu gerçeğinin yirmili yaşlarında idealist bir izci için ancak övünç kaynağı olabileceğini, kimi ırksal göndermelerinse o yıllar için çok doğal ve masum olduğunu anlattı. Antisemitizme gelince, Tenten’de suçlanan tek antisemit unsurun Esrarengiz Yengeç macerasındaki banker olduğunu, bu tiplemenin ‘Blumenstein’ olan adının yeniden çizimlerde pek çok başka ırkçı unsur barındıran diğer karakterler gibi değiştirildiğini söyledi.7 Yeniden çizimlerinse, yayıncılarının talepleri üzerine, hem renklendirme hem de bir takım hataları gidermek amacıyla gerçekleştiğini, Hergé’nin geçmişi saklamak gibi bir niyeti olmadığını, olsaydı tıpkıbasımlara asla izin vermeyeceğini açıkladı. Kichka’ya göre, Hergé ilk dönem Tenten maceralarını yeni baştan çizmişti çünkü hastalık derecesinde mükemmeliyetçiydi. Zaten yarattığı net çizgi ekolü de bunun en önemli kanıtıydı.

    Kichka’nın sert tepkisinin etkisiyle –biraz merak ve çizgi romana olan tutkumdan dolayı– Tenten’le son kez hesaplaşmaya giriştim. İlk iş olarak Yapı Kredi Yayınlarından çıkmış olan bütün diziyi edindim8 . Bu dizi sayesinde daha önce okumadığım Pikarolar, Sidney’e 714 Sayılı Uçuş ve Tenten Sovyetlerde maceralarının yanı sıra, varlığından bile haberdar olmadığım tamamlan(a)mamış Alf-Art yapıtını da okuma şansım oldu. Ardından, hemen tüm Tentenologlar’a referans kaynağı olan Numa Sadoul’un ünlü Hergé ile mülakatlarını9 okudum. Şimdi artık Tenten’in kişiliğinde Hergé’nin değişik ruh hallerini daha net görebildiğimi sanıyorum.

    1971-72 yıllarında gerçekleşen mülakatların bir yerinde Hergé, Tenten’in başlangıçtan o yana topu topu dört yıl yaşlanmış olabileceğini söylemişti… Bu hesapla, 1929 yılında Sovyetler’e gittiğinde, yine yaratıcısının ifadesiyle on beş yaşında olan acar muhabirimiz, 1983 yılında tamamlanamamış macerası Alf-Art ile dünyamızı terk ettiğinde en fazla yirmili yaşlarında olmalıydı. Dünyamızı terk ettiğinde diyorum zira, yine Hergé’nin Numa Sadoul’a mülakatlarda itiraf ettiği gibi, yazar kendisini Tenten’le o kadar özdeşleşmiştir ki, “Ben Tenten’im!” demekten sakınmamaktadır. Hergé’ye göre, Tenten’i kendisinden başka hiç kimse çizmemelidir zira Tenten ve Tenten’i çevreleyen dostları Hergé’nin ta kendisidir. Tenten içindeki kahramanı, ikiz polis Dupondtlar aptallıklarını, Turnösol ise vizyon sahibi dalgın bilim adamını hayata geçirirler. Kaptan Haddok’a gelince, Hergé’nin dışlanma arzusunu yansıtan özel bir tiplemedir.

    TENTEN’İN TRAJİK SONU

    İkinci eşi Fanny (Vlamync) Remi, Hergé’nin ölümüyle yarım kalan Alf-Art’ın tamamlanmasına izin vermez ve orijinal haliyle, yani tamamını eskiz şeklinde yayınlatır10. Bu nihai maceranın bitimine yirmi sayfa kalmışken gelen ani son, ironik bir şekilde Hergé’nin sonunu betimlemiştir adeta. Tenten’in üzerine sanat simsarları tarafından özel bir akrilik boya boca edilmiş, kahramanımız plastik boyanın altında donup kalmıştır. Ne ki, kadim dostu Milu ile Kaptan Haddok bu kez Tenten’in yardımına koşamayacaklardır. Hergé’nin ömrü Tenten’i kurtarmaya yetmemiş, kahramanımız trajik bir şekilde heykele dönüşerek ölümsüzlüğe kavuşmuştur…

    Hergé’nin ilk iki Tenten macerasını (Rusya ve Kongo) rahip Wallez’in etkisinde kalarak çizdiği ancak sonraki maceralarında bu etkinin giderek azaldığı bilinen bir gerçektir. Daha az bilinense, genç yaşta evlendiği ilk karısı Germaine Kickens’in rahip Wallez’in etkisinden hiç kurtulamadığıdır. İnançlı bir Katolik olan Germaine, rahip Wallez’in sekreteriyken Hergé’nin asistanı olmuş, 1931 yılında da evlenmişlerdi. “Ayrıldığımızda nihayet üzerimdeki Katolik baskının kalktığını hissettim” diye itiraf edecekti Numa Sadoul’a yıllar sonra Hergé.

    Nitekim yirmi altı yıllık evliliğinin son dönemecinde ciddi bunalımlar geçirmekte olan Hergé, çalışmalarını aksatacak derecede korkunç sanrılar görmeye başlamış, sonunda psikolojik tedaviden medet ummuştu. İsviçreli psikologu ona Tenten’i bırakmasını önermiş, Hergé ise tam aksine Tenten’i çizmeyi sürdürmüş ama karısından ayrılmıştı! Hayranlarının Tenten için yeni bir döneminin başlangıcı diye tanımladıkları ve tüm albümlerin arasında farklı bir yere konumlandırdıkları Tenten Tibet’te böyle doğmuştur.(11) Bu maceranın ana teması arkadaşlıktır. Tenten rüyasında gördüğü eski arkadaşı Çang’ın(12 )hayatını kurtarmak adına ta Nepal’e gidecek, can dostu Kaptan Haddok ise tüm isteksizliğine karşın Tenten’i terk etmeyerek onunla birlikte Himalayalar’a tırmanmayı göze alacaktır. Bu macerada, Çang ile Tenten’in, Tenten ile Kaptan’ın, hatta korkunç Yeti ile Çang’ın arasındaki arkadaşlık bağları derin bir duygusallıkla işlenmiştir. Hergé (ya da Tenten!) izcidir. İzciliğin kurumunun temel dayanağıysa güçlü arkadaşlık bağlarıdır.

    Hergé gençlik yıllarında obabaşıydı, lakabıysa meraklı sincap… Ömrü boyunca izci olduğunu unutmadı. Bunalımlı dönemlerinde her şeyi yüzüstü bırakıp defalarca yakın arkadaşlarıyla kamp yapmaya gitti.

    SAVAŞIN ETKİLERİ

    Savaş yıllarının etkileri Tenten’in maceralarında net biçimde görülür. Esrarengiz Yıldız’daki karanlık ortam, dünyanın sonunun geldiğini ilan eden tımarhane kaçkını ve daha pek çok yan unsur Hergé’nin karamsarlığının ve depresyonda olduğunun işaretleridir. Hergé’nin bunalımları Tenten Kara Altın Diyarında’nın çizimlerinde doruğa ulaşmış, sanatçı dört ay boyunca ortadan yok olmuştu.

    Depresyon, 1950 yılının Mart ayında Tintin dergisinde haftalık olarak yayınlanmaya başlayan ay yolculuğu macerasını(13) da sık sık sekteye uğratmıştı. Tenten casuslar tarafından vurulmuş hastane yatağında yatarken(14), depresyondaki Hergé, bir arkadaşıyla birlikte ormanda çadır kurmuş, günlerce izcilik yapmıştı. Ardından İsviçre’ye giderek, sürgündeki Belçika Kralı Léopold III ile birlikte Leman Gölünün kıyısında bol bol balık tutmuştu. Bu iki insanın ortak bir dertleri vardı: Alman işgali esnasında işbirlikçi olmaktan suçlanmak! Anlaşılan o ki Hergé bu dönemde hem üzüntülü hem de öfkeliydi. Almanların denetimindeki Le Soir gazetesinde çizmiş olmakla suçlanmış hatta bir keresinde 24 saatliğine tutuklanmıştı. Oysa yıllar sonra Numa Sadoul’a itiraf edeceği gibi, işgal esnasında Tenten’in unutulacağından korkuğu için, maceraların devamı adına tek şans olarak Le Soir gazetesini görüp orada çalışmıştı. Kendisini çekemeyenlerse yaptıklarının soytarılık olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdi.

    Hergé, verdiği uzun aradan sonra işinin başına döndüğünde, birikmiş öfkesini Profesör Turnösol’un ağzından dile getirdi15. Hergé’nin yarattığı en komik karakterlerin başını çeken Turnösol, tüm komedi unsurlarını bir yana bırakarak, tam altı sayfa boyunca “Bu mudur soytarılık!” tiradı eşliğinde Kaptan Haddok’u uzun bir tura çıkardı. Bu karelerde, yapılan işin ne denli ciddi olduğunu Turnösol’un ağzından okurken, arka plandaki çizim masaları ile kimi ayrıntılar sayesinde sanki bir çizgi roman üretim atölyesini gezdiğimiz izlenimini edindim. Unutulmamalı ki Tenten gibi tüm yakınları da birer Hergé’dir…

    Hergé’nin çocuğu olmadı. “Tenten çocuğumdu ve bana yetiyordu, evlatlık edinmek içinse artık geç…” demişti Numa Sadoul’a. Tenten’in maceralarında küçük çocuklar pek görülmez. Görülenlerse Tenten’in akranları veya yaşça ondan biraz daha küçük olanlardır. Tek istisna, Kara Altın Diyarında’ki Abdullah’tır.(16) Bir Arap emirinin oğlu olan Abdullah son derece haşarı ve şımarıktır. Tenten’in bazı maceralarında boy gösteren ve Avrupa orta sınıfının tipik özelliklerini taşıyan Bay Lampiyon’un geniş ailesi,(17) Hergé’nin çocuklu ailelere bakışının en güzel örneğidir. Hergé’ye göre çocuk, evin içinde kargaşa ve curcuna demektir! Hergé’nin çocuklarla ilişkisinin bir diğer örneğini, Kaptan’ın Tibet manastırındaki çocuklara hoşgörüsüz ve alaycı yaklaşımında görürüz. Hergé’nin Brüksel’deki atölyesine, sırf meraklarını gidermek için dalan iki küçük hayranını kaba bir şekilde kovması ise sanatçının çocuklara pek sempati duymadığının kanıtıdır(18) . Tenten büyüklerle oynamayı seven bir çocuktu, ama anlaşılan o ki küçükleri pek sevmezdi!

    Küçükleri sevmeyen Tenten’in kadınlara da ilgi duymadığı hatta eşcinsel olabileceği çok konuşulmuştu. İlk evliliğini genç yaşında yapan, ikinci evliliğini ise kendisinin yarı yaşındaki sekreteriyle gerçekleştiren Hergé (yani Tenten), “Eşcinsel olsaydım saklamaz söylerdim” diyerek yalanlamıştı hakkında çıkartılan söylentileri. Kadınlara bakışını iki sözcük betimliyordu sadece: Hayranlık ve saygı. Gerçek izci bakışı! “Tenten bir karikatürdür, kadınları karikatürize etmem hoş olmaz” diye ciddiyetle yanıtlamıştı sanatçı, Tenten’in çevresinde neden hiç kadın kahraman yok diye ciddi ciddi kendisini sorgulayanları. Oysaki bir kadın vardı: Dünyaca ünlü diva Bianca CastaŞore! Dönemin ünlü divası Maria Callas’tan esinlenilmiş olarak ilk kez Ottokar’ın Asası’nda can bulan bu karakter, Tenten’in müzik beğenisini de gözler önüne seriyordu: Hergé opera sevmiyordu!

    Hazır Ottokar’ın Asası’ndan söz etmişken, Tenten’in elli yıla yayılan siyasi bakışındaki tutarlılığa kısaca değinmek istiyorum. Monarşiyle herhangi bir sorunu olmasa da, totaliter rejimlere karşıdır. Ottokar’ın Asası’nda yarattığı faşist ‘#Müstler’ karakteri, dönemin iki ünlü diktatörü #Mussolini ile #Hitler kırmasından başka bir şey değildir. Sildavya ve Bordurya hayali ülkeler olmakla birlikte özellikle tüm kötülüklerin kaynağı Bordurya bir demir perde ülkesini simgeler. Tenten, ABD’den Sovyetler’e tüm sömürenlerin karşısındadır. Tenten Kongo’da, Hergé’nin Tenten Sovyetler’de macerasından sonra çizmiş olmaktan pişmanlık duyduğu ikinci maceradır. Bu macerada bol bol hayvan öldüren, Şldişi toplayan, sömürgeciliği öven Tenten, ilerdeki maceralarda fırsat buldukça günah çıkartarak, köle tacirleri ve sömürgecilerle savaşacak, hayvanlara da bazı istisnalar dışında şefkatle yaklaşacaktır.

    İNANÇLI TENTEN, İNANÇSIZ TENTEN

    Günah demişken, 24 Tenten macerası boyunca sık sık karşımıza çıkan inanç unsurunu göz ardı etmemeliyiz. Başlangıçta Hergé inançlı bir Katoliktir. Tenten ilk maceralarının hemen hepsinde zorda kaldıkça Tanrı’dan medet umar, yardım dilenir. Küçük şeytanlar ve melekler kimi zaman kahramanların çevresinde dolanır, doğruyu ve yanlışı simgelerler. Hatta bir maceranın sonunda denizde boğulan kötü adamlar küçük şeytanlar tarafından muhtemelen cehenneme götürülürler.(19) Bunlar hep Hıristiyanlık inancına yönelik minik referanslardır. Oysa Tibet’ten sonra, yani Hergé’nin ilk karısı Germaine’den ayrılmasından sonra durum değişir, Tenten bir daha Tanrının adını anmaz. Hangi kaynağa dayandırdığını bilmiyorum ama, Kichka’ya göre Hergé önce Tanrıtanımaz, ardından da Budist olmuşmuş… Mavi Lotus’tan başlayarak Tenten’in her macerası öncesinde, yaratacağı hayali çizgi dünyasının gerçeğe uygunluğunu sağlamak amacıyla binbir türlü araştırma yapan, üstelik bu işi saplantı raddesine vardıran Hergé’nin, Tibet’in çizimleri esnasında #Budizm’e yakınlık duymuş olması mümkündür. Nitekim şaka yollu da olsa reenkarnasyona inandığını, dünyaya yeniden – izcilik lakabına gönderme yaparak – sincap olarak gelmek istediğini Numa Sadoul’a söylemişti. 1950’lerdeki ay yolculuğunda tüm ayrıntılara dikkat eden, uzaylı yaratıkları uzay macerasının içine sokmamaya özen gösteren Hergé’nin, 1960’larda Tenten’in karşısına bir uzaylı çıkarması, üstüne üstlük bir de uçan daire çizmesi(20) tesadüf olmamalı…

    Hergé’nin çağdaş sanatlara olan tutkusuysa herkes tarafından bilinen bir diğer gerçek. Obje ya da natürmort çizmemek için küçük yaşta resim eğitimi almaktan kaçan, mesleğinde otodidakt olan sanatçı, soyut resim ve heykel sanatına büyük ilgi duymuştu. Roy Lichtenstein’ın pek çok eserini satın almış, Andy Warhol ile dostluk kurmuştu. Özellikle son maceralarının geçtiği mekânlarda, dekor olarak pek çok soyut resim ve heykel boy göstermektedir. Öte yandan, plastik sanatlara ilgi duyan okurları, Tenten’in amansız düşmanı Rastapopulos’un yatının duvarlarını süsleyen Picasso ile Miro’nun tablolarını hemen fark etmişlerdi.(21)

    Rastapopulos, Hergé’nin yarattığı çok sayıdaki kötü tiplemeden sadece bir tanesiydi. Albay Sponsz(22) tiplemesinin esin kaynağı ise kendi öz kardeşiydi. Tenten maceralarında kötüler kötü, iyiler de iyidir, arası yoktur. Her ne kadar Hergé bu kuralı son yıllarda pek işletmediğini ve araya birtakım griler soktuğunu vurgulamışsa da, kötülüğü simgeleyen tiplemeler komikleşerek zavallılaşmışlar ancak uyuşturucu ve silah ticareti, casusluk, darbe düzenleyiciliği gibi akla zarar mesleklerini sürdürmüşlerdir.

    Ne yalan söyleyeyim, kırk yılı aşan bir sürenin ardından, çocukluğumda tüketmiş olduğum Tenten maceralarını, günün birinde yeni baştan keyifle okuyabileceğimi söyleseler inanmazdım. Ama oldu. Üstelik bu defa albümlerin sayfalarını çok daha büyük bir hazla çevirdim, zira her sayfada yeni sürprizlerle karşılaştım. Beni en çok şaşırtansa, on iki yaşındayken ilk kez Fransızcasını okuduğum ve bende buruk bir tat bırakmış olan KastaŞore’nin Mücevherleri’ni bu kez severek okumamdı. Oysa o zaman dikkat etmiş olsaydım, albümün kapağında yüzündeki muzip ifadeyle sus! işareti yapan Tenten’in iç sayfalarda sergilenen tiyatro gösterisini sessizce izlememizi önerdiğini görecektim.

    1-‘Tekboynuzun Esrarı’ adlı macera bitpazarında başlar.
    2-Ottokar’ın Asası, Hedef Ay, Turnösol Olayı
    3-Tenten’in bu ilk sinema Şlminin bir bölümü İstanbul’da çevrilmişti ve Tenten’i Jean-Pierre Talbot adlı genç bir aktör canlandırmıştı.
    4-Les Bijoux de la CastaŞore (KastaŞore’nin mücevherleri), 1963
    5-Tintin au pays des Soviets (Tenten Sovyetler’de), 1929 / Tintin au Congo (Tenten Kongo’da), 1930-31
    6- Hergé et la politique” (Hergé ve Politika) Kudüs Konferansı, 2007. Katılımcılar: Pierre Assouline (yazar), Daniel Couvreur (gazeteci) Jean Plantu (çizer) ve Michel Kichka.
    7-(Esrarengiz Yengeç, sayfa 22 soldan 3.kare) Gerçekten de bu bankerin Blumenstein olan adını Hergé ikinci versiyonda Bohlwinkel olarak değiştirdi. Ne ki, Şaman orijinli Bohlwinkel’in de bir Yahudi adı olduğunu sonradan öğrenecekti. (Numa Sadoul – Hergé ile mülakatlarından.)
    8-Tenten’in Maceraları, Yapı Kredi Yayınları 1994-2000, çeviren: Barış Kılıçbay. Bütün Tenten albümlerini kapsayan bu dizinin en büyük kusuru balon içindeki yazıların bilgisayardan çıkmış olması. Hele tabela, gazete, mektup gibi unsurların üzerinde yer alan yazılar, mükemmeliyetçi Hergé’yi mezarında hoplatacak türden bir özensizlikle yerleştirilmiş!
    9-Tintin et moi, Entretiens avec Hergé – Numa Sadoul, Şammarion/Casterman yayınevi, 2000
    10-Tintin et l’alph-art (Tenten ve Alf Art), 1986, Casterman
    11-Tintin au Tibet (Tenten Tibet’te), 1960
    12-Çang Çong-Jen, Hergé’nin 1935 yılında ‘Mavi Lotus’ macerasını çizerken tanıdığı Çinli bir öğrenciydi. Hergé’nin Çinlilerle ilgili önyargılarının değişmesini sağlamış, iki genç yakın dost olmuşlardı. Çang, ‘Tenten Tibet’te’ macerasıyla 25 yıl sonra tekrar ortaya çıkmıştır.
    13-Objectif Lune (Hedef Ay), 1953
    14-Hedef Ay, sayfa 26
    15-Hedef Ay, sayfa 39 – 45
    16-Khemed Emiri Ben Kaliş Ezab’ın oğlu Abdullah, Tenten Kara Altın Diyarında (1951) macerasının dışında, Ambardaki Kömür (1958) ve Alf-Art (1986) maceralarında yer aldı.
    17-Turnösol Olayı (1956) Sayfa: 61-62
    18-Numa Sadoul, Tintin et Moi, sayfa 272
    19-Kırık Kulak, sayfa 61, son kare.
    20-Vol 714 pour Sydney (Sidney’e 714 Sayılı Uçuş), 1968
    21-Ambardaki Kömür, 1958
    22-Albay Sponsz, Bordurya’nın polis şeŞ, Turnösol Olayı ile Pikarolar’da rol aldı.

    Kaynakça:

    Tenten’in Maceraları, çeviren Barış Kılıçbay, Yapı Kredi Yayınları, 1994-2000

    Tintin et moi, Entretiens avec Hergé, Numa Sadoul, Şammarion/Casterman, 2000

    Tintin, Le reve et la réalité, Michael Farr, éditions Moulinsart, 2006

    Tintin and the World of Hergé, Benoit Peeters, Methuen Children’s Books, 1995

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
TENTEN İLE RASTLAŞMALAR (VEYA TENTEN’İN RUH HALLE…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now