HAVANA’DAKİ ADAMIMIZ: JIM WORMOLD

  • HAVANA’DAKİ ADAMIMIZ: JIM WORMOLD

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:13

    HAVANA’DAKİ ADAMIMIZ: JIM WORMOLD*

    Makale Yazarı: Mahmut Şenol

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2012, 10. sayıda yayımlanmıştır.

    #1959 yılında İngiltere’den bir film seti #Küba’ya taşındı; kameralar, ışık, makyaj, kostüm, aktör ve aktristler, yönetmeni, senaristi, hepsi oradaydı… Geçtiğimiz yüzyılın gerilim-polisiye dalında en iyi elli filmi arasında yer alan “Üçüncü Adam-#ThirdMan” adlı siyah beyaz filmin #İngiliz yönetmeni #CarolReed ve film senaryosunu yine aynı isimli romanından kendisi aktarıp yazmış #GrahamGreene bu ekibin başındaydı.

    Filmi çekmeye geldiklerinde, Küba’nın #SierraMaestra dağ silsilesinde zafer kazanıp başkent #Havana’ya yürüyen solcu gerillaların soluğu, son kadrajda öyle böyle uzaktan sanki görünmüştü.

    Devrimin lideri #FidelCastro ve yoldaşı Arjantinli maceraperest #ErnestoCheGuevera iktidarı devraldıkları sıra film setine dokunmadılar, “Burada sanat icraa ediliyor, gerçi bu film faşist diktatörlüğü yeterince eleştirmiyorsa da sanata saygımız olduğu için şimdiye kadar çekilmiş film bobinlerine dokunmuyor, kalan işi bitirmeleri için İngiliz romancı Graham Greene ve yönetmen Carol Reed’e #DevrimKonseyi tarafından her türlü kolaylığın gösterileceğine söz veriyoruz” dediler.

    “Havana’daki Adamımız- Our Man in Havana” adlı İngiliz yapımı film, böylece tamamlandı ve birkaç ay geçmeden dünya sinemalarında 1959 sonunda gösterime çıktı. Film bugüne kadar beş yıldız üzerinden dördün altına inecek hiç puan almadı; tıpkı konusu alınmış romanının bugüne dek yüzlerce baskısı yapıldığı gibi… Greene-Reed filminin en çok eleştiri alan kısmı, ille bir kusur bulmak adına biraz da zorlama eseri olarak, Kasablanka filmindeki siyasi temaya benzediği yönündeki saptamaydı. Bu kısmını bir film eleştirmenine bırakmak yerinde olacağından, bize kalırsa filmin orjinal edebiyat metni olan romanındaki karakteri #JimWormold’ın şaşırtıcı hikâyesi ele alınmalıdır.

    Wormold, sözün kısası şu ki Yirminci Yüzyıl casusluk edebiyatının Don Kişot’udur. Bunu kesinliğe bağlamadan önce Havana ve oradaki “adamımız” üzerine konuşmak gerekir.

    Aslında, Greene’nin ilk baskısı Londra’daki Heinemenn Yayınevi tarafından 1958’de yapılmış olan romanı, henüz üzerindeki matbaa ve mürekkep kokusu silinip gitmeden hemen filme çekiliyordu. Genellikle bir romanın üzerinden klasikleşmesi ve böylece turşulaştığından emin olunacak kadar gereken süre geçmesi beklenir, sonra filme alınırdı. Bu kez, Havana’daki Adamımız sanki film için yazılmış gibi derhal kamera karşısına oturtuldu. Öte yandan Graham Greene tanınmış bir romancı olsa dahi bu acelenin arkasında yatan güven, yazarın kanıtlanmış eski yapıtlarına bağlıydı. Brighton Rock, England Made Me, The Heart of the Matter, The End of the Affair gibi birçok romanın ses getirdiği, üstüne film yapıldığı bilindiğinden Havana’daki Adamımız için bu pek yadırganır olmayacaktı.

    G.Greene, uzun zaman İngiliz #MI6 Gizli Servisi’nde casusluk yapmış bir yazardır. Onda #casusluk, yazarlık mesleğine kaynak sağlayan geniş bir alandır. Bu nedenle denilebilir ki batıda herkesin Castro-Guevera hareketini sonuçsuz gördüğü sırada, o Küba’nın geleceğini doğru tahmin etmişti. Greene, doğru bir kestirme ve tahmin ile sosyalist devrimcilerin faşist rejimi devireceğini, böylece dünya kamuoyunun merak ve ilgisinin bu ada ülkesine yöneleceğini #baklasızfalcıgibi bilmiş olduğundan filmin çekiminde ısrar etti; yanılmamıştı. Film vizyona girdiği sıra, bir #belgesel değeriyle karşılandı. Zira #devrikFulgencia #BatistaRejimi’nin son günlerini anlatıyordu…

    Greene’nin romanında #sosyalistgeleceğe ait tahminler yer almasa da Batista Rejimi’nin hukuk dışılığını, işkence başta olmak üzere her türden #polisdevleti baskısını, yoksulluk ve perişanlığı ele alışı bir zorlama değildir. Greene hiç kuşkusuz ki siyasi portre romanı çıkartmak istememiştir, kendi sözlerinden anlaşılan da budur: “Havana’daki Adamımız komik bir romandır, eğlenceli bir şeydir. Konu, Küba üzerine konuşmak değil, fakat orada faaliyet gösteren İngiliz Gizli Servisi’yle dalga geçmek, sarakaya almaktır. Havana burada sadece, sırf ve kazaen bir arka plandır… Benim Fidel’e olan sempatim üzerine de bir şey yapmış değildir bu roman!” (The Times gazetesi, 4 Haziran 1963)

    Eskiden Katolik, bir dönem İngiliz gizli servis elemanı, çok yönlü sanatçı-aydın ve yazar kimlikli Graham, gerçekten bir süre sonra Fidel ve Küba’daki #romantiksosyalistdevrim üzerine akılda kalan birkaç makale ve yazı da yayınlayacaktır. (Meraklısı, G.Greene’nin Return to Cuba-1963, Shadow and Sunlight in Cuba-1966 ve Marxist Heretic-1966, başlıklı yazılarını internetten bulabilir)

    Graham’ın İngiliz Gizli Servisi’ndeki çürümeyi ve siyasî entrikaların içinde zavallı duruşunu aktarmaya fırsat arandığı açıktır. Yazar, uzun zaman aralarında olduğu eski meslektaşlarıyla şimdi dalga geçmek üzere romanını yazmıştır.

    Las Vegas-New York-Chicago-Miami eksenli Amerikan-İtalyan Mafyası kontrolünde bulunan Havana kenti ve Batista yönetimi ayakta kalsın diye İngiliz casuslarının yalan yanlış haber üretip Kraliyet Hükümeti’nin siyasî alanda hatalı kararlar almasına neden olan şeylerin mizahını yapmıştır, romanında…

    Romanın kahramanı:
    Elektrikli Süpürge Satıcısı Jim Wormold

    Roman kahramanı, Havana’da elektrikli süpürge satıcısı Jim Wormold’dır. O, adeta, “kazaen ve tesadüfen casus” olmuştur. Ama yaptıkları, gerçekte, İngiliz Gizli Servisi üyelerinin yaptığından farklı değildir. Bu anlamıyla Wormold gerçek casus tipine yönelik bir taşlamadır. Nitekim casuslarının lafına inanan İngiliz Hükümeti, Batista’nın faşist ordusu halkı bombalasın diye gemilerini İngiliz yapımı uçak, tank ve mühimmatla tıka basa doldurup adaya sevketmemiş midir; sevketmiştir ve bu gerçeği bilen Wormold yalan yanlış şeyleri kuru sıkı ve ulu orta, gelişi güzel şifreli mesaj diye göndermekten hiç çekinmez.

    Wormold uzun zaman evvel boşandığı karısına malı mülkü kaptırmış, bu nedenle müflis olmuş, Küba’da hayatını geçirmek ve para kazanmak uğruna buraya yerleşmiştir. Havana’daki yabancıların çocuklarını gönderdiği #KatolikKızLisesi’nde öğrenci olan güzel kızı #Milly’nin havai kaprislerine, harcamalarına, tutkularına yetişmek üzere çabalayan, ama habire para sıkıntısı çeken elli yaşlarına gelmiş bir dul erkektir. Kızıyla birlikte, elektrik süpürgesi sattıkları mağazanın üst katında yaşamaktadır. Havana gecelerine pek karışmaz, arada bir kadın satıcılarından bir fahişe bulursa o vakit sokağa çıkar, ama fırsat yakaladıkça arkadaşı #DoktorKarlHasselbacher’le bir barda martini içer, vakit geçirir.

    Kimseyle aldısı verdisi yoktur, ama varmış gibi onları izleyen kentin polis şefi, baba-kızın ardında dolaşır. Polis şefi, aslında, on yedi yaşındaki genç kızı Milly’nin hayranıdır, onu adım adım izler; o zaten Havana’daki herkesi izler. Serpilmiş İngiliz kızı liseyi bitirdiğinde ne yapıp edip Bay Wormold’un damadı olmaya göz dikmiş bulunan kentin polis şefi Sinyor #yüzbaşıSegura’dır. Kurgusal Segura’nın o dönemde gerçek bir karşılığı da bulunur; Havana’nın solcularını çarmıha geren, #işkenceci, acımasız #polisşefi #EstebanVenturaNovo’nun kimliği romanda Segura olmuştur. Segura, tıpkı gerçeği olan Novo gibi Mafya ile işbirliği içindedir. Gerçek hayatta Küba’yı Batista ile birlikte yöneten #Mafyalideri #SantoTrafficante’nin adına rast gelinemez romanda, ancak mafyavâri ilişkilerin tamamı Greene’nin kalemi ucundadır.

    Her şey, bir gün Wormold’ın, Havana’ya gelip kendisine Küba’da casus arayan İngiliz Gizli Servisi komiseri Sir Hawtrone tarafından işe alınmasıyla başlar. Hawtrone kesenin ağzını açmış, para sıkıntısındaki süpürgeci Wormold’u bu işe razı etmiştir. Hawtrone iyi bir iş becerdiğine inanarak Londra’ya döner ve gerisi Küba’dan gizli haber geçecek olan süpürgeciye kalır. Bir iki lüzumsuz haber gönderir Wormold, önceleri; bunlar önemsiz şeylerdir, ama başlangıç olarak fena sayılmaz… Karşılığında banka hesabına yatan paranın az olduğunu gören Wormold hesap bakiyesini artırmak için sonunda büyük laflar eder. Wormold Küba’nın atom silahlarıyla donatıldığını açıklayan bir görsel malzemeyi kendi karakalemiyle resim kâğıdına çizer, Londra’ya postalar… Çizdiği, bir elektrik süpürgesinin motor aksamıdır, ama Londra’dakilerin buna inanması zor olmayacaktır. MI6’nın kaşarlanmış casusları bu kandırmacaya yutacaklardır, zira yutmayı isterler. #Atomsilahı yutturmacası üzerine hem süpürgeci Wormold’a para yağar, hem de Batista Ordusu’na silah, tank, uçak… Paranın olduğu yerde mutluluk bir süre ortalıkta gezinir, paralar suyunu çekince yine aynı dertler ortaya çıkar. Süpürgeci casus Wormold’ın, “Ne yapsam da Londra’ya asparagas bir haber gönderip onları kandırsam, biraz daha para sızdırsam!” dediği sırada İngiliz amirleri Beatrice Severn adlı sekreter bir hanımı tam teşkilatlı casus yardımcısı olarak Havana’ya, ellerindeki en değerli casuslardan biri olan süpürgeciye gönderir. Beatrice’nin ortaya çıkmasıyla işler hem biraz sarpa saracak, ama becerikli kadın sayesinde Wormold’ın yalan ve dolanları işe yaramaya devam edecektir; Beatrice de durumun farkında değildir. Anlattığı kurgusal şeyleri, onların gerçekte olmadığını görecek kadar burnu dibinde bulunduğu halde, aymazlık içindedir; zira hayranlık beslediği Wormold’a inanmak ister. “Tıpkı bir romancı gibi konuşuyorsunuz!” der Beatrice, Wormold’a… Wormold hayali bir casusun kötü biten sonunu ona aktarırken; “Kötü bir romancının etki yaratmak üzere kahramanı için ağıt yakmasına benzer şeyler de söylüyorsunuz!” diye ekleyecektir.

    Wormold’ın yarattığı kurgusal roman-içi roman karakterlerinin roman hayatındaki gerçek karşılıkları bu arada suikastlere kurban gitmeye başlar; Dr. Hasselbacher bunlardan birisidir. Daha başkaları da sırada vardır. Wormold farkında olmaksızın kalkıştığı bu tehlikeli oyunda ölüm listesine girenleri kurtarmaya kalkışırken durumu anlayan sekreteri Beatrice, artık bu hayalci adama gönlünü de kaptırmış olduğundan, ona yardım eder, olayların gidişatına engel olur.

    Ne ki roman kahramanı Wormold’ın casusluk adına yarattığı kurgusal karakterlerin gerçek olanları birer birer yok olmaya başlayınca bunun, “belirsiz” bir karşı casusluk şebekesine ait #HubertCarter tarafından yapıldığı ortaya çıkar. Sıra Carter’ın yok edilmesine gelmiştir. Bunu, o güne kadar sinek dahi öldürmemiş olan süpürgeci Wormold seve seve üstlenir ve müstakbel kayınpederiyle dama oynamak ısrarındaki polis şefini bir punduna getirip dama tahtası başında sarhoş eder, sızıp kalan polisin tabancasını alır, kaşla göz arasında Havana’daki klüplerden birisine gidip Carter’ı orada bulur, dışarıya çıkartır ve karanlık bir sokakta onu öldürür; geri dönüp tabancayı polis şefinin boş kemer kılıfına geri koyar. Kısa sürede olan biten anlaşılacak, diplomatik ayrıcalığa sahip olduğu görüşüyle Wolmord, kızı Milly ve sekreteri Beatrice sınırdışı edilecektir. Ne ki süpürgeci casus Wormold’ı Londra’da sorgulayacak bir komisyon da beklemektedir. Wormold kendine duyduğu büyük bir güven duygusu içinde oraya gider, tıs çıkmaz kimseden, zira olan bitende herkesin payı vardır. Sorgulama komisyonundaki herkesin bu işte bir hayali ve beklentisi vardır, herkes kendince suçlu ve kabahatlidir. Olan biteninin üstüne bir sünger çekilir ve alelacele Jakarta’ya hizmete gönderilen Beatrice’le birlikte Havana’daki adamımız ve kızı da yola çıkacak, orada yeni hayallere kalkışacaklardır. Romanın bu türden tatlı bir sonla bitişi, roman kahramanı Wormold’ın karakterine uygun bir sonuçtur.

    Ahlaklı Bir #AhlaksızKahraman

    Wormold, aslına bakılırsa, #passivus-edilgen bir adam olarak hayatı boyunca yaşamıştır. Karısı onu, kızını başına bırakarak terk etmiştir. İş hayatı iniş çıkışlarla doludur. Cinsel yaşamında deseniz, bedeni sadece sokak fahişelerine aittir. Evine ve hayatına, işine ve dostluklarına hiç sahip değildir. O kadar hayalperesttir ki günde sadece 5-6 saat elektriği bulunan o zamanki Havana’ya yerleşip, elektrik süpürgesi satışına kalkışmıştır. Bu pasifliğinden birgün kurtulacağını hep ümit ederek yaşamış olmalıdır; o günün geldiğini kavradığı sıra, kendisini birden MI6 gizli servisinin elinde ajan olarak bulmuştur. Şimdi sıra ona gelmiştir ve kendinde içe dönük bastırılmış ne kadar ezikliği varsa bunları kusacak gibi ardı ardına tirendâz işler çıkartır, kendinden söz ettirir, hem maaşı artar hem şöhreti… Uzun zamandan beri yaşadığı hayal âleminde hep bugünü beklemiştir. Zaten dostları da onun rüya içinde sırılsıklam kalmasını, hayallerinden başını kaldıramamasını hazetmektedir. Yakın dostu, Dr.Hasselbacher, “Daha çok rüya görmelisiniz Bay Wormold!” demektedir, “Zira yüzyılımızda gerçek yüzleşilecek bir şey değildir…” (Our Man in Havana, Penguin Classics, NY, 2005, p.16)

    Çevresinden aldığı bu onaylar Wormold’a yeter de artar; MI6 casusu olduktan sonra bütün hayalleriyle İngiliz casusluk örgütünü uzun zaman oyalayacak, onlara yalan dolan, ama hayallerinde gerçek olan şeyleri aktaracaktır. Bu anlamıyla Wormold, Nikolay Gogol’un Ölü Canlar’ındaki sahtekâr #Çiçikov’dan tamamen ayrılır; birçokları ikisini birbirine benzetse de…

    Çiçikov dolandırıcılığı hayat felsefesi olarak benimsemiştir, oysa Wormold üç kâğıt yaptığının farkında bile değildir, o sadece tatlı hayalleri peşindedir. Karakalemle resim kâğıdına bir atom bombası çizimi yapmış ve merkezdekilere “yutturmuştur”, hepsi budur…

    Bunu tezgâhlayan Wormold hayatında ilk kez başarının hazzını tadıp hayatı boyunca hiç ulaşamadığı bir seviyeye birden hayalleri sayesinde varmıştır. #Aldanan ve #aldatılan birbirine karışır. Bu türden bir saflığa olsa olsa, sadece Voltaire’in #Candide adlı saf kahramanı yahut #keloğlan tarzı masal karakterinde rast gelinebilir.

    Hizmet aşkıyla işine bağlanmak, romanın vatanı olan batıda pek yaygın bir temadır; püriten-protestan iş ahlakına uygun biçimde roman kahramanları işlerini doğru dürüst yaparlar. Ian Fleming’in 007 James Bond’u, mesela, işini layıkıyla yapan biridir; diğerleri de… Ama, Wolmord ahlaklı bir ahlaksızdır; işine hile karıştırır. Bu yönüyle ele alınırsa Wolmord, efendisi Senyor Don Quijote’yi aldatıp duran seyisi Sanco Panza’dan pek farklı sayılmamalı; Denis Diderot’un Kaderci Jacques adlı romanındaki efendisini kandıran hizmetkârdan ayrı tutulmamalıdır ve hatta o, İtalyan Boccacio’nun masallarındaki aldatmaya ve aldatılmaya hazır karakterlerin benzeridir. Graham Greene’nin romanda kurduğu denklem tamamıyle saflığa ve saflık içinde kurnazlığa ait bir salınımdır. Bu öylesine bir saflıktır ki aynı zamanda kurnazlık derecesinde dikkati gerektirir, bu saflık Pembe Panter adlı sinema dizisinin Peter Sellers tarafından canlandırılan Müfettiş Clouseau’nun acizâne hallerine uygundur, bu saflığa eşlik eden kurnazlığı ise talih ve kısmeti içinde ondan yana hizmet eder. Romancımız, uzun yılların kalem tecrübesiyle, okurunu satırlar arasında kurduğu bir salıncakta sallandırır, onu eğlendirir, ancak bir yandan da hayal ve gerçek arasındaki o ince çizgiyi kalın çekiç darbeleriyle belleklere yerleştirir.

    İnsan belleği hayal kurmadan işleyemez, Greene bunun farkındadır..

    Amerikan yazarı Henry Miller’ın dediği gibi, en gerçekçi sayılan gerçek anlatım, hayale dayananıdır.

    “Bazen düşünüyorum da” diyordu, “Amerika üzerine yazılan en iyi kitap, hayali olan ve bu ülkeyi hiç görmemiş olan birisinin yazdığıdır!” (H.Miller, The Air-Conditioned Nightmare, A New Direction Book, NY, 1945, p.51)

    Bay Wormold’ın hikâyesi ne iyinin ne de kötünün anlatımıdır, Wormold ne iyidir ne de kötü!

    O sadece artık masum kalamayacağı bir yerde kendini bulmuş ve o güne kadar sakladığı masumiyetini bozmuştur.

    Zaten hayatta hiç kimse tam olarak masum değildir.

     

    #filmseti #ÜçüncüAdam #romandansinemaya #uyarlama #film #OurManinHavana #casuslukedebiyatı #sankifilmiçinyazılmış #İngilizGizliServisi #casusyazar #elektriklisüpürgesatıcısı #süpürgecicasus #romaniçinderoman #hayalperest #tatlıhayallerinpeşinde

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
HAVANA’DAKİ ADAMIMIZ: JIM WORMOLD* Makale Y…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now