Hakkari Stelleri: HAKKARİ’NİN GİZEMLİ TAŞLARI
-
Hakkari Stelleri: HAKKARİ’NİN GİZEMLİ TAŞLARI
HAKKARİ’NİN GİZEMLİ TAŞLARI
Hakkari Stelleri/ Arkeoloji*1998 yılında #Hakkâri kent merkezinde, bir okul inşaatı sırasında tesadüfen 13 adet #dikilitaş (stel) bulundu. Boyları 81 cm- 330 cm arasında değişen bu steller üzerinde, cepheden çıplak bir #savaşçı ile ona ait silah ve eşyalar, daha küçük erkek ya da kadınlarla savaşçının kahramanlıklarına ilişkin sahneler ve yabani hayvanlar yeralıyordu.
Atalarının ruhlarını simgelemek ve onları anmak amaçlı yapıldıkları tahmin edilen Hakkari stelleri, kompozisyonları ve ayrıntılardaki kusursuz zenginlikleriyle diğer örneklerden farklıydılar. Bu durum, konuyla ilgili çalışma yapanlara, yaşamını çadırlarda sürdüren ve hayvancılıkla geçinen göçebelerden ziyade taş oyma ve işleme tekniklerini iyi bilen yetenekli sanatçılarla karşı karşıya olunduğunu düşündürttü.
Acaba bu taşlar hangi uygarlığın izlerini taşıyordu?
Üzerlerindeki sembolik şekiller tam olarak neleri ifade ediyordu?
Bu coğrafyadan hangi tarihte ne sebeple geçmiş insanlardan kalmışlardı?
Buna benzer soruların yanıtları hâlâ netlik kazanmış değil. Çeşitli varsayımlarla ya da başka ülkelerde (çoğunlukla Orta Asya’da) bulunmuş eserlerle benzerliklerine bakılarak çeşitli yorumlar yapıldı. Fakat bugün Hakkari taşları büyük ölçüde gizemlerini korumaya devam ediyor.
Hakkari: Bir “Terra Incognita”
….
“Ne yolun var ne suyun-
Yarlar arasından akan ve yaza doğru dağlardan eriyen karlarla birlikte
taşan #Zap’ını saymazsak.
Adın gibi garip bir kentsin #Hak.
Sende yaşayanlar
ne #tanrılar, ne insanlar
hiçbir iz bırakmamış gibidirler.
Ola ki tanrılar hiçbir zaman uğramadılar semtine
ama insanlar
yüzyıllar boyu gelip sende yerleşenler, kaçanlar korkanlar, yalçın kayalarında bir korunak bulup, çoraklığına, dayanılmaz iklimine karşın sende karar kılanlar, seni barınak bilenler, sende yerleşenler
niçin bir iz bırakmadılar arkalarında,
o kaçan, durmadan kaçan halklar
kovalanan ve kovalayanlar?
…..
(Hakkâri’de Bir Mevsim, Ferit Edgü)Hakkari, sadece Türkiye’nin değil, Yakındoğu’nun da neredeyse hiç araştırılmamış bölgelerinin başında geliyor. #Arkeolog Prof. Dr. Veli Sevin, stelleri anlattığı kitabında “arkeolojik açıdan Hakkari’yi bir terra incognita (meçhul ülke) olarak nitelemek hiç de yanlış sayılmaz” demektedir.
Bölgenin arkeolojik geçmişiyle ilgili ilk girişim talihsizlikle noktalanmış; Fransız Asya Araştırmaları Derneği adına Hakkari’yi incelemek için #Van’dan yola çıkan Friedrich Eduard Schulz (1799-1829) #Başkale yakınlarında öldürülmüştür. O tarihten 1998 yılına kadar bölgede başka arkeolojik çalışma yapılmamıştır.
1998’deki okul inşaatı sırasında iş makinelerinin tesadüfen üzeri ağır-yassı taşlarla örtülmüş bir mezara rastlamalarının ardından durum Valiliğe ve Van Müzesi Müdürlüğü’ne bildirilerek acil bir kurtarma kazısı düzenlenir. Buluntularıyla birlikte Tunç Çağları’nın sonu ile Demir Çağları’nın başlarında kullanılmış bir oda-mezar ortaya çıkarılır. Yöredeki bu ilk arkeolojik çalışma #VanMüzesi ile İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Tarih ve Araştırma Merkezi’nin ortaklığıyla yürütülür. Çalışma bittiğinde geçmişi karanlıkta kalmış bir kentin derinlerine doğru 3000 yıllık bir tünel açılmış gibidir…
Evin damını onarırken…..
Kısa süre sonra ise Mir Kalesi civarında yaşayan Hakkari’li bir ailenin kış hazırlıkları-tadilatları sırasında başka bir sürpriz ortaya çıkar. Evin damını onarmak için kullandıkları (Kale’nin eteklerinden akmış) toprak yığını içinden birtakım taşlar çıkmaya başlamıştır. Yine aynı kurumların katılımıyla ortak çalışma başlar. Taşların buraya niçin ve nasıl dikilmiş olduklarına dair soruların yanıtları bulunmaya çalışılır.
Taşlar günümüze ‘in situ’ durumda (özgün konumda) –ilk konumları bozulmadan- ulaşmışlardır. Bu durum #kutsallık ve saygıyla ilintili bilinçli bir koruma-saklamayı işaret edebilir. Belki de büyük ve beklenmedik bir heyelan sonucu birdenbire üzerleri örtülmüş, böylelikle gözlerden ırak kalarak günümüze ulaşmışlardır. Çalışmalar ne yazık ki bu soruları yanıtlamaya olanak sağlayacak kanaatlara varamamıştır.Çıplak savaşçıların sembolleri
Savaşçı beyleri tasvir ettiği tahmin edilen taşlar üzerindeki obje sembollerinin neleri ifade ettiğine dair yorumlar, Hakkari’yi çevreleyen yakın-geniş alanlardaki tarihi uygarlıklara ait bilgilerden yararlanılarak oluşturulmuştur. (Eski ticaret yolları, farklı uygarlıkların bireyleri ve sosyoekonomik durumlarına dair kalıntılar, uygarlıklar arası ticari ilişkiler vb…)
“Hakkari taşlarından ilk 11’i erkeklere, son 2’si olasılıkla kadınlara ilişkindir. Ana konu, cepheden verilen bir insan bedeninin üst kısmıdır. Bacaklar hiçbir zaman gösterilmemiştir. Yani – Ön Asya’dakinden tümüyle farklı olarak- daima frontalizmin katı yasaları egemendir. Taşların yapımında sanatçıların teknik kapasiteleri ve sitilistik gelişmeler dışında daima #ikonografik bir tasarım ve belirli bir program sözkonusudur. Bu tasarım ve programlamaya uygun bir şekilde iki büyük kümeye ayrılırlar: İki eliyle kap (tulum) tutan silahlı erkekler ve silahsız kadınlar.”
Erkek betimleri içeren taşlarda ortak özellik; genç, güçlü ve çıplak bir bedendir…. Taşlardaki farklı yüz yapıları (oval, uzun, yuvarlak, köşeli) idealizasyondan çok, gerçekçi bir kaygının varlığına işaret eder…“Toplumların elit kesimini oluşturan önder kahramanların cinsel güçle bağlantılı çıplaklık ve iktidar anlayışı, Kuzey Karadeniz bozkırları ile Transkafkasya’da köklü ve uzun ömürlü bir gelenek görünümündedir. Bu durum Hakkari stellerini yaptıran iradenin Ön Asya’dakilerden oldukça farklı bir dünya görüşü ve yaşam felsefesine sahip olduğunu ifade eder.”
Belki de maden sevkiyatı yapan beyler….
“Hakkari ve Yüksekova maden bakımından zengin bir yöredir. Burada özellikle önemli arsenik yatakları bulunmaktadır. #Suriye ve #Mezopotamya gibi maden yönünden yoksul bölgelerin çok eski çağlardan beri kuzeylerindeki yüksek yayladan hammadde sağladıkları bilinmektedir. Örneğin yatakları #UrmiyeGölü’nün güneyinde ve Hakkari yöresinde bulunan ve genellikle arsenikle eşitlenen #auriopigment boyaların kozmetik yapımında kullanılmak üzere #KraliçeHaçepsut (ölümü M.Ö. 1458) zamanından beri #Mısır’a gönderildiği saptanmıştır. Bu durumda taşlarda resmedilen savaşçıların Suriye, Mezopotamya ve hatta Mısır’a yapılan maden sevkiyatını denetiminde bulunduran beyler olabilecekleri düşünülebilir.”
Kuzeyle güney arasında bir köprü
Hakkari beyleri, Güney Hazar yöresine özgü hançerleri ve Kuzey Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Orta Anadolu’ya özgü baltalarıyla kuzey ve güneydeki bölgeler arasında bir köprü kurmuş gibi görünürler. Steller hakkında çalışmalar yapan arkeologlar ve bilim insanları bu stellerin bulunduklarındaki yerlerine, mezar taşı ya da ölü- ata kültü ile ilgili birer anıt olarak dikildiklerini düşünmektedirler. Onlara göre, hemen hemen tümü ortak özellikler paylaşan, aynı türde silahlar kullanan, aynı pozu takınmış figürlerin kutsal alana dikilmiş birer tanrıyı ifade ediyor olması mümkün görünmemektedir. Burası tanrısal değil, fakat kutsallaşmış kahraman savaşçı ataların kültüyle ilgili bir kutsal alandır.
Sonuç olarak, bu stellerin gizemini çözebilmek için bölgede ve civarında daha çok arkeolojik çalışma yapılması gerekiyor. Ki bizden binlerce yıl önce bu topraklardan geçmiş insanlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olalım…
Kaynakça:
Fotoğraflar: Bahriye Kabadayı Dal
Hakkari Taşları Çıplak Savaşçıların Gizemi, Veli Sevin (YKY, 2005)
Cogito/ Arkeoloji: Bir Bilimin Katmanları (YKY, Sayı 28, Yaz 2001)
Hakkari Suretleri, İhsan Çölemerikli (Lis, 2006)
O/ Hakkari’de Bir Mevsim, Ferit Edgü (YKY, 2002)
#arkeoloji #terraincognita #hakkaristelleri #hakkariningizemlitaşları #velisevin #gizemlitaşlar #HakkarideBirMevsim #FeritEdgü #meçhulülke #FriedrichEduardSchulz #MirKalesi #insitu #eskiticaretyolları #silahlıerkekler #madensevkiyatı #HakkariBeyleri

Sorry, there were no replies found.