Göz doktoru: KÖRLÜK (Ensaio sobre a cegueira), Jose Saramago

  • Göz doktoru: KÖRLÜK (Ensaio sobre a cegueira), Jose Saramago

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:48

    KÖRLÜK (Ensaio sobre a cegueira), Jose Saramago*

    Makale Yazarı: Serdar Koç

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2016) 26. sayıda yayımlanmıştır.

    İnsanlar iktidar ilişkilerinin içine doğar. Belirli bir toplumsal yapının ve üretim ilişkilerinin belirlediği insan olma hali, kişinin o sosyal dokudaki sınıfsal, ekonomik, politik, kültürel, sosyolojik, vb. konumlanışına göre, hem bir taraftan doğuştan aldığı genetik özellikleri ve yetenekleri gibi birincil (kişisel; içsel) ve hem de diğer yandan, aldığı eğitim ve cümlenin girişinde de kısmen ifade edilen çok farklı ikincil (çevresel; dışsal) etkenlerin bileşkesinde bir kişilik (#üstkimlik) geliştirir. Bazen zalimden yana, bencil, çıkarcı, faşizan bir kişiliğe doğru yol alırken bazen de mazlumdan yana, paylaşımcı, özverili, toplumcu bir kişiliğe doğru evrilir.

    Körlük romanında, her birinin toplumda belirli bir yeri, kimliği, konumlanışı olan insanların, #körlük metaforu üzerinden bir anda mevkilerini kaybederek ve aynılaşarak yeniden ilişkilenmesi ve bu süreçte oluşan yeni insanlık halleri ele alınmaktadır. Geri planda söz konusu olansa, toplumsal, siyasal körlüktür. #Cehalet de bir çeşit körlüktür, bilgi körlüğü…

    #Toplumsalkörlük, her çağda, çağının ilerisindeki insanların, başını çağdaşlarıyla belaya sokmuştur. Denis #Diderot’un dediği gibi, “Cehalet devirlerinde hakikate erişmek bahtsızlığına ve sonra da bunu kör çağdaşlarına anlatmak ihtiyatsızlığına sahip olmuş olanların maceralarını ve katlandıkları işkenceleri…” unutmamak gerekir. (#AdnanCemgil çevirisi, Körler Üzerine Mektup)

    Tabi bu arada insanlar öncesiz (#apriori) değil. Burada bambaşka ve olağanüstü, gerçek ötesi, metafizik bir kavram işin içine girer. #Aşk. Göz doktorunun karısı #eşkahraman olarak romana dahil olur. Hemen belirtmeden geçemeyeceğim bir güzellik de, yazarın zekice bir eşlenik örgüsü, bu distopik romanda ilk kör olanın bulaşığı roman kahramanının bir göz hekimi olmasıdır. Konu körlük olunca, körlüğün ve göz hekiminin birlikte kurgulanması ve ana karakter olarak göz hekiminin karısının öne çıkartılması ve romanın gören gözü olması, yazarın bilinçli tercihleri.

    İyilikle kötülük bir aradadır. İnsan, hem inanılmaz derecede bir #iyilikbahçesi, insanlık şöleni haline gelebilecekken, aynı insan, insanın hayal bile edemeyeceği, biz fanilerin akıl sır erdiremeyeceği bir #kötülükler tarikatına da dönüşebilir.

    İnsan baş döndürücü bir hızla deneysel ve mevzi bilgiyi çoğaltırken, yine aynı baş döndürücü hızla bilgelikten uzaklaşmakta ve körleşmektedir de. İşin daha da kötüsü bu körlük hali bulaşıcıdır. Bütün kötü şeyler gibi.

    Bu #görmeme hali, bir süre sonra bir başka görme biçimine, bir başka gerçeklik düzlemine dönüşebilir. Her şey gibi görmek edimi de görecelidir. Herkes körse körlüğün de bir anlamı kalmaz. Şu anda sahip olduğumuz görme bilgisi de olmayacaktır çünkü. Bir başka duyu veya duyular görmenin yerini alır.

    Yevgeni #Zamyatin’in Biz romanı gibi Saramago’nun Körlük romanında da kişilerin adları yoktur. Olaylar bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir kentinde geçer.

    Kapitalizmin insana ve insan aklına aykırı yapısı ve insanın sisteme kurban edilişi ustaca eleştirilir. Bu beyaz körlük aslında insanlığın ortak derdi (hastalığı) olan #siyasibilinçsizlik halidir. Siyasal körlükle muzdarip olanın düşleri de kördür çoğu zaman. “Kör adam o gece, düşünde kör olduğunu gördü.”

    Saramago, İnsan doğası hakkında kuşkucudur. “Önüne çıkan fırsatların, insanı ille de hırsız yapmadığı doğru olsa bile, hırsız olmasına çanak tuttuğu da göz ardı edilemez.”

    #CarlosFuentes’in ünlü nehir romanı #TerraNostra’nın (Bizim Toprak) giriş bölümündeki yağlı, puslu bir sisle örtülü, kimsenin kimseyi görmediği, herkesin el yordamıyla Paris sokaklarında yürüdüğü, masalsı anlatımı ile Körlük romanının son bölümleri birbirini andırmaktadır.

    Her ne kadar romanda, körlüğün #salgınhastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hâkim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesi anlatılıyor olsa da, hiçbir ahlaki çöküntü kapitalizmin bizatihi ürettiği kendine içkin ahlaksızlığından daha ahlaksız olamaz.

    Yazarın bu tecrit ortamında gelişen kötülüklere dair kurgulamaları, dışarıdaki kötülüklerin yanında çocuk oyuncağı sayılır.

    Bir yandan gezegenimize egemen olan kapitalist-emperyalist sistemin, insana ve doğaya düşman karakteri, diğer yandan da insanların bu duruma karşı giderek yoğunlaşan siyasi körlüğü, gezegenimizi deliler evine çevirmektedir. Zaten romanın yarıdan çoğunda da mekân olarak terk edilmiş eski bir deliler evi kullanılmaktadır. Son derece bilinçli bir mekân seçimidir bu. #Delilerevi konuya uygun bir eğretilemedir.

    Romanın dili, özellikle tümce oluşturma biçimi farklı ve romanın içeriğine de uygun biçimde kaotiktir. Yani asıl olarak dilin kullanımıdır #kaotik olan. Bir bakıma #KörBaykuş’a benzetebiliriz.

    İranlı büyük yazar #SadıkHidayet’in ünlü romanına adını veren, gölge kahramanı Kör Baykuş’la diyalogları ve kaotik anlatımının, kör görüyle anlaşılması, zihinde canlandırılması zor. Gölgeyi, tıpkı yansıma ve ayna gerçekliği gibi kör görüyle anlamak oldukça zor olmalı.

    1995 yılında Portekizce olarak yayınlanan romanın, 2008’de #FernandoMeirelles tarafından filmi de yapılmıştır. Bu romanın devamı olan #Görmek romanını da yazar 2004 yılında yayınlamıştır.

    Körlük romanı, görme duyusunun insanlığın ve insan uygarlığının oluşumunda ne kadar önemli olduğunu da irdeliyor aslında.

    Birden bire kör olmuş ve o güne kadar alışmış oldukları sosyal dokudan adeta sökülüp koparılmış olan “huyu suyu, kökeni ve karakteri birbirinden çok farklı” 250 insanın yeni bir yaşam ortamında ilişkilenmesi, örgütlenmesi çok çetrefil bir mesele olmalı. Bir nevi günümüz mültecilerinin durumuna benziyor. Ülkeleri bir anda savaş tuzağına düşmüş ve her şeylerini kaybetmiş insanların büyük kafileler halinde kendilerini yabancısı oldukları bir başka ülkede yapayalnız ve çaresiz bir durumda bulmaları gibi.

    Çok kısa özet:

    Bir kentte körlük salgını başlar. Başlangıçta kör olanları karantinaya alarak salgını önlemeye çalışırlar. Ama bir faydası olmaz. Salgın dalgalar halinde hızla yayılır. Tüm kent, tüm ülke kördür artık. Kentlerin tüm alt yapıları iptal olmuştur. Elektrik, su, kanalizasyon vb. her şey devre dışıdır. İnsana dair var olan tüm sosyal, siyasal, ekonomik, sosyolojik doku çökmüştür. Her yan pislik içindedir. İnsanlar ilkel sürüler halinde hayvanlar gibi yaşamaktadır. Bir farkla ki, kediler, köpekler onları görmekte onlarsa görememektedir.

    Romanın ilk ve uzunca bir bölümü, salgının başlangıcında, o sırada boş olan eski bir akıl hastanesinde karantinaya alınan 250 civarındaki insanın ilişkileri ve hayatta kalma çabalarını anlatır.

    İkinci yarısında ise artık herkesin kör olduğu koşullardaki yaşantı anlatılır. Körlük metaforu üzerinden ustaca kurgulanmış bir roman ekseninde farklı felsefi ve siyasi konular ele alınır, bilgece tartışılır. Söz konusu, bütün kötülüklerin anası olan toplumsal siyasal körlüktür. İnsanlık çürüyüp yok olmaktadır…

    Tüm devlet aygıtının çökmesi, sol düşüncenin devletsiz toplum ütopyası için bulunmaz bir fırsat olmalı ama kazın ayağı öyle değil. Bu durum bir körlük salgınıyla gerçekleştiği için kamusal alan ve sosyal doku da çöküyor ve ortaya çıkan felaket ve çürüme süreci adeta bir distopyaya dönüşüyor.

    Bu noktadan itibaren, klasik bir “mutlu son” çabasıyla veya artık yazarın romandan yorulduğu izlenimi veren, son birkaç sayfada alelacele romanı bitirmek yerine, ikinci bölüme başlayabilirdi.

    Örneğin, kamusal alanı yeniden örgütlemenin ve üretim ilişkilerini devletsiz olarak yeniden başlatmanın yolları araştırılabilir ve buradan yeni ve bambaşka bir ütopya geliştirilebilirdi. Bu aynı zamanda bir başka biçimde, insanın yeniden evrimi olanağıdır da.

    Bildiğimiz görme biçimi unutulabilirse, körlük bir başka görme biçimi olarak yeni akıllı insanın evriminin merkezine oturtularak buradan çok uzun bir yeni sosyal evrimleşme şekli araştırılabilir.

    Körlük hali süreğen bir hal aldığında, insan soyu varlığını ne kadar sürdürür, mevcut insanlık bilgisinin ve teknolojisinin ne kadarını koruyup geleceğe aktarabilir bilemeyiz. Beyaz körlüğün, anadan doğma kör olan gelecek kuşakları kendi gerçeklik evrenini oluştururken, kulaktan duyma geçmiş insanlık bilgisi giderek uzak bir masal dünyasına dönüşecektir…

    Gezegenimizi örten kapitalist-emperyalist #membran (zar), nefes almamızı engelliyor; insanlığı boğuyor. Zar yırtılıyor da; devrimci mücadelelerle; zaman zaman…

    Zaman zaman bu kirli membranın yırtıldığı yerlerde küçük pencereler aralanıyor. Bir parça soluklanma fırsatı oluyor insanlık için; bir şans, imkân…

    Masallardaki, insan eti yiyerek beslenen o canavara benziyor #kapitalizm; bir farkla ki, yedikçe büyüyen, büyüdükçe daha çok insan eti yiyen büyük canavar; büyük şeytan; tek tek küçük şeytanların toplamı; bu günlerde kelle kesen yaratıklar ise o büyük şeytanın parmak uçlarındaki kanlı tırnakları olsa gerek, karanlığın ucubeleri. Taşeron.

    Ve büyük çukur;
    Ama insan aklı, iğneyle kuyu kazarak, sabırla, meşakkatle, o devin ayakları altına, büyük çukuru kazacak, eninde sonunda olacak bu. İnsan aklına, kolektif akla inanıyorum. Adına devrim diyeceğiz, büyük dünya devrimi. Şarkılarla, danslarla kutlayacağız, büyük insanlık neşesinin etrafında toplanacağız bir gün. Seziyorum.

    Yani Körlük açık uçlu bir roman, #nehirroman olmaya yatkın. Yeni, genç ve yetenekli bir romancı veya romancılar tarafından, bu roman, kaldığı yerden sürdürülebilir. Bence…

    Görmek romanının Körlük romanının devamı olduğu söylenir ama benim ifade etmeye çalıştığım devam romanından başka bir anlamda, burada toplumsal körlüğün yerini toplumsal iyi görü almıştır. Yani simetrik (bakışık) bir devam, başka bir konu söz konusudur.

    Benim devam romanı önerim ise Körlük’ün kaldığı yerdendir. Felsefi, düşünsel bir devam arayışıdır, konu buna oldukça yatkın. Romanın başka bir biçimde ilerlemesi için örneğin şöyle bir kuramsal zemin oluşturulabilir:

    Körler dokunma merkezli ayrı bir dil geliştirirler ve başka bir iletişim biçimi oluştururlar. Apayrı bir gramer ve sözlük kurarlar. Görme dışındaki tüm duyularını olabildiğince geliştirirler. Başka bir uygarlığa yönelirler. Sonraki nesillerde renklerin hatıraları silinmiştir artık. Uzak masallar olarak sürebilir.

    Dokunma duyusu ve diğer duyular giderek mükemmelleşmiştir. Hayal güçleri inanılmaz gelişmiştir. Onlar artık derileriyle görüyorlardır. Ruhları parmaklarının ucundadır. Tenleriyle tinleri aynılaşmıştır. Anadan doğma körler nesli giderek evrimleşiyordur. Örneğin, uzun kolları olanlar hayatta kalmayı başarıyordur. Uzaklara dokunarak görebilirler.

    Unutmayalım ki bugünün körlerinin algı ve düşünce dünyası gören insanların gerçeklik kurgusu ve anlayışı üzerindendir. Özgün değildir.

    Yine bu geçiş devrinin başlangıcında şöyle bir dönem de olabilir. Her şey ama her şey, tüm ilişkiler, tüm sosyal doku alabildiğine çürür. Yoğun bir çürüme dönemi geçirirler önce. #Çürüme metaforu sonuna kadar sürdürülebilir. Delirmeye değin.

    #Delirme özgürlüğünü kullanabilirler örneğin. Deliliğin özgürlüğünden geçerek yeniden ve bir başka akla ulaşabilirler, yeni deneyimlere…

    Gerçekliği yeniden kurgulayıp şekillendirirler. Çok kuvvetli bir iç duyu geliştirirler. Atalarının uzak hatıratına göre daha soyut bir gerçeklik evreni yaratırlar. Böylece roman, distopyadan ütopyaya evrilmiş olur.

    Görme aracılığıyla geliştirilen işaret dili, harfler, alfabeler, yazı, okuma ve bunun üzerine kurulu tüm uygarlık kurumları ve teknolojisi çökmüştür ve iptal olmuştur artık. İşitme, tatma, koklama ve özellikle de dokunma duyusu üzerinden başka bir (karşı) dil ve (karşı) uygarlık gelişmektedir. Vb. vb. vb…

    Her ne kadar kitabın başında; “Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, gözle. Nasihatler Kitabı” diyorsa da; bu bir #bilgeliklerkitabı aslında. O yüzden bilgelik kaldığı yerden sürmeli. Yeni romancıların elinde…

    Tabi bütün bunları kurgularken de, nihayetinde insanın basit ve sınırlı bir biyolojik aygıt olduğunu unutmamak gerekir. Her ne kadar, mikro kozmosun dipsiz uçurumlarından, makro kozmosun aşılmaz duvarlarına ve girdaplarına değin at koştursa ve kafa patlatsa da, insan denen tuhaf mahlûkun, yine de sidik torbasını zapt edebilmek ve götünü büzebilmek için çırpınan aciz bir varlık olduğunu, roman yeterince hatırlatmaktadır bize zaten…

    Örneğin, bir başka olasılık da; her salgında olduğu gibi bu körlük salgınında da türün birkaç dirençli bireyi paçayı kurtarır ve görür kalır ve yeni dönemin tanrıları olurlar. Hele de, beyaz körlüğün anadan doğma yeni nesillerinin…

    Mevcut bilgi birikimini ve teknolojik olanakları, bilgileri ve niyetleri doğrultusunda kullanarak yepyeni bir toplumsal örgütlenme geliştirebilirler. Daha mı iyi olur bilemeyiz. Yazarına bağlı…

    Daha düne kadar insanlık, beş duyunun ötesine kördü. Ağaçlar tüm diğer canlı türlerinden daha iyi görür. Gezegenimizdeki canlılar kendi görme aralığının dışındakileri göremezler. Herkes bildiğini okur, bildiği kadarını görür, ötesine kördür.

    Her ne kadar bu roman filme alınmış olsa da iç konuşmaların bu kadar çok olduğu böylesi bir kitabı filme çekmek çok zor olsa gerek. Kaldı ki, romanın dili, anlatımdaki incelikler, düşünce parıltıları, filozofik sözler vb. filmin çok ötesinde ve çok daha güçlü.

    Fernando Meirelles tarafından sinemaya uyarlanan, film versiyonunu başarılı bulmadığımı ifade etmek isterim. Romanın felsefi ve düşünsel derinliğinin uzağında kalmış. Romanı kısmen özetleyerek ve olayları ardı ardına dizerek düz bir anlatısını ve basit bir görüntüsünü oluşturmuş. Romanın ruhu yok olmuş. Romandaki iç konuşmalar ve bilgelik parıltıları filme yansıtılamamış, ondaki entelektüel tadı veremiyor.

    Roman okurları için filmi izlememiş olmak bir kayıp değil bence. Bırakın kitabın tadı dimağınızda kalsın. Muhayyilenizde…

    Filmde, sinema açısından bir yenilik, bir yaratıcılık var mı bilemiyorum ama romana bir katkı da göremedim. Ama şöyle de düşünebiliriz; romanı okumuş olan birisi, daha ilerde, şöyle kabaca, tekrar konuyu hatırlamak isterse, filmi izleyebilir de. O’na karışmam.

    Tabi bir yandan da filmin, romanın anlatı derinliğine ulaşması beklenemezdi. Bunu da gözden kaçırmamak lazım. Hariçten gazel okumak kolay…

    Usta ellerde, sinema bir başka devrim…

    KAYNAK:
    Körlük, Jose Saramago, Çeviri: Aykut Derman, Can Yayınları, 368 sayfa.

     

    KAYNAK:
    Körlük, Jose Saramago, Çeviri: Aykut Derman, Can Yayınları, 368 sayfa.

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
KÖRLÜK (Ensaio sobre a cegueira), Jose Saramago* …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now