Giovanni Drogo: Hayatı Beklemek
-
Giovanni Drogo: Hayatı Beklemek
Hayatı Beklemek*
Makale Yazarı: Yavuz Angınbaş
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI dergisinin Temmuz/Eylül 2012 tarihli 11. sayısında yayımlanmıştır.
20. yüzyılın düşünürlerinin zihnini meşgul eden en önemli sorunlardan biri yaşadığı çevreyi büyük ölçüde idaresi altına almış ve her alanda büyük ilerlemeler kaydetmiş olan insanoğlunun içine düştüğü huzursuzluk ve varlığının anlamsızlığı karşısında duyduğu sıkıntıdır. Dostoyevski’den Jung’a kadar pek çok düşünür ve edebiyatçının üstünde fikir yürüttüğü bu sorun Dino Buzzati’nin 1940’ta yayımlanan romanı “Tatar Çölü”nde ele alınır. Buzzati, hiçbir şeyin olmadığı ve kimsenin geçmediği bir çölün kenarında, görkemli dağların tepesinde bir sınır kalesinde kurduğu hikâyesinde amaçsızca yaşadıkları hayatlarına bir anlam verecek mucizevi bir olayın gerçekleşmesini bekleyen askerlerin hikâyesini anlatır.
“Tatar Çölü”nün başkahramanı Giovanni Drogo akademiden yeni mezun olmuş bir teğmendir. Tayin edildiği ilk görev yeri ise çok uzun yıllardır hiçbir hareket görülmeyen “Tatar Çölü” sınırındaki Bastiani Kalesi’dir. Drogo, uğruna ilk gençlik yıllarını yoğun bir disiplin altında, özgürlüğünden mahrum harcadığı kariyerine başladığı gün bile âdeta ileride yaşayacaklarını bilirmişçesine mutsuz ve endişelidir. Kaleye ilerlerken tanıştığı Yüzbaşı Ortiz’in kalenin aslında önem teşkil eden bir görevi olmadığını ve artık buraya tayin edilmenin bir değerinin kalmadığını anlatması üzerine iyice karamsarlığa kapılan Drogo, daha kaleye girmeden şehre ve alıştığı hayata geri dönmek ister. Fakat büyük özverilerle gençlik yıllarını harcayarak edindiği kariyerini daha başlarken riske atmak istemediği için kalede dört ay kalmayı kabul eder. Yavaş yavaş göz alabildiğine uzanan boş çölün büyüsüne kapılan Drogo için ömür boyu sürecek bekleyiş başlamıştır.
Drogo ile beraber biz okuyucular da kaleyi ve görevli askerleri tanımaya başlarız. Drogo daha ilk nöbetinde yapmakta oldukları görevin anlamsızlığının farkına varmıştır ve başçavuş Tronk’un bu göreve olan bağlılığı karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Tronk yirmi iki yıldır bu kalededir ve izin günlerinde bile görev yerini bırakmaz. Yirmi iki yıldır sınırda hiçbir olay görmemiş olmasına rağmen Drogo ile nöbet sistemi ve parolaların güvenliği üzerine hararetli bir tartışmaya girmekten kaçınmaz. Drogo, Tronk’un artık Bastiani Kalesi dışında da bir hayat olabileceğini aklına bile getiremediğini anlamıştır.
“Tronk’un diğer insanlara ilişkin hiçbir şey anımsamadığını ve onun için kale ve onun iğrenç yönetmelikleri dışında hiçbir şeyin mevcut olmadığını anlamak için yüzüne bakmak yeterliydi. Tronk genç kızların seslerindeki tatlı tınıyı, bahçelerin, ırmakların ve kale çevresindeki sıska ve seyrek çalılıklar dışındaki ağaçların neye benzediğini unutmuştu”
Tronk askerî şekilciliğe o kadar önem vermektedir ki kalede görevli olduğunu çok iyi bildiği Lazzari’nin sadece parolayı bilmediği için sınır ihlali yapan bir yabancı gibi o sırada nöbette olan arkadaşı “Arap” tarafından vurulup öldürülmesine göz yumar. Lazzari’nin ölümü Tronk’u üzmüş ve rahatsız etmiştir. Hatta Binbaşı Matti’nin Lazzari’nin ölümünden çok “Arap”ın nişancılığına önem vermesi Tronk’u sinirlendirmiştir.
“Evet, evet diye düşünür. Yüksek sesle söylesene, memnunsun değil mi? Lazzari’nin ölmesi sana vız gelir, değil mi? Arap’ını tebrik et, ona övgüler yağdır.”
Kaledekilere belli etmeden müzik ile ilgilenen Tronk duygusuz ve acımasız biri değildir. Fakat artık kendi hislerinden ve kişiliğinden askerî kurallar uğruna o kadar çok uzaklaşmıştır ki Lazzari’nin ölümüne engel olamaz.
Tronk ve diğer subay ve astsubayları bu manasız ve kendi ruhlarına ters düşen hayatı sürdürmeye ikna eden düşünce ileride bir gün Tatar Çölü’nden gelebilecek bir saldırının hayatlarına bir anlam ve değer katacak olmasıdır. Tüm bu manasız kurallar, anlamsız şekilcilik ve âdeta tecrit içerisinde geçirilen ömürler ancak düşmanla karşılaşılması durumunda bir anlam kazanacaktır. Bastiani Kalesi’nden ayrılmayan tüm subaylar birer kahraman olma şansı yakalayabilecekleri bu mucizevî anı beklemektedirler. Bu yüzden düşman saldırısına dair en ufak bir olasılık özellikle nispeten genç olan subayları heyecanlandırmaktadır. Sınırın öte tarafından yaklaşan yabancılar tüm kaleyi birden canlandırmaya yetmiştir. Herkes birer kahraman haline gelecekleri o zafer anına hazırlanmakta ve kale komutanı Albay Filimore’un cesaretlendirici konuşmasını beklemektedir. Filimore ise diğerlerinin anlayamadığı bir tereddüt içerisinde savaşmaya hazır askerlerinin karşısında konuşmaktan ve onları cesaretlendirmekten çekinmektedir. Bunun sebebi yaşlı Albay’ın artık boş yere ümitlenmekten yorulmuş olmasıdır. O artık tüm hayatını harcadığı bu amacın gerçekliğine bile inanamamaktadır. Gerçekten de karşı taraftan yaklaşanlar sınırın belirlenmesi için gelen, herhangi bir saldırı amacı taşımayan komşu ülke birlikleridir.
“Albay Filimore bunu, ta en başından beri hissetmişti. Onların düşman olamayacağını biliyordu. Kendisi zafere koşulu değildi, çok uzun süre yanılsamalarla yaşamıştı. Mademki ta en başından sonucun böyle olacağını hissetmişti, neden aldatılmayı kabullenmişti ki?”
Drogo ise diğerlerinin içine düştüğü bu durumu anladığına ve aynı hataya düşmeyeceğine, dört ayı doldurduktan sonra kaleden ayrılacağına inanır. Buna bağlı olarak romanın ilk bölümü boyunca #Drogo kalede yaşanan hayatın aslında ne kadar anlamsız olduğunu gözlemlemektedir. Fakat dört ayını doldurup sağlık sorunlarını bahane ederek şehirde bir göreve tayin edilme şansını elde edince bu fırsatı kullanmayıp kalede kalmayı tercih eder. Onu bu karara iten hem Kuzey Çölü’nün vaat ettiği zafer anı hem de artık uyuşturucu etkisinin altında kalmaya başladığı monoton kale hayatıdır. Drogo, insanı düşünme yükünden kurtaran, alışkanlığa dönüşen tekdüze kale hayatına kendini bırakır. O da diğerleri gibi daha genç olduğuna, önündeki uzun sürede hayatın ona olağanüstü olaylar sunacağına inanmaya başlamıştır.
“Tatar Çölü”nün ikinci bölümünde kendini Bastiani Kalesi’nin akışına bırakmış olan Drogo’yu geri çeker Buzzati. O artık hikâyenin başkahramanı değil, diğer subaylar gibi manasız bir hayatın peşinden giden figüranlardan biridir. Sınırın karşı tarafından gelen birliklerin herhangi bir saldırı amacı taşımadıklarının anlaşılması ile başlayan bu bölümde Buzzati Teğmen Angustina’nın hikâyesini anlatmaya başlar bize. Angustina içine kapanık ve hüzünlü tavırları ile diğer subaylardan ayrılır. O, bir savaşın ve zafer anının hayatına mana katmayacağının farkındadır. Buna rağmen kaleden ayrılmayı reddeder çünkü Angustina için şehirde yaşayacağı hayatın da anlamlı bir yönü yoktur. Hayatın anlamsızlığı karşısında beklemeyi reddeden Angustina, sınır hatlarının belirlenmesi için çıkılan bir görevde bilerek dayanıksız vücudunu dağ rüzgârlarına bırakarak intihar eder.
Angustina’nın ölmeden önceki son sözleri belki de kaledeki herkesin beklentilerini anlatmaktadır; “Yarın inşallah”. Fakat Angustina giderek daha da monotonlaşan ve anlamını yitirmeye başlayan “yarın”ı yaşamadan hayatı terk etmeyi tercih etmiştir. Angustina’nın ölümünden sonra tekrar hikâyenin başkahramanı hâline gelir Drogo. Bu son bölümde Buzzati yılların geçişini daha da hızlandırarak Drogo’nun yaşadığı hayatı bize hissettirmektedir.
“İnsan şöyle bir çevresine bakana kadar akşam oluyor, güneş ufukta kayboluyor, derken öbür taraftan yeniden belirerek karla kaplı dünyayı aydınlatıyordu.”
Artık Bastiani Kalesi’nde yıllarını geçirmiş olan Drogo beklediği savaşa, zafer anına dair umutlarını yitirmeye başlamıştır. Fakat doğduğu ve büyüdüğü şehri ziyaretinde artık eski arkadaşları ve gençlik yıllarının aşkı Maria ile yabancılaştığını, hatta çok sevdiği annesi ile ilişkisinin eskisi gibi olmadığını, aralarındaki bağın artık var olmadığını anlar. Hem kendisi hem de eskiden tanıdığı insanlar artık değişmiştir. Drogo için şehre geri dönmek artık istese bile mümkün değildir. Bastiani Kalesi’nde görevli asker sayısının azaltılacağını, bunu bilen arkadaşlarının tayin sırasında öne geçmek için kendisine haber vermediklerini öğrendiğinde bile fazla üzülmez Drogo. İçin için kaleye ve eski alışkanlıklarına döneceği için memnundur. Hatta boşa geçen yıllara ve yanılsamalara rağmen ileride gerçekleşecek olağanüstü olayları beklemeye devam etmektedir. Gerçekten de kaleden ayrılışların bitişinden sonra çölde bir hareketlilik gözler Drogo ve yeni gelen Teğmen Simeoni. Sınırın öte tarafında kaleye doğru ilerleyen bir yol yapılıyordu. Bu yolun tamamlanması beklentisi ile on beş yıl daha geçirecektir Drogo.
Drogo artık iyice yaşlanmış ve gençlik hayallerini gerçekleştirmesi için bir fırsatı kalmadığını anlamıştır. Sınırın öte tarafındaki yol tamamlanmış fakat kimse bu yolu kullanmamıştır. Kaleden ilk tanıştığı subay olan Ortiz’in emekli olduğu gün artık çok yakın iki dost olmuş olan iki adam hayatlarını boş yere bekleyerek geçirdiklerini birbirlerine itiraf ederler. “
İlk buraya gelip de dehşete kapıldığında. Hiç kalmak istemiyordun, anımsıyor musun? “Çok zaman geçti…” diyebildi sadece Drogo, boğazında tuhaf bir yumru oluşmuştu sanki. Ortiz bir şeyler daha söyledi, sonra birkaç dakika daldıktan sonra: “Kim bilir?” dedi. “ Belki de savaş olsa, bir işe yarayabilirdim. Yararlılık gösterebilirdim. Savaşta olsaydık; ama bunun dışında, görüldüğü gibi, beş para etmem…”
Ortiz’in ayrılmasından sonra bir karaciğer hastalığına yakalanan Drogo yeni kale komutanı Simeoni’nin ısrarlarına rağmen izne çıkmayı, kaleyi terk etmeyi reddeder. Artık önünde çok az zamanının kalmış olduğunu bilmesine rağmen, hayatının en güzel yıllarını bekleyerek geçirdiği o zafer anının hâlâ gelebileceğini düşünmektedir. Gerçekten de Drogo hasta yatağında ölmeyi beklerken mucizevî bir şekilde yıllar önce yapılan yoldan düşman birlikleri yaklaşmaya başlar. Bir ömür boyu süren bekleyiş artık bitmiş ve Drogo hayatına bir anlam verme şansı kazanmıştır. Fakat tam da bekleyişinin karşılığını alacağı sırada Simeoni hastalığını bahane ederek onu kaleden yollar. Drogo hayatının son fırsatını da kaçırmıştır. Artık Drogo’nun vereceği tek mücadele hiçbir canlının kaçamadığı ölüm iledir. Drogo ölüm anını bir ömür boyu beklediği mücadele ve zafer anı olarak görmektedir. En azından ölürken bu hazzı tatmak isteyen yaşlı subay yolda konaklamak için durduğu bir han odasında tek başına son nefesini verir.
Çalıştığı gazetede geçirdiği tekdüze ve sonu gelmeyecek gibi gözüken günlerden esinlenerek yazdığı “Tatar Çölü”nde Buzzati hayatlarına bir anlam vereceğini düşündükleri, aslında insanı kendine en çok yabanlaştıran şey olan savaşı beklerken ömürlerini anlamsızlık içinde geçiren askerleri anlatır. Bu aslında biz sıradan insanlara bir uyarıdır. Kendi ruhlarını takip etmeyip beklemeyi tercih edenlere zamanın sunacağı tek şey, hiç yaşayamadan ölmek ve yok olmaktır.
Sorry, there were no replies found.
