Gelenekle Modernlik Arasında Kalmış Bir Aşkın Kadın Kahramanı: Münire

  • Gelenekle Modernlik Arasında Kalmış Bir Aşkın Kadın Kahramanı: Münire

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 16:29

    Gelenekle Modernlik Arasında Kalmış Bir Aşkın Kadın Kahramanı: Münire*

    Makale Yazarı: Ensar Yılmaz

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2010, 2. sayısında yayımlanmıştır.

    Giriş

    #YakupKadriKaraosmanoğlu’nun dokuz ayrı romanında, 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 20. yüzyılın ilk yarısına kadar Türkiye’nin modernleşme süreci ele alınmaktadır. Her roman modernleşmenin farklı yönlerine işaret eder. Fakat yine de modernleşme sürecini ele alırken romanlar üzerinden bir kronolojik tasnif yapılacak olursa 1849-1896 yıllarının anlatıldığı “Hep o Şarkı” ilk sırada yer alır.

    Yakup Kadri’nin neredeyse bütün romanlarında, Türk toplumunun özellikle üst kesimlerinin, modernleşmeyi #Batı’nın tüketim anlayışını taklit etmek ve #Batılı yaşam tarzını benimsemek gibi ele aldıklarını bunun da yanlış bir #modernizm algısı olduğu yönünde bir değerlendirme görülmektedir.

    Modernizm aynı zamanda geleneklerin çözülme sürecine de işaret etmektedir. Gerek bu toplumsal anominin gerek modernleşme sürecinin etkisinin bütün toplumsal kurumlarda veya toplumsal aktörlerde aynı şekilde ve aynı yönde gerçekleşmediği görülür. Türk toplumunda özellikle kadın konusu; geleneksel değerlerin modernite karşısında temel direnç alanlarından birine işaret eder. #Patrimonyal anlayış modernleşme sürecinde kendisini yeniden kurgularken kadının toplumsal konumu üzerinden de kendini devam ettirme imkânını yaratmak ister. İşte bu süreçte ortaya Münireler’in dramı çıkar.

    Bir genç kızın yetişme koşulları

    Olayların etrafında döndüğü ve diğer yandan toplumsal ve kültürel süreçlerin üzerinden anlatıldığı romanın kahramanı Münire, bütün ömrü roman okumakla geçmiş bir kadındır. Telif, tercüme, kısa ve uzun nice hikâyeleri adeta ezberine alırcasına hatmetmiştir (Karaosmanoğlu, 1980: 19).

    Batı romanlarıyla yetişmiş üst zümreye mensup bir kadın olan Münire üç padişah devri görmüştür. Dördüncüsünü de yirmi yıldır yaşamaktadır. Annesinin söylediğine göre Münire rahmetli Sultan Abdülmecid’in onuncu cülus şenliği gecesi dünyaya gelmiştir (Karaosmanoğlu, 1980: 23). Dolayısıyla kahramanımız Münire üzerinden Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdülhamit devirlerinin toplumsal ve kültürel atmosferini de nispeten görmüş oluruz.

    Münire’nin gençlik dönemlerin denk gelen zaman diliminde bir genç kızın yetişme koşullarının hangi şartlar içinde olduğu #Münire’nin ağzından şöyle verilir: “…Zaten ne mümkündü benim için, o saatte, karanlıkta tek başıma taraçada oturmak. On iki yaşıma kadar hep annemin koynunda yatmışımdır. Ondan sonra da dadım Ferhunde Kalfa ile yataklarımız hemen hemen yan yana denilecek kadar birbirine yakındı.” (Karaosmanoğlu, 1980: 21) Bir genç kızın bir erkeğe ilgi duyması ise büyük bir ayıp ve rüsvalık olarak görülmekteydi (Karaosmanoğlu, 1980: 29).

    Genç kadının bir erkeğe duyduğu ilginin tek yansıması ise Münire’nin Cemil beyin narin endamı gözüktüğünde heyecanla bakmasıdır. “Bir yağ kandilinin ışığında, onu Frenk gömleğinin fiyongolu yakasından tutun da belden büzme uzun etekli setresine, beyaz pantolonuyla rugan ayakkabılarına kadar, giyinip kuşanışını bütün teferruatı ile seçmeğe başla”masıdır (Karaosmanoğlu, 1980: 37).

    Münire genç kızlık dönemiyle yaşadığı dönemi karşılaştırırken babasına karşı yumuşak başlı olmasını, isyan halinde olmamasını yaşadığı dönemdeki kızların anlayamayacağından bahsetmektedir. Çünkü “Otuz yıl evvel evlatların alın yazısını babalar, analar çizerdi ve buna karşı gelmek kadere meydan okumak gibi imkânsız bir şeydi” (Karaosmanoğlu, 1980: 42).

    Gelenekle Modernite Arasında Bir Kadın

    Münire daha sonra ailesinin uygun gördüğü bir evlilik yaparak Nafi Molla’nın konağına gelin gider. Geleneklerin biçimlendirdiği gerçek hayatı bir yanda Batılı romanlarla ulaştığı modern değerlerden oluşan kurgusal dünyası diğer yandadır. Münire yaşadığı zihniyet değişimini, tutumlarına, davranışlarına yansıtacak toplumsal koşullara sahip olmadığından ve özellikle kadınlar için katı geleneksel değerlerin bulunduğu bir dünyada yaşadığından, isteklerini ancak hayallerinde gerçekleştirebilmektedir.

    “Münire hayallerinde Cemil beyle konuşurdu.
    Cemil bey:
    – Bu hangi şehir? diye sorardı.
    – Paris, derdi.
    – Ya şu geniş caddenin ta ucundaki koruluk?
    – Bolonya ormanı.
    – Bizim Mihrabat’tan daha mı güzel?
    – Daha güzel. Çünkü burada sevişen çiftler yan yana oturabilir. Çimenler üstüne yan yana uzanabilir.
    – Kimse karışmaz mı onlara?
    – Kimse karışmaz onlara. Hatta anaları, babaları bile.
    – Sen bütün bunları nereden biliyorsun?
    – Alexandre Dumas’dan, Alphonse Korr’dan ve daha bunlar gibi birçok Fransız romancısından… (Karaosmanoğlu, 1980: 60).

    Kitaplardan hareketle oluşturulmuş Batı imajı, toplumun seçkin diyebileceğimiz kesimlerinde Batıya karşı bir özlem oluşturur. Bir yanda bütün güzelliklerin ve özgürlüklerin bulunduğu aydınlık bir Batı, diğer yanda içinde yaşanılan toprakların ve değerlerin oluşturduğu karanlık ve baskıcı bir dünya vardır. Toplumsal ve kültürel baskılar sonucu Batılı yaşayış biçimleri ancak hayal dünyalarında veya zihniyet temelinde kendine yer bulur.

    Münire’nin hayallerini gerçekleştirdiği yerler güzel’dir. Güzel’in arandığı yer Batıdır. Yerel değerler evlenmek zorunda kaldığı Küçük Molla Ruknettin Bey üzerinden anlatılmaktadır. Batıdaki güzel’e karşın yerel değerlerin temsilcisi gibi verilen Rüknettin bey yozlaşmayı simgelemektedir.

    Bir gün Rüknettin bey, Münire’nin okuduğu kitabı dizinden alarak yüksek sesle okumaya başlar; ama hiçbir şey anlamaz. Bu tür kitapları, zırva şeyler yazan masal kitapları olarak görür. Rüknettin beyin hizmetçisi Habeşli bir kızla yasak ilişkiye girmesi ve Habeşli kızın hamile kalıp evden kovulması adeta dönemin simgesel anlatımlarından biridir. Çünkü başka aileler içinde de on sekizlik cariyesiyle evlenip eskiden hanımına yardımcı olan kadınının artık eşiyle aynı sedirin üstünde yan yana oturanların örneklerine de tanık olunmaktadır.

    Toplumsal Anomi ve Kültürel Yozlaşma

    Dönemin kadın erkek ilişkileri, dışarıdan bakıldığında katı geleneksel bir görünüm sunarken içten içe çürümekte olduğu görülür. Kültürel yozlaşma kadın erkek ilişkileri üzerinden anlatılmaktadır. Bohçacı Zeyrekli Fatma hanımın ağzından dönemin kadın erkek ilişkileri şöyle verilir. “Zeyrekli Fatma Hanım kulağıma eğilip bana:
    – Elmasım, diyecektir, daha sonraları da kızım demeye başlayacaktır. Bunda habbeyi kubbe yapacak ne var? Birbirlerine gönül vermiş iki gencin ara sıra görüşüp konuşmalarından ne çıkar? İstanbul’da bu, her gün olup biten işlerden. Nice belli başlı hanımefendiler, nice kelli felli beyler, paşalar tanırım ki, her iki taraf da evli barklı ve hatta çoluk çocuk sahibi oldukları halde, yıllardan beri buluşup durmaktadırlar… Yoksa Küçük Molla beyefendiden mi çekiniyorsunuz? O, ha var, ha yok, elmasım! Koyarsınız önüne kahvaltı tepsisini, bırakırsınız karşısında Habeş kızını, dünyayı unutur gider… Bir korkumuz seyisten, koçocu veya uşak, hizmetçi makulesinden olabilir. (Elinin salavat parmağıyla baş parmağını birbirine sürterek) lakin, buna karşı kim durabilir? Avuçlarına arasıra beş on kuruş sıkıştırdınız mı, hepsi gözü bağlı, ağzı tıkalı kulunuz, köleniz kesilir…” (Karaosmanoğlu, 1980: 78-79).

    Münire eşinden ayrılmıştır. Cemil bey de artık yok tur. Babasının evine dönen Münire hayatın güçlükleriyle karşı karşıyadır artık. Ülke zor şartlar altındadır. Bir yandan Moskof Muharebesi olmuştur. Diğer yandan memleketin altı üstüne gelmiştir. Herkes kendi başının derdine düşmüştür. Münire’nin hiç görmediği, bilmediği geçim sıkıntıları baş göstermiştir. Babası bazı çalışanlarına yol vermek zorunda kalmıştır. Konağın selamlık kısmı kapatılmıştır. At arabasından ikisi atlısıyla, koşumlarıyla satılmıştır. Yalnız Münire’in kupası bırakılmıştır. #Baltalimanı’ndaki yalı ise hemen büsbütün boşaltılmıştır. Eşyaların bir kısmı mezada çıkarılmış bir kısmı konağa nakledilmiştir. Kayıklar kayıkhaneye çektirilmiş ve kayıkçıların hepsine izin verilmiştir. Münire’nin babası harp beliyesinin (bela, afet, musibet, sıkıntı, zorluk) sona erdiğini göremeden dünyaya gözlerini kapamıştır. Düşman karlı bir Mart günü, #Ayestefanos önlerine kadar gelip dayanmıştır. Münire konakta sadece Moskof korkusundan değil, soğuktan da tir tir titriyordu. Hizmetinde kalan birkaç uşaktan her birini şehrin bir semtine salmıştı, bir parçacık kömür bulup getirsinler diye (#Karaosmanoğlu, 1980: 117).

    Modernleşmeyi İstemek ama Sonuçlarından Rahatsız Olmak

    Türkiye’de entelijansiyanın temel paradokslarından biri de modernizmi savunması; ama modernitenin yarattığı sonuçlar karşısında yitirdiği ayrıcalığından dolayı rahatsızlık duymasıdır.

    Modernleşmenin doğal sonuçlarından bir olan kitlesel üretimin getirdiği standardizasyon, toplumsal kesimler arasında tüketim farklılığının gittikçe azalması toplumun seçkinci kesimi diye nitelendirebileceğimiz Münire gibileri rahatsız etmektedir. Şöyle ki, aydınlar toplumun modernleşmesi gerektiğini savunurken, hatta bu doğrultuda topluma baskı yapılmasını meşru görürken, modernleşmenin sonuçlarını ise özümseyememektedir. Örneğin Hep O Şarkı’da Münire’nin ağzından bu durumu şöyle görürüz: “…az zaman içinde İstanbul öylesine değişmiş, öyle bambaşka bir şehir olmuştu ki, annemle ben eski halimizde kalsaydık bile buna ayak uydurmağa imkân bulamayacaktık. Her şeyi, herkesi yadırgayacaktık sanırım. Giyim kuşamlar bizim alıştığımız giyim kuşamlar değil, sözler sohbetler bizim bildiğimiz sözler sohbetler değildi. Beyleri, paşaları redingot denilen çifte düğmeli, arkadan cepli setreleriyle kapımızdaki ağalardan, uşaklardan ayırt etmek mümkün olmuyor; belli başlı hanımefendilerin kıyafeti ise gitgide Nafi Molla konağında gördüğüm kadınların kıyafetine benziyordu…”(Karaosmanoğlu, 1980: 138). Bu satırlarda paşaları ve uşakları birbirinden ayıramayan bir giyim kuşam kültürünün varlığının Münire’yi ne kadar rahatsız ettiği açıktır. Modern dünyayı özlemle anan Münire’nin aynı zamanda toplumdaki seçkinlerin yerini koruması gerektiğini düşlediği açıktır. Oysa modernizmin gerek amaçlarından gerekse en temel sonuçlarından biri seri üretim mantığıyla toplumdaki bireyleri standardize etmek istemesidir.

    Modernleşme sürecinde kadınının geleneksel değerlere vurgu yapılarak bu sürecin dışında tutulma gayreti aynı zamanda yozlaşmanın ve çözülmenin en yoğun bir şekilde bu alanda yaşanmasına neden olur. Münire’nin artık ne sevgilisi, ne kocası, ne babası vardır. Bir anlamda artık özgürdür; iyi ama şimdi ne yapacaktır?

     

    #ensaryılmaz #sayı2

    romankahramanlari replied 1 year, 6 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Gelenekle Modernlik Arasında Kalmış Bir Aşkın Kad…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now