Geçmiş, Bir Zamandı Doktor

  • Geçmiş, Bir Zamandı Doktor

    Posted by romankahramanlari on 12 Temmuz 2024 at 10:57

    Geçmiş, Bir Zamandı Doktor*

    Makale Yazarı: Gülseren Engin

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2016 26. sayıda yayımlanmıştır. 

    Alper Akçam’ın romanı Geçmiş, Bir Zamandı, kendisi de hekim olan yazarın anılarından oluşsa da aslında memleketi Ardahan’a, doğduğu Ölçek Köy’e bir güzelleme… Romanın başkahramanı “Doktor” aslında alışılmış kahraman portresinin dışında… Korkularıyla baş etmeye çalışan, bir yandan inandığı doğruları savunurken bir yandan da kendini sürekli eleştiren, karşıt düşüncelerin de haklı olabileceklerini araştırıp anlamaya çalışan; ama korkularını yenmeye uğraşan, inançlarından taviz vermeyen biri…

    7 Temmuz 1977’de kahramanımız asistan doktorun Ankara’dan Doğu Ekspresi’ne binişi ile başlayan roman, Ölçek Köyü halkının, ormanlarını yağmalamaya kalkan devlet destekli hırsızlara karşı duruşlarını ve kesimi engellemelerini anlatıyor. Bu anlatımda mekân olarak yemyeşil doğa adeta başrolde. Sayfalar dolusu ve çok başarılı betimlemelerle yazarın Yaşar Kemal etkisinde olduğunu düşünüyor insan. Köy hayatını ve kendi yöresini en ince ayrıntılara dek anlatıyor.

    Kahramanımız #Doktor, ünlü bir yazar ve sendikacı baba ve öğretmen annenin oğludur. Çok küçük yaşlarda geçirdiği çeşitli sarsıntılar onda derin korkular bırakmıştır. Küçükken köpekler tarafından parçalanacakken son anda kurtarılması köpek korkusunu pekiştirmiştir. Yaşadığı bir olay nedeniyle ölülerden korkmaya başlamıştır. Köyde evler toprağın içine gömülüdür. Tavandaki cam pencerelerden ışık içeriyi güçlükle aydınlatır. Küçük kahramanımızın gece yatağında yatmış, henüz uyumamıştır. Dedesi evi genişletmek üzere yandaki yamacı kazarken eski zamanlardan kalma mezarlığa rastlar. Toprağı yokuş aşağı boşaltırken iskelet parçaları çeşitli kemikler ve kurukafalar toprakla birlikte çocuğun yattığı odanın penceresinden kayıp giderler. Ay ışığında bembeyaz parlayan kemiklere dehşetle bakar çocuk. Bir daha da unutamaz. Bu yüzden ölülerden korkar. Mezarlıktan geçemez. Ölülerin onu çekip mezara sokacaklarını sanarak korkuyla titrer. Mezarlar ve ölülerle ilgili düşler görür. Ölü korkusu o denli güçlüdür ki tıbbiyede anatomi dersinde gerekli olan kemikleri almak için mezarlığın kemikhanesine arkadaşları ile birlikte girdiğinde korkusundan rastgele birkaç kemik alıp kendisini dışarı atar. O kemikler de işine yaramaz zaten. Tıbbiye beşinci sınıfta staj için gittiği Bingöl’deki sağlık ocağında otopsi yapılan bir ölü ile bir gece aynı çatı altında yatmak zorunda kaldığında korkudan çıldıracak haldedir. Bu korkular aslında ölüm korkusunun şekil değiştirmiş halleridir. Her ne kadar korkularını yenmeye çalışsa da içinde bulunduğu zaman ve ortam buna izin vermez.

    1977 yılı ülkede anarşinin, sağ- sol kavgasının doruğa ulaştığı yıllardır. Bu sırada genç bir delikanlı olan kahramanımız – Belki de babanın ve çevresinin de etkisiyle- devrimci kesimde yer alır. Zaten o dönemde bir öğrencinin tarafsız kalması olanaksızdır. Aslında Doktor, kendisini sıkı eleştirdiği, sorguladığı zamanlarda “Acaba kızlarla iletişim kuramadığım için mi devrimciliği seçtim” diyerek kendisini hırpalar. Aslında onun solculuğu kitapları ezberleyip çeşitli kışkırtmalara hazır fraksiyonlara körü körüne inanan solculuk değildir. Çok okur, konuyu pek çok yönüyle araştırır. Karşı düşüncelere de kulağını tıkamaz. Ülke koşullarını düşünerek ülkenin yararına olanları zararlı olanlardan ayırarak inançlarını pekiştirir. Sağ- sol kavgasının en şiddetli zamanlarında devlet destekli Ülkücüler solcu avına çıkarlar ve sol kesim de silahlanmak ve dağa çıkmak zorunda kalır. Aslında bu Emperyalistlerin oyunudur ve amaçları ülkede kargaşa çıkartmak, kardeş kavgasıyla solcuları temizlemek, en azından sol kesimi yasal alandan çıkarıp kaçak durumuna düşürmektir. Kahramanımız Doktor ise bu oyunu görür ve silahlı mücadeleye, “Halk savaşına” karşı çıkar. Pek çok sorunu barış yoluyla, konuşarak çözümlemek ister. Bu arada gerek sağcılar, gerek sivil polis peşindedir. Bir afişleme işinde tutuklanıp içeri girer. Hapisten çıktıktan sonra da polis ve Ülkücüler peşini bırakmaz. Sürekli izlenir, sürekli ölüm ensesinde dolaşır. Bu koşullar ise onda izlenme korkusu geliştirirken ölüm korkusu daha da pekişir. Ancak Doktor’da bu korkak, pısırık, şüpheci, zayıf karakter yanında onun tam tersi cesur, atılgan, haksızlıklara dayanamayan ve hemen öne çıkıp liderliğini gösteren bir başka karakter de vardır. Genlerinde taşıdığı “Akıncı” özellikleri bütün korkusuna karşın onu tehlikelere atılan, gözü pek biri yapar. Roman boyunca bu iki karakterin birbiri ile çatıştığını görürüz.

    Ankara Garı’ndan başlayıp Kars İstasyonu’na, oradan Ardahan ve kendi köyü Ölçek’e dek süren uzun ve yorucu yolculuk, peşindeki sivil polisin pis pis sırıtmalı, öfkeli bakışları ve sürekli izleyişi yüzünden korkularla dolu geçer. Köyünde de güvende değildir aslında. Gelir gelmez köyünün sarı çam ormanlarının kesim kararını öğrenir. Birtakım orman hırsızları devletle bir olmuş ormanı talan etmek istemektedir. Başta korkuları onu bu konuda çekimser kalması için uyarsa da gerek doğa sevgisi, gerekse ormanın yokluğunun Ardahan ve çevresine vereceği zararların bilinciyle köylüsünü uyarmaya karar verir. Köylü, atalarının armağanı bu ormanın değerini bilmemektedir. Doğa bilincinden yoksundur. Hatta Orman İdaresi ağaçların kesimi için onları çalıştıracak, ellerine üç kuruş tutuşturacak diye sevinmektedir. Hatta ona gelip oğlu işe alınsın diye torpil yapmasını isteyen bile olur.

    Doktor, ailesi Ankara’da yaşasa da, kendisi de orada okusa da çocukluğundan beri tatilleri iple çekmekte ve koşa koşa köyüne gitmektedir. Köyde dedesi, nenesi, akrabaları ve arkadaşları vardır. Orada köy çocuklarıyla birlikte her türlü köy işlerine katılır. Tıbbiye’de okuduğu, hatta asistanlık yaptığı zamanlarda bile bu değişmez. Doktor arkadaşları tatilde deniz kenarında kızlarla eğlenirken onun köye gelip çalışmasını kendi köylüsü bile yadırgamaktadır. Öte yandan köyün okumuş genci, doktor olup gelmiş hem köylülerine bedava bakmakta hem de köylü gibi en ağır işlerde bile çalışmaktadır. Bu da köyde ona ayrı bir saygı duyulmasına neden olur. Diğer taraftan genlerinden gelen liderlik, atılganlık, cesaret, sözünü sakınmama bir de bilimsel donanımla birleşince iyi bir konuşmacı olup çıkar. Zekâsı onun nerede nasıl konuşması, hangi sözcükleri seçmesi gerektiğini gösterir. Kimi zaman yaptığı söyleve ve bıraktığı etkiye, bir lider oluşuna kendisi bile şaşar; ama bu onun yapısında vardır.

    Roman boyunca doğa betimlemeleri ve izlenme, öldürülme korkuları yanı sıra orman talanına karşı savaş veren, önce köylülerini bilinçlendiren, sonra çevre köyleri de uyaran Doktor, bir yandan da özgür çağrışımla geçmişe, hatta atalarına dönüşler yaparak hem köyün hem de atalarının tarihini anlatır. Ahıska Türklerinden olan ataları Kafkas – Kaf- Dağlarını aşarak bu topraklara yerleşmiş, köyü kurmuştur. Akıncılar olan ataları pek çok savaşlar görmüş, en son Ruslara karşı direnmişlerdir. Onların savaşçı ruhudur Doktor’un kanında dolaşan… Sonunda yiğit, akıncı yanı ağır basar ve orman talanını köylülerle birlikte durdururlar.

    1977 yılına kadarki anılarını anlatan Doktor sonrasını da anlattı mı acaba? Diğer kitaplarını okumalı.

    Kaynak:
    Geçmiş, Bir Zamandı, Roman, Alper Akçam, ABİS Yayınları, Ekim 2009, 505 sayfa

    #AlperAkçam #GeçmişBirZamandı #roman

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Geçmiş, Bir Zamandı Doktor* Makale Yazarı: Gülser…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now