Gabriel Garcia Marquez: BEYAZPERDEDE MARQUEZ UYARLAMALARI
-
Gabriel Garcia Marquez: BEYAZPERDEDE MARQUEZ UYARLAMALARI
BEYAZPERDEDE MARQUEZ UYARLAMALARI*
Makale Yazarı: Güzin Tekeş
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Temmuz/Eylül 2016, 27. sayıda yayımlanmıştır.
Kitapların okuyucuya sonsuz seçenekler sunduğu hayal dünyasını beyazperdeye hakkıyla yansıtabilmek çok az yönetmene nasip olmuştur. Usta yazarların o görkemli dilini başka bir sanat formuna kıymetini azaltmadan aktarmak çoğu zaman umutsuz bir çabadır. Zira bu beyhude çabanın sonunda ortaya çıkan uyarlamalar çoğunlukla ne okuyucuları ne de sinemaseverleri tatmin eder. Pek çok güçlü kalemin yazgısı aynı olsa da bazı usta kalemler bu anlamda diğerlerinden daha bahtsızdır. İşte kaleminin gücü ülkesinin sınırlarını aşarak tüm #LatinAmerika’nın dili haline gelen #Kolombiyalı yazar, tam adıyla Gabriel José de la Conciliación García Márquez bu talihsiz sanatçıların başında gelir.
#Marquez’in 1954’de La Langosta Azul adlı kısa film ile başlayıp 2014’deki ölümünden sadece üç yıl önce beyazperdeye uyarlanan Benim Hüzünlü Orospularım’a kadar devam eden sinema serüveni boyunca, ne yazık ki usta sanatçıya yakışacak neredeyse hiçbir eser ortaya konamadı. Aralarında sinema ve televizyon filmleri, televizyon dizileri ve kısa filmler de olmak üzere sanatçının eserlerinden 40’a yakın görsel aktarım yapıldı ancak bunlardan belli başlı beyazperde uyarlamaları haricindekiler üretildikleri ülke sınırlarının ötesine dahi geçemedi.
Buna karşın görece dikkate değecek birkaç Marquez uyarlamasından bahsetmek mümkün. Kronolojik olarak bakarsak 1979’da Latin Amerikalı yönetmen #MiguelLittin tarafından çekilen #LaviudadeMontiel ve 1983 yılında #RuyGuerra tarafından beyazperdeye aktarılan ve kadrosunda İrene Papas, Michael Lonsdale, Pierre Vaneck gibi ünlü oyuncular barındıran #Erendira ilk anda akla gelen filmler. Ancak Marquez uyarlamaların en bilinenlerinden biri anlattığı öykü, Türkiye toplumuyla pek çok benzerlikler taşıyan 1987 tarihli #KırmızıPazartesi. Marquez’in, anlattığı toplumun #kadındüşmanı yapısı kadar kadınlar tarafından da kabul gören adalet nosyonunun ilkelliğinin farkında olan ancak oto-oryantalizmi reddeden akıcı ve gösterişsiz dili, politik filmlerle tanınmış İtalyan yönetmen #FrancescoRosi’nin elinde tam bir hayal kırıklığına dönüştü. İşleneceği herkes tarafından bilinen bir namus cinayetinin nasıl olup da önlen(e)mediğini muazzam bir dille anlatan romandan neredeyse birebir uyarlanan film, 1987’de #Cannes’da yarıştı ve Fransız basını tarafından yerden yere vuruldu. Yönetmenin tüm çabasına ve Rupert Everett, Ornella Muti, Gian Maria Volonte, İrene Papas ve Anthony Delon gibi göz dolduran isimlerden oluşan oyuncu kadrosuna rağmen Kırmızı Pazartesi Marquez filmografisinde kara bir leke olarak kaldı.
Nobel ödüllü sanatçının ilk romanlarından olan 1961 tarihli Albaya Mektup Yazan Kimse Yok ise 1999 yılında Meksikalı sinemacı #ArturoRipstein tarafından aynı isimle peliküle aktarıldı. İtiraf etmek gerek ki Marquez’in en eski ve en düşük bütçeli uyarlamalarından biri olmasına rağmen yazarın kitapta yarattığı atmosfere en çok yaklaşan film de yine budur. Marquez’in dedesi Mejia Marquez’den esinlenerek yazdığı hikâye, yıllar boyu gelmeyen bir mektubu beklerken karısıyla beraber yalnızlığa ve yoksulluğa direnmeye çalışan yaşlı bir albayın hikâyesini konu alır. Yönetmenin ülkesi Meksika’ya uyarlamak için bazı isim ve olaylarda değişiklikler yaptığı hikâye, bir dövüş horozuyla sembolize edilen kokuşmuş ülke bürokrasisini yerden yere vurur. Oyuncu kadrosunda #SalmaHayek ve #MarisaParedes gibi isimleri bulunduran film aynı yıl Cannes’da Altın Palmiye için aday olsa da ödülü Dardenne’lerin Rosetta’sına kaptırdı. Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, aynı zamanda Marquez uyarlamaları arasında fiziksel aşkın en az vücut bulduğu yapıt olarak kabul edilebilir.
2000’li yıllara geldiğimizde Amerikan sinemasının da Marquez’i keşfettiğini gördük. Mike Neweell tarafından 2007’de 45 milyon dolar gibi oldukça yüksek bir bütçeyle çekilen Kolera Günlerinde Aşk, Javier Bardem, Benjamin Bratt, Giovanna Mezzogiorno gibi isimlerden oluşan güçlü oyuncu kadrosuna rağmen öncüllerinden bir adım dahi öteye gidemedi. Newell her ne kadar elini altına koyduğu taşın ağırlığının farkında olsa ve romana son derece sadık kalmaya çalışan deneyimli senarist Rolans Harwood ile çalışsa da kitabı okurken tüm kalbimizle inandığımız yarım asırlık aşk, perdede ancak vasat bir romantik komedi kadar etkili olabildi. Kitaba ve filme adını verecek derecede dönemi kuşatmış olan Kolera salgını ise filmde bir hasta muayene sahnesinden ibaret kaldı. Ana akım sinema seyircisinin Marquez gibi büyük bir ustayla tanışması için yakalanmış bu tarihi fırsat da böylece kaçırılmış oldu.
Neyse ki #KoleraGünlerindeAşk’tan sadece iki yıl sonra yazarın anavatanı olan Kolombiya’nın ilk Marquez uyarlaması olan #AşkveÖbürCinler geldi. Kadın yönetmen #HildaHidalgo’nun bir Marquez romanını -belki de ilk kez- sanatçının büyülü dilini zaafa uğratmadan peliküle aktardığını söylemek mümkün. Kuduz hastalığının pençesinde kıvranan bir topluma ve onu domine eden dini bağnazlığa rağmen filizlenen bir yasak aşkı konu alan film, düşük temposuyla izleyiciyi biraz zorlasa da Marcelo Camorino imzalı etkileyici sinematografisi ve sıkı din eleştirisiyle diğer Marquez uyarlamalarından ayrı bir yere konmayı hakediyor.
Hayata 2014’te gözlerini yuman Gabriel Garcia Marquez’in ölümünden üç yıl önce çekilen #BenimHüzünlüOrospularım ne tesadüftür ki Marquez’le aynı yıl hayatını kaybeden Danimarkalı yönetmen #HenningCarlsen’in de son filmi. Doğruyu söylemek gerekirse Marquez kitaplarında âşık olunan ya da sahip olunmak istenen kadınların yaşlarının küçüklüğü -anlatılan dönem göz önüne alınsa bile- hep biraz rahatsız edicidir. Ancak hayatı boyunca para karşılığı seks yapmış 90 yaşında bir gazetecinin kendisine 90. yaş günü hediyesi olarak 14 yaşında bir bakire ısmarlama hevesini konu alan Benim Hüzünlü Orospularım, belki de estetize ettiği konunun mevcut ahlak anlayışımızı zorlamasından dolayı sanatçının diğer eserlerinden bir adım geridedir. İşte bu geride olma durumu Carlsen’in filmine de aynen yansır. Tinto Brass’ın erotik yapımlarından pek de farkı olmayan bir sinematografiyle çekilen film güçlü bir Marquez uyarlaması olmaktan çok uzaktadır.
Sonuç olarak 1954’ten 2011’e kadar neredeyse 60 yıl boyunca yapılan çeşit çeşit görsel aktarımların hiçbiri, işte budur diyeceğimiz bir Marquez uyarlaması ortaya koyamadı. Hatta belki de Marquez hayranları adına en sevindiren durum şimdilik kimsenin usta yazarın eşsiz eseri #YüzyıllıkYalnızlık’ı uyarlamaya kalkmamış olmasıdır. Her ne kadar kullandığı imge ve simgelerle en sıradan mevzuları bile görkemli bir hayal alemine dönüştüren böyle büyük bir sanatçıya yakışacak bir yapım şimdiye kadar çıkmasa da gelecek yıllardan umudu kesmemek gerek. Ne de olsa en güzel Marquez uyarlaması, henüz çekilmemiş olandır…
Kaynaklar:
Gabriel Garcia Marquez and the Cinema: Life and Works – Alessandro Rocco
Gabriel Garcia Marquez: A Life – Gerald Martin#edebiyatuyarlamaları #GabrielJosédelaConciliaciónGarcíaMárquez #BenimHüzünlüOrospularım #AlbayaMektupYazanKimseYok

Sorry, there were no replies found.