Franz Kafka’nın Atletleri

  • Franz Kafka’nın Atletleri

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:45

    Kafka’nın Atletleri*

    Makale Yazarı: Ali Akay

    *Bu makale Roman Kahramanları 30. sayıda (Nisan/Haziran 2017) yayımlanmıştır.

    Bir soru geliyor insanın aklına: Kafka niçin Nietzsche’yi okuduğunu belirtmemişti? Ünlü eseri Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Nietzsche’nin ana karakterlerden birisi akrobattır. Ve Kafka’nın “akrobat” metnini, “akrobatların alacakaranlığı” üzerine düşünerek bunu gün ışığına çıkarmaya çalışıp bizi “idollerin alacakaranlığında”nın yazarına, Nietzsche’ye yollamasına rağmen, ondan bahsetmemesini neye bağlayabiliriz? Max Brod’un “Günah, Acı, Ümit ve Hakiki Yol Üzerine Refleksiyonlar” adıyla yayınladığı metinde Kafka “azizler cemaatinden” değil “akrobatlar cemaatinden”, hayatını tehlikelerle yaşayanlardan değil de güvenceye almak isteyenlerden söz etmektedir. Almanca orijinali 2009 yılında yayınlanan “Hayatını Değiştirmelisin” adlı kitabının dördüncü bölümünde, Alman filozof Peter Sloterdijk, bize bunu anlatmaktadır. Nietzsche’nin tersine kahramanlık ve tehlike Kafka’da yerini güvene bırakmak istemekte sanki. Kanımca, “değerleri yerle bir etmek ve değiştirip dönüştürmek” isteyen Nietzsche’ye nazaran Kafka, döneminin getirdiği rizikolara karşı değerleri değiştirmekten çok “nasıl yok olmakta olanları saklayabilirim” fikriyle, bunu da ailevi değerlerin kutsallığı üzerine değil de ilişkilerin özgürleşmesine dönüştürmek istenciyle yapmaya çalışmaktadır. Alacakaranlıktan çok, gün ışığına verilen önem güvenceye bağlanabilir. Kafka’nın jimnastik yapmaya, diyet yaparak yemeye verdiği önem bu güven sorunuyla alakalı gibidir.

    Deleuze ve Guattari, Kafka’nın mektuplarından ve güncelerinden çıkarak minör edebiyatı açıklamışlardı ve kuramsallaştırmışlardı. Ancak; Deleuze gibi felsefe tarihi karakterlerinden ve hatta filozofların kendi kavramsallaştırmalarıyla “kavramsal kişilikler” arasında en önemli figürlerden biri olan Nietzsche’nin Kafka ile arasındaki ilişkiyi hiçbir zaman ele almamasını nasıl anlayacağız? Deleuze ve Guattari gibi iki militan filozofa nazaran, Alman filozof Sloterdijk’ın Almanca, Çek ve Yidiş dillerini karıştırarak “minör bir edebiyat” gerçekleştiren Kafka analizi nerdeyse tüm modern felsefe ve edebiyatın ilgisini çekerken, felsefe tarihinin “çekiçle felsefe” yapan Nietzsche tarafından ortaya çıkarılması neden bu kadar geç oldu? Bu soru aynı zamanda Kafka ile ilgili felsefi çalışmalar açışından da ilginç bir soru olarak durmakta.

    Belki de Alman filozofun dikkat çektiği bu nokta, kendisinin sakatlar ve düşünce/sanat ilişkisinde kurmuş olduğu denklemde ortaya çıkmakta. Rilke’nin Fransız modern heykelinin usta isimi olarak anılan Rodin’in asistanlığını yaptığı sırada yazmış olduğu bir şiir ile ilgili olarak “bedenlerin parçalanması” ve “kısmi nesneler” olarak ele alınmasıyla birlikte psikanaliz ve “kısmi nesneler” bağı önemli olarak durmakta. Ancak; Rodin’in Belvedere Apollon’unun torsosunu tek başına yarım bırakılmış bir heykel olarak terk etmesi, sadece “kısmi nesneler” ile ilgili değil, belki de ama aynı zamanda heykel ve sanat tarihinin en usta isimlerinden biri olarak anılan ve Rönesans sanatına damgasını vuran Mikel Anjelo ile de alakalıdır. Mikel Anjelo değil midir, yonttuğu mermerlerde heykellerini madde ile form arasındaki bağda “bitmemiş” veya “eksik bırakılmış” şekliyle sanat tarihine iade eden? Ve bu “yarım bırakılmışlık” aynı zamanda değil midir tümleştirilmeyen bir anlayışa, yani fragmaner formlara kendisini teslim eden? Ve değil midir, Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödip adlı kitabının daha hemen başlarında “arzulanan makinalar” başlığıyla ele alınan bölümden itibaren fragmanter bedenlerin göz önüne koyulması?

    O halde, Sloterdijk’ın “sakat veya tamamlanmamış” bedenler ile Kafka’nın sakatlanan veya sakatlanmasının önüne geçilmeye çalışıldığı için, akrobatın üzerinde yürüyeceği ipi yukarıya değil de daha aşağıya, daha az tehlikeli bir yüksekliğe koymaktan yana olan tavrı arasındaki bağlar nelerdir? Şöyle yazmaktadır Kafka: “Hakiki yol yüksekte gerili bir ipin üstünden geçmez, ama neredeyse bir ipin yere değermiş gibi gerilmesinden geçer”. Neredeyse ayağın takılarak düşüleceği bir tehlikedir artık bu ip, ölümcül olan tehlikeli bir ip değildir söz konusu olan. Kafka hakiki yolu kahramanlardaki bir eylemden çıkarmaktadır ve daha çok dikkat verilecek olan bir yola bağlamaktadır. Sloterdijk bunu yorumlarken, hakiki yolu gösterecek olan bir ip olmasına rağmen, asıl tehlikenin bu kadar basit bir durumdayken bile artık “yolu bulamamanın getireceği tehlikelerle” alakalı olduğunu belirtmektedir. Bu akıl yolundan başka bir şey değildir öyleyse. Yani, yolu bulmak aslında o kadar zordur ki, bunun için hakiki yolu bulacağım diye ipi yükseğe germenin lüzumu yoktur. O kadar ki, “kendini güvende hissettiğin zaman bile en tehlikeli manialarla karşılaşmaman için bir neden yok!”. Akrobatlık denilen şey bu yolu güvende bulma disiplindir. Akrobasi sanatı, böylece, hayatın her alanına yayan bir uğraştır. Kafka için bu durum “çilecilerin tinsizleştirilmesidir”.

    19. yüzyılda akrobasi, ipi içkinlikten aşkınlığa doğru yükselen bir eğitimi ve hayata bakışı izah etmekteydi. Kafka, bu aşkınlığı içkinleştirmekte değil midir öyleyse? Dini çileciliğe karşı Nietzsche akrobatik çilecilikten söz etmekteydi, herhalde tıpkı Kafka gibi. İp, bu anlamda, dini bağdan daha kuvvetli bir bağı oluşturmaktadır. Yani, religare, aşkın olana kendini bağlamak ve bağlanmak, aşkın olan dinin insanları birleştirip, bağlamasına ait olan fiil, bağlanmanın, belki de angaje olmanın içkinliğiyle alakalı olmaya başlamıştır. Sloterdijk’e göreyse, ikisi de aşkınlığın bitmiş bir şey olduğunun farkındadır; ama Nietzsche’ye nazaran Kafka daha fazla farkındadır sanki!

    Bir açılık sanatçısı ve diğer anlatılar adıyla Kafka’nın yaşamı sırasında yayımlanmış yazıların içindeki bazı anlatılarda atletler, sirk kahramanları, trapezci ve Akademi’ye söylev çeken maymunun inana dönüşmesi hikâyesi, Kafka’nın sadece hayvanlarla olan hikâyeleri değil, ama aynı zamanda atletlerle olan hikâyelerini içermektedir. Bu zavallı dünyaya bakış olarak onlar üzerine yazdığı anlatılarda Kafka, dünyanın acımasızlığı ile insanın kendine acımasızlığı arasında paralellikler kurmaktadır. Bir anlamda, insanların eline düşen maymunun insan olmaya karar vermesi, özgürlük sorununun kaçmaktan geçmeyeceği üzerine sanki bize bir ders vermektedir ve zaten Akademi’ye söylev bir derstir. Acı ve acımasızlık üzerine bir ders olarak okunmalıdır. Bu, kendi doğasını terk edip, başka bir doğaya giren maymunun insana dönüştüğü “kızıl yanaklı Pierre’in” insan-oluşudur. Maymun Pierre’in yakalandığı ve gemiye bindirilip, kafese konulup taşındığı anlatıda, yakalandığı sıra iki yerinden birden yaralanmasıyla ilgili bir şekilde adı “kızıl yanaklı Pierre” olarak anılmaktaydı. Yanağına gelen bir kuşun yanağında kalıcı duran kırmızı izi bırakmıştı. Kalçasına gelen diğer kurşun ise onun hayatı boyunca topallamasına neden olmuştur. Bu bir şekilde bakıldığında, Kafka sakatlar ile uğraşmaktadır: Sakat bedenler, sakat kafalar, hepsiyle.

    Kafka için sadece hayvan-oluşlar değil, hayvanlığı ile meşhur bir insan-oluş ile hayvanın nasıl özgürlüğünü kaybettiğini de bize hatırlatmaktadır. Böylece, oluşlar tek taraflı değil, evrimsel bir Darwin kuramı olmaktan çok duygulardaki dönüşümü oluş ile birlikte ele almaktadır Kafka. Kinik bir insan bakışı olarak açlık çeken bir sirk sanatçısının kendi kendisini, beğendiği yemek bulamadığı için yok ettiği hikâyede olduğu gibi Akademi’ye konuşan maymun da özgürlüğünü insan olarak terk etmektedir; çünkü insan denilenler, içki şişesini ağzına götürüp, dikmekten, kaba saba konuşmaktan, snaps şişesini bitirdiğinde öfkeyle “artist gibi” bir yana fırlatmaktan, ve sonra da karınlarını bir hayvan gibi kaşımaktan başka bir şey yapmayan, içkili insanların birbirlerinin suratına tükürmekten başka bir şey bilmeyen “özgürleşmişlerdir”: Kafka’nın deyişiyle, Hurrra! Özgürlük avamlaşmıştır! Pierre bir kaçış değil bir “çıkış” aramaktadır. Yaşamak için bir “çıkış bulmak” istencindedir. İki seçenek vardır: hayvanat bahçesi veya varyete sanatçılığı. Elbette insanlıktan ve onu eğitenlerden öğrendiği kadarıyla Maymundan insana dönüşen Pierre için önemli olan “varyete sanatçısı” olmaktır. Avamın sevdiği sanatçı! Özgürleşme, Pierre için maymun örtüsüne ait doğasının vücudundan sıyırılıp gitmesi sayesinde doğa değiştirmesidir. Doğa değiştirmek etinden sıyrılan derinin başkalaşmasıdır. Başkalaşmanın yazarıdır her zaman Kafka. Bazen hayvan-oluş ve bazen ise insan-oluş. İkincisi birincisine nazaran daha değerli durmamaktadır. Kafka’nın komikliği buradan gelmektedir; çünkü Pierre’in eğiticisi olan insan da kendisini maymuna dönüştürmüştür ve bu nedenle akıl hastanesine tıkılır hikâyede ve “Allahtan uzun zaman orada kalmamıştır” ve onu oradan kurtarmışladır. İkisi de “kulaklarını yastığın altına” koymuşlardır. Ve konferansının sonunda şöyle der: “Akademi mensupları sizlere sadece bunu söylemek istedim, kendi kendime hesap vermekten başka bir şey yapmadım”

    Özgürlük bir avam olma hali olarak düşünüldüğünde Kafka’nın 1922-23 yıllarında insanlığa bakışı hakkında bir görüşümüz olmaya başlayacaktır: İnsan “tek dişi kalmış bir canavar” mıdır yoksa? Sirkin kahramanı olan açlık sanatçısının hazin geleceği ve özgürleşen maymunun insan olmak için yaptıkları “insanlık koşulunun” dramlarından başka neyi göstermektedir ki? Değişen dünyadaki dönüşümü açıklarken Kafka bizi bir açlık sanatçısına taşımaktadır: “Bu son yıllarda profesyonel açlık sanatçılarına ilgide çok büyük bir düşüş yaşanmaktadır.” Değişen dünya 20. yüzyılın başında sıkıntılı bir Avrupa dünyasındaki insanlık dışı yaşamaya başlanan bunalım ve sosyal bunalımlardır. Bir yanda popülist iktidarların yükselmesi, diğer yanda Birinci Dünya Savaşı’nın kahredici şiddeti, insanlığın yaşadığı en büyük trajedilerden birisinin yaşanmış olması (bu kadar sayıda insan ölmediğini tarihçiler belirtmekte). Açlık ve ölüm arasındaki denge Kafka için üzücü bir hikâyeye dönmekteyken, ondan on yıl kadar sonra #SSCB’de açlığa mahkûm edilen Ukraynalı köylülerin sayısı milyonlarca olarak belirtilmekteydi. Kafka absürdün yazarı olarak bilinmekteydi ve yazdıklarından önce hiçbir şey anlamamış olan Georg Lukàcs daha sonra Kafka’nın gerçekten hakiki olanı yazdığını anlaması belki de Kafka’nın uzun süre anlaşılmamasının nedenlerinden birisiydi. Daha hayatında Kafka’nın yazdıklarını okuyan en yakın dostu Max Brod bile ne anlama gelen yazılar yazdığını anlamakta zorluk çektiğini belirtmekte ve Kafka’dan izah istemekteydi. Kafka ise ona onun kendisinden beklediği izahları yaparken herhalde “matrak geçtiği” içindir ki, hınzır hınzır sırıtmakta olduğunu Max Brod’un kendisi daha sonra anlatmaktadır.

    Nietszche’nin hınzırlığı ile Kafka’nın hınzırlığı, belki de burada yan yana gelmektedir. Zerdüşt kitabının başında, Nietzsche “Ölümü örgütleyenler vardır” diye yazmıştı. Kafka’nın da bir sözü bu olabilir anlatılarına baktığımızda. Alacakaranlık putları ile alacakaranlık sakatları ve akrobatları aynı mücadeledirler. Değerlerin değiştirilmesi…

    #sayı30 #kafkabiyo #nietzsche #maxBrod #kafka #aliakay #sloterdijk

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Kafka’nın Atletleri* Makale Yazarı: Ali Akay *Bu …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now