FRANZ KAFKA METİNLERİNİN ZAMANSIZLIĞI: DİSİPLİN, BEDEN, OTORİTE VE KURUMLAR
-
FRANZ KAFKA METİNLERİNİN ZAMANSIZLIĞI: DİSİPLİN, BEDEN, OTORİTE VE KURUMLAR
KAFKA METİNLERİNİN ZAMANSIZLIĞI:
DİSİPLİN, BEDEN, OTORİTE VE KURUMLAR*Makale Yazarı: Emek Erez
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Nisan/Haziran 2017, 30. sayıda yayımlanmıştır.
Kafka metinlerini okumanın ilginç bir yanı da sanırım her okuduğunda içinde bulunduğun duruma göre eserlerine yeni bir yorum getirebilme özelliği taşımaları. Her eserin okunduğu kadar yorumu olduğunu düşünüyorum, eseri okuyan her öznenin de her okuduğunda metne başka bir #yorum getirebildiğini. Okuma deneyimi ilginç ama Kafka okuma deneyimini daha farklı kılan taraf sanırım döneme göre farklı yorumlara gebe eserler vermiş olması. Bu durum da bizi anakronizmden koruyor diyebiliriz. Bir anlamda #Bahtin’in şu cümleleri anlatmaya çalıştığımı açıklayıcı olabilir:
“Yazarın kendisi ve çağdaşları öncelikle kendi zamanına yakın olanı görür, tanır ve değerlendirirler. Yazar kendi çağının, kendi şimdi’sinin tutsağıdır. Gelecek dönemler onu bu tutsaklıktan kurtarır; edebiyat araştırmalarından beklenense bu özgürleşmenin önünü açmaktır.” (1)
Kafka #kurumlar, #beden, içselleştirilmiş disiplin, #otorite meselelerini dile getirişi ile modern insanın durumunu iyi tahlil eden eserler ortaya koymuştur dersek hata etmeyiz. Bahsedilen konular ise dünyada güncelliğini kaybetmeyen meseleler. Bu anlamda Bahtin’in yukarıda sözünü ettiği “#özgürleşme” durumunu yaşayan sayılı yazarlardandır bana kalırsa Kafka. Bu konuları onun yapıtları ve karakterleri üzerinden incelediğimizde epey zengin malzeme ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz.
“Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.” (2) Kafka’nın meşhur cümlesinde öncelikle gerçeküstü ve anormal bir durum var. Ancak metne baktığımızda özellikle #Gregor’un bu durumu çok da umursamadığına her sabah yaptığı gibi işe gitmeye gayret ettiğine, geç kalırsa müdürünün ne düşüneceği üzerine kafa yorduğuna tanıklık ediyoruz. Burada dikkat çeken birkaç durum var, birinci olarak; yaşanan durumu normal karşılama, ikinci olarak; patron veya müdür otoritesinin getirdiği baskının içselleştirilmesi, çalışmanın kutsiyeti ki modern toplum bunun üzerine kurulu. Üçüncü olarak; Gregor’un yaşamdaki varlığının zaten “böcekten öte” bir anlama karşılık gelmemesi ve ayrıca babasının iflasından sonra ailesine bakma zorunluluğu ki Kafka’da çok sık karşımıza çıkan baba otoritesinden de burada söz edilebilir. Gregor, tüm bunlar nedeniyle olsa gerek her şeyi oldukça normalmiş gibi davranmaya, işe gitme çabasına devam ediyor. Gregor’un tavrı bize bir şey söylüyor bana kalırsa. İnsanın yaşamdaki varlığının değerini #böcek ile eşitleyen bir tavır bu. İster böcek olsun ister insan kaygıları o kadar benzer ki, dünya insana öyle yükler öyle zorunluklar biçmiş ki “var kalma” çabası her şeyin önüne geçiyor. Bu çabayı belirleyeni: otorite, disiplin, çalışmanın kutsiyeti insanın varlığının kendilikten epey uzaklaşması olarak tanımlayabiliriz. Yani biçimlenmiş bedenlerin, özneliğini kaybetmiş, “normalleştirilmiş” varlığın tezahürü. İşte bu nedenle olsa gerek #GregorSamsa böcek “oluşu” ile insan “oluşu” arasındaki farkı en azından ilk başta fark etmiyor ve dönüştüğü varlığı umursamadan gündelik yaşamına devam etme çabasına girişiyor.
Kafka’nın “olağanüstü” olarak kabul edilebilecek durumları “normal” bir şekilde ifade ettiği metinlerinden birisi de Cezalılar Kolonisi. (3) Bu metinde #işkence ve #infaz aygıtını kendi varlığının sebebi olarak gören bir subay ile karşılaşıyoruz. #Subay aletin yok edilmesi ile karşı karşıya ve dışarıdan gelen yüksek imtiyazlı konuğa aygıtın gerekliliği konusunda müthiş bir tutkuyla vaaz veriyor. Ölen kumandanı tarafından icat edilen bu aygıt onun için âdeta kutsal bir anlama karşılık geliyor. Ben bu metni şöyle yorumluyorum. Bu metinde işkence ve infaz aygıtı devleti, bilimi ve diğer kurumları temsil ediyor. Kurumun başında bulunan kişiyi yani yöneticiyi kumandan, kumandanın otoritesini içselleştiren, ona kendi varlığını teslim eden, öznelliğini kaybetmiş bireyi temsil eden subay, “itaatsizlik ve üste hakaret suçundan ölüme mahkûm edilmiş er” başkaldıranı simgeliyor. Ve subayın emirlerini doğru bulmasa da uygulamaya koyan bir asker var ki bu da karşı koymayı erteleyen bir korkunun simgesi belki de. Neredeyse hiçbir yargılama olmadan bin bir türlü işkence ile eri infaz etmeye yeltenen subay bu durumda devleti, kurumların gözetimini, liderlerin söylemini içselleştirmiş çok uzak olmadığımız bir bireylik temsili sunuyor bize. Bu içselleştirme öyle bir boyutta ki aygıtın yapacağı işkenceyi anlatırken, sanki bir insanın ölümünden değil de bir filmin sahnesinden “normalce” bahsediyor. Bu da bizi modern toplumun öznelliğini kaybetmiş, kendisini kurumların gözetimine bırakmış, disipline edilmiş ve yine eklemek gerekir ki “normalleştirilmiş” bireyine götürüyor. Kafka’nın kurumlarla ve onların disipline edici özellikleriyle ilgili fikrini temsil eden önemli metinlerinden bu nedenle de Cezalılar Kolonisi çünkü neredeyse tüm kurumları içine alıyor. Subayın üniformaya yüklediği anlam “ancak bu üniformalar bizim için yurt demektir; yurdu da doğrusu yitirmek istemeyiz” militarist bir vurgu da barındırıyor ki bu da yine kurumlarla ve getirileriyle epey yakından ilişkili. Ve bu öykünün anlatısı yine Gregor’un hikâyesinde olduğu gibi olağan ve sıradan olarak aktarılıyor, aslında bir bakıma dünyada her gün tanıklık etmekten “normalleştirdiğimiz” ve duyarlılığımızı kaybettiğimiz durumları simgeliyor benim fikrimce.
Kurumlar ve disiplin denilince elbette aileyi atlamamak gerekiyor. Kafka’da #aile kurumunun bireye getirileri bence bireyin bir türlü üzerinden atamadığı suçluluk duygusu üzerinden anlatılır, yine Gregor Samsa’ya (4) dönecek olursak, Gregor bir böcek olarak uyanmasından itibaren aslında bir suçluluk duygusu içerisindedir çünkü babasının iflasının ardından ailesinin geçimini sağlamak zorunda hisseder kendisini. Bu nedenle geçirdiği dönüşümden çok ailesini dert eder. Ta ki ailesinin aslında kıyıda köşede bir miktar paraları olduğunu öğrenene kadar. Özellikle baba otoritesi ve onun getirdiği psikolojik baskı Kafka’nın metinlerinde önemli yer tutar ki Gregor’un ölümü babasının attığı elmanın böcek bedeninde açtığı yaradan olur. Kafka metinlerinde baba ve oğul arasındaki güç ilişkisi önemli metaforlarındandır bu nedenle de. Gregor’un ölümü babanın otoritesini sağlamlaştırırken oğulun gücünü hiçleştirir. Benzer bir durumu #Yargı (5) adlı öyküde de görürüz. Bu öyküde George Bendemann, babasının o evlendikten sonra nasıl yaşayacağını hesaplamayan bir karakter görüntüsü çizer. Ancak aralarında geçen diyalog güç ilişkilerini açığa çıkarır biçimdedir.
“Olduğun yerde kal sana ihtiyacım yok! Sen sanıyorsun ki, benim yanıma gelecek kadar gücün var henüz ve yalnızca sen öyle istediğin için kendini geride tutuyorsun. Sakın yanılmayasın! Senden hâlâ daha güçlüyüm çünkü. Tek başına olsam, belki önünde gerilemem gerekirdi; ama kendi gücünü de bana verdi annen; arkadaşınla şahane bir işbirliği içindeyiz. Mağazadaki müşterilerin ise şuracıkta, cebimde hepsi.”
Babanın cümlelerinden yaptığım bu uzunca alıntının mesajı açıktır aslında #George’un mektup arkadaşı dâhil her şeyi babasının elindedir. Babası bu söyledikleri ile onu âdeta çıplak bırakır, tüm gücünü alır. George babasına karşı bencillik ettiğini düşünürken birden kendisini bir hiç olarak bulur. Babasının üzerinde kurduğu baskı ve oluşturduğu suçluluk hissi ve “Seni şimdi suda boğularak ölmeye mahkûm ediyorum” cümlesinin sonucu olarak George kendisini köprüden atar. Ve bu metinde de baba otoritesi oğulun varlığını hiçleştirerek ölmesine sebep olur güç yine baba da kalır.
Baba ve oğul ilişkisi, suçluluk, güç ilişkileri bağlamında elbette Kafka’nın Babama Mektup (6) adlı metninden de bahsetmek gerekiyor. Kafka bu metinde sitemle babasına seslenir. Yaşadığı var olma sorununun temelini çocukluğunda babasının kendisine olan tavırlarından kaynaklandığını bile iddia eder. “Senin etkilemelerinden büsbütün bağımsız yetişseydim yine gönlünce bir kimse olamayabilirdim.” derken bu mektupta içinde bulunduğu durumun sorumlusu olarak babasını gördüğü oldukça hissedilir. Babasının disiplin yöntemleri, her alanda baskın otoritesi bu mektuptan anladığımız kadarıyla Kafka’nın “oluşu”nu epey etkilemiş görünüyor. Ayrıca bu metinde dikkat çeken bir diğer taraf ise babanın bedeniyle yazarın bedeninin bile simgesel bir güç çekişmesi sebebi olabildiği.
“O zamanlar evet o zamanlar her bakımdan yüreklendirilmeye ihtiyaç duyuyordum. Çünkü sadece vücut yapın, moralimi çökertmeye yetmişti. Sık sık plajda bir kabinde yan yana soyunduğumuzu anımsıyorum. Ben sıska, zayıf, ince bir oğlandım; sense iri yarı uzun boylu, geniş bedenliydin.”
Beden de aslında modern toplumların üzerinde en çok tahakküm kurduğu bir alan. Modernliğin bedeni öne çıkarıp ruhu geri plâna iten tavrı Kafka’da epey etki göstermiş görünüyor bu anlamda. #Robertson, Kafka’nın bedenine verdiği önemden şöyle bahsediyor;
“Kafka günde iki kez açık bir pencere önünde, çıplak olarak jimnastik egzersizleri yapardı. Nişanlısı Felice’i de egzersiz yapmaya ve yüzme öğrenmeye zorluyordu. Sağlıklı yaşam arayışı içinde vejetaryen olmaya karar verdi. Hatta yiyecekleri adını yöntemi yayan Amerikalı Horace Fletcher’dan alan ‘#Fletschern’ adlı özel bir yöntemle çiğniyordu.” (7)
Kafka çocukluğunda babasının cüssesinin karşısındaki güçsüzlüğünü, yetişkinliğinde yine bir kusursuz beden isteğiyle devam ettiriyor diye düşünebiliriz bu durumda. Bu da aslında modern bedenin varlığına uygun bir tutumdur, ölçülü, biçimli, sağlıklı, kusursuz beden modern bilimin ve onun getirdiği kaygıların karşılığıdır çünkü.
Kafka metinleri tüm bu bahsettiklerimizle birlikte düşündüğümüzde insan varlığının tüm kaygılarını içermesi ve disiplin, otorite sorgulamalarımızın cevabını bulabileceğimiz metinler olması bakımından zamansız bir yerde duruyor gibi geliyor bana. Çünkü insan türü var oldukça, hiyerarşi ve bunun getirisi olarak kurumlar ve dayatmaları en azından şimdilik yaşamımızın bir parçası olacaksa yaşamın içerisindeki bedensel, zihinsel, kültürel varlığımıza Kafka’nın penceresinden baktığımızda, üzerimizdeki gözetimi ve her türlü iktidarı fark edebiliyoruz. İşte bu anlamda ilk başta Bahtin’den yaptığımız alıntıya döner isek Kafka metinleri; “kendi çağının, kendi şimdi’sinin tutsağı” olmayacak metinler, edebiyat araştırmaları ve yorumları onun metinlerini zamansız bir şekilde taşıyacak ve taşındığı dönemin şimdisinde Kafka metinleri anlamını koruyacak.
NOTLAR:
1)Bahtin, M. M. (2016) “Söylem Türleri ve Başka Yazılar” (Çev. Okan N. Çiftçi), s. 12, İstanbul: Metis.
2)Kafka, F. (2015), “Bütün Öyküler ‘Değişim’ ”, (Çev. Kâmuran Şipal), s. 73-132, İstanbul: Cem Yayınevi.
3)Kafka, F. (2015), “Bütün Öyküler ‘Cezalılar Kolonisi’”, (Çev. Kâmuran Şipal), s. 133-166, İstanbul: Cem Yayınevi
4)Kafka, F. (2015), “Bütün Öyküler ‘Değişim’”, (Çev. Kâmuran Şipal), s. 73-132, İstanbul: Cem Yayınevi.
5)Kafka, F. (2015), “Bütün Öyküler ‘Yargı’”, (Çev. Kâmuran Şipal), s. 59-72, İstanbul: Cem Yayınevi.
6)Kafka, F. (2016), “Babama Mektup”, (Çev. Kâmuran Şipal), İstanbul: Cem Yayınevi.
7)Robertson, R. “Kafka”, (Çev. Elif Böke), s.70, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.#kafkabiyo #Kafkametinleri #edebiyat #okumak #içselleştirilmişdisiplin #CezalılarKolonisi

Sorry, there were no replies found.