Franz Kafka: Beyazperdede Kafka Esintileri

  • Franz Kafka: Beyazperdede Kafka Esintileri

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 15:09

    Beyazperdede Kafka Esintileri*

    Makale Yazarı: Güzin Tekeş

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2017) 30. sayıda yayımlanmıştır.

    Geçtiğimiz yüzyılın, eser sayısı ile edebiyat dünyası üzerindeki etkisi arasında ters orantı bulunan efsanevi yazarı #FranzKafka’nın sanat dünyasına katkısı neyse ki sadece edebiyatla sınırlı kalmadı. Kafka’nın hem hayatı hem de eserleri 1950’lerden beri gerek kısa ve uzun metraj film uyarlamaları gerekse belgeseller ile sinemacıların gözdeleri arasında yer almaya devam etti. Yazarın ölümsüz eserlerinden Dönüşüm, Dava ve Şato’nun yanı sıra nispeten daha az bilenen yapıtlarından Yasanın Önünde, Ceza Sömürgesi, Açlık Sanatçısı ve Bir Köy Hekimi de pek çok sinemacıya ilham verdi.

    Eserlerinde suç, yabancılaşma, otoriteye karşı bireysel direniş gibi temaları konu edinen yazar, romanlarında genellikle kontrolü kahramanından alarak onu psikolojik olarak yıpranacağı zorlu bir sürece sokar. Kahramanlarını sürüklediği bu yabancılaşma süreci aslında Kafka’nın bütün hayatı boyunca muzdarip olduğu yabancılaşmadan pek de farklı değildir. Daha çocukluk yıllarından itibarın babasıyla yaşadığı sorunlar ve baba figürüne yüklediği otorite algısı en dolaysız haliyle yazarın 1915 tarihli eseri Dönüşüm’de karşımıza çıkar. Edebiyatla az çok ilgilenen herkesin hafızalarında yer etmiş roman kahramanı Gregor Samsa’nın bir sabah aniden devcileyin bir böceğe dönüşmesini konu alan kitap, sınırsız sayıda kısa filme ve birçok sinema filmine uyarlandı. Dönüşüm’ün beyazperdede karşımıza çıkan ilk uzun metrajlı uyarlaması İsveçli yönetmen #IvoDvorák’ın yönettiği 1976 tarihli Förvandlingen iken en çok ses getireni çok daha yakın tarihli olan Prevrashchenie’dir. 2002 Rus yapımı olan filmin diğer uyarlamalara oranla en çarpıcı yanı gerçekçiliğidir. Yönetmen Valeri Fokin filmde dev bir böcek maketi kullanmak yerine tümüyle insan görünümünde olan ancak bir böcek gibi düşünen ve davranan Evgeniy Mironov’un usta oyunculuğunu tercih ederek muazzam bir görselliğe imza atmıştır. Kitabın en bilenen uyarlaması ise 2012 yapımı olan #Metamorphosis’dir. İngiliz yönetmen #ChrisSwanton tarafından uyarlanan film, tam olarak Kafkaesk bir atmosfere sahip olmasa da benim de kişisel olarak kitaptaki anlatıma en yakın bulduğum filmdir. Dönüşüm’den yapılan kısa film uyarlamalarının en kayda değer olanları ise İspanyol yönetmen #FranzEstévez’in 2004’te çektiği 20 dakikalık Metamorfosis ve 2015 Almanya yapımı modern bir uyarlama olan Die Verwandlung’dur. Franz Estévez dış ses anlatımıyla siyah beyaz çektiği kısa filmde Kafkavari bir anlatım tercih ederken, Alman yönetmen #IgorPlischke ışığın ve sesin imkânlarını kullanarak saykodelik bir yapım ortaya koymuştur.

    Kafka’nın sıklıkla sinemacılara malzeme olan bir diğer eseri ise ancak ölümünden sonra yayınlanan Dava’dır. Romanın başkahramanı Josef K.’nın 30. yaş gününün sabahında kimliği meçhul adamlar tarafından nedensizce tutuklanmasını konu alan eserin en çarpıcı beyazperde uyarlaması #OrsonWelles’in elinden çıkar. Welles’in başyapıtı olarak tanımladığı ve Yurttaş Kane’nin bile önüne koyduğu 1962 yapımı Le procés, yönetmenin Avrupa dönemine denk geldiğinden tamamı Avrupa’da çekilir. Sinema tarihinin en etkileyici ışık ve mekân kullanımlarından birine sahip olan film, kahramanın romandaki sıkışmışlığını ve umarsızlığını uzun plan sekanslarla en incelikli şekilde perdeye taşır. Bazı sahnelerdeki klostrofobik kamera açıları bugün çekilen çoğu filme taş çıkartacak cinstendir. Özetle söylemek gerekirse Le procès, o kadar başarılı bir edebiyat uyarlamasıdır ki ne #AnthonyPerkins’in Josef K. rolündeki müthiş performansı ne de #Albinoni’nin #Adagio’su izleyenin hafızasından kolay silinir. Bir diğer dikkat çekici Dava uyarlaması ise İngiliz yönetmen #DavidHungJones’un yönettiği 1993 tarihli The Trial’dır. Jones başrollerinde Anthony Hopkins ve Kyle MacLachian gibi isimlerin yer aldığı filmde her ne kadar Orson Welles’e oranla kitaba daha sadık kalmış olsa da gerekli Kafkaesk atmosferi yakalayabildiğini söylemek biraz güç.

    Franz Kafka’nın en az Dönüşüm ve Dava kadar güçlü bir başka yapıtı ise yine ölümünden sonra yayınlanan benzersiz eseri Şato’dur. Kahramanımız Bay K’nın kadastrocu olarak çalışacağı şatonun bulunduğu köye gelişinden itibaren, şatoya bir türlü ulaşamamanın onda yarattığı saplantının yol açtığı olayları konu alan roman, yine başkarakterin otorite karşısındaki çaresizliğini işliyor. Kitabın ilk uyarlaması karşımıza 1968 yılında #RudolfNoelte’nin yönettiği Das Schloß olarak çıkıyor. Yönetmen, filmi siyah beyaz değil renkli çekmeyi tercih etmiş olsa da kullanılan pastel tonlar ve sinematograf #WolgangTreu’nun elinden çıkan karlarla kaplı köy manzaraları filmin ne şatoya gidebilen ne de geri dönebilen başkahramanının içine düştüğü klostrofobik atmosferi başarıyla beyazperdeye yansıtıyor. Filmin, Almanya’nın doğu ve batı olarak ikiye ayrılmış olduğu bir dönemde çekilmesi de hikâyeye dönemin siyasi konjonktürüne dair alt metinler ekliyor. Ancak yine de Şato dendiğinde akla gelen ilk film Noelte’nin değil Haneke’nin Das Schloß’u oluyor. Kaos ve düzen ikilemini iliklerimize kadar hissettiğimiz 1997 tarihli yapım, Kafka’nın yarattığı karakterlere dair genel bir bakış açısı taşıyor. #MichaelHaneke, romanı televizyon filmi şeklinde uyarlarken kitaba tamamen sadık kalıyor ve bunu insanları edebiyat eserini okumaya teşvik etmek için yaptığını söylüyor. Hiç kuşkusuz Haneke’nin rahatsız edici tarzı, Kafka’nın huzursuz ruhuyla muazzam bir uyum yakalıyor ve anlamsızlıklar içinde anlamlı bir cevap bulmaya çalışan K’nın serüveni esnasında peliküle pek çok çarpıcı an yansıyor. Berlin ve Toronto film festivallerinde gösterilmiş olsa da aslen televizyon için çekildiğinden olsa gerek Das Schloß, usta yönetmenin filmleri arasında hak ettiği ilgiyi yazık ki hâlâ göremiyor. Son olarak modern bir Şato uyarlaması olan Çin yapımı K’dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Doğrusu K’ya rastlayana dek bir Kafka romanını uzak doğu sinemasında hayal etmemiş ve bu kadar yakışabileceğini aklımın ucundan dahi geçirmemiştim. Darhad Erdenibulag ve Emyr ap Richard’ın Moğolca çektiği film elbette alışıldık Kafka uyarlamalarından biraz farklı. Günümüzde geçen ve modern dünyanın tüm nimetlerinden faydalanan film, alışıldık Kafkavari yapımların aksine güçlü bir mizah duygusuna ve karakterin yazgısı açısından umut vadeden bir anlatıma sahip.

    Yıllar yılı özellikle genç yönetmenlere ilham veren Kafka eserleri sinema ve televizyon filmlerinin yanı sıra sayısız kısa filme de konu oldu. Bunlar arasında en dikkate değeri ise Kafka’nın en karanlık eserlerinden olan Bir Köy Hekimi’nin ilham verdiği ödüllü bir kısa animasyon. Hasta bir çocuğa bakması için gece yarısı çağırılan bir köy hekiminin başından geçen sıra dışı olayları konu alan 2007 yapımı 20 dakikalık Kafuka: Inaka isha şüphesiz ki bugüne dek çekilen en Kafkaesk kısa film. Japon yönetmen #KojiYamamura, animasyon yapmanın avantajını sonuna kadar kullanıyor ve hikâyeye tamamen sadık kalarak bizi Kafka’nın soğuk ve karanlık zihninin dehlizlerinde dolaştırıyor. Benzerleri arasında öne çıkan bir diğer kısa film ise Kanada’da yaşayan Türk yönetmen #SibelGüvenç’in elinden çıkan 24 dakikalık In the Penal Colony. Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında kaleme alınan hikâyedeki totaliter acımasızlık, filmde adalet sistemini incelemesi için bir ceza sömürgesine davet edilen araştırmacının gözünden aktarılıyor. 2007 yapımı kısa film, mahkûmlara uygulanan akıl almaz cezaları çarpıcı bir görsellikle yansıtarak oldukça rahatsız edici olmayı başarıyor.

    Üzerine sayfalarca makaleler yazılabilecek Kafka uyarlamalarını bu yazıya sığdırmak mümkün olmayacağı için son olarak, usta yönetmen #StevenSoderbergh’in Prag’da çekilen 1991 tarihli unutulmaz filmi Kafka’dan bahsederek bitirmek istiyorum. Senaryosu #LemDobbs tarafından yazılan ve siyah beyaz sinematografisi #WaltLloyd tarafından şekillendirilen film, Franz Kafka’nın yaşamı ve yazılarına dayalı olmasa da yazarın Dönüşüm, Dava ve Şato eserlerinden yoğun şekilde esinlenerek çekilmiştir. Film, çekildiği dönemde, Kafka’nın zihninin derinlerine inememesi, bürokrasi karşısında yazarın çaresizliğini izleyiciye geçirememesi ve dönemin siyasi atmosferinin iyi yansıtılamaması gibi gerekçelerle eleştirmenler tarafından vasat bulunarak yerilse de Kafka evreninin güçlü siyah beyaz aktarımı ve #JeremyIrons’ın Kafka rolündeki parmak ısırtan performansı için bile izlemeye değer.

    Her ne kadar yedinci sanatın vazgeçilmez kaynaklarından biri olsa da Kafka’nın sinema sanatına karşı oldukça mesafeli durduğunu söylemek mümkün. Zira yazarın, sevdiği kadınlara yazdığı mektuplarda filmlerden etkilenmediğinden, sinemanın seyircinin hayal gücünü kısıtladığından ve izleyenin filmin temel unsurlarını yönetmenin tercihlerine göre deneyimlemesinden sık sık yakındığı bilinen bir gerçek. 3 Haziran 1924 tarihinde henüz 40 yaşındayken acılar içinde hayata veda eden yazar acaba yaşasaydı günümüzün sinema teknolojisi için ne düşünürdü?

    Kaynaklar
    Kafka: A Biography – Nicholas Murray
    Kafka ile Konuşmalar – Gustav Janouch
    Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka
    #sinemanınkahramanları #kafkaeskfilmler

    romankahramanlari replied 1 year, 8 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Beyazperdede Kafka Esintileri* Makale Yazarı: Güz…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now