Fındık Kabuğu’ndaki Hamlet
-
Fındık Kabuğu’ndaki Hamlet
Fındık Kabuğu’ndaki Hamlet*
Makale Yazarı: Şükran Yücel
*Bu Makale Roman Kahramanları (Ocak / Mart 2019) 37. sayıda yayımlanmıştır.
lan McEwan, Fındık Kabuğu adlı kısa romanında Hamlet’i günümüzde anne rahmindeki bir fetüsün bakış açısıyla yeniden yazar. Bütün Hamlet uyarlamaları arasında bu yorum belki de Shakespeare’in ünlü karakterinin en özgün yeniden yaratımı olarak değerlendirilebilir. Çünkü Hamlet özünde bir türlü eyleme geçemeyen eksik bir kişidir. Annesinin rahmindeki gelişmekte olan fetüse pek çok yönden benzerlik taşır. McEwan’ın Fetüs’ü de düşünür, annesini, annesinin sevgilisi Claude’u ve babasını dinler. Henüz görememektedir.
lan McEwan, romanının ismini Hamlet’in şu satırlarından almıştır:
“Oh, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam; bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi sonsuz uzayın kralı sayabilirim.”[1]
Romanın anlatıcısı ve kahramanı fındık kabuğuna da benzetilebilecek anne rahminin içindeki doğmamış cenindir. Romanın mekânı Elsinore şatosu değil de Londra’daki konforlu bir dubleks dairedir. Romanımızın eksik bilgili henüz erginleşmemiş kahramanı ve anlatıcısının yavaş yavaş konuşulanlara kulak verdikçe öğreneceği üzere annesi Trudy (Gertrude), babasını evden kovmuş âşığıyla birlikte bu değerli mülkte kalmaktadır. Ceninimiz, annesinin sevgilisinin kendi amcası Claude olduğunu babasının eve ziyareti sırasında öğrenir. Annesi ve sevgilisi Claude, babasına ait olan bu evi satmak için onu öldürmeyi planlamaktadırlar.
Bu trajik komployu eğlenceli, ironik ve mizahi bir dille anlatan bir roman Fındık Kabuğu. Sık sık gülümseyerek okumaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ceninimiz çok zeki ve alaycı. Leb demeden leblebiyi anlayan türden. Ne de olsa Hamlet’in soyundan geliyor. Soya çekim söz konusu. Annesinin rahminden dinlediği radyo haberlerinden dünya olaylarını da takip edip yorumluyor. Avrupa düşüncesinin çöküşünün farkında.
“Hiçbir Şey”in İçindeki Fetüs
Terry Eagleton, William Shakespeare adlı kitabında Freud’dan esinlenerek ilginç bir saptamada bulunur:
“‘Hiçbir şey’ sözcüğünün Elizabeth dönemi İngilizcesinde zaman zaman kadın cinsel organı anlamına geldiğine dair bazı kanıtlar vardır. #FaIlosantrik bir bakış açısıyla bakıldığında kadının bacakları arasında hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey erkekler için güvenle sığınılacak bir yer olduğu kadar tehlike sinyalleri veren bir şeydir de.”[2]
Eagleton’ın bu yorumu, kadını çözümlenemeyen bir muamma olarak gören eril bakışla uyum gösterir. Hayatta yaşanan her olayın bir karmaşa hâline gelmesine sebep olan, kadının içindeki bu tanımlanamayan boşluktur. Eagleton bu kaotik durumu şöyle izah eder:
“Kadının hiçbir şeyi alışılmadık derecede karmaşık bir hiçbir şeydir, içinde bir erkeğin kendi erkeksi kimliğini kaybedebileceği ağzı genişleyen dipsiz bir kuyudur. Bu mütevazı hiçbir şey, her şeyi had safhada dehşete düşürerek, bir şeye benzemeye başlar; ve aslında bu kadının muammasıdır, yani ataerkil düzen için kadın bir anlamda yalnızca eksiklik ya da olumsuzluk -erkek olmayan, eksik erkek olmasına rağmen, aynı zamanda erkeğin içindeki arzuya dair gürültülü- patırtılı ‘her şey’i kışkırtma ve böylece onu imha etme gücüne sahiptir. Peki öyleyse nasıl oluyor da bu sevimli hiçbir şey kötü niyetli bir her şey hâline gelebiliyor?”
Eagleton, bu yorumuyla, Othello’nun paranoyak kıskançlığını bu “hiçbir” şeye bağlarken Hamlet’in melankolisinin de bu “hiçbir” şeyden kaynaklandığını kanıtlamaya çalışır. Hamlet’le annesi Gertrude arasındaki platonik ilişki Claudius’un devreye girmesiyle koparıldıktan sonra Hamlet derin bir bunalıma girer. Etrafındaki herkese yabancılaşır, insanlarla iletişimi keser, yalnız bir birey olarak düzene karşı isyan duygularıyla çaresizlik içinde bir sonraki adımını düşünmeye başlar. Ofelya ile olan ilişkisini de bitirir ve bütün kadınlara olan inancını yitirir, onları lanetler. Babasına ihanet ettiğini gördüğü için annesine olan geçmişteki bağlılığı kimliğinin parçalanmasına neden olmuş, Ofelya’ya duyduğu cinsel arzuyu da tatminsizliğe dönüştürmüştür. “Hiçbir” şey onun değerlerini kaybetmesine ve amaçsızca ortalıkta başıboş dolanmasına sebep olur.
Terry Eagleton’ın kısaca özetlemeye çalıştığım bu yorumunun Fındık Kabuğu’ndaki fetüsün “hiçbir” şey olarak görülen ana rahminin içinde büyüyerek gelişmesini anlamamıza yardımcı olabileceğine düşünüyorum. Fındık Kabuğu’ndaki fetüs de büyüyüp etrafında olan biteni anlamaya başladıkça annesine karşı bir arzu-nefret duygusu geliştirir. Annesinin içine (hiçbir şeye) girip onu rahatsız etmekte olan Claude’dan nefret etmekte, Trudy’nin onunla ilişkisini bozmaya çalışmaktadır.
Oyunun başında Hamlet, babasının hayaleti görünmeden önce olan bitenden habersizdir. McEwan’ın adsız fetüsü de başlangıçta her şeyden habersiz anne karnında büyümeye çalışmaktadır.
“Masumların arasında sayıyorum kendimi, sırtımda sadakatlerin ve yükümlülüklerin yükü yok, yaşama alanımın yetersizliğine rağmen özgür bir ruhum ben. Bana karşı çıkacak ya da beni kınayacak kimse yok burada, ne bir adım ya da eski bir adresim var, ne dinim, ne borçlarım ne de düşmanlarım. Eğer bir randevu defterim olsaydı içinde sadece yakındaki doğum günümün kaydı bulunurdu. Genetikçiler şimdi ne derlerse desinler, boş bir levhayım ben, ya da öyle idim.”
Fetüs her ne kadar boş bir levha olduğunu düşünse de “bir komplonun parçası” olduğunun farkındadır. Rahme düştüğü anı “olmak” olarak ifade ediyor. Sonrasında annesinin dinlediği radyo kanalından dünya hakkında bilgilenmeye başlar. Kendi ifadesiyle “bütün kötü rüyaların kaynağı olan haberleri” duyar. Annesinin sevgilisi olan Claude’un emlak yap-satçısı olduğunu, boş fikirli biri olduğunu düşünür. Henüz onun amcası olduğunu bilmez. Şair babası John’un annesi Trudy için yazdığı şiiri duymuştur. Annesinin saçlarının “beyaz elmalara benzeyen omuzlarına” “çılgın buklelerden oluşan metal paralar gibi” döküldüğünü bu şiirden bilir. Büyümekte olan Fetüs, annnesinin ‘elma gibi taptaze kollarını ve memelerini ve yeşil bakışlarını’ özler. Anne karnındaki ceninin annesine duyduğu arzu açıkça ifade edilmiştir. Trudy’nin sadakatsiz olduğunu, Claude’la fısıldaşmasından anne rahminin kulaklarıyla işitir. “Korkunç bir olay” planladıklarını böyle öğrenir.
Fındık Kabuğu’nda anne de amcayla birlikte planlamaktadır bu korkunç cinayeti. Hamlet’in oyununda Gertrude cinayetten habersizdir. Ama gene de annesinin ölmüş olan kusursuz babasını kolayca unutmuş olması Hamlet’in aşka ve kadınlara olan güvenini sarsmıştır. “Zayıf yerine “kadın desek daha iyi-” der. “Annesinin -bir kadın olarak ‘zayıflığı’ ve bu nedenle yaşadığı ‘ahlaki çöküşü’, Hamlet tarafından tüm kadınlar bağlamında genelleştirilir ve Ophelia’yı da kapsar.”
Hayalet oğluna şöyle der:
“Ve sakın annene bir şey yapmayı geçirme aklından;
Göklere bırak onu,
Bırak kendi bağrındaki dikenler
Dalasın, soksun ruhunu.”Annesinin sadakatsizliği, amcasının ihaneti karşısında Hamlet, bir türlü harekete geçemez. Düşünen bireyin melankolisi içinde bunalıma girer. Bir kimlik parçalanması yaşamaktadır. Saraya gelen gezgin oyuncularla amcasına bir tuzak kurar. Cinayetten emin olmak ister.
Babasına olan sevgisi, saygısı sonsuzdur. Yaşlı kral ile amcası Claudius’u karşılaştırır: Babasını güneşe benzetirken amcasını “keçi ayaklı” bir yaratık olarak tanımlar:
“Ne mükemmel bir kraldı!
Bununla kıyaslandığında,
O bir Hyperion’du, buysa bir Satir.
Nasıl da severdi annemi!”Trudy’nin karnındaki cenin de babasını yüceltir, amcasını aşağılar. Babası yetenekli bir şair, genç şairleri destekleyen idealist bir yayıncıdır.
“John Caincross farklıdır. Lütufkâr bir yıldızın altında doğmuş, başkalarını memnun etmeye hevesli. Fazla nazik, fazla ciddi, büyük emeller peşinde koşan bir şairin gizlice kapıldığı hırstan eser yok.”
Babası annesine âşık hâlâ. Cenin de babasının aşkını taşıyor annesine karşı. Onu seviyor, ona tapıyor ve var olmak için ona ihtiyacı var. Babasına karşı kurulan en sevdiği içkiye zehir karıştırma komplosuna engel olamıyor. Kendisini de yok etmeyi düşünüyor bu sırada. Hamlet de intiharı düşünmüştü. “Var olmak ya da olmamak” monologu sırasında intihar etmesini engelleyen düşünme yetisini kaybetme kaygısıdır.
“Hamlet, ‘ölüm uykusu’ndayken üstüne saldıracak ‘düşler’in ‘bilinmezliği’ ve denetlenemezliği karşısında ‘yaşama’yı seçmiştir.”
Anne karnındaki cenin de var olmayı ve doğmayı seçer. Annesini ve amcasını cezalandırmaya karar verir. Annesini cezalandırması, kendisinin de bir hapishane hücresinde yaşamasına sebep olabilir. Özgür kalabilmesi için katillerin kurtulmasının gerektiğini düşünür önce. Bunun çok dar ve bencilce bir bakış açısı olduğuna karar verir. Amcasına duyduğu nefret annesine duyduğu sevgiye üstün gelir. Suçları açığa çıkan âşıklar kaçmaya çalışırlar.
“Ama gitmiyorlar. Onca dönüşlerimden, kararlarımı gözden geçirişlerimden, yanlış yorumlamalarımdan, yanlış anlamalarımdan, kendimi yok etme girişimlerimden sonra bir karara vardım. Artık yeter. Benim bulunduğum dölüt torbası, ince ve sağlam, yarı saydam bir ipek torba. İçinde beni dünyadan ve dünyadaki kötü düşlerden koruyan sıvı var. Artık böyle olmayacak. Katılmamın zamanı geldi.”
#Fetüs de Hamlet gibi uzun tereddütlerden sonra kararını veriyor. Annesi de zarar görse amcası katil Claude’un cezasız kalmasına izin vermeyecektir. Sivri tırnaklarıyla dölüt torbasını yırtıyor ve dünyaya geliyor. Annesini ilk kez görüyor. Babası haklıymış, annnesinin yüzü çok güzel. Doğmamış çocuk, uygunsuz zamanda doğarak çok sevdiği annesini ve nefret ettiği amcasını cezalandırıyor. Hapishane hücresini düşünüyor: Önce derin keder, sonra adalet, sonra anlam. Gerisi keşmekeş.”
Fındık Kabuğu, bir uyarlama değil. Hamlet’ten esinlenilen bir novella. lan McEwan, dünyanın tüm yazarları ve hatta tüm aydınları gibi Hamlet’ten ilham alıyor. Çünkü Hamlet, kahramanlar çağı sona ererken birey olmanın bunalımını yaşayan ilk karakterlerden biri. Hatta ilki demek çok mu iddialı olur diye düşünüyorum. Erdemleri üzerine değil de eksiklikleri, hataları, kusurları, yanılgıları üzerine düşünen bir “kahraman”. lan McEwan, Fındık Kabuğu’nu yazmadan üç yıl önce Lire dergisinin Şubat 2014 sayısında yayımlanan bir röporatjında, “… Edebiyat bize gerçekten sürükleyici kurmaca kişiler vermeye ne zaman başladı? Ben Hamlet’e uzanmak gerektiğini söyleyeceğim.” demişti. Belki çok daha öncesinde Hamlet’e dayanan bir roman kahramanı yazmaya niyetlenmişti. Zaten günümüzde Hamlet’e benzemeyen hangi aydın karakter vardır ki? Hamlet’i bu kadar çağdaşımız yapan özellik belki de feodal düzenin çöküşünün başlangıcını imlemesidir. Hamlet deli taklidi yaparak düşüncelerini söyleme özgürlüğünü kazanır. Bütün işaretler Claudius’un suçluluğunu gösterse de Hamlet adaletli davranarak suçun kanıtlanmasını bekler. İkiyüzlülükten, yağcılıktan, aptallıktan nefret eden Hamlet, günümüz aydın kişisinin de ilk prototipidir. O, #varoluşçu bireyin ilk örneği olarak görülmelidir.
lan McEwan’ın Fındık Kabuğu’nda yapmaya çalıştığı da insanın dünyaya daha adım atmadan başlayan var olmak ya da olmamak konusundaki seçimini adaleti sağlamak üzerinden sorgulamaktır. Hamlet yozlaşmış ve çürümüş bir dünyada bir insan olarak sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyordu. Onun asıl motivasyonu intikam değil, adaleti sağlamaktı. Sonunda onu eyleme iten de vicdanıydı. Bütün insani zaafları, kederi, melankolisi ile tüm zamanların en kararsız kahramanı olarak sonunda eyleme geçmeyi seçmişti. O çürümüş bir dünyada iktidara tapan aptal ve çıkarcı insanların arasında yaşamanın kederini hissediyor ve adaleti sağlamak istiyordu. Fındık Kabuğu’ndaki isimsiz Fetüs de dünyanın bütün çürümüşlüğüne, annesinin ve amcasının ihanetine tanıklık etmesine rağmen doğmayı ve yaşamayı seçiyor. Bunu yaparken kendi koşullarını zorlayarak bir biçimde adaleti sağlıyor, insanın yeryüzündeki tükenmeyen trajedisi, yükümlülüklerle özgürlükler arasında seçim yapma zorunluluğundan doğuyor belki de. Bütün “roman” ya da “oyun” kahramanları arasında birey olmanın trajik sonuçlarını Hamlet kadar iyi anlatan bir başkası var mıdır? Üstelik hayatın da bir oyun olduğunu vurgulayarak bu oyunu oyunun içinde en iyi biçimde kurgulayan, yöneten ve oynayan Hamlet tüm zamanların en eşsiz protagonisti olmayı hak etmiyor mu? ■
————-
[1] William Shakespeare, Hamlet, Çev. Bülent Bozkurt, Remzi Kitabevi, 1999, s.97.
[2] Terry Eagleton, William Shakespeare, Çev. A. Cüneyt Yalaz, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 1998, s.76.#Sayı37 #şükranYücel #shakespeare #hamlet #fındıkKabuğu #ingilizEdebiyatı #ianMcEwan #terryEagleton

Sorry, there were no replies found.