Evdal, Yaşlı Rind: MEHMED UZUN’UN EVDAL’I

  • Evdal, Yaşlı Rind: MEHMED UZUN’UN EVDAL’I

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:02

    MEHMED UZUN’UN “EVDAL”I;
    GÜNLERDEN BİR GÜN VE YAŞLI RİNDİN İZİNİNDEN*

    Makale Yazarı: Hüdayi Can

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/Eylül 2013) 15. sayıda yayımlanmıştır.

    Mehmed Uzun, edebiyatın hem pratiğinde hem kuramında kalem oynatmış bir Kürt aydını. Bu yazıda onun #SelimTemo tarafından “Abdalın Bir Günü” “Yaşlı Rind’in Ölümü” adıyla Türkçeye çevrilen romanları ve romanların kahramanları Evdal ile Yaşlı Rind üzerine akıl yürüteceğiz. Bunu yaparken belki de işe şu soruya cevap arayarak başlamak lazım. Mehmed Uzun, acaba dördüncü romanı olarak niçin böyle bir konu ve eserin roman mı değil mi diye tartışılmasına (1) neden olacak bir anlatımı tercih etti?

    Öncelikle Uzun’un, #edebiyatkuramı üzerinde çalışan biri olduğunu vurguladık ve bunun nedeni var. Uzun, romanın ne olduğunu biliyor. Dahası günümüzde romanın sınırlarının nerelere kadar genişlediğinden ve genişleyebileceğinden de haberdar. Kendisiyle yapılan söyleşide, bugün tekrar yazsa ilk romanı “#Tu (Sen)”dan birçok bölümü çıkaracağını ifade ediyor. (2) Demek ki roman hakkında konuşurlarken romana “Abdalın Bir Günü”nü eleştirenlerle aynı noktadan bakmıyorlar. “Bu da roman mı?” diyenler belki de alışık oldukları türde sosyal gerçekçi bir roman istiyorlar yazardan. Uzun ise romanın sınırını masala, destana doğru çekmek istiyor bu eserde. Çünkü her içeriğin talep ettiği bir form vardır. Bir topluma mal olmuş, hayatı efsanelerle örülmüş bir şahsiyetin anlatılması için en uygun form efsanelere, masallara ait #zamansızbirzaman, çizgileri çok keskin olmayan #belirsizmekânlar ve masalımsı karakterlerle örülmüş bir form olabilir.

    Baştaki soruya cevap verirken üzerinde durmamız gereken ikinci husus Mehmed Uzun’un kendine biçtiği #edebidilkurucusu olma misyonu. Çünkü o az işlenmiş bir dilde yazmaya başladığı zaman, daha önce yürünmemiş bir yolda yürüdüğünün farkındaydı. #Yazılı edebiyat, özellikle modern nesir yeterince işlenmemişti. O zaman bu yazı dilini çok zengin, çok renkli sözlü edebiyatla aşılamak gerektiğini fark etti ve aynı yoldan yürüyecek sonraki kuşak #Kürtyazarlara bunu göstermek için gördüğünü anlatmakla yetinmedi, uygulayarak gösterdi. “Kürtçenin adeta yeniden dirildiği”, “#dengbej geleneği gibi son derece zengin ve tamamen üslup üzerine kurulu” (3) bir dille kendi aynasından “mitolojik bir dengbej” (4) olan #EvdalêZeynikê’nin hikâyesini anlattı.

    Kitabın orijinal adı “Rojek Ji Rojen Evdalê Zeynikê”. Birebir çevrilseydi “Evdalê Zeynikê’nin Günlerinden Bir Günü” şeklinde çevrilmesi gerekecekti. Selim Temo Türk sözlü kültüründeki “#abdallık” kavramından hareketle “#AbdalınBirGünü” şeklinde çevirmeyi tercih etmiş. (5) Türk okur için bunun olumlu bir yanı olduğu yadsınamaz. Alışılmış, dolayısıyla sıcak bir isim. Dahası bir roman ismi. Ama “Abdalın Bir Günü” ismiyle romanı okumaya başladığımda beklentim daha önce okuduğum benzer isimli romanlarla paralellik taşıyan bir anlatımla karşılaşmaktı. Mesela #Soljenitsin’in “İvan Denisoviç’in Bir Günü” ya da #Aytmatov’un “Gün Olur Yüzyıl Olur” romanlarındaki gibi bir anlatımla. Aytmatov, kahramanı aracılığıyla roman boyunca birçok efsane anlatsa da sonuçta her iki romanda da gerçekçi bir dille gerçek dünyanın anlatımı söz konusudur. “Abdalın Bir Günü”nde ise modern anlatının zaman algısıyla birlikte fakat daha baskın şekilde masal estetiği içinde açıklanabilecek bir zaman söz konusu. Kitabın orijinal adı aslında “#günlerdenbirgün” diyerek bu masal zamanına işaret ediyor. Belki şöyle de denebilirdi “Günlerden Bir Gün Evdalê Zeynikê” ya da “Evdalê Zeynikê; Günlerden Bir Gün”. Bu arada Temo’nun çevirisini çok başarılı bulduğumu da belirtmem lazım. Türk sözlü edebiyatının imkânlarını da kullanarak romanı yer yer #şairane bir dille çevirmiş ki ciddi bir gayret gerektiren bu emeği takdir etmemek mümkün değil.

    Romandaki Evdalê Zeynikê elbette bir #romankahramanı ve ozanın gerçek şahsiyetiyle ne kadar örtüştüğü roman açısından çok bir önem taşımıyor. Ama belki tarihi şahsiyetlerle ilgili bir metin yazan her yazarın karşılaştığı bir sorundur, okura bunun bir roman olduğunu hatırlatma gereği duymak. Belki de üzerinde “#roman” yazan metnin #kurmaca olduğunu baştan kabul etmek gerektiğini bilemeyen okurlar, bizim gibi kurmaca eser okuma geleneği oturmamış ülkelere hastır. Öyle ki Uzun da bunu vurgulamak ihtiyacı duyuyor bahsi geçen söyleşide. #FıratCeverî soruyor: “Öyleyse bu eserin Kürt yazar ve araştırmacıları için Evdalê Zeynikê üzerine yapılacak araştırmalarda bir kaynak eser olamayacağını söyleyebilir miyiz?” Mehmed Uzun cevap veriyor: “Evet, o Evdalê Zeynikê üzerine yapılacak araştırmalar için bir kaynak eser olamaz. Çünkü o bir romandır, ben de roman yazmak istedim. #Romankahramanları, şahısları, ilişkileri, olayları yüzde doksan beş yapaydır, kurmacadır. Onlar hayalidir. Fakat ben bu hayalleri oluşturduğumda kaynağım Evdalê Zeynikê ve onun şarkılarıydı. Ben onun yardımıyla başka şeyler oluşturmak istedim. Bu yüzden bu kitap bir araştırma olarak görülmesin.”

    Romanda anlatıcı Ehmedê Fermanê Kîkî isimli bir dengbej. Evdal’in hikâyesini onun ağzından dinliyoruz. #EhmedêFerman’a bu hikâyeyi söyleten, daha doğrusu söyler gibi bir üslupla yazması için teşvik eden roman kahramanı #MîrCeladetBedirxan. Maksadı hikâyeyi #Hawardergisinde #tefrika etmek. Her ikisi de #gerçekşahsiyetler ama roman kahramanı olarak alınmış. #Çerçevehikâye Ehmedê Ferman’ın hikâyesi, #esashikâye Evdalê Zeynikê’nin hikâyesi. Mîr Celadet #yönlendiricikahraman; çerçeve hikâyenin “ben anlatıcı”sını yönlendiriyor. Buraya kadar problem yok. Eleştireceğim noktaya gelince, Uzun yer yer didaktik olmaktan, roman kahramanlarının ağzıyla güncel fikirlerini dillendirmekten kendini alamıyor. Öyle ki Ehmedê Ferman’ın söylediği bazı sözleri Mîr Celadet söylese olur ama Ferman karakterine ağır geliyor. Yine zaman zaman Evdal’ın sözünü Evdal’ın söylemesi zor, bu belki Ehmedê Ferman’ın sözü olabilir. Hatta üç kat kurmacayı delip Evdal adına doğrudan Mehmed Uzun’un konuştuğu yerler bile var. Bence roman tekniği açısından bir zaaf aranacaksa burada aranmalı.

    Örnekleri çoğaltmak yerine en barizlerinden iki örnek vermekle yetineceğim. Birincisi daha hikâyenin başlarında:
    “Yurdun beş dağı, kadirşinas Evdal’ın gönlünde, çok yüce bir yere sahipti: #Ağrı, gücün, özgürlüğün, Ermeni ve Kürt kardeşliğinin mekânı; #Nemrut, medeniyetler çeşmesinin menzili; #Cudi ile #Herekol, kadim bir tarihin, ibretin ve dersin konakları ve #SîpanêXelatê, Xecê ile Siyabend’in mezarı, sevdanın ve âşıkların yuvası…” (6)

    Sanırım ilk iki dağı bu şekilde tanımlamak geçen asrın başlarında yaşamış bir dengbej olan Ehmedê Ferman için bile fazla güncel.

    İkincisi ise Yezidilerin ve #Yezidi dininin anlatıldığı bölüm. “… Yalçın dağların kızları ve oğulları, doğanın aslan ve kaplanları Yezidilerdi onlar. Dinleri, tarihin derinliklerinden gelen kadim bir dindi. Kendilerini #Zerdüşt peygamberin torunları ve Rabbülaleminin seçkin çocukları sayıyorlardı. Bu yüzden dostluk, yakınlık ve oturup kalkmada sade, düşünce, inanç ve aşkta yüce ve mağrurdular. Mesela kendileri ve Müslümanlar için şöyle derlerdi:
    Müslümanlar mı, kaldılar da kaldılar,
    Yezidiler mi,
    Beyaz libaslıdır onlar,
    Cennetliktir hepsi. (…) ” (7)

    Yezidilerle ilgili bilgiler ve anlatım iki sayfa boyunca uzayıp gidiyor ve “Yezidiler üzerine olan sözümüzü çok da uzatmayalım.” diye bitiyor. Bu anlatım ve yaklaşım Mir Celadet için bile fazla yeni.

    Gerçi Uzun bu eleştirime “Kürt Edebiyatına Giriş”in sonuç bölümünde cevap veriyor.

    “…Çoğu Üçüncü Dünya ülkesindeki yazarın yaşadığı açmazı, #Kürtyazarı da yaşıyor. Yani olaylarla yazarlığı arasına #mesafe (distans) koyamıyor. Bu nedenle de mesaj iletmek, bilgi ve düşünce aktarmak kaygısı, çoğu zaman edebiyat ölçülerini aşıyor. Bu durumda edebiyat ve sanat ölçülerinden, estetikten, stilden, edebi anlatımdan uzak ve edebiyat olarak kabul edilmesi çok zor kuru-yalın gerçekler ortaya çıkıyor. (…)” (8)

    Romanda eksikliğini hissettiğim bir unsur da #metafizik oldu. Romanda böyle bir şey olmak zorunda mı? Duruma nesnel bir gözle bakarsak, genel olarak, tabiî ki hayır. Ama bu hikâye hangi din kaynaklı olursa olsun bir çeşit metafiziğe, mistik yaklaşıma çok açık. Düşünün, yaşlı ve #kör bir adam bir dağa tırmanıyor. Bir grup insan da onu takip ediyor. Dağın doruğunda ezgiler, neşideler… ve kör adamın gözü iyileşiyor, yanında gelen kaç zamandır #kanadıkırık #turna uçmaya başlıyor. Burada Selim Temo’nun değerlendirmelerine katıldığımı söylemek istiyorum. “… Bu noktada getirilebilecek en esaslı eleştiri, Uzun’un #KürtDivanŞiiri ile Medrese edebiyatına mesafeli durması üzerine üretilebilir. Zira bir kurucu özneden böylesi bir ‘mesafe’ yerine, onu da yaratım halesine almasını beklemek son derece doğal bir beklenti olacaktır. Ancak Uzun’un Türkiye’deki #Aydınlanmacı ‘gelenek’in kültür-edebiyat alanındaki aktörlerinden bir biçimde etkilendiğini ve yukarıda saydığımız türleri de onlar gibi ötelediğini gözlemek mümkündür.” (9)

    Bu öteleme inanç ve tercih boyutunda kalırsa hoş görülebilir. Ama ilgilenmeme, merak etmeme boyutundaysa bir eksiklik kabul etmek gerekir. Yoksa Evdalê Zeynikê’nin çıktığı dağ Sîpanê Xelatê yani #SüphanDağı‘dır ki bu dağın ismi bile birçok #mistik çağrışıma açıktır.

    Burada yukarıdaki oldukça öznel eleştirimin sadece “Abdalın Bir Günü” için geçerli olduğunu da belirtmek lüzumu hissediyorum. “Yaşlı Rind’in Ölümü” adlı roman için aynı eksiklikten bahsedemem. Bilakis Yaşlı Rind varlığıyla, duruşuyla genç kahraman #Serdar’a ışık olan mistik bir #yolgösterici gibidir.

    Bu roman deneysele veya avangarda dayanmadan da dört başı mamur roman diyebileceğimiz bir eser. Dahası örneği Türk edebiyatında da çok az bulunan “#senanlatıcı”yı çok iyi kullandığı için edebiyat kuramı derslerinde örnek gösterilebilecek bir eser.

    Romanda çağdaş insan Serdar, yaşlı Rind”e nereli olduğunu soruyor. Yaşlı kendinden bahsederken “Bu toprağın ölümlüsü olduğumu kendin de görmüyor musun?” (10) diyor. “#Butoprağınölümlüsü” sözü başlı başına hoyrat devrimcilik ve siyaset tavrına karşı bir duruş gibi geldi bana. Kitapta yer yer #MelayêCizîrî’den alıntılar var. Yaşlı Rind bütün donanımını bir yana koyup eski dervişler, daha doğrusu “rindler” gibi bir hayat sürmeyi tercih ediyor. Onun eylemi hayat ve dünya karşısında #rindane duruşudur. Ölmeden önce Serdar’a hitaben bir mektup kaleme almış. Mektup #YahyaKemal’in “#RindlerinÖlümü” şiiriyle başlıyor. Romanda şiirden bahsetmekle yetinilmemiş şiir aynen #iktibas edilmiş. (11)

    Mehmed Uzun, Kürt yazı geleneğini roman formuna açarak kanımca tarihsel kopukluğun aşılması anlamında oldukça önemli bir rol üstlenmiştir. Onu sadece Kürt edebiyatının bir ilkler kişisi olarak öğrenmek ve incelemek yetersiz olacaktır. Çünkü böyle bir yaklaşım, ilktir dolayısıyla iyi kötü bir şey yazmış, ne yazdığı önemli değil gibi anlayışlara da kapı açar. Onu öğrenirken, incelerken edebiyatın evrensel dünyasında da hak ettiği yeri alan ve alacak olan bir isim olarak değerlendirmek, eleştirmek gerekir kanaatindeyim.

    NOTLAR:
    (1) Mehmet Uzun Söyleşisinden: Mahmut LEWENDÎ: (…) Benim kaynağım Türkçe romanlar olduğundan, ‘Tu (Sen)’ ve ‘Siya Evinê (Aşkın Gölgesi)’ yi okuduğum zaman ikisi de gerçek anlamda romandır. Fakat ‘Mirina Kalekî Rınd (Yaşlı Rindin Ölümü)’ ve ‘Rojek Jı Rojên Evdalê Zeynıkî (Abdalın Bir Günü)’ roman tekniği bakımından bu kadar sağlam değildir.
    (2) Mehmet Uzun Söyleşisinden: Mehmed UZUN: (…) Ben hiçbir romanımı yeterli görmüyorum, onların eksikleri çok fazladır. Fakat biz diyebiliriz ki ‘Tu (Sen)’ da dil yönünden çok eksiklik vardır. Ben bugün dönüp ona baktığımda görüyorum ki Kürt dilini uzun bir eserde kullanmak için kendimi çok yormuşum. (…) Mehmed UZUN: Hayır, ‘Tu’(Sen) romanını yazarken roman tekniğinde hiçbir zorluk çekmedim. Bilakis ‘Tu(Sen)’ nun roman tekniğini çok kolay bir şekilde oluşturdum. Bunu çok kolay yazdım. Benim yazarlığım olgunlaşmış bir yazarlık değildi, işte zorluğum buydu. Eğer bugün ‘Tu(Sen)’yu yeniden yazsam içinden birçok şeyi çıkarabilirim, ondan daha yoğun bir roman çıkarabilirim, ona daha edebi bir boyut kazandırabilirim.
    (3) Temo, Selim; Abdalın Bir Günü (sonsöz), İthaki Yayınları, İstanbul, 2005, s. 189
    (4) Uzun, Mehmed; Kürt Edebiyatına Giriş, İthaki Yayınları, İstanbul, 2006, s.42
    (5) Temo, Selim; Abdalın Bir Günü (sonsöz), İthaki Yayınları, İstanbul, 2005, s. 191
    (6) Uzun, Mehmed; Abdalın Bir Günü, İthaki Yayınları, İstanbul, 2005, s. 31
    (7) Uzun, Mehmed; Abdalın Bir Günü, İthaki Yayınları, İstanbul, 2005, s. 147-148
    (8) Uzun, Mehmed; Kürt Edebiyatına Giriş, İthaki Yayınları, İstanbul, 2006, s.92

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
MEHMED UZUN’UN “EVDAL”I; GÜNLERDEN BİR GÜN VE YAŞ…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now