Emily Brontë: Uğultulu Tepeler’de Gotik Öğeler

  • Emily Brontë: Uğultulu Tepeler’de Gotik Öğeler

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 13:16

    Uğultulu Tepeler’de Gotik Öğeler*

    Makale Yazarı: Şefika G. Kamcez

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI Ekim/Aralık 2015, 24. sayıda yayımlanmıştır. 

    #EmilyBrontë’nin #UğultuluTepeler (Wuthering Heights)(1) adlı yapıtı gotik öğelerle bezeli başarılı bir aşk, nefret ve intikam romanıdır. Dickens gibi gerçekçi yazarların zirvede olduğu tutucu #VictoriaDönemi’nde, 1847’de yayımlanmıştır. Fakat içinde taşıdığı gotik öğelerle, o püriten toplumda şaşkınlıkla karşılandığı gibi, hâkim akım olan gerçekçiliğin ve bir ölçüde etkili olan romantizmin de dışına taşmıştır.

    İrlanda kökenli altı çocuklu yoksul bir rahibin beşinci çocuğu olan Emily Brontë (1811- 1848) annesini üç yaşında veremden kaybettikten sonra bütün ömrünü dünyadan izole bir köyde geçirdi. Fakat kardeşleri edebiyatla ilgili yetenekli kişilerdi. Yazar bu romanın kahramanları gibi erkenden (30 yaşındayken) öldü. Onun şiirleri dışında edebiyata armağan ettiği tek yapıtı bu romandır. Olaylar 18.yüzyıl sonlarında Kuzey İngiltere’de geçer. Uğultulu Tepeler aslında bir çiftliğin ve içindeki konağın adıdır. Buraya en yakın komşu konak ise Trushcross Grange (veya kısaca Grange) adını taşır. Romanın kahramanları bu iki konağın halkıdır. Uğultulu Tepeler Earnshaw ailesine, diğeri Linton ailesine aittir. Olayı Grange’e kiracı olarak gelen Lockwood adlı bir anlatıcıdan, yani tarafsız bir gözden öğreniriz. Lockwood’un bazı gözlemleri olmakla birlikte aslında ona geçmişte olanları anlatan da Nelly Dean adındaki kâhya kadındır. Dolayısıyla romanın iki anlatıcısı vardır. Nelly yaklaşık 40 yıllık bir dönemde geçen olaylara yakından tanık olmuştur. Roman 1801 kışında Lockwood’un Uğultulu Tepeler’de yaşayan ev sahibini ziyaretinde gördüklerini günlüğüne geçirmesiyle başlar. Burada, yalnız bu evde yaşayan Cathy, Hareton ve Heathcliff değil, aynı zamanda evin köpekleri bile kendisine düşmanca yaklaşır.

    Fırtınalı bir mekân
    Uğultulu Tepeler kalın duvarlı, karanlık yüzlü, eski, görece küçük bir binadır. “Uğultulu Tepeler’e bir gece katlanmaktansa sonsuza kadar cehennemde yaşamaya razıyım,” der roman kahramanlarından Isabella. “Cehennemden kurtulmuş bir ruhun mutluluğu içinde, yokuş aşağı, sendeleye sıçraya, uçar gibi koştum, virajlı yolu bırakıp doğruca kırlara yöneldim, bayırları aşıp fundalıkları geçerek Grange’in yol gösterici ışığına doğru geldim.” (s.196) Burada kullandığı bütün sıfatlarda bu iki evin apayrı iki dünya olduğuna atıf vardır. Biri yokuşta, bayırda, fundalıklar ortasında, öteki düzde, kırların ortasında, yol gösterici bir ışıkta, adeta cennetten bir köşedir bu evlerin. Sözcük anlamı olarak ardıç kuşu ve haç çiftliği anlamına gelen Trushcross Grange tipik Victoria Çağı romanlarındaki gibi huzur verici bir doğayı imlerken, Uğultulu Tepeler, dönem romanlarındaki pastoral güzelliklere tezattır. Bu özelliğiyle korku verici, ıssız dağ başlarında geçen gotik romanlar geleneğinin de izleyicisi olmaktadır.

    Yazarın bütün hayatı, babasının rahip olarak görev yaptığı küçük bir köyde geçmişti. Buradan ancak çok kısa süreler için ayrılmıştı. Evleri kilisenin bitişiğinde ve köy mezarlığının hemen yanındaydı. Bu durumda romanın geçtiği kasvetli ortamın ilhamını uzaklarda aramaya gerek olmadığı açıktır.

    Fırtınalı ruhlar, kişiler ve olaylar
    Başta Heathcliff olmak üzere roman kişilerinin davranışları mantık ve akıldan çok aşk, nefret ve intikam gibi güçlü duyguların etkisi altındadır. Bu anlamda hem başkalarına hem kendilerine zarar verecek davranışlar sergilerler. Özellikle Uğultulu Tepeler çiftliğinde şiddet ve sevgisizlik ortamı egemendir.
    Heathcliff: Uğultulu Tepeler’in sahibi tarafından şehre indiği bir gün, sokakta bulunulup evlat edinilmiş kimsesiz biridir. Belki İngiliz İmparatorluğu sömürgelerinden gelme biri ya da Romandır. Doğum tarihi bilinmediği gibi bir adı da yoktur aslında. Ona Heathcliff yani çalılık ve sarp kaya adı takılır ve bu ad onun güçlü ve çetin kişiliğini vurgular. Yaşadığı sert hayat koşullarıyla katılaşmış biridir. Başkalarına olduğu gibi kendine karşı da acımasızdır. Siyah saçlı ve esmer görünüşüyle beyaz tenli, sarışın İngilizler arasında çirkin ördek yavrusu muamelesi görür.
    Heathcliff eve getirildiğinde Hindley Earnshaw 14, kızkardeşi Catherine 6 yaşındadır. Heathcliff evin oğlu Hindley’nin büyük nefreti altında bir çocukluk geçirir ve bu nefretle ikisi arasındaki gerilim ömür boyu sürer. Ev sahibinin oğlu tarafından aşağılanması ve küçümsenmesi onda son derece güçlü intikam duyguları uyandırır. Bu hislerle en sonunda Uğultulu Tepeler’i de Grange’i de ele geçirip ev sahiplerini mahvederek intikamını almayı başaracaktır. Hayattaki tek dostu ev sahibinin kızı Catherine’dir. Onun kendisiyle evlenmeyeceğini, sırf zengin, yakışıklı ve kibar diye sevmediği birini eş olarak seçtiğini öğrenince nefreti daha da bilenir, evi terk eder. Birkaç yıl sonra Catherine’in karşısına para kazanmış ve eğitim görmüş biri olarak tekrar çıkar. Catherine’in onu tekrar görmekten çok memnun olması kocasının kıskançlığına neden olur. Üstelik Edgar’ın kızkardeşi de Heathcliff’e âşık olur ve onunla evlenir. Bu evlilik Heathcliff’e Grange’in sahibi olmanın yolunu açar. Öte yandan Heathcliff kumar yoluyla Uğultulu Tepeler’e de sahip olur.

    Catherine Earnshaw: Güzel, akıllı ama arada bir başının dikine giden bir kızdır. Çocukluğunda yaptığı yaramazlıklarıyla ünlüdür. Heathcliff de yaramazlıklarında ona eşlik eder. Heathcliff’in adeta ruh ikizidir. Birbirlerine âşık olmakla birlikte ihtiraslı Catherine zengin ve kibar biriyle (Edgar Linton) evlenmeyi tercih eder. Bu evlilik onun için belki cennete düşmek olacaktır ama o yine de, bu cennetten kaçmayı, öteki yarısı saydığı Heathcliff’le buluşmayı arzu edecektir. Bu evliliği yapmakla hayatının hatasını yaptığını en başından beri bilmektedir. Fakat çözemediği bir çelişki içindedir. Aşk mı statü mü ikileminde satüyü tercih eder. Özgür ruhunu bir hanımefendi olmak uğruna bir konağa hapseder. Kendi ruhunu Heathcliff’inkiyle eş görürken kocasının ruhunun kendisininkinden ay ışığıyla şimşek veya buzla ateş kadar farklı olduğunu söyler. Catherine bu çözülmez çelişkiler içinde kendi sonunu hazırlar. Aslında onun için ölüm tek çaredir. Kendini açlığa mahkûm ettiği, fiziksel ve ruhsal olarak tükendiği kısa bir hastalıktan sonra kızı Cathy’yi doğururken ölür ve ondan sonra roman kişilerinin karşısına hayalet olarak çıkar. Hatta romanın anlatıcısı, aklı başında biri olan Lockwood bile onu rüyasında hayalet olarak görür. Fakat hayaletten asıl etkilenen elbette Heathcliff’tir ve Catherine’in hayaletli odasına kendisinden başkasının girmesini yasaklamıştır.

    Isabella: Edgar Linton’ın kızkardeşi Isabella’nın Heathcliff’e aşkı kısa zamanda kine dönüşür. Çünkü Heathcliff onu sevmemektedir ve onunla ailesinden intikam almak, bir de babası oğlunun erkek mirasçısı olmazsa malını kızına bıraktığı için evlenmiştir. Nitekim erkek kardeş Edgar’ın Catherine’den oğlu değil kızı (Cathy) olur. Böylece ev Isabella’ya kalacaktır. Isabella o kadar iyi ruhludur ki birbirlerinden nefret ettikleri halde Hindley’in Heathcliff’i öldürmesine engel olur. Fakat Heathcliff onu bıçak atarak kulağından yaralayınca evden kaçar ve geri kalan 13 yıllık ömrünü ondan uzakta Londra yakınlarında geçirir.

    Hareton, Cathy ve Linton: Hindley’nin oğlu Hareton da Cathy de pohpohlanmış çocuklardır. Hareton okuma yazma bile öğretilmemiş kaba saba biridir. Buna karşılık güçlü kuvvetlidir. Cathy nazlı büyütülmüş ama kibar ve meraklı bir kızdır. Hareton Cathy’den beş altı yaş büyüktür. Isabella ile Heathcluff’in oğlu Linton ise Cathy’den altı ay küçüktür. Linton hastalıklı, güçsüz, tip olarak dayısına benzeyen bebeksi davranışlı bir çocuktur. Linton annesi ölüp de dayısının yanına gelir gelmez Heathcliff babalık hakkını ileri sürerek onu zorla yanına alır. Cathy on altı yaşına gelinceye kadar iki kuzen görüşmezler; sonra bir gün Cathy kırlarda dolaşırken Heathcliff’le karşılaşır ve Heathcliff kızı bir bahaneyle kandırıp Uğultulu Tepeler’e götürür. Böylece Cathy, Linton’ın Heathcliff’in oğlu olduğunu öğrenir ve babası ona geçmişte olanları anlatmak zorunda kalır. Bir süre sonra yine Heathcliff’le karşılaşırlar. Heathcliff oğlunun çok hasta olduğunu, Cathy’nin gelip onu görmesi gerektiğini söyleyince kızcağız dayanamayıp kabul eder. Linton yine her zamanki gibi huysuzluk ve şımarıklık yapar. O sırada Heathcliff kızı Uğultulu Tepeler’e kilitleyip Linton’la evlenmezse, ölmek üzere olan babasını son bir defa göremeyeceğini söyler; böylece onu evlenmeye mecbur eder. Kızın ağır hasta babası bu zoraki evliliğin hemen ertesinde ölür. Kısa bir süre sonra da Linton’ın öldüğünü öğreniriz. Grange Heathcliff’in eline geçer ve oraya bir kiracı bulur. Bu romanın anlatıcısı Lockwood’dur. Romanın sonunda (Cathy on sekiz, Hareton yirmi üç yaşlarındayken) Cathy oğlanı cahilliği nedeniyle aşağılamaktan artık vazgeçer ve iki gencin arası düzelir. Bunu fark eden Heathcliff ise kendinden umulmayacak şekilde davranır; yani bu defa kaba kuvvete başvurmaz; artık değişmiştir, çocukların anne ve babalarını mahveden, o güne kadar çocuklara kan kusturan adam artık kötülük etmekten keyif almamaktadır; adeta içindeki intikam ateşi sönmüştür. Artık sürekli olarak Catherine’in hayaletiyle baş başadır. Yemeden içmeden, kesilir, dünya işlerinden elini eteğini çeker. Zaten kısa süre sonra da ölür. Ölüsünü Nelly, Catherine’in yatağında bulur. Her zaman Catherine’in hayaletini beklediği pencere açıktır ve içeriye yağmur girmiştir. Joseph ve köylüler onun da Catherine gibi hortladığına inanırlar.

    Dönemi içinde ayrıksı bir gotik roman
    Victoria Dönemi toplumsal yaşamın din temelinde şekillendiği, zengin yoksul ayrımının keskinleştiği, iyisiyle kötüsüyle çok sayıda (bir iddiaya göre 40.000 civarında) romanın yazıldığı bir dönemdir. Bunlar orta sınıf halkın aldığı gazetelerde tefrika edilir, okurun nabzına göre şerbet verilmek üzere değiştirilerek parça parça yazılırdı. Daha önce bazı örnekleri yazılmış ve Amerikalı yazar E. A. Poe ile zirvesine ulaşan Gotik edebiyatın ise Brontë kardeşler dışında fazla hatırlandığı söylenemez. Bu dönemde Charles Dickens, A. Trollope, W. M. Thackerey ve Mrs Gaskell gibi yazarlar ağırlıklı olarak gerçekçi romanlar yazdı. Dickens’in Noel öykülerinde yer alan hayalet ya da doğaüstü güçler, daha çok insanları doğru yola yöneltici unsurlar olarak var olurlar. Yine Dickens’ın Barnaby Rudge’ının Poe’ya ilham verdiği söylenir.

    Uğultulu Tepeler’de ise gotik özellikler romanın büyükçe bir bölümünde izlenebilir. Kitapta birçok hayalet sahnesi anlatılır.

    Catherine ölmek üzereyken Heathcliff’le son kez görüştüklerinde, ona acılarının tek sebebi olduğunu, yakında öleceğini, Heathcliff de ölüp kendi yanına gelmeden ruhunun mezarında rahat etmeyeceğini söyler. Nitekim bu kehaneti gerçekleşir. Hayalet olarak geri gelir ve Heathcliff’in karşısına çıkar Catherine. Ta ki Heathcliff ölene kadar…

    Hayaletlere inanmak 19. yüzyılda halk arasında yaygın bir inançtır. Nitekim romandaki köylüler, ikisinin de ölünce hortladığına inanmaktadır.

    Hayalet sahnelerinin ilki, romanın daha başlarında karşımıza çıkar. Bay Lockwood ev sahibini ikinci ziyaretinde bir kar fırtınası yüzünden geceyi Uğultulu Tepeler’de geçirmek zorunda kalır. O gece yattığı odanın tahtalarına Catherine ismi kazınmıştır ve rafta onun günlüğünün kimi bölümlerini bulur. Lockwood o gece rüyasında pencereye bir ağaç dalının çarptığını, bundan kurtulmak için camı kırdığını, dışarıda fırtına olduğunu ve kolunu dışarı uzattığında buz gibi bir el tarafından elinin yakalandığını görür. Dışarıda bir çocuk yüzü vardır ve bir ses kendisinin Catherine olduğunu söylemekte ve içeri girmek için yalvarmaktadır. Lockwood paniğe kapılır ve kolunu kurtarmaya çalışır. Bu amaçla hayaletin bileğini cama sürter. Kan aktığını görünce yaşadığı korkuyla uyanıp çığlık atar. Gürültüye uyanan Heathcliff onu Catherine’in çocukluk yatağında bulunca şiddetli bir öfkeye kapılır ve odadan çıkmasını söyler. Aynı zamanda büyük bir acı içindedir; odada yalnız kaldığını sanarak pencereye koşar ve ağlayarak Catherine’in hayaletine içeri girmesi için yalvarır.

    Heathcliff hayalet görmeye Catherine’in öldüğü gece başlamıştır. O gece gidip mezarı açmaya kalkmış, sonra birinin arkasında durduğunu ve bunun Catherine’in ruhu olduğunu, yani onun toprağın altında değil üstünde olduğunu hissetmiştir. “O benim yanımdaydı; eve kadar da benimle geldi,” diye anlatır. Catherine’in odasına koşar, onu heran görecekmiş gibi bir hisse kapılmıştır. Evden uzaklaştığında da onun Uğultulu Tepeler’de bir yerde saklandığını düşünerek hemen eve dönmeye bakar. Catherine’in odasında yatmak istese –oradan daha önce kovulmuş olduğundan– yatamaz, gözlerini kapadığı anda, Catherine’in ruhu ya pencerenin dışında belirir ya da odaya girer, başını yastığa koyar. Onu görmek için gözlerini açması gerekir, tekrar kapar, her defasında düş kırıklığına uğrar. Böylece on sekiz yıl geçirir. İç huzuruna kavuşması için Catherine’in evde değil mezarda olduğunu görmesi gerekmektedir.

    Nitekim Heathcliff, Edgar’ın mezarını kazan mezarcıya Catherine’in mezarını açtırır ve onun orada yüzünün 18 yıldır bozulmamış halde yattığını görür. Tabutun kendinin gömülmek istediği taraftaki çivilerini gevşettirir. “Böylece Edgar Linton’ın zerreleri bize ulaştığı zaman biz birbirimize iyice karışmış olacağız,” der (s.311). Ölüleri huzursuz etmeye utanmıyor musunuz? diye tepki gösteren Nelly’ye ise şu karşılığı verir: “Catherine’i huzursuz etmek mi? Hayır! Tam on sekiz yıl, gece gündüz o beni huzursuz etti. (…) Biliyorsun o öldüğü zaman deli gibiydim, bana dönsün, ruhu bana dönsün diye sabah akşam dua ediyordum. Ben ruhlara epey inanırım. Onların aramızda yaşayabileceklerine, zaten aramızda dolaştıklarına da eminim.” Gerçekten de on sekiz yıl boyunca Catherine’in ruhu onu rahat bırakmamıştır. Fakat bu olaydan sonra huzura kavuştuğunu, rüyasında kendini sonsuz uykuya dalmış, yüreğini durmuş gördüğünü söyler.

    Victoria Çağının başlıca özellikleri
    Victoria Çağı genel olarak tutuculuğuyla ünlü, buna karşılık bu tutuculuğun yavaş yavaş tersini ürettiği, kadın ve işçi hareketlerinin başladığı bir çağdır. Cinsel ahlak katı kalıplara sokulmuştur (Bkz. M. Foucault, Cinselliğin Tarihi). Bu yüzden büyük bir aşkın anlatıldığı bu romanda bile, en ufak bir cinsellik anıştırması yoktur.
    Öte yandan kadından tam bir uysallık beklenir. Kadın yazarlara karşı belli bir önyargı vardır. Belki bu yüzden Emily Brontë de diğer yazar kızkardeşleri Charlotte ve Ann gibi bir erkek adıyla (Ellis Bell takma adıyla) yazar.
    Emily belki mistik sayılabilir ama bir rahibin kızı olsa da dindar biri değildir.2 Bir şiirinde ölünce doğayla birleşeceğini imler: “Güneşli saçlarımın Ot köklerine sarılacağı zamandır” “The time when my sunny hair Shall with gross roots twined be”. Nitekim “evrensel cennet ve cehennem kavramlarından bu denli uzak başka bir tek büyük roman yoktur,” der E. M. Forster.3 Aynı şekilde baş kahramanları Heathcliff ve Catherine de güçlü hatta takıntılı tutkularının peşinden giderek tanrıya baş kaldıran kişilerdir. Heathcliff gururu yaralanınca şeytana dönüşen bir anti-kahramandır aslında. Roman ilk yayınlandığında bu özellikleriyle tepki toplamış, dine ve toplum ahlakına aykırı bulunmuş, yazarın ablası Charlotte bile kızkardeşinin bu romanıyla aşırıya kaçtığını düşünmüş ve bunu ikinci baskıya yazdığı önsözde dile getirmiştir.

    Yazar akıldan çok sezgiye önem verir, kahramanları ise daha çok duyguları yönetir. “Emily Brontë için sezdirme yoluyla dile getirdiği şeyler, açıkça söylediği şeylerden daha önemlidir. Sonra Heathcliff ile Catherine’in güçlü tutkuları, oturdukları evi ve yaşadıkları kırları çınlatana kadar, ancak böyle bir kargaşa ortamı içinde dışa vurulabilirdi,” der Forster (Bkz. E. M. Forster, Roman Sanatı, s.192 ve devamı).

    Yazdığı şiirlerden de anlaşıldığı gibi, Brontë daha çok doğaya düşkün, içine kapanık biridir. Fakat ne ilginçtir ki, hayvanları çok seven yazarın bu romanında köpeklere şiddet uygulanır. Çocuklar köpekleri asar. Fakat şiddet insanlar arasında da yaygındır. Heathcliff gençleri döver, uşağını çatıdan atmakla tehdit eder, karısına bıçak fırlatır, Linton ile dövüşür, Hindley de onun kafasına ocak maşasıyla vurur. Alkolik Hindley’nin dayağından küçük Hareton’u kâhya kadın dolaba saklayarak kurtarır. Bu şiddet ve korku ortamı da, bu yapıtı romans geleneğinden ayırıp gotiğe taşıyan öğelerden sayılabilir.

    Şiddet sadece kaba kuvvetten ibaret olmayıp romanı dolduran seslerle de verilir. Önemli olaylar sırasında, ya da dönüm noktalarında hep fırtına çıkar. Örneğin Lockwood’un Catherine’in hayaletini gördüğü gece, Heathcliff’in evi terk edip uzaklara gittiği gün vb. Sık sık kopan fırtınalar kahramanların iç dünyasında kopan fırtınaları imler. E. M. Forster’ın yukarda adı geçen yapıtında dediği gibi “Heathcliff ve Catherine’in duyguları genellikle romanlarda görülen duygulardan değişik bir biçimde işlev görmektedir. Kişilerin içlerinde yaşayacakları yerde bu duygular gök gürleten bulutlar gibi, onları çepeçevre sarar ve Lockwood’un rüyasında penceredeki kanlı eli görmesinden ta Heathcliff’in aynı pencere önünde ölü bulunmasına değin, romanı gürültülü patlamalarla doldururlar. Bütün roman seslerle doludur. Fırtınalardan, çılgın rüzgârlardan kopan bu ses, sözlerden düşüncelerden daha önemlidir.”

    Kısacası bu roman, o püriten dönemin roman özelliklerinin dışına taşan, mekân seçimi, içlerinde çok güçlü aşk ve nefret duyguları barındıran kişileri, hayaletleri ve kimi zaman eski bir mezarı kazıp tabutu açmaya varan çarpıcı olaylarıyla gotik nitelikler taşıyan bir romandır. En ilginç olan ise, Emily Brontë gibi küçücük bir Yorkshire köyünde yaşamış bir on dokuzuncu yüzyıl kadınının, böylesi çağının çok ilerisinde bir romanı meydana getirebilmiş ve bu romanıyla o küçücük köyden bütün dünyaya ve yüzyıllar ötesine sesini duyurabilmiş olmasıdır. Hayatı hakkında çok az şey bilindiği için şimdilik bunu nasıl başardığını açıklamanın da olanağı yoktur.

    1. Uğultulu Tepeler, Emily Brontë, Alfa Yayınevi, 2004, çev.Azize Bergin

    #gotikedebiyat #İngilizedebiyatı

    romankahramanlari replied 1 year, 7 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
Uğultulu Tepeler’de Gotik Öğeler* Makale Yazarı: …
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now