DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞEN PRENSES FİGÜRÜ
-
DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞEN PRENSES FİGÜRÜ
KUSURSUZ GÜZELLİĞİN BİR BÜTÜN OLARAK SUNUMU:
DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞEN PRENSES FİGÜRÜ*Makale Yazarı: Arş. Gör. Betül Havva Yılmaz – Arş. Gör. Nuriye Gülmen
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2013) 14. sayıda yayımlanmıştır.
#Birnesil güzelliği prenseslerden öğrenmiştir. O neslin çocukları annelerinin kıyafetlerini kendilerine etek yapıp eda ve işveyle uçlarından tutup kaldırarak reverans yapmaya çalışmışlardır. O neslin çocukları evlerinin perdelerini, tüllerine dolana dolana elbise yapmaya uğraşmaktan kornişinden koparmışlardır. Her biri kendini simlere bulayıp parıl parıl parıldamak için yanıp tutuşmuşlardır. Her biri uzun sarı saçlara kavuşmak için yaşları biraz büyüyünce papatya suyuna, oksijene sarılmıştır. Her birinin doğum günü isteği olmuştur #camdanpabuçlar, karpuz kollu #kabarıketekli uzun elbiseler. Bugün yirmili yaşlarına henüz veda etmiş kadınlar bizimle hemfikirdir diye düşünüyoruz, çünkü dedik ya, bir nesil güzelliği prenseslerden öğrenmiştir.
Güzellik; sonradan öğrenilen, zamanla birlikte ve kültürlerin çeşitliliğinde değişen, dönüşen, çeşitli unsurlarca yaratılmış beden algısıdır. Bir başka deyişle modern bir mittir.
#Güzellikalgısı üzerine çeşitli bilim alanlarında yapılan araştırmalar göstermiştir ki bir taraftan medya, müzik, sinema endüstrileri gibi kurumsal faktörler, diğer yandan ise aile, arkadaş, eş gibi sosyal faktörler güzellik miti denen ortak güzellik algısının oluşmasında pay sahibidir (bkz. Atik ve Örten, 2008: 31). Söz konusu güzellik algısının daha küçük yaşlarda oluşmaya başladığı, tahminin ötesine geçerek bilimsel verilerle de ortaya konmuş haldedir. #İncelik, #zayıflık üzerine kurgulanan günümüz ideal beden algısının çocuklardaki yansıması, yapılan bir araştırmada varılan “istemli yetersiz beslenme” yaşının yani kendini kilolu bulduğu için diyet yapma yaşının 12’ye kadar düştüğü sonucunda net bir şekilde görülebilmektedir (Hürriyet, 4 Ocak 2005).
Bilinmektedir ki çocukluğun ilk dönemlerinden itibaren insanlar, #rolmodelleri ile ilgili seçimlerini ailelerinin ötesinde medya figürlerinden öğrenmektedir (Oğuz, 2005: 34). Güncel Türkçe Sözlük’te “iletişim ortamı”, “iletişim araçları” şeklinde karşılığı verilen medya, “#medium” yani “araç” sözünün çokluğu olması dolayısıyla bilgi taşıyan herhangi bir organizasyon olarak pekâlâ düşünülebilir. Günümüzde #sinema ve #televizyonfilmleri, #diziler, #reklamlar, #çizgifilmler, internet, #sosyalmedya araçları, gazete, dergi, edebi niteliği olan ya da olmayan kitaplar ve bunlara ek olarak bir mesajı, bilgiyi taşıyan pek çok araç medya olarak kabul edilmektedir. Bugün bu kadar çeşitli medyadan çok sayıda medya figürüyle tanışan çocukların ana akım algıları edinmesi hiç de zor değildir. Aslında bundan 20-25 sene önce, teknolojinin bunca gelişip yaygınlaşmadığı dönemlerde de çocuklar medya figürlerinden kendilerine rol modeller edinmişlerdir. O zamanın çocuklarına bugüne kıyasla az sayı ve çeşitlilikteki çizgi filmler ve çocuk kitaplarıyla pek çok mesaj ulaştırılmış, pek çok algı kazandırılmıştır. Bugün en uç şeklini alan beden imgesi, güzellik algısı bunlardan yalnızca biridir.
#NecdetNeydim, Çocuk ve Edebiyat adlı çalışmasında 50’lerden itibaren güçlü bir şekilde oluşturulamayan yerli çocuk edebiyatının çeviri edebiyatın egemenliğinde kaldığını ifade etmiştir (Neydim, 2000: 45). Aynı çalışmasında en çok hangi kitapların Türkçe’ye kazandırıldığına sayısal verilerle yer veren Neydim’in tespitlerine göre 60’lı, 70’li ve 80’li yıllarda en çok çevirisi yapılan kitap, Jules Verne’in bütün kitaplarının toplam sayısının ardından #GrimmMasalları’dır (Neydim, 2000: 38). Bu çalışmadan hareketle söz konusu edilen yıllarda çocuklara yönelik yerli çocuk edebiyatının gelişmiş olmadığı, çocukların daha çok çeviri eserleri okudukları ve bu eserler içinde Grimm Masalları’nın önemli bir payı olduğu söylenebilir. Aynı dönemlerde Walt Disney’in Grimm Masalları’ndan çeşitli masalları çizgi film yapmış olması da zamanın çocuklarının medya figürlerinden edindikleri rol modelleri konusunda ipucu verecektir. O yıllarda çocuk olmuş günümüz yetişkinlerinin Grimm Masalları’ndan Pamuk Prenses’i, Uyuyan Güzel’i ve Külkedisi’ni rol model edindikleri, güzelliği ilk olarak masalların sihirli dünyasında öğrendikleri söylenebilir. Peki, bu #prensesler nasıl bir güzellik algısının görüngüleridir?
Neydim, #FrancesBurnett’in çok baskı yapmamasının yanında çizgi filmiyle geniş kitlelere ulaşmış #KüçükPrenses adlı eserini katı idealize kız çocuk figürünün tipik bir örneği olarak incelemiştir. Neydim, bu incelemesinde eserden yaptığı alıntılara da dayanarak prensese atfedilen özellikleri belirlemiştir. Prenses özelliklerinin başında, okuma yazma öğrenilince büyüklerin okuduğu kitapları ve gazeteleri okumaya başlayarak yetişkinlerin dünyasına adım atılması, çocukluğun bir çırpıda atlatılması gelmektedir. Bu #idealkız figüründe #alçakgönüllülük, #yardımseverlik, eli açıklık, küçükleri koruma, #sevecen yaklaşma da önemli özelliklerdendir (Neydim, 2000: 52-53).
Küçük Prenses adlı eserin başkişisi ##Sara, kendi karnı aç olmasına rağmen aç bir çocuk gördüğünde şu tepkiyi vermiştir: Ben bir prensesim diyordu. Ben bir prensesim, her şeyimi halkımla paylaşmam gerekir. Tahtından atılan yoksul kalan prensesler bile, her şeylerini kendilerinden daha kötü durumdakilerle paylaşırlar. Bir yüzbaşı kızı olan Sara’nın kendisini bütünüyle prenses hissetmesinin ruhsal açıdan tartışılır olduğunu ifade eden Neydim, bu örnekten hareketle şu yorumu yapmıştır:
Burjuva düşüncesinin soylulukta karşı çıktığı şey, toplumsal-töresel konumun kan bağıyla geçmesidir. Davranışlarıyla soylu olan Sara da, bu yüzden prensesliğe layık görülmüştür. Zorlama da olsa bu görüş, dönemine göre ileri düşünceyi göstermektedir. Ve Sara’nın kaderci bekleyişi sonunda ödüllendirilir. Babası iflas etmemiştir. Bir yanlış olmuştur. Sara her zamanki gibi zengindir, hatta zenginliği daha da artmıştır. Nihayet beklenen kurtarıcı gelir ve Sara hep mutlu süreceği düşünülen bir hayata başlar. Bu mutlu sonla, çizilen idealize kız figürüne zafer kazandırılmış olur. Bu zafer, aynı zamanda #burjuva dünya görüşünün çizdiği idealize figürün aristokrasiye zaferidir ve soyluluğun kan bağıyla olmadığının bir kanıtıdır. (Neydim, 2000: 56)
Neydim’in prenses figürüne bu yaklaşımına ek olarak #GülsümCengiz de prenseslerin anlatıldığı geleneksel halk masallarımızda ya da çeviri dünya masallarında kız tiplerinin ister zengin sınıftan ister yoksul halk kesiminden olsun son derece suskun ve edilgen olduklarını, onlar adına hep başkalarının karar verdiğini vurgulamıştır (Cengiz, Yayımlanmamış Ders Notu). Bunun yanında #Andersen’in #GerçekPrenses masalını örnek gösteren Cengiz, dokuz kat altındaki bir nohut yüzünden uyuyamayan yoksul kızın gerçek prenses, yani #doğuştansoylu olduğunun anlatılmasına dikkat çekmiştir.
Masalları #toplumsalcinsiyet bağlamınca inceleyen #MelekÖzlemSezer de güzelliğin masaldaki yazgısını ele almıştır. Sezer, kızın güzelliğinden söz ederek başlayan masalda yakışıklı prensle evlenmenin değişmez son olduğunu vurgulamaktadır. Sezer’e göre güzelliğin her derde deva, görkemli bir baht getirdiği temel savdır. Öyle ki her açmaz, umudun koşulu olarak güzellik çabasına yönlendirir (Sezer, 2010: 96).
Masal iki kadının güzelliğiyle ilişkisini tezatlarla kurar ve öğretisini vermek için kullanır, üvey anneyi kurban ederken diğer kadınlara ders verir. İradesiz iyiliğin, kendine dürüstçe sahip olmamanın erdemini… #Üveyanne rakibini öldürmek istemişti. Peki ya prenses? Şöyle de değerlendirilebilir bu iyi ve kötü karakterlerin üstelik hep aynı biçimde bir araya gelmesindeki ısrar: Elbette üvey anneler bunca kötü, üvey kardeşler çirkin, geçimsiz ve niteliksiz, en küçük hariç öz kardeşler de tembel ve bencil olmak zorundaydı. Çünkü iyiler alkış almak, hatta iyi olmak için bile kötünün yardımına yaslanıyordu. Ancak bu kadar kötü niyetli olmayıp Pamuk Prenses’in davranışlarının yetiştirilme biçimine, kültürel mirasa bağlı olduğu da söylenebilir. Ki bu durumda da masal yine tehlikeli bir öğreti sunmaktadır: Güzelliğin iyi baht getirdiği. (Sezer, 2010: 96)
Sezer’in de bahsettiği gibi güzellik #iyibaht getirecek kadar önemlidir. Öyle ya #PamukPrenses kan damlası kadar kırmızı dudakları, adına yansıyacak kadar kar beyaz teni ve simsiyah saçlarıyla üvey annesinin aynasının da işaret edeceği kadar “dünyanın en güzeli”dir. Evet belki pek çok sıkıntı yaşamıştır ama nihayetinde bahtı da kendi kadar güzelleşecektir. #Külkedisi de üvey annesini ve kız kardeşlerini kıskandıracak kadar güzeldir ve güzelliğinin mükâfatı olarak prens onca kızın katıldığı baloda onu seçecek, elinde bir ayakkabıyla onun peşine düşüp onunla evlenecektir. #UyuyanGüzel’e zaten daha doğduğu gün yeryüzünün tüm iyilikleri ve güzellikleri hediye edilmiştir. Kötü bir büyü nedeniyle derin bir uykuya dalmış olsa bile onun kulaktan kulağa yayılan dillere destan güzelliği için dünyanın dört bir yanından gelen prensler dikenli sarmaşıklarla sarılmış saraya girmeye azmetmiş lakin en sonuncusu hariç hepsi onun güzelliği uğruna can vermiştir.
Araştırmacıların prenseslere ve onların güzelliklerine yaklaşımları da göz önünde bulundurulduğunda prenseslerden öğrendiğimiz güzellik algısının az evvel bahsi geçen dış görünüşün kusursuzluğunun yanı sıra soyluluk, iyi yüreklilik, edilgenlik, kadercilik gibi özellikleri de barındıran bir paket halinde sunulduğu görülmektedir. Peki, günümüzde prenseslerin varlığından söz edilebilmekte midir? Şayet edilebilirse bugünün çocuklarına rol model olsun diye sunulan çağımızın prensesleri de atalarıyla aynı niteliklere mi sahiptir?
2012 yılının en çok okunan çocuk kitapları listesine (1) göz atıldığında çok sayıda “prensesli” kitabın varlığıyla karşılaşılmaktadır. Bu durum, prenseslerin günümüzde hala yaşadıkları, üstelik çok okunuyor olmaları dolayısıyla da en az eskisi kadar sevildikleri ve rol model alındıkları düşüncesini yaratmaktadır. 2012 yılında çocuklar tarafından en çok okunan kitaplar içinde neredeyse her yaş grubuna yönelik bir “prensesli” kitap bulunmaktadır. Bu yazıda, söz konusu çok okunan farklı yaş gruplarına yönelik “prensesli” kitaplar, yarattıkları yeni prenses figürleri açısından ele alınacaktır.
“Bütün Gün Esneyen Prenses” dört ila dokuz yaş grubundaki çocuklar tarafından çok okunan kitaplardan biri. Kitabın daha isminde ters yüz edilmiş bir prenses figürüyle karşılaşılmaktadır. Carmen Gil tarafından anlatılan, Elena Odriozola tarafından resimlenen ve Esin Güngör tarafından Türkçeye çevrilen #BütünGünEsneyenPrenses, Redhouse Kidz Çocuk Kitapları tarafından ilk defa 2007, ikinci defa 2011 yılında basılmış. Bütün Gün Esneyen Prenses, bütün gün esneyen, esneme bulaşıcı olduğu için kralı, kraliçeyi, bakanları, hatta bahçıvanın kedisini köpeğini bile esneten bir prensesin hikâyesidir. Esnemekten başka hiçbir şey yapmayan kızını kendine dert edinen kral, hikâye boyunca kızının esnemesini geçirmek için her yolu dener. Fakat ne kızın ne de diğerlerinin esnemesi geçer. Ne zaman ki prenses sarayda çalışan uşaklardan birinin oğlunun havuza düştüğünü görüp güler, işte o zaman esnemesi de geçer. Sonrasında çocuk ve prenses arkadaş olup birlikte prensesin oynaması yasaklanan oyunları oynarlar ve bu sayede kralın çare bulamadığı prensesin esnemesi sona erer.
Bütün Gün Esneyen Prenses’te prensesin neden esnediği anlaşılana kadar alışılmışın dışında bir prenses figürü çizilerek prensesliğin eleştirisi yapılmıştır. Öyle ya “esnemek” bir prensesin asla yapmayacağı bir davranıştır. Miskinlik, tembellik göstergesi kabul edilebilecek “sürekli esnemek” tanıdığımız hiçbir prenseste olmayan bir özelliktir. Bizim prenseslerimiz soylu oldukları kadar iş başa düştüğünde külkedisi gibi her türlü işi yapabilecek kadar çalışkandırlar. Bütün Gün Esneyen Prenses’in ilerleyen sayfalarında bu yeni model esneyen prensesin esneme nedeninin yasaklanan oyunlar olduğu öğrenilecektir. Zira esnemesine son veren, kendisini güldüren çocukla yasak oyunları oynamaya başladıklarında prenses bir daha hiç esnemeyecektir. Bu #yasakoyunlar ise çekirge yakalamak, tepelerden aşağı yuvarlanmak, terk edilmiş bir şatoda hayalet aramak, göle dalmak, elim sende oynamak ve yüzünü çamurla boyamak gibi muhtemelen bizim tanıdığımız prenseslere de yasaklanmış olan oyunlardır. Bütün Gün Esneyen Prenses Neydim’in de dikkat çektiği, bir prensesten beklenen çocukluğun bir çırpıda atlatılması özelliğini, soyluluk gereği olarak asil davranışlar sergilemeyi ince bir alayla eleştirmiştir. Dört ila dokuz yaş arasındaki çocuklar için yazılan ve resimlenen bu eser prenseslerin de çocuk olduklarını, oyunun çocuklar için büyük bir önem taşıdığı mesajını vermektedir.
Bütün Gün Esneyen Prenses, prenseslik kurumuna yönelttiği bu eleştirinin yanında resimleriyle de alışılmış kusursuz güzellikteki prenses imgesini yıkmaktadır. Kitapta yer alan resimlerde prenses, çocukların bakmaya doyamadıkları, benzemek için can attıkları Pamuk Prenses, Külkedisi ve Uyuyan Güzel’e hiç benzememektedir. Renklerinin canlılığı, desenlerinin göz alıcılığıyla çocukların dikkatini mutlaka çekecek olan resimlerde öğretilmiş güzellik unsurları bir yana insan figürlerinin her birinin deforme edildiği, değişik bir formda çizildikleri görülmektedir. Bu da çocuk yaşta kazandırılan beden algısının mizahi bir dille eleştirisidir.
2012 yılının çok okunan “prensesli” kitaplarından biri de Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 2011 yılında çıkan #Zogi. #JuliaDonaldson ve #AxelScheffler’in kaleme aldıkları Zogi’de bir ejderhayla prensesin arkadaşlığı anlatılır. Zogi okulda “tam bir ejder” olmayı öğrenmektedir. 4. sınıfa geldiğinde öğretmeni Bayan Ejderha küçük ejderlerden birer prenses kaçırmalarını ister. Zogi Prenses İnci’yi kaçırır. İnci okulda #ejder olmayı öğrenmeye çalışan küçük ejderlerin yaralarını sarar, onlara yardım eder. Ejderler 5. sınıfa başladıklarında ise onlardan beklenen savaşmalarıdır. Zogi’nin savaşacağı kişi oracıkta beliriverir. Prenses İnci’yi kurtarmak için gelen atlı şövalyeyle Zogi kavgaya tutuşacakken #Prensesİnci araya girer ve bağırmaya başlar:
Durun, sizi şapşallar!
Dünyada zaten yeterince kesik, yanık, yara bere var.
Kurtarma beni! Geri dönüp bir prenses olmayacağım,
O süslü püslü, aptal elbiseler içinde sarayda salınıp durmayacağım.
Doktor olmak istiyorum ben, dere tepe dolaşıp
İnsanların dertlerini dinlemek, onları iyileştirmek istiyorum ben. (Donaldson ve Scheffler, 2011: s.n. yok)İnci’nin bu sözleri üzerine #şövalye de #doktor olmaya karar verir. Zogi de onlara katılıp ambulansları olmayı teklif eder. Hep birlikte uzaklaşırlar.
Zogi’de de yine alışılmış prenses figürünün eleştirisiyle karşılaşılmaktadır. Zogi’nin Prensesi İnci’si bilindik prenseslerden hem dış görünüşü hem de davranışlarıyla farklılık göstermektedir. Resimlerde karşımıza çıkan İnci, prensesten ziyade ormanda oyun oynayan küçük bir kıza benzemektedir. Kıyafetleri, çorap ve ayakkabıları rengârenk ve biçimsizdir. Prenses olduğunun tek göstergesi başındaki taçtır. Yüzü kusursuz olmaktan çok uzaktır. Gözleri patlak ve burnu çok büyüktür. İnci’nin dış görünüşünde kendini gösteren bu farklılık davranışlarıyla daha da belirginleşir. İnci prenseslerde görmeye pek de alışık olmadığımız biçimde ormanda dolaşıp ejderhaların yaralarını sarmaktadır.
Prenses İnci hikâyenin sonunda prens tarafından kurtarılmayı reddetmesiyle prenses kaderciliğine adeta meydan okumaktadır. Masallarda karşılaştığımız kurtarılmayı bekleyen prenseslerin aksine İnci edilgenliği kabul etmez. Kendisini kurtarmaya gelen prensle Zogi’nin arasına girdiğinde söylediklerinden, bu reddedişin ardında yatan motivasyonun insanlık için faydalı bir şeyler yapmak olduğu anlaşılmaktadır. İnci “sarayda süslü püslü kıyafetler içinde salınmak” yerine insanların derdine derman olmak istemektedir. Bu yüzden de doktor olmayı seçmiştir.
Günümüz çocuklarının okumak için tercih ettikleri bir diğer kitap ise #PrensesKoleji üst başlıklı Vicky’nin Tacı, Bu Nasıl Bir Prens? ve Sahaların Prensesi isimlerini taşıyan üçleme. 2011 yılında Beyaz Balina yayınlarından çıkan Prenses Koleji serisinde Vicky isimli bir kızın başından geçenler anlatılmaktadır. Vicky soylu bir aileden gelir, ancak aile isminde kalmış olan bu soyluluk #Vicky’nin yaşamında sadece soyluluğa düşkün #HenriettaTeyze’nin ziyarete gelişlerinde kendini gösterir. Vicky’nin sıradan, küçük ailesiyle #ÇiçekliVilla’da sürdürdüğü yaşam Henriatta Teyze’nin onu Prenses Koleji’ne gönderme önerisiyle değişir. Prenses Koleji serisinin ilk kitabı olan Vicky’nin Tacı’nda, kendisine “prenses” denmesinden nefret eden ve hiç de prenses gibi hareket etmeyen Vicky’nin Prenses Koleji’nde öğrenim görmeye başladıktan sonra yaşadıkları anlatılmaktadır.
Teyzesinin teklifini kabul ederek Prenses Koleji’ne giden Vicky orada kendisi gibi prenses olmayı istemeyen kişilerle tanışır. Prenseslikten başka idealleri ve merakları olan bu kişilerle “muhteşem dörtlü” adını verdikleri bir grup kurarlar. Bu grubun tam karşısında da kendilerini “süper fantastikler” olarak adlandıran prenses olma meraklısı üç kız bulunmaktadır.
Vicky ve arkadaşları kitabın başında şu şekilde tanıtılmışlardır:
Vicky: Vicky prenses olmak yerine koşup oynamayı tercih eden hayat dolu bir kız.
Sunny: Sunny’nin anne babası iki ünlü rock yıldızı ama onun asıl ilgi alanı kimya.
Nell: Şeker gibi tatlı bir kız olan Nell çılgın bir rugby tutkunu.
Lin: En büyük tutkusu resim yapmak olan ve günün birinde ünlü bir ressam olmayı hayal eden Çinli bir kız.“#Süperfantastikler” ise “muhteşem dörtlü”nün tam zıttı bir biçimde tanıtılmışlardır:
Brigitta: Son derece zarif ama burnu havada bir kız. Yılın prensesi seçilmek için her şeyi yapmaya hazır.
Marguerite: Brigitta’nın hayranı olan Marguerite tam bir emir kulu.
Scarlett: Zenginliğiyle tanınıyor (Babası kızarmış tavuk piyasasının kralı). Beyaz atlı prensine kavuşacağı günün hayalini kuruyor.Prenses Koleji serisinin temel çatışması bu iki grubun zıtlığı üzerine kurulmuştur. Vicky ve arkadaşları o yaş grubu kızlarından beklenenin aksine prenses olmanın gerektirdiği kusursuz güzellik, yetişkinlere has davranışlar ve soyluluğu reddederek bilim, sanat ve spora yönelmişlerdir. Vicky’nin en büyük hayali yazar olmaktır. Kimya ile ilgilenen Sunny’nin ideali bir gün Nobel ödülünü almaktır. Nell rugby, Lin resim tutkunudur. “Muhteşem dörtlü”nün her biri kendilerine has ilgi alanları, merakları ve idealleriyle tanıtılırken Brigitta ve arkadaşları sadece Brigitta’nın yılın prensesi olma hedefi için yaptıklarıyla okura sunulmaktadır.
Esasında Brigitta ve arkadaşları prenseslerde olması beklenen özelliklere abartılı bir ölçüde sahiptirler. Brigitta, prensesin güzel olması gerekliliğinin en uç noktası olarak okula on iki adet valizle gelmiş, çorabının kaçması ve tırnaklarının bozulmasını kendisine korku edinmiştir. Marguerite prenses edilgenliğinin en son örneği olarak Brigitta’ya itaat etmekte, kendisinin yerine kararları onun vermesine izin vermektedir. Scarlett ise tipik bir kaderci prensestir, beyaz atlı prensinin gelmesini beklemektedir.
Bir zamanlar anlatılan masallarda çocuklara örnek gösterilen bu davranışlar Prenses Koleji serisinde olumsuzlanmaktadır. Masallarda mutlaka iyi kalpli olan prenseslere atfedilen bu davranış biçimleri Prenses Koleji serisinde hikâyenin “kötü” kişilerinde, yani Brigitta ve arkadaşlarında görülmektedir. Zira Brigitta ve arkadaşları tıpkı dünyanın en güzel kadını olabilmek için Pamuk Prensesi öldürmeye çalışan üvey anne gibi yılın prensesi seçilebilmek adına her türlü oyuna başvurabilecek kadar kötüdürler.
Serinin iyi kalpli ama prenses özellikleri taşımayan başkişisi Vicky, “sonsuzadekvicky@prenseskoleji.com” olan e-posta adresinden de anlaşılacağı üzere hiçbir zaman bir prenses olmayacağını her fırsatta vurgulamaktadır (Prunella, 2011a: 11). Prenses Koleji serisinin yazarı “Mükemmel bir prensese dönüşmek istemiyorum. Kendimi bir kez bile bu şekilde görmek istemiyorum,” (Prunella, 2011c: 51) diyen Vicky ve onunla aynı fikri paylaşan arkadaşları üzerinden prenseslik kurumunun eleştirisini yapmaktadır.
Vicky prenseslerin güzelliklerine güzellik katan, onları kusursuz kılan kıyafetlerini beğenmemekte, tercihini #yırtıkkot pantolon ve tişörtten yana kullanmaktadır: “O gün yırtık kot pantolonunu giymişti. Yeşil gözlerini kumral buklelerinin arasından gardırobuna dikti. Kapısı ardına kadar açık olan gardırobunda -Willow dükkânından satın aldığı- parlak renkli gömlekleri ve elbiseleri asılıydı. İçlerinden biri özellikle dikkat çekiyordu; dik yakalı, karpuz kollu, eteği baldırlarına kadar inen, yüksek kemerli bir elbise. Bu pembe elbise akıllara narin bir bahar çiçeğini getirecek kadar zarifti. Ona eşlik eden ayakkabıları da bir o kadar şıktı. Kısa bir süre sonra Vicky, yırtık kot pantolonunu ve mor bluzunu, teyzesinin ona hediye ettiği bu zarif elbiseyi giymek için çıkartmak zorunda kalacaktı. Bukle bukle olan saçlarını atkuyruğu yapması ve ikizlerle birlikte alt kattaki oturma odasına inmesi gerekecekti.” (Prunella, 2011c: 13)
Vicky soylulara has davranışlarla ilgili de sorunlar yaşamaktadır. Soylu Henrietta Teyze Vicky’lere ziyarete gelmek üzeredir. Vicky onun görgü kurallarıyla ilgili yapacağı hatırlatmaları düşünür: “Görgü kurallarından kastı dizleri bükerek reverans yapmaktı. Ancak hiç de kolay değildi bunu yapmak. Ayrıca Vicky’nin soyluların onu tepeden tırnağa süzen bakışları karşısında gülmemeyi de öğrenmesi gerekecekti.” (Prunella, 2011c: 13)
Kral kızı olan, saraylarda refah içinde yaşayan prenseslerin varlıklı oluşları da Vicky için önemli değildir: “Para konusuna gelirsek… Büyük dedem tüm servetini, yabancı ve garip yerleri keşfetmek amacıyla, altı kez dünya turu yaparak harcamıştı. O günden beri, çamaşır makinesinin bozulmamasını umut etmek ve bunun için uğraşmak zorunda kalmıştık çünkü yenisini satın almak, bizim için çok masraflı olacaktı. Kısacası oldukça sıradan bir ailem var ama hiçbirimiz mutsuz değiliz. Bir kraliyet sarayında yaşamasak da hepimiz, oldukça mutlu insanlarız. Yaşadığımız yer çiçekli bir villadır ve burada her şey en fazla beş dakika içinde düzene girer.” (Prunella, 2011c: 13)
Bütün bu özelliklerin yanı sıra belki de prenseslerin en önemli özelliği olan güzellik konusunda da Vicky kendi fikrine göre hiç iyi değildir: “Zengin ve yakışıklı prens zarif ve kıymetli mücevherlerle süslenmiş birini kraliyet sarayındaki törene davet etmek için kapının önünde bekleyecekti. İşte bekleyeceği kişi prensesti; herkes böyle düşünürdü sevgili günlüğüm… Ben güzel miyim? Bu patatese benzeyen burnum ve karman çorman saçlarımı düşünecek olursak, KESİNLİKLE HAYIR… Kıymetli mücevherlerle süslenmiş? Sahip olduğum tek mücevher ikizlerin bana yaptıkları, renkli şeritlerle süslenmiş bir kolye.” (Prunella, 2011c: 20)
Örneklerden de görüleceği gibi #Prunella, Prenses Koleji üst başlıklı üçlemesinde geçmişten günümüze kadar olumlanarak gelmeyi başaran prenses figürünü olumsuzlamış, prensesler tarafından öğretilen ve davranış biçimleriyle de tamamlanarak bir bütün halinde sunulan güzellik algısını yıkmıştır.
Bir neslin masallardan, kitaplardan, çizgi filmlerden öğrendiği; araştırmacıların tespit edip dillendirdiği; dış görünüşün yanı sıra hayata bakış açısı ve davranış biçimlerini de kapsayan prenses figürünün zaman içinde değiştiği görülmektedir. Prensesler tarafından bir bütün olarak sunulan kusursuz güzellik 2012 yılında çok okunan kitaplar arasında yer alan “prensesli” kitaplarda eleştirilmiş, reddedilmiştir. Bu kitaplarda prensesler kusursuz güzellikte resmedilmemiş, dış görünüşleri ön plana çıkarılmamıştır. Hatta Prenses Koleji serisinde dış görünüşü ön plana çıkarılan kişilere olumsuzluk yüklenmiştir. Masallardaki prenseslerde dış güzelliğin tamamlayıcısı olarak sunulan soyluluk, edilgenlik ve kalenderlik gibi özellikler 2012’nin prenseslerinde görülmemekte, aksine söz konusu özellikler merkeze alınarak prenseslik kurumuyla bu bağlamda alay edilmektedir. İncelenen kitaplarda, değişen prenses figürüyle birlikte geçmişten bugüne kadar bir bütün olarak sunulan kusursuz güzellik algısının yıkıldığı, yerini yeni güzellik unsurlarının, yeni değerlerin aldığı görülmektedir.
NOTLAR:
* Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü
(1) Söz konusu liste ile kastedilen Aytül Akal’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmış “çocuklar bu kitapları okuyor” listesine ek olarak tarafımızca yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan kitapların listesidir.KAYNAKÇA:
-Atik, Deniz; Örten, Tuğba. “İdeal Beden İmgesini Oluşturan Sosyal ve Kurumsal Faktörler ve Bu İdealin Bireyler Üzerindeki Etkileri”. Edebiyat Fakültesi Dergisi 25. (Haziran 2008): 17-34.
-Bat, Prunella. Prenses Koleji: Vicky’nin Tacı. İstanbul: Beyaz Balina Yayınları. 2011.
-Cengiz, Gülsüm. Yayımlanmamış Ders Notu. Osmangazi Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü, Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dersi. 2011-2012.
-Donaldson, Julia; Scheffler, Axel. Zogi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2011.
-Gil, Carmen; Odriozola, Elena. Bütün Gün Esneyen Prenses. İstanbul: Redhouse Kidz Yayınları. 2011.
-“Diyet Yaşı 12’ye Düştü Okulda Başarısızlık Arttı”. Hürriyet. (4 Ocak 2005).
-Neydim, Necdet. “Yakın Tarih ve Günümüz Açısından Çeviri Çocuk Edebiyatı.” Çocuk ve Edebiyat: Çocukluğun Kısa Tarihi, Edebiyatta Çocuk Figürleri. İstanbul: Bu Yayınevi. 1998, 34-40.
——. “Katı İdealize Kız Çocuk Figürüne Tipik Örnek: Küçük Prenses.” 51-56.
——. “90’larda Türkiye’de Çocuk Edebiyatına Bakış.” 45-47.
-Oğuz, Gürsel Yaktıl. “Bir Güzellik Miti Olarak İncelik ve Kadınlarla İlgili Beden İmgesinin Televizyonda Sunumu”. Selçuk İletişim. (Ocak 2005): 31-37.
-Sezer, Melek Özlem. “Femme Fatale Anne, Saf Kız: İki Kadının Güzelliğiyle Girdiği İlişki, Bağımlılık ve Bağımsızlık Talepleri.” Masallar ve Toplumsal Cinsiyet. İstanbul: Evrensel Basım Yayın. 2010, 88-99.
Sorry, there were no replies found.
